Çok yakın bir süre önce herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşansa ucu hükümet devirmeye kadar
gidebilecek ciddi bir olay yaşandı. Eski hakem Sadık İlhan kendi hakemliği döneminde tanık olduğu
hakemlere telkin yoluyla şike yapılması meselesini ortaya attı. Vurdumduymazlığın, aymazlığın bir
erdeme dönüştüğü bir iklimde birilerinin çıkıp aksini ispat edemediği için harakiri yapmasını
beklemiyorduk elbette. Hiç olmazsa bir açıklama... Ancak olayların üstü örtüldü sessizce. Bu
hileleri yapanlar kimbilir hangi tehditlerle Sadık İlhan'nin söylediklerini yalanlamasını bile
becerdiler. Ya Sadık İlhan o gün o programda sarhoştu ya da birileri bu adamı tehdit ediyor. Bunu
bile araştırmak kimsenin işine gelmiyor.
Kadıyı kadıya şikayet olmaz elbette. Biz de ancak kendi kendimize dertleşebiliyoruz böyle. Son
yıllardaki Fenerbahçe'deki düşüşle beraber hakem hatalarının Fenerbahçe aleyhine artışını da
birlikte yaşadık. Başarı-başarısızlık paradoksunun mutlak değer kabul edildiği futbol ikliminde
başarılı olduğunuz sürece haklısınızdır. Sportif başarısızlığı son yıllarda üzerine geçiren
Fenerbahçe hakemler konusunda ne kadar ses çıkarmaya çalışsa da bunlar başarısızlığın bahanesi
olarak bize geri dönmektedir.
"Canım, Avrupa'da da mı hakemler aleyhinize çalışıyor?" argümanı sık sık bu konuları gündeme
getiren Fenerbahçelilerin suratına fırlatılır. Avrupa başarısızlığı ve hatta ligdeki başarısızlık
hakemlerin hatalarını örtmeye yetmiyor. Hakemlik kurumu için sorulacak ciddi bir soru da şu
olmalıdır bu durumda: "Türk hakemliğinin Avrupa'daki başarısı nedir?" Öyle ya, madem mızıkçılığı
Fenerbahçe çıkarıyor, güzide ve son derece başarılı hakem camiasına gölge düşürüyor; ben de
kendilerinin çok inandığı bu paradoks çerçevesinde soruyorum gayet açık bir biçimde. Madem o
kadar iyiydiniz siz niye Avrupa'da yoktunuz? Yoksa Avrupalı, Türk hakemlerine güvenmiyor mu?
Yoksa dönen ilişkileri onlar daha iyi mi biliyor?
Türkiye liglerinde özellikle şampiyonluk mücadelesi veren takımlar arasında oynanan futbol
kalitesi üç aşağı beş yukarı birbirinden çok farklı değil. Üç büyüklerinin ıkınarak kazandıkları
maçların benzerlerini, benzer oyun kalitesiyle oynayan Fenerbahçe çoğu zaman kaybediyor. Hakemin
takdir hakkı denilen kavram genellikle Fenerbahçe aleyhine olmasında hiç bir sakınca görülmüyor.
Türkiye'de hakemlik kurumu yozlaşmış ve kişilerin güdümüne girmiştir. Kuralların konması,
korunması ve uygulanmasında tutarlılık yoktur. Küfür yüzünden saha kapatanlar bir başka yerde
küfürü duymaz oluyorlar. Kadıköy'de anons yapabilmek için tetikte olanlar başka maçlarda
dikkatlerini sadece maçlara verebiliyorlar.
Bu ülkede Avrupa'ya gidecek olan takımlar adeta hakem kararları ile belirleniyor. Kimse buna ses
çıkarmıyor. Türkiye liglerini bu kadar garantiye alan kimi takımların performanslarını Avrupa
maçlarına aktararak milli gurur mu arttırılmak isteniyor? Saçma sapan kararlarla birilerinin
zorlanmadan maç kazanmadığını kim söyleyebilir? Yoksa "kol kırılır yen içinde kalır" felsefesi
"her türlü yolu dener, ne gerekiyorsa yaparız ama kesinlikle çaktırmayız" anlamına mı geliyor?
Evet, son yıllarda Fenerbahçe sahada kötü oynuyor. Ancak çok belli ki Türkiye liglerinde top
koşturan takımların birbirilerinden çok farklı kalitede oyun oynadığını söylemek zor. Ancak asıl
sorun takımların kötü oyuu değil, futbol ve onun rantı üzerinden birilerinin oynadığı berbat
oyun... Bu oyunda kuralsızlık almış başını gidiyor. Hızla kirlenen böylesi bir futbol ortamında
futbolsever olmanın da pek bir anlamı yok artık.
Kol kırıldıysa yen içinde kalmasın. Kangren neredeyse temizlensin. Adalete olan inancın
yitirildiği bir ortamda kaos doğar. Kulislerdeki başarı sportif başarıyı getirecekse hiç
gelmesin. Hakemler aynı zamanda oyun içindeki adeletin hakimi olmadıkça çekecek çok sıkıntımız
var.