Laf salatası yapmaya hiç gerek yok. Fenerbahçe tarihi bir anlamda bir ulusun özgürleşme ve
birleşme tarihine paralel olarak bir ittifak tarihidir. Fenerbahçe ta Union Clup’tan beri birleşmektir. Bir elin çıkmayan sesine karşılık ellerin kavuşması, tek bir yerde birleşmesidir.
Kim inkar edebilir bunu? Cümleyi kuvvetlendirmek için tarihi alıntılara sırt dayamaya gerek var mı?
Lafı uzatmadan Kuva-i Milliye dönemine ve bu dönemdeki Fenerbahçe’nin durumdan vazife çıkararak
yaptıklarına bakmak yeterli. Kurumsal anlamda yüzyıla yakındır farklı görüşleri bir arada
bünyesinde taşıyış biçimini görmek fikri daha da pekiştirecektir.
Oysa Fenerbahçe son yıllarda bir dağılmanın, ayrılıkçılığın sert sıfatları ile anılır oldu. Bu bir
çarpıtma mıdır, rakiplerin uydurması mıdır? Tartışılır. Köz kıvamında da olsa bir ateş vardır bu
dumanı yükselten. Evet gruplar var Fenerbahçe’de. Yönetim içi gruplar, takımda gruplar, kongre
üyesi grupları, tribün grupları var. Ama bunlar Fenerbahçe’nin "ayrılıkçı" güçleri değildir.
Gruplar bu cumhuriyetin siyasi partileridir. Taraftar grupları ise sivil toplum örgütleri.
Çarpık da olsa iyi niyetle demokratik bir geleneği korumak ve yaşatmaktadır bunlar Fenerbahçe
için.
Lakin Fenerbahçe bu ülkeye en çok benzeyen kurum olarak minyatür bir Türkiye’dir. Bu
ülkede demokrasi ne kadar varsa bizde de en fazla o kadar vardır. Bu ülke ne kadar iyi
yönetilebildiyse Fenerbahçe de en fazla o kadar iyi yönetilmektedir. Bu ülkede sivil toplum
örgütleri ne kadar işlevselse Fenerbahçe’de de o kadardır. Bu ülkeye ne kadar kızıp yine de ne
kadar sevebiliyorsanız aynı şey Fenerbahçe için de geçerlidir. Bundandır ki bizim gruplarımız
(siyasi partilerimiz) siyasi geleneklerin aksine demokratik çok sesliliği tam olarak yerine
getiremezler. Caz müziği gibi ayrı ezgileri ahenkle çalan çalgıların uyumudur demokrasi. Bizde
ise yıllardır bir kakofoni...
Neyse ki yine de her şeye rağmen ite kaka da olsa çok
seslilik bir biçimde gerçekleşebiliyor bizim buralarda. Örneğin başkanlık seçimlerimiz
başkalarında olduğu gibi okula sınıf başkanı seçercesine tatsız, tuzsuz geçmiyor.
Şimdi meseleye sivil toplum örgütleri cephesinden bakalım. Demokratik geleneğin en önemli
araçlarındandır sivil toplum örgütleri. Beş yılda bir, seçimden seçime varolan demokrasiyi
toplama yayma çabasıdır. Demokrasinin sadece oy vermekten ibaret kalmamasının sağlanmasıdır.
Toplumun yönetimler üzerinde söz sahibi olmasını, yani vatandaşın bir anlamda siyasetin baş
aktörlerinden olmasını sağlar tüm sivil toplum örgütleri. 3 milyonluk İsviçre’de 12 milyondan
fazla sivil toplum örgütü üyesi olması neyle açıklanabilir? Çocukları saymazsak neredeyse her
vatandaş en az 3-4 örgüte üyedir bu küçük ülkede. Türkiye ise gerçekten sivil inisiyatif
açısından acınacak bir halde Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında.
Yine de kurumsal varlığı açısından, "cumhuriyet" metaforu bu ülkede Fenerbahçe’den başka
kimsenin üzerine yakışmıyor. Bizim Fenerbahçe Cumhuriyeti’mizde de onlarca sivil inisiyatif
mevcut ve bu yapılar aktif katılımın en güzel örnekleri durumunda. Ancak sorunun kaynağı
grupların varlıklarında değil varlık biçimlerinde. Maalesef Fenerbahçe’yi tutar ve sever gibi
kendi gruplarını sevenler "grupçuluk" yaparak yıllardır bizi kemiren virüsü bulaştırdılar
bünyemize. Oysa dünyanın tüm uygar yerlerinde olduğu gibi bir oluşum sizi temsil etmemeye
başladıysa ondan ayrılabilirsiniz. Bir sivil oluşuma dahil olmak kader değildir hiçbir yerde.
Bizde ise tam tersi. Falanca grubun mensubuysanız onu Fenerbahçe’yi sever gibi kayıtsız şartsız
seversiniz. Uğruna besteler yapıp söylersiniz. Dedik ya bu ülkenin minyatürüdür Fenerbahçe.
Bunun daha geniş halini bu ülkede de görebilmek mümkün. Yıllardır takım tutar gibi parti tutan
kitleler birbirini tekrar eden başarısız partileri defalarca hiç ders almadan iktidara
taşımadılar mı?
Fenerbahçe’de tüm organların senkronizasyonunu sağlamak için geç kalınmış
değil. Köklü kurumsal reformlar yapabilmenin en önemli adımlarından birisi de bu çok sesliliği
caz müziğine çevirmekten geçiyor. Farklı çalgıların, farklı ezgileri uyumlu bir biçimde çalarak
yakaladıkları ahenk anlamında caz müziği Fenerbahçe’yi anlatan en önemli kavram olmalıdır bir an
önce. Yoksa yıllarca bu arabesk havanın Fenerbahçe’nin fonu olmasından kurtulamayacağız.
İşe önce her çalgının doğru sesi alabilmek için kendisini akort etmesiyle başlanmalı. Bütün
dernekler, gruplar, tribün grupları bir özeleştiri ve özdenetim mekanizmasını geliştirmek zorunda.
Akabinde orkestra şefi çıkıp bu çalgıları yönlendirmeli. Tribünlerimizdeki tüm grupları
yönlendirecek bir çatı altında toplayacak bir birliğin oluşturulması şart. Tribün grupları
Fenerbahçe’nin tribündeki parmakları olarak yine bir ittifak tarihi yazıp yumruğu oluşturmalı.
Orkestra şefi bulunmalı.
Uzun lafın kısası: Fenerbahçe caz yapmalı yoksa cazırtı hiç bitmeyecek...