PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Popüler Psikoloji


Melis Varan
01-12-2004, 20:54
Başta sayımız az diye gerek görmedim bu konuyu açmaya ama sonra düşündüm de pek çok kişi
-güzel bölümdesin
-ben de okuyorum psikolojik yazılar
-sosyoloji de görüo musunuz siz, o da çekici

gibi yorumlar yapıyorlar.

Belki bizim elimize ulaşan sempozyum, kongre ve eğitimlerin bazılarını burda paylaşırsak bu bölümlerde veya dışardan katılmak isteyenler olabilir..

Deneyelim bakalım ;)

Melis Varan
01-12-2004, 21:04
Okan Psikoloji GÜnleri

Koordinatörler
Doç. Dr. Dilek ŞİRVANLI ÖZEN
Öğr. Gör. Ahmet TOSUN


13.12.2004
Uzm. Psk. Emre KONUK
(Davranış Bilimleri Enstitüsü)
Uzak Durulması Gereken Kadınlar ve Erkekler: Beraberliğinizin Geleceğini Görüp, Önlem Alabilirsiniz


27.12.2004
Prof. Dr. Cengiz GÜLEÇ
(Okan Üniversitesi Psikoloji Bölümü)
Küreselleşme ve Yeni Bir Bilgelik Arayışı


Seminerler 17.30 – 19.00 saatleri arasında gerçekleştirilecektir

Okan Üniversitesi, Konferans Salonu
Uzunçayır Cad. No: 6 Hasanpaşa/Kadıköy
(Vatan Hastanesi Yanı)
Tel: 0216 325 48 18 Fax: 0216 339 73 44
www.okan.edu.tr / psikoloji@okan.edu.tr

Okan Üniversitesinde Psikoloji günleri haziran ortasına kadar devam ediyor. İsteyenler benden tüm programı alabilirler, ben sonraki aylardaki programları da buraya eklemeye devam edeceğim.

Melis Varan
15-12-2004, 00:02
Başlık "sosyal bilgiler" olunca ilgi çekmemiş demek... Başka yolunu bulurum ben de ;D
Mesela Okan Üni.deki ilk seminer Uzm. Psk. Emre KONUK
tarafından verildi ve oldukça da verimli geçti.
Şimdi ben bu konu ile dikkat çekemezsem yandık... ;)

Sunum başlığı İŞİM, EŞİM, KİŞİLİĞİM idi. Önce meslek sahipleri arasında kişilik farklarına değindi ve tahmin edeceğiniz üzre bi ressam ile pazarlamacı arasında çok anlamlı bir farkın olduğunu gördük.
Ardından asıl konusuna "Uzak Durulması Gereken Kadınlar ve Erkekler: Beraberliğinizin Geleceğini Görüp, Önlem Alabilirsiniz"e giriş yaptı ve bu konu hakkında araştırmaları, psikoterapi öykülerini ve psikoterapistlerin genel yorumlarını ekleyip, soru cevap faslı ile kapanışı getirdi.

Dikkatinizi çekecek olan kısıma gelince...
Uyumlu ve uyumsuz ilişkilerin özellikleri nelermiş bir bakalım.
Benim yanımdaki arkadaş sürekli "iyi iyi", "yok yok, ayrılmalıyız" gibi yorumlar yapıyordu, siz yapmayın ama bi terazinize koyun bakalım ;)

Öncelikle kişilikten kastettiğimiz şeyin "değişik durumlarda değişim göstermeyen" özelliğiniz olduğunu hatırlatayım. Yani birine çok kızıp patladığınızda, ötekine kızdığınızda kendinizi tutuyorsanız, baştaki için "kişiliğim böyle, napayım asabiyim" gibi bi açıklama ile kurtulamazsınız ;)

Devamı geliyor..

Melis Varan
15-12-2004, 00:10
Aşk güzel şey de gözü kör etmesi olmasa ;) Aşık olunca karşımızdakinin kusurlarını görmüyoruz, herşey pembe geliyor gözlerimize, halbuki herşey darmadağın olabiliyor bir kaç yıl sonra.
Pek çok psikoterapiye gelen kişiden şu laflar duyuluyormuş "evlenince düzelir zannettim" ya da daha beteri "evlenince onu değiştiririm sandım" Malesef bunu da en çok bayanlar söylüyor ve hiç bi zaman da düşündükleri gibi bi değişim olmuyor. "Evlilikten önce de böyle sorunlar var mıydı?" diye sorarsanız "evet, bu kadar sık olmasa da bu sorunu yaşıyorduk arada" yanıtını veren o kadar çok ki...
Hepimiz genciz ve çoğumuz evlenecek, erkenden bunları bilmenin yararlı olacağını düşünüyorum.
Okuyup gülümseyenlerin olacağını da tahmin edebiliyorum ama boşanmaya gideceği başlamadan belli olan ya da kurtarılacabilecekken bilinçsizlikten bitirilen öyle ilişkiler var ki şaşarsınız.
Bunları kesin görüşler olarak görmenizi de istemiyorum, bunlar genel sonuçlar; ancak yine de şimdi ya da günü geldiğinde terazinizden geçirmelisiniz bence

Emre Hocamız öncelikle şunu belirtti; zıt kutuplar birbirini çeker diye kandırmayın kendinizi.. Genel olarak kişiliklerinizin uyumlu olması gerekiyor.
Tabi bazı istisnalar var:
Mesela sıcakkanlılık. Fark olduğunda ilişkide uyum artıyor; ancak bi şartla sıcakkanlılık kadında yüksek olurken erkekte biraz daha düşük olacak.
Bi de genel yetenek. Bunda da fark olduğunda uyumda artış gözleniyor.
Ancak bunların dışında strese tolerans,baskınlık, canlılık, kurallara bağlılık, sosyal girişimcilik, ihtiyatlılık, ketumluk, soyuta odaklılık, kendini sorgulama, değişime açıklık, kendineyeterlilik, mükemmelietçilik, gerginlik gibi kişisel özellikleri arasında çok fazla fark olmaması makbul ;)

Öte yandan önemli bir diğer nokta şu ki farklar kendi başlarına sorun yaratmıyorlar aslında, sorun yaratan şey bizim farkları kapama çabamız. Yoksa birbirimizi olduğumuz gibi kabul edersek pek fazla dert olmuyor.

Peki ya uyumlu bi ilişki için ideal erkek ve ideal kadın özellikleri neler???

Melis Varan
15-12-2004, 00:18
Önce uyumlu bir ilişki için kadında olması gereken özelliklerle başlıyorum.
Strese tolerans puanı yüksek olmalı yani ihtiyaçları farkedip, bunları karşılamak için çözüm getirebilmeli.
Canlı olmalı
Sosyal girişkenliği de yüksek olmalı, yani başkalarının ürktüğü şeylerden ürkmemeli sosyal hayatında.
Mükemmeliyetçilik puanı da biraz yüksek olmalı. Bu da kadın organize ve disiplinli olduğunda uyumun arttığı anlamına geliyor.
Bunların yanısıra kendini sorgulama, gerginlik ve endişelenme düzeyi arttıkça uyum azalıyor.

İlişkide bu kişilik özellikleriyle ilgili bir sıkıntı gözleniyorsa strese tolerans, sosyal girişimcilik, kendini sorgulama, gerginlik gibi kişilik özellikleri değiştirilebiliyor ancak mükemmeliyetçilik ve canlılık biraz daha genetik kaynaklı olduğu için onlarda pek fazla yardımcı olunamıyor.

Peki ya uyumlu ilişki için ideal erkek ???

Melis Varan
15-12-2004, 00:34
Uyumlu ilişki için ideal erkek canlı olmalı ama çok da sıcakkanlı olmamalı. Evet, ciddi bi çelişki olduğunun farkındayım ;)
Bu size diyor ki "canlı ol, heyecanlı ol ama evinde! Yok öyle herkesle samimi olup, sürekli bi yerlere kaçmak" :)
Ayrıca erkeğin strese tolerans puanı da yine kadındaki gibi yüksek olmalı, ne de olsa hayat zor, çözüm üretebilmek lazım...
Öte yandan kendini sorgulama, değişime açıklık ve endişe düzeyi dozunda kalmalı, bunlar artınca uyumsuzluk görülüyor.
Hadi endişe düzeyiniz biraz daha yüksek olabilir kadına göre ne de olsa koruyuculuğu üstlenen sizlersiniz genellikle.

Melis Varan
15-12-2004, 00:44
Evlilikte Risk Faktörleri

*Sık sık ayrılıp biraraya geliniyorsa
*Tartışmalar uzayıp sonuca varılmıyorsa
*Kızgınlık ve öfke sıkça dışarı vuruluyorsa
*Sık sık sizi çok beğendiğini söylüyor, sonra da hiç beğenmediğini söylüyorsa
*Tartışmalarda kişiliğe yönelik suçlamalar varsa
*Tartışmalarda aşağılama, küçük görme ifade eden jestler,mimikler varsa
*Basit şeyler büyütülüyor ve mesele yapılıyorsa (arkadaşlarınızdan duyduğunuz oluyordur -sorun ne? - aslında sorun yok, hep küçük şeyler ama çok büyütüyoruz!!! )
*Tartışmada uzak geçmişle ilgili anılarsık sık gündeme geliyorsa
(sen 2 yıl önce bana şöyle de demiştin zaten.. gibi)
*Kıskançlık sık gündeme geliyorsa
*Sık sık küsülüyorsa (bunu daha çok erkekler yapıyormuş)
*Tartışma sonrasında ilişki tamir edilmeye çalışılmıyorsa veya başarısız olunuyorsa (bunu da daha çok kadınlar deniyor çünkü erkekler daha çok duvar örüyorlar ve içlerine kapanıyorlar)

Evlilikte tartışmaların sıklığı ilişkiyi fazla etkilemiyor. Çok sık tartışmalarına rağmen "mutlu musunuz" sorusuna "evet çok mutluyum" diyen bi sürü çift var. Önemli olan tartışmalardan sonra ilişkiyi tamir edebiliyor olmak ve tartışmalarda aşağılama ve hakaretin olmaması

Risk faktörleri bitmiyor...

Melis Varan
15-12-2004, 01:10
Geçmiş yaşantıların da etkisi büyük:

*Travmatik olaylar (önceden yaşadığınız ve hala etkisinden kurtulamadığınız, hayatınızı etkileyecek boyutta olaylar...burda bahsedilen daha çok şiddet, cinsel taviz, terk, ihmal..vb)
*İlişkinin başlangıcı ile ilgili iyi ve güzel anıların olmaması
(iyi halini bilmeyen o ilişkiyi nasıl toparlayabilir ki daha sonra? çok daha zor olacaktır)
*Bozuk aile ilişkileri (ailelerinde de uyumlu bir çift örneği görmedilerse, uyumlu ilişkinin ne olduğunu anlatmak zor olsa gerek)
*Aldatma (başlarken bi şey olmaz sanılır, sonra da kahrolunur.. Çok yaralayıcı ve tehlikeli.)

Şimdi olanlar
*Biri alkolikse (ikisi de alkolikse diye yazmama gerek yok d imi)
*Anne-baba ilişkiye karşıysa (ne kadar seviyoruz deseniz de aileniz karşı olunca işler yoluna girmiyor, eşinize karşı az da olsa cephe alıyorsunuz, ailenizden etkileniyorsunuz
*kişiyi kendi cemaatinize davet edemiyorsanız (arkadaşlarınızın arasına sokamıyorsanız mesela)
*Eğitim ve kültür farklarını sorun yapıyorsanız
*İlişkinizin ana motoru seks ise (sorunu soruyorsunuz anlatıyor, -peki niye berabersin? -beni çok seviyor, biliyorum -nası seviyor, nerden biliyorsun, ne gibi? -.... )
*Evlilikteki sorunları annenize/babanıza bağlıyorsa (annen de şöyle yapıyor ztn... gibi)
*Evlenince düzelir diye düşünüyorsanız
*Beraberliğinizi/eşinizi sıkıcı buluyorsanız
*Durmadan "aslında ne demek istediğinizi" anlatmak zorunda kalıyorsanız


Tüm bunların 2 saatlik bi sunumdan aldığım notlar olduğunu unutmamanızı ricaediyorum. Hayatınızı tamamen bu reçeteye göre yönlendirmenizi değil, ilişkilerinizi tartmanızı önermek üzere bunları yazıyorum.
Bunları okurken çoğu kişi gibi birlikte olduğunuz kişiyi düşündüyseniz, bi kez de kendi davranışlarınızı düşünerek okuyun derim.
Acaba siz ne kadar risklisiniz?
Mutluluklar... ;)

Fatih Dilber
15-12-2004, 01:51
Çok güzel bir sunum olmuş. ::) ama okuyunca haklı felan diosun da ne biliim sevince göremiosun. zaten sevginin en güzel yanı bence.
pek beni ilgilendirmemiş bu konular. evlenmeyi düşünmeyen sadece aşkı yaşayan insan olarak...

Serkan Özen
15-12-2004, 11:39
paylaştığın için saol melis hakkaten faydalı ve göz önünde bulundurulması gereken konular

bu arada nasıl bu kadar düzenli not tuttun helal olsun
senin defterlerinin hepsi de tamdır şimdi Allah bilir ;)

Ersin Demirel
16-12-2004, 09:32
Alkışlıyorum....

Melis Varan
17-12-2004, 19:36
Düşünceleriniz için teşekkürler:)
Fatih, sana hak veriyorum. Aşk çok özel ve güzel..
Belki de cümlemi "aşk güzel şey de tehlikeli olmasa" şeklinde değiştirmeliyim, yoksa en hoş uç noktalardan biri olsa gerek.
Serkan, defterlerim tam olacak da derse girsem bi... ;)
Ersin abi, sen de çok saol

18.12.2004 cumartesi günü Altunizade Kültür Merkezi'nde 3.Psikolojik Danışmanlar Buluşması adı altında herkese açık bir sunum var:
Haluk Yavuzer "Gençleri Anlamak" *(14:30 - 16:30)

Uğur Şimşek
17-12-2004, 20:36
son sınıf olmanın verdiği stresle sınavlara gircam yardım edin yaaa napmam lazım...

Melis Varan
17-12-2004, 21:50
Stres, kişinin bedensel ve ruhsal sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanması ile ortaya çıkan bir gerginlik durumudur. Bireyin yeni duruma uyum sağlaması için otomatik olarak ortaya çıkar. Bu durumların ortaya çıkması kişinin kontrolünde değildir. Ancak kişi bu durumlarla baş etmeyi öğrenebilir. Stres, hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır; önemli olan stresle başa çıkabilme becerisini geliştirebilmektir.

Okulu bitirip iş aramaya başladığınızda yaşadığınız stres olumludur. Sizi iş bulmak için çaba harcamaya motive eder. (Normal işlev görebilmemiz için bir miktar strese ihtiyacımız olduğunu unutmayın.)
Oysa başarısızlığınızı aileniz öğrendiğinde ailenizin verdiği sert tepkiler olumsuz stres yaşamanıza neden olabilir. Kendinizi başarısız ve yetersiz hissedebilirsiniz.

Stresin temelinde sizin algılamanız ve deneyimleriniz vardır. Olayları anlamlandırma ve değerlendirme biçiminiz stresinizin azalmasında ya da çoğalmasında etkilidir. Aynı mekanda ve sosyal ortam içinde bazı insanlar son derece gergin ve stresli, diğerleri ise daha rahat ve mutlu olabilir.

Stresliyken performansınız farklılaşır. Eğer çok fazla stres yaşıyorsanız performansınız azalır, bir miktar stres yaşamak ise performansınızı arttırır.

Stres altındayken bedeniniz adrenalin hormonu salgılar.Adrenalin, gerçekten tehlikede olduğunuz durumlarda yararlıdır; fakat gerçekten tehlikede değilseniz:
Güvensizlik hissedersiniz
Olumsuz düşünceler yaşarsınız
Doğru kararlar vermeniz zorlaşır
Fiziksel beceri gerektiren işlerdehareketleriniz kısıtlanır
Konsantrasyonunuz bozulur
Enerjinizi elinizdeki işe yoğunlaştıramazsınız
Karşılaştığınız zorlukları gereksiz yere birer tehlike olarak algılarsınız
Dikkatiniz dağılır
Yaptığınız işten zevk alamazsınız

Stres düşünmenizi ve hareket etmenizi engeller ya da yavaşlatır.

Burda sadece arada sırada yaşadığımız gündelik stresten bahsedeceğim.. Uzun süreli stres için isteyenler özelime mesaj atıp bilgi alabilirler.

Belirtileri
*Kalp atışlarının hızlanması
*Kan basıncında artış
*Terleme
*Ellerde ve ayaklarda üşüme
*Mide bulantısı
*Hızlı nefes alıp verme
*Kasların gerginleşmesi
*Ağızda kuruluk
*Tuvalete gitme isteği ve ishal
*Endişe
*Karamsarlık
*Kızgınlık
*Unutkanlık

Stresle Başa Çıkma

Stresle başa çıkmak için kullandığımız, denediğimiz yöntemler genellikle "Kaçmak... Pasif olmak... Saldırmak... Öfkelenmek... Sigara içmek... Çok yemek.... Hiç yememek..." gibi.. Oysa bunların hiç biri stresin son bulması, problemin çözülmesi anlamına gelmiyor. Daha iyi seçenekleriniz olduğunu unutmayın!!

*Gevşeme tekniklerini ve olumsuz düşünceleri denetlemeyi öğrenerek
*Problemlerinizi insanlarla paylaşarak
*Beslenmenize dikkat ederek
*Zamanı iyi kullanarak
*Kişisel zevklerinize zaman ayırarak
*Problem çözme yöntemlerini öğrenerek stresle başedebilirsiniz.

(bu becerileri nasıl kazanacağınızı da anlatacağım)

Fatih Ekşi
17-12-2004, 22:27
(bu becerileri nasıl kazanacağınızı da anlatacağım)
çabuk olsan iyi olur bu hafta 9 tane sınavım var :)

Melis Varan
17-12-2004, 23:09
Stresle Başa Çıkma Yöntemleri

Stres bedeni gerginleştirir.Zihinsel olarak yaşadığınız gerginlik bedeninize yansır. Özellikle kaslarınız daha gergin hale gelir.Gece uyurken dahi kaslar gerginliklerini koruyabilirler ve bu nedenle sabah uyandığınızda kendinizi yorgun ve yeterince dinlenmemiş hissedebilirsiniz.Oysa bu durum gevşemekle giderilebilir. Gevşemeyi öğrenerek kaslarınıza doğal gerginliklerini kazandırabilirsiniz.

Gevşeme Teknikleri
Bu uygulama sayesinde solunumunuz düzelir, nabzınız yavaşlar, istemsiz kas hareketleriniz durur.Gerginlikten kurtulan bedeninize tekrar enerji üretebilmesi için zaman tanımış olursunuz
Basit bir kaç örnek gevşeme tekniği...
Derin Solunum:Solunumun ritmik ve düzenli olması sinir sisteminizi sakinleştiri, derin soluklar yaşadığınız stresin azalmasına yardım eder.
Gözlerinizi kapatın, burnunuzdan doğal bir şekilde ve kolayca nefes alın. Aldığınız nefesi karnınıza doğru itin, biraz içinizde tutun. Nefesi aldığınız sürenin iki katı sürede verin.
Omur ve boyun kaslarınızı olabildiğince gevşetin. (omuzlarınız dairesel, boynunuza yarım dairesel hareketler yaptırın vs..)
Bir gün içinde 60 kez derin solunum yapılmalıdır. Kendinize bunu hatırlatmak için saatinize, elektrik düğmenize, telefonlarınıza renkli bantlar yapıştırabilirsiniz. Bazı eylemlerle bu egzersizleri birleştirmek de işinizi kolaylaştırabilir. Asansörde, yüzünüzü yıkadıktan hemen sonra...vb yapabilirsiniz.
Ardarda dörtten fazla derin solunum egzersizi yapmamaya, arada kendi normal solunum temponuzda nefesler almaya dikkat etmelisiniz
Egzersiz ve Beden Hareketleri:Egzersiz yaparak, yürüyüşe çıkarak, bisiklete binerek ve daha bir çok yolla stresin etkilerinden fiziksel aktiviteyle kurtulabilir ve sakinleşebilirsiniz.
Örnek:Duvara sırtınızı dayayıp yere oturun ve ayaklarınızı uzatın. Bir kuklacının ellerinizi ve başınızı iplerle kontrol ettiğini hayal edin. Kuklacının birden iplerin kontolünü kaybettiğini, ellerinizin ve başınızın serbest kaldığını düşünün, bedeninizi rahat bırakın.
(Başka bi egzersiz daha var elimde ama 20 dk.sürüyor.. İsteyene özelden yazıp yollayabilrim.)

Davranışlarınızı Kontrol Edemiyorsunuz
Öylese davranışlarınızın sonuçlarını tahmin edin. Kendi davranışlarının sonuçlarını tahmin edebilen ve davranışlarını düzenleyebilen kişi, kendini kontrol edebilir. Kişinin kendini tanıması stresi belirlemek ve başa çıkmak için yararlı bir yöntemdir.

Olumsuz Şeyler Düşünüyorsunuz
Öylese olumlu hayaller kurun. Geçmişte yaşadığınız ve hatırlamaktan zevk aldığınız veya gelecek için yaşaamk istediğiniz olumlu şeyleri düşünmek stresi azaltacaktır.
Kendinizi bulunmaktan zevk alacağınız bir yerde hayal edin. Bir deniz kenarı, orman, dağevi, sevdiğiniz bir insanın yanı... Ardından orayla ilgili tüm ayrıntıları gözünüzde canlandırın ve hissetmeye çalışın. Rüzgarın sesi, denizin kokusu,yaprakların hışırtısı, bir müzik.. Bu hayale istediğiniz kadar devam edebilirsiniz, sonunda rahatladığınızı göreceksiniz. Hayal ettiklerimizi hissetme kapasitesine sahip olduğumuzu unutmayın.

Kimseyle Paylaşmıyorsunuz
Bu nedenle kendinizi yalnız hissediyor ve yaşadığınız olumsuzluklarla tek başınıza mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz.
Öylese iletişim kurun.. Yaşadıklarınızı ve yaşadıklarınızın size hissettirdiklerini sevdiğiniz insanlarla paylaşın. Onlardan destek alın. Yalnız olmadığınızı görüp kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.

Bilinçli Bir Şekilde Beslenmiyorsunuz
Bazı besinler vücutta stres tepkisini harekete geçirir. Tepkinin şiddetini alınan besinin miktarı belirler.
Bu maddeler; kafein, çay, asitli içecekler,çikolata, kakao,tuz, şeker, undur.
Bu besinler önce kişinin kendini zinde hissetmesine neden olur; fakat bir süre sonra kişi kendini endişeli ve sinirli hissetmeye başlar ve yaptığı işe odaklanamaz.
Bunların yerine et, peynir, yumurta, fındık, sebze, meyve ve su tüketimini arttırmak günlük problemlerle baş etmenizi daha da kolaylaştıracaktır.

Zamanı İyi Kullanamıyorsunuz
Öylese düzenli hareket edin ve planlama yapın. Öncelikle işlerin belirlenmesi ve bunların bitirilmesi için gereken zamanın tahmin edilmesi, yapılan iş için ek zaman verilmesi stresi azaltır.
Gereksiz işlere ayırdığınız zamanı azaltmanız size zaman kazandırır.

Kendinize Zaman Ayırmıyorsunuz
"Zamanım yok" diyorsunuz ve kendinize zaman ayırmıyorsunuz, aklınız gitmek istediğini filmde..vs kalıyor. Bu durum kendinizi gergin hissetmenize neden oluyor.
İnsanların kendi başlarına yapabilecekleri, gereğinde kendilerini dinlendirecek kişisel zevkleri, etkinlikleri olmalıdır. Sizin de mutlaka böyle zevkleriniz vardır. Kişiliğinize uygun ve yapmaktan zevk oldığınız toplumsal, kültürel ve sportif etkinliklere katılarak günlük yaşamın sıkıcılığından kurtulablirsiniz. İyi bir planlamayla bunlara vakit ayırabilirsiniz. Kendinize gösterdiğiniz özen, sizi rahatlatacaktır.

Melis Varan
17-12-2004, 23:11
Yaşam Tarzınız Size Uygun Değil
Arkadaşlarınızla istemediğiniz bir toplantıya katılmak, sırf aileniz istiyor diye müzik eğitimi almak..vb davranışlar kendi isteklerinizle çelişkiye düşmenize neden olabilir.
Öylese yaşam tarzınızı gözden geçirin:
*Hayatınızda sizi strese sokan davranışları ve düşünceleri belirleyip değiştirmeye çalışın.İhtiyaç olarak algıladığınız şeylerin(yalnız kalma, sosyal etkinlikler vs.) kendinize uygun olmasına özen gösterin.
*Karşınızdakilere haklarınızı, gereksinimlerinizi, istek ve duygularınızı rahatsız olmadan açıklıkla ifade edin.
*Baskı hissettiğiniz durumları yeniden düzenlemek için girişimde bulunun.
*Sizden yapamayacağınız bir iş istenirse bunu uygun bir dillekarşınızdaki kişiyle konuşun.

Problem Çözmek İçin Yanlış Yollar Deniyorsunuz
Problem çözme yöntemlerini iyi öğrenmeye çalışın.
Problemi tanımlama ve formüle etme, alternatifler üretme, karar verme, çözüm uygulama ve değerlendirme aşamalarını takip ederek problemleri etkili bir biçimde çözebilirsiniz.
(Daha detaylı bilgi vermemi istiyorsanız, daha sonra onları da yazarım)

Yapılan Eleştirilere Aşırı Duyarlısınız
Öylese eleştiriyi kabul etme ve eleştirme yetinizi geliştirin.
Eleştiriyi duymak, dinlemek ve gerektiğinde kendini değiştirmek yararlıdır. Bunun sonucunda yolunuza devam edip eleştiriye takılıp kalmamanız gelişiminizi sürdürmenize yardımcı olur, gereksiz yere gerginleşeerek enerji kaybetmenizi önler.

Başkalarıyla Olan İlişkilerinizde Sorun Yaşıyorsunuz
İnsanlar arasındaki kişisel problemler en önemli stres kaynaklarındandır.
İletişimin Anahtarı: İşitmek! Dinlemek! Anlamaya Çalışmak!
İnsanlarla ilişkileriniz sizi sıkıntıya sokuyorsa bu sorunları o kişilerle konuşmalısınız.
Savunmaya geçmek, iletişimi önler!!!

Düşünce Biçiminiz Gerginliğinizi Arttırıyor
Düşünce biçiminizi değiştirin.
*Kendinizle ilgili olumsuz konuşmalarınız zamanla otomatikleşir ve olumlu düşüncelerle yer değiştirmesi zorlaşır.
*Dışardan hakkınızda söylenenlerde de duyduklarınızın içinden olumsuzları seçmekten vazgeçin, hem olumlu hem olumsuz düşünceleri toplayıp dengeyi kurun, bir bütün halinde düşünün.
*Mükemmeliyetçilikten uzak durun. Hep en iyi olmakta ısrar ederseniz bu risk almanızı ve girişimciliğinizi engeller.
*Olayları uç noktalarda (siyah-beyaz) görmekten vazgeçin.
*Olayları büyütmekten vazgeçin
*İnsanların zihnini okuyamazsınız. Onlar adına düşünmekten ve karar vermekten sakının.
*Çevrenizdeki insanları değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya ve ortak paydalarda buluşmaya çalışın.
*Sürekli başkalarını suçlamak yerine sorumluluk almayı deneyin.
*"Lazım, gerekli, muhakkak, kesinlikle..." vb sözcükleri içeren cümlelerden olabildiğince kaçının (Kesinlikle şunu yapmalıyım!!! sizi gerginleştirecek bir cümle)

Stresin nedenlerini sadece dışarda aramak iyi bir yol değildir. Çözüme ulaşmak istiyorsanız kendi hayatınızda ve düşüncelerinizde de değişiklik yapmalısınız.

Kaynak: Stres: Öncesi Sonrası (Rehber Kitap)
Pınar Koç Yıldırım
Nobel Yayın Dağıtımı

Melis Varan
17-12-2004, 23:14
Sınavları olan arkadaşlara başarılar..
Uğur ve Fatih, daha özet halde yazabilmek isterdim ama eksik olmasın istedim (ki hala da eksikler var)
Tüm bunları biranevel hayatınıza geçirip sınavlara o rahatlıkla girmeyi kafanıza koyar ve "kesinlikle bunu sınavlara yetiştirmeliyim" derseniz, başka türlü bi strese girersiniz.
Hayata daha esnek yaklaşmamız gerekiyor. Teknikleri biraz biraz uygulayarak stresinizi azaltabilirsiniz.

Sınav kaygısı ile stres karışmasın bu arada.. Sınav Kaygısı çok başka bi konu ama bu gecelik bu kadar yeter ;)
Yoruldum :)

İyi çalışmalar

Uğur Şimşek
20-12-2004, 19:00
Sınavları olan arkadaşlara başarılar..
Uğur ve Fatih, daha özet halde yazabilmek isterdim ama eksik olmasın istedim (ki hala da eksikler var)
Tüm bunları biranevel hayatınıza geçirip sınavlara o rahatlıkla girmeyi kafanıza koyar ve "kesinlikle bunu sınavlara yetiştirmeliyim" derseniz, başka türlü bi strese girersiniz.
Hayata daha esnek yaklaşmamız gerekiyor. Teknikleri biraz biraz uygulayarak stresinizi azaltabilirsiniz.

Sınav kaygısı ile stres karışmasın bu arada.. Sınav Kaygısı çok başka bi konu ama bu gecelik bu kadar yeter ;)
Yoruldum :)

İyi çalışmalar



sağol melis ilgin için teşekkürler bayaa güzel şeyler yazmışsın bugun ilk sınavım bitti gayet güzel geçti sanırım atlatmayı başardım stresimi neyse herşey için sağol ....

Fatih Ekşi
27-12-2004, 21:51
bu sunumlardan sonra sana prof.doç.dr.Melis Varan desek az gelir :P

Melis Varan
27-12-2004, 22:43
vay be ben neymişim!! Sağolun :)

Uğur, herşeyin yoluna girmesinesevindim, sınavlarda bol şans.

Melis Varan
04-01-2005, 18:29
Herkese açık ilginç bir konferans...
Insanın kendisini ve çevresini tanımlamada kullandığı kelime ve cümlelerin nasıl öğrenildiği, yaşamını ne şekilde etkilediği ve bu konudaki değişimin nasıl olabileceğini kapsayan
konferans ile ilgili bilgiler aşağıdadır:

Konu: “ Kim Olduğumuz Ne Söylediğimizle Belirlenir “
Konuşmacı: Doç. Dr. Nita SCHERLER (Klinik Psikolog)

Yer: Irmak Okulları Gösteri Merkezi
Gün: 9. Ocak: 2005 / Pazar
Zaman: 13.00 / 16.00

PROGRAM
1.BÖLÜM 13.00 - 15.00

• Değer yargıları , varsayımların oluşması
• Uyaranları algılama , anlamlandırma tarzı
• Bunların kişinin yaşamında umut, irade, amaç ve yetkinlik geliştirmesi ile ilişkisi
• Mutlu ve iyi olma halinin ne ile ilişkilendirildiği
• Kendine inanmak, hayal edebilmek ve anı yaşamak ile söylenenler arasındaki ilişki
• Farkındalık düzeyinin , bilinç düzeyinin göstergesi olarak “ Söylediklerim ve Nasıl söylediğim “

ARA 15.00 - 15.20

2.BÖLÜM 15.20 - 16.00

• Konu ile ilgili soru, yorum ve paylasimlar

Irmak Okulları Cemil Topuzlu Cad. No:112 34728 Caddebostan / ISTANBUL

Melis Varan
04-01-2005, 18:40
Müzik ve Uyuşturucu

Gün: 10.01.2005
Saat: 17:30 - 19:00
Konuşmacılar: Doç. Dr. Kültegin ÖGEL, Psk. Alper AKSOY
(Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi)

Yer: Okan Üniversitesi, Konferans Salonu
Uzunçayır Cad. No: 6 Hasanpaşa/Kadıköy
(Vatan Hastanesi Yanı)
Tel: 0216 325 48 18 Fax: 0216 339 73 44
www.okan.edu.tr / psikoloji@okan.edu.tr


Ben daha önce bu konferansa gitmiştim. Tarihten günümüze müzik akımlarından bahsederken bunu uyuşturucu ile ilişkilendiriyorlar. Ara ara kimi şarkıcı ve grupların parçalarına da yer veriliyor. Genelde rock, metal ve rap parçalar üzerinde duruluyor.
Böylece uyuşturucudan ölen sanatçıları, uyuşturucuya karşı savaş vermiş olanları ve daha pek çoğunu kısa kısa parçaları dinleyip klipleri seyrederek görüyorsunuz.
İlgilenenlere öneririm.

Uğur Şimşek
07-01-2005, 21:03
yaa ben psikolojiyi seviyorum ama bakıyorumda melisten başka pek kimse buraya uğramıyo...

Melis Varan
11-01-2005, 00:40
DSM adıyla bilinen Psikiyatri Teşhis Elkitabı’nın bir sonraki baskısı için yeni bir “akıl hastalığı” önerisi yapıldı. Avrupalı psikiyatristlerin, kendi meslekî grupları içinde çok sık rastlandığını ileri sürdükleri bu akıl hastalığının listeye eklenip eklenmeyeceği ise merak konusu.

Şimdi bizzat psikiyatristler, sergiledikleri mesleklerinin özüne aykırı davranışları nedeniyle “akıl hastalığı” etiketiyle karşı karşıyalar.

Avrupalı Psikiyatristler Birliği’nin 21. olağan kongresinde “özel oturumda” bu yeni durumu enine boyuna tartışan psikiyatristler, “Meslekî Düşünce Bozukluğu” adını verdikleri “akıl hastalığının” bilhassa Amerika Birleşik Devletleri’nde daha sık görüldüğünü ve bu hastalığa yakalanmış psikiyatristlerin bir an evvel tedavi olmaları gerektiğini belirttiler.

Tedaviyi kabul etmeyen psikiyatristlerin ise bir an önce meslekten uzaklaştırılmasını şart gördüler. Tedavi edilmeyen “Meslekî Düşünce Bozukluğu”nun, bu psikiyatristlerden yardım alan insanlar için büyük bir tehlike oluşturduğuna da dikkat çekildi.

Bu akıl hastalığının belirtileri ise şöyle sıralandı:

- entelektüel ve ahlakî açıdan herkesten üstün olduğunu düşünmek

- kendi duygularıyla başetmek konusunda ciddi zorlanmalar yaşamak

- yardım ettiği kişilerin duygularını anlamakta ciddi zorlanma yaşamak

- kendi yaşadığı stresin farkında olamamak

- insanlarla açık bir iletişim kurmakta ciddi engelleri olmak

- yardım ettiği kişilerle ve başkalarıyla iletişimde çok katı bir tavır sergilemek; karşıdakini hiçe saymak, karşıdakine kaba davranmak ve karşıdakini dinlememek

- çok katı inançlara sahip olmak ve bu inançları kanıtları olan gerçeklermiş gibi sunmak

- yardım ettiği kişiye ve iletişim kurduğu herkese, o anda konuşulan konuyla hiç alakası olmayan tuhaf sorular sormak

- kendisini çok önemli, çok zeki, çok üstün görmek; bu üstünlük duygusunu zedeleyebilecek türden eleştiri yapan herkesi akıl hastası olarak etiketlemek

- dünyayı kendi üstünlüğüne karşı hareket eden bir güç olarak görmek, sanrılar yaşamak

- kendi dürtülerini ve arzularını, yardım etmeye kalkıştığı kişinin dürtü ve arzularından ayırt edememek; örneğin karşıdaki insanı kızdıracak bir söz söylediğinde ve karşıdaki da bu söze kızdığında, bu kişinin kızgınlığını bir akıl hastalığı sonucu olarak görmek

- mesleğinin özünün insanlara yardım etmek olduğunu unutmak; mesleğini bir iktidar aracı olarak kullanmak

- zor durumdaki insanları, sadece bir beden olarak görmek ve sadece ilaç vermek

- zor durumdaki çocuklara, çocuklarda kullanımının tehlikeli olduğunu bile bile yetişkin ilaçları vermek

- bir düşünce bozukluğu yaşıyor olduğunu inkar etmek

Psikiyatristlerden yardım alan insanların ve bilhassa yakınlarının bu “akıl hastalığı” ile karşılaştıklarında derhal görüşmeyi kesmeleri ve ilgili birimlere durumu bildirmeleri gerektiği önemle vurgulanıyor.

Aksi durumda, yani bu uzmanlarla görüşmeye devam edildiğinde, yardım alan kişinin durumunun daha da kötüye gideceği kaçınılmaz bir sonuç olarak görülüyor. Bu durum ilgili birimlere bildirilmediğinde ise, bu akıl hastalığını yaşayan uzmanın kendi başına ben hastayım deme olasılığı sıfıra yakın olduğu için, bu uzmandan yardım alacak başka insanlar da ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olacaklar.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * kaynak:www.farmamedya.com

Uğur Şimşek
28-01-2005, 23:12
topik nerdeyse ikinci sayfaya düşüyomuş valla gönlüm buna elvermedi.... ;)

Melis Varan
28-01-2005, 23:52
Sağol Uğur :)
Sosyal bilimler başlığı pek uymadı buraya... Benden başka yazan yok.. Değiştirelim öylese.
Böyle kalsın.
Siz sorun ben yazayım..
İnternetten bulduğunuz değişik anektodları iliştirin buraya...
Ben ders notlarımdan faydalanayım.
Yapalım bi şeyler:)

Uğur Şimşek
29-01-2005, 00:01
yaaa hazır sen burdayken bişey sorayım sana..geçenlerde bi arkadaştan duydum..biyolojik saat diye bişey varmış insanların uyku vakitlerini ayarlamalarıyla ilgili..arkadaş bana bişey sorduda "aceba kutuplarda yaşayan insanlar bu biyolojik saatlerini nasıl ayarlıyolar diye..internette aradım ama pek bişey bulamadım psikolojiyle ilgili bişey sanırım çünkü arkadaş uludağ psikoloji 3 de opkuyoda....

Melis Varan
29-01-2005, 00:36
Biyolojik saate geçen sene çok az değinmiştik derste. Uzayda neler oluyor hiç bilmiyorum.. Ama küçük bi alıntı yapabilirim senin için.

Canlıların vücutlarındaki metabolik etkinlikler, günlük güneş ışığı miktarına ve güneş ışığının alınabilme saatlerine göre belirli bir döngüyü izliyor. Bazı bitkilerin çiçeklerinin açılıp kapanması, bazı hayvanların geceleri aktif hale geçmesi, uyku-uyanıklık döngülerinin ayarlanması, buna verebileceğimiz en güzel örnekler.
Özellikle hormon salgılarının böyle 24 saatlik ritimler halinde düzenlenmesi, “biyolojik saat” olarak adlandırılıyor. Herhangi bir nedenden ötürü bu döngüde düzensizlik yaşanması da, biyolojik saatin şaşırmasına neden oluyor.
Çok genel bir örnek vermek gerekirse; uzun mesafeler arasında yapılan uçak seyahatlerinde yaşanan “jet lag” olayı, biyolojik saatin şaşırmasından dolayı ortaya çıkan bir durum. Çünkü 24 saatlik zaman dilimi içinde belirli saatlerde en yüksek ya da en düşük seviyeye ulaşan hormonlar, varılan yeni zaman diliminde yanlış saatlerde seviye değişimi göstermiş oluyor. Yeni zaman dilimine alışıncaya kadar da, vücut bir anlamda “sersemliyor”.
Bilim ve Teknik dergisinde, çeşitli yıllarda bu konuyla ilgili çok sayıda yazı yayımlandı. Ayrıntılı bilgi için dergimizin arşiv sayfasından tarama yaparak bu yazılara erişebilir ve eğer dergimiz abonesiyseniz, bu yazıları “pdf” formatında görüntüleyebilirsiniz.

Deniz Candaş

Kaynak:
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=2&soru_id=2073

Uğur Şimşek
29-01-2005, 00:43
Biyolojik saate geçen sene çok az değinmiştik derste. Uzayda neler oluyor hiç bilmiyorum.. *Ama küçük bi alıntı yapabilirim senin için.

Canlıların vücutlarındaki metabolik etkinlikler, günlük güneş ışığı miktarına ve güneş ışığının alınabilme saatlerine göre belirli bir döngüyü izliyor. Bazı bitkilerin çiçeklerinin açılıp kapanması, bazı hayvanların geceleri aktif hale geçmesi, uyku-uyanıklık döngülerinin ayarlanması, buna verebileceğimiz en güzel örnekler.
Özellikle hormon salgılarının böyle 24 saatlik ritimler halinde düzenlenmesi, “biyolojik saat” olarak adlandırılıyor. Herhangi bir nedenden ötürü bu döngüde düzensizlik yaşanması da, biyolojik saatin şaşırmasına neden oluyor.
Çok genel bir örnek vermek gerekirse; uzun mesafeler arasında yapılan uçak seyahatlerinde yaşanan “jet lag” olayı, biyolojik saatin şaşırmasından dolayı ortaya çıkan bir durum. Çünkü 24 saatlik zaman dilimi içinde belirli saatlerde en yüksek ya da en düşük seviyeye ulaşan hormonlar, varılan yeni zaman diliminde yanlış saatlerde seviye değişimi göstermiş oluyor. Yeni zaman dilimine alışıncaya kadar da, vücut bir anlamda “sersemliyor”.
Bilim ve Teknik dergisinde, çeşitli yıllarda bu konuyla ilgili çok sayıda yazı yayımlandı. Ayrıntılı bilgi için dergimizin arşiv sayfasından tarama yaparak bu yazılara erişebilir ve eğer dergimiz abonesiyseniz, bu yazıları “pdf” formatında görüntüleyebilirsiniz.

Deniz Candaş

Kaynak:
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=2&soru_id=2073

aslında heran içinde olupda farketmediğimiz şeyler...

Melis Varan
29-01-2005, 15:33
ÇARE-DER Seminerleri Şubat Ayı Programı

08.02.2005
Uzm.Psk. Fatma TORUN REID
İlişkilerde Zor Dönemler

15.02.2005
Uzm.Psk. Emre KONUK
Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Tedavisi

22.02.2005
Uzm.Dr. Meltem KORA
Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunu Nasıl Tanırsınız?

Not: *Seminerler ücretsiz olup, İ.Ü İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı A.B.D Prof.Dr. Rıdvan CEBİROĞLU Dersliğinde 16.30-17.30 saatleri arasında yapılacaktır.
Tel: (0212) 5856247-5864519-5290677 *Faks.(0212)586 76 79

Melis Varan
02-02-2005, 19:27
TAVİSTOCK MODELİ İSTANBUL BEBEK GÖZLEM GRUBU SEMİNERLERİ

KÜÇÜK ÇOCUKLARIN İLETİŞİMİNİ VE OYUNUNU ANLAMAK
(Understanding small children's communication and play)

Konuşmacı:LOUİSE EMANUEL (Tavistock Kliniği Under Five Kliniği Şefi)

Tarih: 14.02.2005
Saat: 10.00–12.00
Yer: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Çocuk Psikiyatrisi ABD toplantı salonu

Anında tercüme yapılacaktır.
Konferansa katılım ücretsizdir.
Öğrencilerin katılımına açıktır.

Mert Salgın
06-02-2005, 16:14
Selamlar ben ege üniversitesi kalsik arkeoloji bölümü 4sınıf öğrencisiyim. bizimkide sosya bilimlerden biri ama ben onun için değil melis için yazıyorum :)
stres ile ilgili yazdığın bölümü okudum sadece bana en uygunu oydu 9sınav son yılın verdiği baskı gelecek kaygısı sonuçta aynı belirtileri oluşturdu bende. neyseki hepsi bitti şuan tatildeyim ve çok da başarılıyım her nekadar son 3sınavın sonucu bilinmesede geçeceğimden umutluyum neyse dediğim giibi belirtileri sınav zamanı mmuhakkak yaşıyorrum sonuç olarak ya sigaraya sarılıyorum ya da birilerinin kalbini kırıyorum derin nefes almayı uygularım ama duvara yaslanma egzersizini bilmiyordum sayende öğrendim 2. dönemde uygulayacağım ilk yöntem bu olacak bu güzel yazı(lar) için teşekkürler herkese saygılar sevgiler olanlara da iyi tatiller....!!! ;D

Mert SALGIN
Ege ÜNİ. Klasik Arkeoloji 4. sınıf

p.s gs maçında görüşmek dileğiyle hörmetler.....

Melis Varan
07-02-2005, 23:25
Teşekkür ederim Mert, umarım yeni egzersizin de işe yarar :)

Melis Varan
07-02-2005, 23:35
Aralık Gönüllü Eğitim ve Kültürel Araştırmalar Derneği’nde Bu Ay

GÜNLÜK PROGRAMLARI

UZAK DURULMASI GEREKEN ERKEKLER ve KADINLAR
Emre Konuk
11 Şubat Cuma Saat 14-16:00

AİLE OKUMAK-YAZMAK-DİNLEMEK-KONUŞMAK
Oya Fidanoğlu
17 Şubat Perşembe Saat 11-13:00

SAHNE KORKUSU ve PERFORMANS ANKSİYETESİ
Muzaffer Çorlu
28 Şubat Pazartesi 17-20:00

ÇOCUKLARA NASIL YARDIM EDİLİR
Yankı Yazgan
2 Mart Çarşamba Saat 14-16:00

Günlük Programlar 20 YTL,
Öğrenciler için 10YTL’dir

Dernek ve diğer seminerleri hakkında detaylı bilgilere ulaşmak için www.aralik.net i ziyaret edebilir, aralik@aralik.net adresine yazabilir ya da 0212 258 69 65 nolu telefondan kendilerine ulaşabilirsiniz.

--------------------------------------------------------
Yukarıdaki program benim mailime geldi, dernek ile ilgili hiç bir bilgim yok, ama 11Şubattaki Emre Konuk'un seminerinin özetini daha önce buraya geçmiştim. İlgilenenler bi önceki sayfada uzun uzun okuyup bilgi edinebilirler ;)
Derneğin adresi de web sitelerinde yazdığına göre: Teşvikiye Caddesi Teşvikiye Palas Apt. No:107 Kat:7 ama yine de emin olmak için siz bi sorun, siteyi fazla kurcalamaya vaktim olmadı.

Melis Varan
11-02-2005, 00:34
Aralık Gönüllü Eğitim ve Kültürel Araştırmalar Derneği’nde Bu Ay

GÜNLÜK PROGRAMLARI * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

UZAK DURULMASI GEREKEN ERKEKLER ve KADINLAR
Emre Konuk
11 Şubat Cuma Saat 14-16:00


Hava koşulların nedeniyle 18 Şubat Cuma Saat 14:00 – 16:00 ‘a alınmıştır.

Burçay Tiftikçi
16-02-2005, 11:36
Ne zamandır psikolojik bir yazı yazılmıyor...Son zamanlarda sadece şu gün şu konuşma var diye geçiştiriliyor...İlk başlarda ilgiyle takip ediyorduk ama son zamanlarda hiç okunacak bi şey yok...Melis Varan biraz daha bu işe agırlık vermenizi diliyorum...

Uğur Şimşek
18-02-2005, 23:45
aslında burçay katılıyorum ...ilk zamanlarda gerçekten ilgiyle takip ediyodum..bide topiğin başlığını daha çekici bi yazıyla değiştirirsen daha iyi olur melis....

Burçay Tiftikçi
19-02-2005, 01:20
Tamam Melis verdigin kitaptan biraz bi şeyler çıkarıp burada paylaşmaya çalışırım.:P :P;D ;D

Bu aralar birazda sizi rahat bırakayım isterseniz bu konuya yönelin. ;D ;D ;D :P :P

Melis Varan
19-02-2005, 01:22
Burçay Bey,
Ne zaman bi konuda bilgi istediniz de yazmadık reca ederim söyleyiniz, öyle beklemekle olmuyor. Taşın altına biraz da siz elinizi sokun da netten bizi ilgilendirebilecek haberler ekleyin başlığımızın altına. Herşeyi de benden beklemeyin canım..Ne bu böyle *;D

Uğur, başlık konusunda sana hak veriyorum. Bi ara değiştirmeyi denemiştim ama işi bilmiyormuşum. Sadece o mesajda değişik durdu. Meğerse ilk mesajda başlığı değiştirmek gerekiyormuş ::) Öğrendik artık, uygun bi başlık ile değiştireceğim yakında çünkü bu başlığın "sosyal bilim"lik bi hali kalmadı pek, bi tek psikolojiyi içeren konuları ele alıyoruz ne de olsa.

Melis Varan
19-02-2005, 13:14
Konunun gidişatına daha çok uyması, daha ilgi çekici olması ve talep nedeniyle başlık değiştirilmiştir.
Hayırlı olsun 8)

Funda Meriç
19-02-2005, 14:53
İnanır mısın bu başlıktan sonra dikkatimi çekti ve okudum yazılanları.. :D Eline sağlık Melis..Paylaşın..paylaştırın.. ;)

Aslı Çelik
19-02-2005, 15:18
melis yardıma ihtiyacın olursa,şu çömez halimle bile yaparm bişeler:)

Uğur Şimşek
19-02-2005, 19:02
işte bu!! başlık mükemmel olmuş eline sağlık melis...şimdi psikolojiye devam......

Doğa Aydın
19-02-2005, 19:09
Freudçular sağa geçsin,
Jungçular sola geçsin,
Beşte devre onda biter...

Melis Varan
19-02-2005, 20:44
melis yardıma ihtiyacın olursa,şu çömez halimle bile yaparm bişeler:)

Aslı, üşenmezsen eğer ordan burdan yazarsan paylaşmış oluruz.
Çömez diyorsun ama bi sene arkamdasın sadece ;) Bu arada Mersin'deki kongreye katılım bekliyoruz sizin sınıftan bolca.. Geçen sene Uludağ Üni.nin ev sahipliği yaptığı kongre hem çok verimli hem de eğlenceliydi, Mersin Üniversitesi de en az onlarınki kadar başarılı bir kongre geçirmek için son hız çalışıyor aldığım haberlere göre.
Okullar açılsın bi toplantı yapacağız ve hepinizi orda bekliyor olacağım İ.Ü. psikoloji öğrencileri kongresi temsilciniz olarak 8)

Melis Varan
19-02-2005, 21:05
Yeri gelmişken kongrelerle ilgili bilgi de vereyim. Bu daha çok benim gibi psikoloji okuyan 1-2 kişiyi ilgilendiriyor o kadar. Aslı bunları özellikle de senin için yazıyorum ;)

x.ULUSAL PSİKOLOJİ ÖĞRENCİLERİ KONGRESİ
4-7 Temmuz 2005
Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
www.mersinpsikongre.tk 'dan ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.. Daha da ayrıntılı bilgiler bende mevcut 8)

Bi de bundan da daha az ilgi görecek bir diğer kongre (imkanın varsa tavsiye ederim) bu sene İspanya'da olacak olan EFPSA (Avrupa Psikoloji Öğrencileri Topluluğu gibi bi şey açılımı) kongresi. Bununla ilgili ayrıntılı bilgiyi de http://www.efpsa19c.org/ adresinden edinebilirsin. Bu kongrenin konaklama,yeme,içme ve kongre katılım ücreti tüm hafta için toplam 155 euro olarak kararlaştırılmış. Program oldukça keyifli, İngilizcenizden de çekinmeyin giderken diyorlar deneyimli arkadaşlar. Yanılmıyorsam 15 Mart'a kadar kayıt yaptıranların bu ücretle alınacak ama daha sonra kayıt yaptıranlar 180küsür euro ödeyecekler. Türkiye temsilcisi arkadaşımız İspanya'ya uçak biletleri için de toplu indirim ayarlamaya çalışıyormuş. Bilgin olsun da sen veya belki ilgilenen bi arkadaşın için işe yarar olabilir.. sizin sınıfta hevesli arkadaşlar varmış duyduğuma göre ;) Daha da ayrıntılı bilgi isterseniz konuşuruz yine.

Fatih Dilber
19-02-2005, 22:47
Çok güzel bir sunum olmuş. *::) * ama okuyunca haklı felan diosun da ne biliim sevince göremiosun. zaten sevginin en güzel yanı bence. *
pek beni ilgilendirmemiş bu konular. evlenmeyi düşünmeyen sadece aşkı yaşayan insan olarak...

Zamanında Şu başlığa kimse yazmıyor diye kız uğraşmış o kadar yazmış diye şu mesajı atmıştım ::)

Bak ismi değişince bir anda 6 mesaj gelmiş bir günde demekki sorun pazarlamada imiş. konularda değil ;)

Melis Varan
19-02-2005, 23:52
Konunun amacı farklıydı ama sahiplendik artık, değişti konsepti, tutacak sanırım ;D

Uğur Şimşek
21-02-2005, 11:07
tuttu bile ;D ;D

Melis Varan
22-02-2005, 02:09
Madem başlık değişti, iyice psikolojiye giriyorsak önce bi psikolojiyi tanımlamakta yarar var. Ne olduğunu bilelim de ardından güncel/popüler mevzulara da gireriz bu başlıktan yine.

Psikoloji Nedir?
İnsan ve hayvan davranışlarıyla ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji biliminin 125 yıllık bir tarihi vardır. Bu genç yaşına rağmen psikoloji, biyolojiden sosyolojiye kadar uzanan oldukça geniş kapsamlı bir alandır. Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.

Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki, beyin ve davranış, ikincisi ise çevre ve davranış ilişkisidir. Psikologlar hem araştırmacı olarak gözlem, deney ve analiz gibi bilimsel yöntemleri izlemek hem de bilimsel bulguları uygulamak için yaratıcı olmak durumundadırlar. Psikologlar araştırma yaparak geliştirdikleri kuramları sınarlar ve araştırmalar sonucu ortaya çıkan yeni bilgileri uygulama alanında çalışanların kullanımına sunarlar. Ayrıca, bireylerin ve toplumların değişen gereksinimlerini karşılamak amacıyla yeni yaklaşımlar geliştirirler.

Psikoloji oldukça geniş bir alandır. Psikologlar temel ve uygulamalı alanlarda araştırma yaparlar, toplumdaki örgütlere ve diğer kurumlara danışmanlık hizmeti verirler, bireylere tanı koyar ve tedavi ederler, lise ve üniversitelerde psikoloji öğretirler, çeşitli testler kullanarak zekayı ve kişiliği ölçerler, davranışları ve bilişsel işlevleri değerlendirip gerekli durumlarda yardımcı olurlar. Bireylerin hem birbirleri ile hem de makineler ile nasıl ilişki içine girdiklerini araştırıp, bu ilişkileri iyileştirmeye çalışırlar.

Psikologlar bazı işlerde bağımsız olarak çalışırken diğerlerinde doktor, hukukçu, okul personeli, bilgisayar uzmanı, mühendis, yasa koyucu, polis, asker ve yöneticiler ile takım halinde çalışarak toplumun her alanına katkıda bulunurlar. Bu yüzden psikologları, laboratuvarlarda, hastanelerde, adliyede, okullarda, üniversitelerde halk sağlığı merkezlerinde, kitle iletişiminde, hapishanelerde ve pek çok başka işyerinde görebilirsiniz.

kaynak:turkpsikologlardernegi.org

Vehbi Şirikçi
22-02-2005, 02:18
Psikologlar temel ve uygulamalı alanlarda araştırma yaparlar, toplumdaki örgütlere ve diğer kurumlara danışmanlık hizmeti verirler, bireylere tanı koyar ve tedavi ederler.


Ben bu ifadeye katılmıyorum. Psikologların bir hastaya tanı koyup tedavi etme yetkisi yoktur bence. Bir insanın fiziksel veya ruhsal bir hastalığının tanısını koyup tedavi edebilmek için öncelikle insan vücudunu tamamıyla bilmek gerekir ki bunu da hekimler ve dolayısıyla psikiyatrlar yapmalıdır.

Melis Varan
22-02-2005, 02:27
Psikolojinin Bazı Alt Alanları

Psikologların uzmanlaşabilecekleri alan sayısı oldukça fazladır ve bu nedenle kendilerini farklı etiketlerle tanımlarlar. Günümüz Türkiyesinde duyacağınız bazı alt dalları sıralıyorum..

Adli Psikoloji (Adli psikolog)
Deneysel Psikoloji (Deneysel psikolog)
Eğitim Psikolojisi (Eğitim psikoloğu)
Endüstri/Örgüt Psikolojisi (Endüstri psikoloğu)
Gelişim Psikolojisi (Gelişim Psikoloğu)
Klinik Psikoloji (Klinik psikolog)
Nöropsikoloji ve Psikobiyoloji (Nöropsikolog)
Okul Psikolojisi (Okul psikoloğu)
Psikometri (Psikometrist)
Sağlık psikolojisi (Sağlık psikoloğu)
Sosyal Psikoloji (Sosyal psikolog)
Spor Psikolojisi (Spor psikoloğu)
Trafik Psikolojisi (Trafik psikoloğu) .....vb

Onur Bilgin
22-02-2005, 02:31
Madem başlık değişti, iyice psikolojiye giriyorsak önce bi psikolojiyi tanımlamakta yarar var. Ne olduğunu bilelim de ardından güncel/popüler mevzulara da gireriz bu başlıktan yine.

Psikoloji Nedir?
İnsan ve hayvan davranışlarıyla ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji biliminin 125 yıllık bir tarihi vardır. Bu genç yaşına rağmen psikoloji, biyolojiden sosyolojiye kadar uzanan oldukça geniş kapsamlı bir alandır. Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.

Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki, beyin ve davranış, ikincisi ise çevre ve davranış ilişkisidir. Psikologlar hem araştırmacı olarak gözlem, deney ve analiz gibi bilimsel yöntemleri izlemek hem de bilimsel bulguları uygulamak için yaratıcı olmak durumundadırlar. Psikologlar araştırma yaparak geliştirdikleri kuramları sınarlar ve araştırmalar sonucu ortaya çıkan yeni bilgileri uygulama alanında çalışanların kullanımına sunarlar. Ayrıca, bireylerin ve toplumların değişen gereksinimlerini karşılamak amacıyla yeni yaklaşımlar geliştirirler.

Psikoloji oldukça geniş bir alandır. Psikologlar temel ve uygulamalı alanlarda araştırma yaparlar, toplumdaki örgütlere ve diğer kurumlara danışmanlık hizmeti verirler, bireylere tanı koyar ve tedavi ederler, lise ve üniversitelerde psikoloji öğretirler, çeşitli testler kullanarak zekayı ve kişiliği ölçerler, davranışları ve bilişsel işlevleri değerlendirip gerekli durumlarda yardımcı olurlar. Bireylerin hem birbirleri ile hem de makineler ile nasıl ilişki içine girdiklerini araştırıp, bu ilişkileri iyileştirmeye çalışırlar.

Psikologlar bazı işlerde bağımsız olarak çalışırken diğerlerinde doktor, hukukçu, okul personeli, bilgisayar uzmanı, mühendis, yasa koyucu, polis, asker ve yöneticiler ile takım halinde çalışarak toplumun her alanına katkıda bulunurlar. Bu yüzden psikologları, laboratuvarlarda, hastanelerde, adliyede, okullarda, üniversitelerde halk sağlığı merkezlerinde, kitle iletişiminde, hapishanelerde ve pek çok başka işyerinde görebilirsiniz. *

kaynak:turkpsikologlardernegi.org


yaw ne psikolojisimisimidir nedir.yazması bile zor be melis.delimiyiz biz ne işimiz var bununla ;D ;D

Melis Varan
22-02-2005, 02:42
Ben bu ifadeye katılmıyorum. Psikologların bir hastaya tanı koyup tedavi etme yetkisi yoktur bence. Bir insanın fiziksel veya ruhsal bir hastalığının tanısını koyup tedavi edebilmek için öncelikle insan vücudunu tamamıyla bilmek gerekir ki bunu da hekimler ve dolayısıyla psikiyatrlar yapmalıdır.

Bu da klasikleşmiş psikolog psikiyatr tartışmalarının bi örneğidir..
Psikologlar tıbbi eğitim almadıkları için hekim değildirler. Bu nedenle hekimler psikologlara sıkça tanı koyamayacaklarını ve tedavi de edemeyeceklerini hatırlatırlar kendi aldıkları eğitime dayanarak..
Öte yandan psikologlar savundukları ekollere göre kimi bunu kabullenirken bir çoğu da tersini söylemektedir. Örneğin kognitif ekolde hastanın tanıyı değil tedaviyi aradığını ve bu nedenle psikologun kendi başına da tedavi edebileceğini savunurlar ki bununla ilgili daha pek çok tartışma da gündemdedir.. Çözülmemiştir.. Çözüleceğe de benzemez..

Benim kişisel fikrimi sorarsan bu konuda karar verebilecek düzeyde görmüyorum kendimi, yalnız şu anda psikologların bi tüzüğü olmadığı için bu şekilde sürüyor. Yanlış bilmiyorsam tüzük kabul edildiği taktirde psikologlar muayenehane açarken bi psikiyatla birlikte açmak zorunda olacaklar ve branşlarında uzmanlaşmış olmaları gerekecek.

Melis Varan
22-02-2005, 02:44
* * * * * *yaw ne psikolojisimisimidir nedir.yazması bile zor be melis.delimiyiz biz ne işimiz var bununla * *;D ;D



Sizin için kendimi psikolojiye adadım yazıyorum yazıyorum yazıyorum... Daha ne yapayım söyle Onur, yaranılmıyor yahu ;D

Vehbi Şirikçi
22-02-2005, 02:51
Örneğin kognitif ekolde hastanın tanıyı değil tedaviyi aradığını ve bu nedenle psikologun kendi başına da tedavi edebileceğini savunurlar ki bununla ilgili daha pek çok tartışma da gündemdedir.. Çözülmemiştir.. Çözüleceğe de benzemez..



Tanıyı aramadan tedaviyi aramak ne derece mantıklı? İnsan anatomisini, vücudunu, organlarını tanımadan bir insana "hastam" diyebilmek ve onu tedavi edebilmek bence mantıksız. Somut olarak örnek vermem gerekirse birçok ruhsal gibi görünen sorunun altında metabolik sorunlar gizlidir ki bunları bir hekim değil de başka birinin farketmesi mümkün değildir. Dolayısıyla bu hastada tanıya gitmeden tedaviye giden mantık ile hastaya faydadan çok zarar verilmiş olur.


Klasikleşmiş psikolog psikiyatr tartışmalarına gerek yoktur aslında, multidisipliner çalışmalarda herkes nerede durması gerektiğini iyi bir şekilde benimser ise en doğru iş yapılmış olur. Bunun fazla tartışılacak bir yönü olmamalı aslında.

Melis Varan
22-02-2005, 22:56
Şu anda sana katılıyorum Vehbi çünkü psikiyatrların bu konuyla ilgili fikirlerini çok duydum ama bunun aksini savunanların görüşlerini çok ayrıntılı bilmediğim için aksi görüşle ilgili pek fazla şey diyemiyorum.
Bu dönemden itibaren klinik dersler almaya başlayacağım için belki bunları da biraz daha ayrıntılı öğrenmeye başlarım da o zaman burda psikolog-psikiyatr çatışması yaşarız ;D
Dediğin doğru, herkes yerini bilse sorun çıkmayacak.. Ama bazı eksikliklerden dolayı belirsizlikler var ve herkes bunları kafasına göre doldurunca kimin yeri neresi istense de kestirilemiyor ne yazık ki..
Belki tüzüğümüz meclisten çıkınca bu konuda rahata ereriz hepimiz..
Bu tarz tartışmalarda biraz da hak yeme ve aşağılık kompleksi de seziyorum doğrusu..
Psikologlar psikiyatrlar tarafından ezildiklerini düşünebilir, mesela ben çapa da cerrahpaşada staj yapmaktansa bakırköyü tercih ederim..
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunları da psikologları kendinlerini bi şey sanmayla suçlar çünkü onlar da psikologların altında ezilebilirler zaman zaman.. (Ezilmekten kastettiğim şeyi senin anladığını zannediyorum)
Bi de ordan burdan mezun olup danışmanlık açan kişisel gelişim uzmanı geçinen insanlar var ki bunlar da psikolojik danışmanları çileden çıkartır. Ama o uzmanlar da PDR mezunlarını "diploma almakla olmuyor" diyerek yererken kendilerini aradan çıkartırlar..
Birbirine yakın ve henüz yerini oturtamamış dallar arasında olması gayet normal tartışmalar bunlar bence.
Tüzüğün çıkmasını bekliyoruz ama o da ortalığı çok karıştıracak gibi görünüyor. Hayırlısı...

Vehbi Şirikçi
22-02-2005, 23:01
Bu söylediklerinde haklısın. "Psikologları kendinlerini bi şey sanması" çok doğaldır, çünkü psikologlar çok önemli "bir şey" dirler. Her ne kadar ülkemizde bu sistemin parçaları uyumlu ve düzgün çalışmadığı için önemi anlaşılmasa da aslında bu düzeneğin çok önemli bir ayağıdır. Tıpkı psikiyatrların da bu ülkede "deli doktoru" veya "sosyetenin dertlerini dinleyen insan" gibi görülmesi gibi.

Aslı Çelik
23-02-2005, 14:29
Ben de bişeler yaziim dedim,Sosyal fobi ilginizi çeker diye düşündüm..
Sosyal fobi, temel özelliği başka insanların da bulunduğu ortamlarda aşırı heyecan duymak olan bir hastalıktır.

Çevrede başka kişi veya kişiler, özellikle de yabancı kişiler, sosyal fobi hastasının şiddetli bir kaygı, sıkıntı, huzursuzluk ve utangaçlık duymasına yol açar. Bu durumda sosyal fobik şu tepkilerin bir kısmını veya tamamını gösterir:

- Yüz kızarması

- Ses titremesi

- Konuşamayacağı, tutulup kalacağı duygusu

- El titremesi

Herkesin kendisine baktığı, kendisini eleştirdiği hissi, küçük düşme endişesi.

Yani sosyal fobik; tanımadığı kişilerin önünde aşağılanmasına veya utanmasına sebep olacak biçimde davranacağından, yüzünün kızaracağından, titreyeceğinden aşırı derecede korkan insandır.

Sosyal fobiklerin en büyük tasası topluluk önünde konuşmaktır. Kendi evlerinde ve aile üyeleri arasında genellikle rahat ederler. Özellikle makam sahibi kişiler karşısında yukarıda saydığımız belirtilerin ortaya çıkma ihtimali yüksektir. Karşı cinsle konuşmak sosyal fobili bazı insanlar için başlı başına bir problemdir. Sosyal fobikler arasında bekarlık oranı yüksektir. Kimi sosyal fobikler ise topluluk önünde mesela yemek yemek gibi bazı davranışları yapmaktan sıkıntı duyarlar.

Sonunda sosyal fobiğin hayatı bir ıstıraba döner. Öğrenci ise okulda öğretmen kendisine soru sorduğunda kalkıp cevap vermek, öğretmen ise ders anlatmak sosyal fobik için büyük bir işkencedir. Pek çok sosyal fobik devlet dairesine, bankaya gidip işini yaptıramaz. Bazıları telefonla bile konuşamaz. Ağır vakaların sokağa çıkmaya, bakkala gitmeye, biletçiden otobüs bileti almaya bile tahammülü yoktur. Bunlar sonunda kendilerini eve hapsederler, okulda başarısız olurlar, çalışma hayatları sona erer.



SOSYAL FOBİ KİMLERDE GÖRÜLÜR?

Sosyal fobi genellikle ergenlik yıllarında başlayan ve tedavi edilmezse müzmin seyreden bir bozukluktur. 25 yaşından sonra başlayan sosyal fobi vakası nadirdir. Ancak sosyal fobikler ekseriya rahatsızlık başladıktan 15-20 yıl sonra doktora giderler. Çünkü sosyal fobinin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmezler ve bozukluğu kişiliklerinin bir parçası olarak görürler.

Kadınlarda da erkeklerde de görülebilir. Kadınlarda 1.5-2 kat daha sık olmakla birlikte sosyal fobi yüzünden doktora başvuranlar daha çok erkeklerdir.

Sosyal fobisi olanlarda evli olmama oranı, genel topluma göre yüksektir.



SOSYAL FOBİNİN SEBEBİ NEDİR?

Sosyal fobi, ırsiyetin orta derecede katkıda bulunduğu bir hastalıktır. Akrabaları arasında sosyal fobik olan kişilerin bu hastalığa yakalanma riski bir miktar daha yüksektir.

Sosyal fobiklerin beyinlerinde bir takım kimyasal ve elektriksel bozukluklar olduğu, yapılan incelemeler sonucunda anlaşılmıştır. Bazı ilaçların sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili olması, sosyal fobinin temelde “beyinde faaliyetinde bir bozukluk” olduğu tezini doğrulamaktadır.

Sosyal fobinin genellikle utangaç, çekingen, kendine güveni düşük, reddedilmeye duyarlı, ama başkaları üzerinde olumlu intiba bırakma arzusu duyan kişilerde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu kişiler başkaları tarafından beğenilmediklerinde bunun değer ve sosyal mevki kaybına yol açacak bir felaketle sonuçlanacağını inanırlar.

Yani sosyal fobi, bazı kişilik özellikleri zemininde ve bazı ailelerde daha kolay gelişen bir beyin hastalığıdır.



SOSYAL FOBİ İYİLEŞİR Mİ?

Sosyal fobi günümüzde oldukça iyi tedavi edilen bir rahatsızlıktır. Ama tedavi edilmediğinde ağır sonuçlara yol açabilir.

Psikiyatristler, sınıfta derse kaldırıldığında duyduğu heyecana dayanabilmek veya akranlarıyla ilişkilerinde daha az kırılgan ve daha cesur olabilmek için, henüz ortaokul yıllarında alkol ve madde kullanmaya başlayan çok hasta görürler.

Sosyal fobiklerin eğitim ve iş başarıları, hayatta gösterdikleri performans genelde düşüktür.

Öte yandan bugün radyoda televizyonda program yapan ve bu işi de başarıyla yürüten çok sayıda iyileşmiş sosyal fobik vardır. Ancak çoğu sosyal fobik tedavi başvurusunda bulunmamakta, berbat bir hayata katlanmak zorunda kalmaktadır.



SOSYAL FOBİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Sosyal fobinin tedavisinde iki silahımız vardır:

İlaç tedavisi

Günümüzde sosyal fobi tedavisinde oldukça etkili olan, bağımlılık yapmayan, uyku-sersemlik gibi yan etkilere yol açmayan ve kalıcı düzelme sağlayabilen birtakım ilaçlar vardır. İyi bir ilaç tedavisiyle kimi zaman psikoterapiye dahi gerek kalmadan kişi dertlerinden kurtulmaktadır.

Psikoterapi

Psikoterapi, sosyal fobi tedavisinde oldukça etkilidir. Sosyal fobiklerde genellikle “bilişsel-davranışçı terapi” denilen psikoterapi yöntemi uygulanmaktadır.

Aslı Çelik
24-02-2005, 12:35
Şimdi de günlük yaşamda karşılıklı konuşmaları yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım;

1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:

Gerek çocuğumuzla, gerekse arkadaşlarımızla konuşurken iletişimi kesen bazı mesajlar vardır;

"Şöyle yap, böyle yapma..."

"Bu şekilde hareket etmemelisin..."

"Buna üzüleceğine, oturup dersini çalışsan daha iyi olur..."

"Yoruluyorum diye yakınacağına geceleri erken yat..."

"Kavga edeceğinize güzel güzel oynayın, arkadaşlar kavga etmez..."

"Paylaşmayı bilmezsen, yalnız kalırsın tabi..."

"Bu kadar düzensiz çalışırsan, işlerini tabi yetiştiremezsin..." gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya itebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.



2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:

"Sen zaten hep kolaya kaçarsın..."

"Bebek gibi davranıyorsun..."

"Geri zekalı ne olacak..."

"Şikayetten başka bir şey bilmezsin zaten..."

"Sulugöz...bir arkadaşınla oynamasını bile bilmiyorsun..."

"Hiçbir fedakarlığa katlanmak istemiyorsun..."

Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler. Özellikle çocuğunuzla iletişiminizde bu yöntemi sık kullanıyorsanız, "o" sizin yargı ve eleştirilerinizi ve sık kullandığınız isimlendirmeleri (yaşına göre) gerçek olarak algılayabilir. Bu, kendilik algısı üzerinde olumsuz etkiler bırakır, kendine güveni sarsıldığı gibi, başarısı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.



3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:

"Neden?...Sen ona ne yaptın?...O sana ne dedi?..."

"Çocuk neden hastalandı?...İyi giydirmedin mi?..."

"Neden uyuyamadın?...Ağır mı yedin?...Kahve de içtin mi?..."

"Neden doğru düzgün oynamayı beceremiyorsun?..."

Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.



4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:

"Aslında sen öyle demek istemiyorsun..."

"Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum..."

"Aslında senin derdin başka..."

"Anlaşılan bir süre sana yardımcı olmamı isteyeceksin..."

"Bunları beni üzmek için anlatıyorsun anlaşılan..."

Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi, sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser. Psikoloji hobiniz olabilir ama terapatik yöntemler arasında kullanılabilen bu tür iletişimin kurallarını tam bilmeden, günlük ilişkilerinize aktarmaya kalkmanız, sizinle konuşmayı güçleştirebilir. Aklınızda bulunsun...:)



5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:

"Aldırma, boşver..."

"Düzelir canım, bunu dert etme..."

"Üzülme..."

"Başka şeyden konuşalım..."

"Olur böyle şeyler, geçer..."

"Bir kahve iç düzelirsin..."

"Boşver canım arkadaşlar arasında olur böyle şeyler..."

"Aman sen de herşeyi ciddiye alıyorsun, yak bir sigara..."

Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra verebilmektir. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.

Bunların ardından, gelin kendimizi gözden geçirelim...Çocuğumuz, arkadaşımız veya eşimizle yaptığımız günlük konuşmalarda tarzımız ve yaklaşımımız genelde nasıl?...İletişimimiz yukarda sözü edilen dinleme engellerine takılıyor mu?...Tam yanıtı bulamıyorsanız, kendinizi 1-2 gün izlemenizi öneririm. Çünkü iyi bir dinleyici olmanın, yani karşıdakini dinleme ve anlamanın bence birinci şartı; kişinin öncelikle kendini dinlemeyi ve anlamayı başarabilmesidir. ;)

Vehbi Şirikçi
24-02-2005, 13:05
1. ve 4. maddeyi sık yapıyorum sanırım. Bu konuda biraz dikkatli olmam lazım. Empati yapmakla bu şekilde aşırıya kaçmak arasında bir çizgi var. Onu iyi ayarlamak lazım.

Önemli bilgiler, paylaştığın için teşekkürler.

Aslı Çelik
24-02-2005, 13:12
rica ederim,çok sewindim okuduğuna ve beğendiine :)

İsmail Sümer
24-02-2005, 21:38
güzel bir yazı ..aslında her insan yukarıdaki maddeleri zaman zaman istemedende olsa yapıyordur. ben en çok 5.maddeyi yapıyorum. ama bu tamamen karşımdakini teselli etmek için yapıyorum dikkatini başka şeyler üzerine çekmek ve hissetiği acıyı vaya duyduğu kaygıyı azaltmak için yani.

iyi bir dinleyicinin nasıl olması gerektiğini seçmeli derste görmüştük aslında elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum.. inşallah bunda başarılı olabiliyorumdur.

Melis Varan
25-02-2005, 23:32
Aslı'nın son yazdığı, bu başlık altına yazılan en önemli konu belki de.. *
Hayatımızın her yerinde iletişim sorunları ile karşı karşıyayız. Aslı'nın yazdığı maddeleri kimimiz bilmiyoruz, bilsek de ya göz ardı ediyoruz ya da alışkanlıklarımızdan kurtulamıyoruz.
Oysa tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır misali, doğru iletişimin yollarını bildiğimiz taktirde işlerimizi çok daha kolay halledebiliriz.

Bunlara ilaveten BEN-SEN dilinden bahsetmek istiyorum ben de..
Ben dili; kendimizle ilgili dediklerimizi içeriyor
Sen dili ise karşımızdaki kişi ile ilgili düşüncelerimizi içeriyor.

Mesela karşımızdaki kişi ile ilgili bir problemimiz var.. Bir davranışından çok rahatsız oluyoruz. O zaman çoğumuz karşımızdakini uyaracaksak şuna benzer cümleler kurarız.
-şunu yapma
-sen şöylesin..
-sen hep bunu yapıyorsun
(aslının karşındaki kişiyi yargılamakla ilgili yazdığı maddeyi hatırlayabiliriz burda)

Oysa yapmamız gereken onun yanlışını göstermekten ziyade kendi rahatsızlığımızı ön plana çıkartmaktır. O zaman cümlelerimiz şu şekilde değişir.
-bunu yaptığın zaman şöyle hissediyorum
-bu davranışın beni şu şekilde etkiliyor ve rahatsız oluyorum...
vb...

Çoğu zaman hedefi şaşırıyoruz. Amacın karşımızdakinin davranışını değiştirmek olduğunu unutup direk karşımızdakini eleştiriyoruz.
Konuşmalarımızda karşımızdakini hedef aldığımız zaman haklı olarak karşımızdaki de bize karşı savunmaya geçiyor ve iletişim kopukluğu doğuyor. Bu daha da büyüdü mü tartışmalara neden oluyor ve 2 dakikalık işiniz 45 dakikayı bulabildiği gibi çok daha da fazla başınıza iş açabiliyor..

Sen dilinden uzak, ben dilili günler dileğiyle.. :D

Aslı Çelik
27-02-2005, 13:00
Arkadaşlar görüyorum ki unifeb'in büyük bi kısmı uykusuzluk çekiyo..aşağıya uykusuzluğun nedenleri ile ilgili bikaç şey yazıcam,belki işe yarar!!

Uykusuzluğun nedenleri:
•Stres
•kafein (çay, kahve, kolalı içecekler, bazı gazozlar, çikolata)
•alkol
•düşük kan şekeri
•hazımsızlık
•akşam yemeğini geç yemek
•aşırı yemek
•hastalık, ağrılar
•uyuyamama korkusu
•kabus görme korkusu (özellikle çocuklarda)
•depresyon
•gerginlik
•çevre değişikliği
•iklim değişiklikleri
•uyku sırasında solunum durmaları
•horlamak veya horlayanla birlikte uyumak
•huzursuz bacaklar sendromu
•uzuvların periyodik şekilde hareket etmesi
•bazı ilaçlar
•düşük seratonin-melatonin seviyeleri
•besin eksiklikleri
•elektro manyetik dalgalar
•vardiyalı çalışma

Şimdi uykusuzluğa yol açan bazı nedenleri ayrıntılı olarak inceleyelim:

Kan Şekerinin Düşmesi
İyi uyuyabilmek, uyku kalitenizi artırabilmek için kan şekerinizin dengeli olması gerekiyor. Kan şekerinin düşmesi, adrenalin, glukagon ve kortizol gibi kan şekerini artıran hormonların salgılanmasına yol açıyor. Bu hormonlar beyne “kalk, beslen komutu vermen gerek” diye uyarıda bulunuyorlar. Böylece uyku bölünüyor. Eğer uyku sorununuzun nedeni buysa yatmadan önce bir bardak süt, bir muz, ince bir dilim kepekli ekmek veya iki-üç adet bisküvi yiyin.

Işık
Uyku saatiniz yaklaştıkça evdeki ışık miktarını azaltın.
Örneğin, mum ışığında yatıştırıcı müzik dinleyebilirsiniz. Yatak odanıza gün ışığının girmesi de önemli. Panjurlarınızı kapamayın.

Perdeleriniz çok koyu olmamalı. Sabah erken uyanırsanız gece de daha çabuk uyursunuz.

Egzersiz
Egzersiz yapmak vücudun doğal saatinin daha düzenli ve doğru çalışmasını sağlar. Ayrıca kendinizi iyi hissetmenize neden olacak endorfin hormonu salınımıda artar. Bu da geceleri daha rahat uyumanızı sağlayacaktır.

C vitamini, B3 ve B6 vitaminleri kalsiyum ve magnezyum eksikliği
Bu vitamin ve minerallerin uyku üzerindeki etkileri büyük.

Aslı Çelik
27-02-2005, 13:02
Triptofan eksikliği
Uyku mekanizmasının harekete geçebilmesi için triptofan adlı aminoasite de ihtiyaç var. Triptofandan zengin yiyecekler muz, hurma, süt, fıstık, balık, tavuk, avakado, hindi eti, karbonhidrattan zengin yiyeceklerde triptofan emilimini artırıyor. Bu yüzden makarna ve pilavı akşam yemeklerinde yemek daha doğru.

Elektro manyetik dalgalar
Odasında elektro manyetik dalgalar yayan aletleri bulunduranlar uyumakta zorlamabilirler. Odanıza televizyon, bilgisayar koymayın. Uyurken cep telefonunuzu kapatın. Radyonuzun fişini çıkartın. Radyo saati yerine pille çalışan alarm saati tercih edin.

Uzuvların periyodik şekilde hareket etmesi
Bu bozukluk daha çok eş tarafından fark edilir. Çünkü kişi genelde uyuyor olur. Özellikle bacaklar ani hareketlerle takma atar gibi oynar. Bu durum gece boyunca sık sık tekrarlanır. Tehlikesi yoktur ama partnerinizin uykusu bölünür. Birlikte uyumak kabus haline gelir. En büyük nedeni demir eksikliğine bağlı kansızlık. Diğer nedenlerde kafein, böbrek problemleri ve yetersiz uyku olabilir.

Huzursuz bacaklar sendromu
Bacaklarda huzursuzluk, yanma, kaşınma hissi duyulur. Ancak bacakları hareket ettirince geçer. Çoğu kişi böyle rahatsızlıktan tedavisinin çok kolay olduğundan habersiz, kesin nedeni bilinmiyor. Demir eksikliği ve folik asit emiliminin yetersizliği başta olmak üzere çeşitli minerallerin eksikliği, dolaşım ve sinir sistemine bağlı sorunlar anksiyete, hiperaktivite, stres, yiyecek intoleransları, kafeinli içecekler gibi nedenlere bağlı olduğu düşünülüyor. Kafeinli içecekleri aşırı tüketenlerde seyri daha ağır. Çay ve kahve folik asit ve demir emilimini engelliyor. Huzursuz bacaklar sendromu olanların uzuvları genelde periyodik şekilde hareket de eder. Ama bunun farkında değillerdir. Demir takviyesi iyi bir B-Kompleks kafeinli içecekleri azaltmak dolaşıma yardımcı olduğu için E vitamini ve düzenli egzersizle zorunları çözmek mümkün.

Uyku sırasında solunumun durması
Erkeklerin %10’u, kadınların %5’inin uyku sırasında solunum problemleri var. Bu sorunlar hafif horlamaya veya solunumun tamamen durmasına yol açıyor. Solunum her seferinde birkaç saniye durabiliyor. İşin kötüsü bunun gece boyunca dealarca gerçekleşmesi solunum her durduğunda kandaki oksijen miktarı azalıyor ve beyne daha az oksijen gitmeye başlıyor. Bunun üzerine vücut hemen önlemlerini alıyor. Kalp yavaşlıyor, tansiyon düşüyor. Zamanla kişi gündüzleri uyuklamaya başlıyor. Yıllarca her gece solunumun durduğunu düşünün. Beyin bu durumdan zarar görebiliyor. Uyku sırasındaki solunum durmaları yüksek tansiyon, kalp krizi veya felce yol açabiliyor. Solunum yolunu daraltan nedenler çok çeşitli. Bunun için bir kulak burun boğaz uzmanının kontrolünden geçmelisiniz. Eğer sorun basit bir nezle sonucu oluşan geçici bir tıkanıklıksa veya yorgunluğa bağlı hafif horlama ise burna yapıştırılan bantlardan kullanabilirsiniz. Sorunu geçici olarak çok güzel çözebiliyor.

Gece gündüz vardiyalı çalışma
Vardiyalı çalışanlarda vücudun doğal saati bozuluyor. Akşam saat 6-7 den sonra fiziksel veya mental çalışma stres hormınları salınımını artırıyor. Vücut aşırı uyarılıyor, bu da uykusuzlukla sonuçlanıyor. Bilgisayarla uzun saatler çalışmakta melatonin üretimini etkiliyor. Gündüzleri uyumak durumundaysanız uyuyacağınız ortamın sessiz ve karanlık olmasına, gün ışığı girmemesine dikkat edin.

Uyku hapları
Uyku hapları kısa süreli, uykusuzlukların tedavisine yardımcı olabiliyor. Ancak unutmayın ki bu haplar uyku sorunuzu sadece maskeliyor. Kalıcı bir çözüm getirmiyorlar. Yas zamanlarında veya deniz aşırı yolculuklardan sonra yoğun çalışmanız gerekiyorsa uyumaya,vücudunuzun toparlanmasına yardımcı olabiliyorlar. Ama kısa süreli ve düşük dozlarda kullanılmak şartıyla. Bazı uyku haplarında etkisi gündüz de sürebiliyor. Bu yüzden araba kullanıyorsanız veya makinelerde çalışıyorsanız dikkatli olmanız gerekiyor. Genellikle 3 haftadan daha uzun süre kullanılmaları tavsiye edilmiyor. Uzun süre kullanmak bağımlılığa yol açabiliyor.
Doğal uyku ilaçları da var, bu hapların yayarı da görülüyor. Bunların ana maddeleri passionflower (saat çiçeği), valerian (kedi otu), hops( şerbetçi otu) gibi bitkiler.

Aslı Çelik
27-02-2005, 13:04
Uykusuzluğa karşı öneriler
1.rahat bir yatak seçin
2.odanızın aşırı sıcak veya soğuk olmamasına dikkat edin
3.kışın çorap giyin, ayaklar dolaşımın en zayıf olduğu yerler. Ayakların üşümesi uyumayı engeller, uykuyu böler.
4.Aynı saatte kalkıp, aynı saatte yatmaya özen gösterin. Saatinizi kurun ve hep aynı saatte kalkmaya özen gösterin. İyi uyumamış olsanız bile!
5.Uyku saatinize yakın egzersiz yapmayın.
6.Uykunuz gelmediyse kendinizi uyumaya zorlamayın.
7.Açken uyumaya çalışmayın. Açlığınızı hafif yiyeceklerle giderin.
8.Yatmadan önce kan şekerinizi yükseltebilecek reçel, bal, şeker, çikolata gibi yiyecekleri yemeyin.
9.Hassas olduğunuz yiyeceklerden uzak durun. (Süt ve süt ürünleri, buğday unuyla yapılmış yiyecekler gibi) bunlar uykuda solunum durmalarına, aşırı mukus salgılanmasına, mide , bağırsak rahatsızlıklarına, gaza yol açıp sizi uyutmayabilir.
10.Öğleden sonraları çay, kahve içmeyin.
11.Alkolden uzak durun.
12.Eğer gece boyunca saate bakıp duranlardansanız saati odanızdan kaldırın veya ters çevirin.
13.Bir hafta boyunca hep aynı saatlerde kalkıp yatarak gelişmeleri kaydedin.
14.Hafta sonlarında gereğinden fazla uyuyup, dengenizi bozmayın.
15.Eğer uykusuzluğa yol açtığını fark ettiyseniz öğleden sonra uykusuna yatmayın.
16.Geceleri yatıştırıcı müzik türlerini tercih edin.
17.Lavanta kokusunun yatıştırıcı etkisi var. Odanızda lavanta kokusu bulundurun veya yastığınıza lavanta yağı damlatın.
18.Geceleri vücudunuzu gevşetin. Yatmadan önce sıcak bir duş alın. Veya küvetinizi sıcak suyla doldurun. Çeşitli yağlar damlatarak, kokulu sabunlar kullanarak en az yarım saat dinlenin.
19.Yatak odanıza tv. Koymayın.
20.Geceleri uzun süre tv. Seyretmeyin.
21.Geceleri bilgisayar karşısında uzun süre oturmayın.
22.Yatmadan 1-2 saat kadar önce suyu ve diğer içecekleri kesin. Tuvalete gitme ihtiyacı yaratıp uykunuzu böler.
23.Tuvaletinizdeki ışığın fazla parlak olmamasına dikkat edin.
24.Akşamları papatya, nane çayları için.
25.Eğer odanız yeterince karanlık değilse, gözleriniz için bir maske, çok gürültülüyse de kulak tıkaçları kullanın.
26.Aşırı yüksek sesle öten alarm saatleri kullanmayın. Strese yol açar. Uykunuzu düzene soktuktan sonra vücudunuzun doğal saati zaten sizi uyandıracak, saat kullanma ihtiyacı hissetmeyeceksiniz.
27.Erken yatıp erken kalkmaya çalışın; uykuyu düzenleyen hormonların dengili olmasını sağlıyor.
28.Uyku saatiniz yaklaştıkça evinizdeki ışıkları azaltın.
29.Uyku saatiniz yaklaştıkça çalışmayı azaltın.
30.Yatakta okuyorsanız hafif kitaplar seçin, okuduğunuz kitap beynin aşırı çalışmasına yol açmamalı.
31.Sigaradan uzak durun, nikotin uyarıcıdır; uykunuzu kaçırır.
32.Fazla kilolarınızı atmaya çalışın. Aşırı kilo solunum durması riskini artırabiliyor.
33.Sağlıklı bir seks yaşamı daha iyi uyumanızı sağlar, unutmayın.
34.Yatağa girmeden önce endişelerinizi gidermeye, stres yaratan sorunları çözmeye çalışın. Yazmak, hatıra defteri tutmak iyi bir çözüm olabilir.

Nelere hayır
•Kafeinli içecekler (çay, kahve, kolalı içecekler, bazı gazozlar)
•Çikolata
•Akşam yemeğinde kan şekerini hızla artıran yiyecekler.: Beyaz ekmek, beyaz pirinç, bol şekerli tatlılar, şekerler, rafine yiyecekler
•Sigara
•Alkol
•Akşamları aşırı yemek
•Aşırı baharat

Nelere evet
1.Akşam yemeğinde yatıştırıcı yiyecekler: Esmer pirinç-makarna, elenmemiş undan yapılmış ekmek, muz.
2.Magnezyum içeren yiyecekler: Yeşil yapraklı sebzeler, badem, cashew, karides, tofu, ayçiçeği çekirdekleri, limon.
3.B6 vitamini içeren yiyecekler: Karnabahar, lahana, brokoli, mercimek, kuşkonmaz, barbunya, Brüksel lahanası, soğan, tohumlar.
4.Triptofan içeren yiyecekler: Muz, süt, hurma, fıstık, hindi eti.
5.Marul : uykuya yardımcı olan güçlü maddeler içeriyor.
6.Bitkisel çaylar: özellikle papatya
7.Düzenli egzersiz

İsmail Sümer
27-02-2005, 18:56
bende çok uyuyorum bunun bi sebebi var mı?

Aslı Çelik
27-02-2005, 20:51
İsmail eğer günlük yaşamını etkilicek kadar çok uyuyosan ciddi bi problem olabilir,ama gece uykun uzunsa ve gündüzleri dewamlı uyuma isteği duymuyosan kafana takma,önemli bişey diil..

Uğur Şimşek
28-02-2005, 19:51
aslında bu uyuyamama sorunu bende de vardı..ama artık bi çaresini buldum..yattıktan sonra uyumamaya çalışıyorum bu da kısa zaman sonra zorluyo ve nasıl olduğunu anlamadan sabah uyanıveriyorum meğer o arada uyumuşum ;D ;D

İsmail Sümer
03-03-2005, 04:21
valla Aslı eğer işim olmasa veya biri beni uyandırmazsa ben uyurum.. mesela akşamüstü 6 yatıp ertesi sabah 9-10 a kadar uyuduğum oluyor... bunu tersine günde 2-3 saat uykuyla 3-4 gün ard arda idare ettiğimde ouyor.. çok düzensiz bi uyku düzenim var..hele sınav zamanları tamamen değişiyor.. artık öyle gece yatıp sabah kalkmak yerine arada bi 2-3 saat uyuyorum..

gündüzleri uyuma isteği ise sadece derslerde oluyor:)

Melis Varan
04-03-2005, 20:33
Daha önce bi bilgi vermiştim de düzeltmem gerekiyor.
Tüzüğümüz çıkmadığı için şu anda psikologların keyfi muayenehane açabildiklerini yazmıştım ama bu böyle değilmiş. Tüzüğümüz çıkmayı bekliyor meclisten bu doğru fakat Sağlık Bakanlığı tarafından kontrol ediliyoruz ve uzman psikologlar anca bir psikiyatr ile ortak açabiliyorlar muyenehanelerini şu anda da. Ancak bir istisna var, yurtdışında yapılmış kimi doktoralara ayrı bi izin var, onlar psikiyatr olmasa da muayenehane açabiliyorlar.
Bir ekstra bilgi daha etik hakkında: Ordan burdan aldığı bir kaç eğitimle danışmanlık merkezi açan ama psikoloji okumamış kişilere hiç bi uyarıda bulunamıyormuşuz.
Psikologları kontrol eden Türk Psikologlar Derneği çatısı altında bir denetleme var; ancak sadece psikologlara işliyor onların kuralları. Yani danışmanlık merkezi açmış bir sosyoloğa veya iktisatçıya sözümüz geçmiyormuş.

Melis Varan
11-03-2005, 23:32
Özgüven Eksikliği ve Çözüm Yolları

Özgüven şu kavramlarla tanımlanabilir: fikirlerini kabul ettirmek, iyimserlik, istekli olmak, sevgi, gurur, bağımsızlık, güven, eleştirilere açık olmak, duygusal olgunluk ve kapasitesini doğru değerlendirme becerisine sahip olmak.

Özgüven Nedir?

Özgüven; kendimiz ve yeteneklerimiz hakkında pozitif ve gerçekçi bir anlayışa sahip olduğumuz anlamına gelmektedir. Diğer taraftan, özgüven eksikliği ise; kendinden şüphe duymak, pasiflik, boyun eğme, aşırı uyum gösterme, yalnızlık, eleştirilere karşı hassas olma, güvensizlik, depresyon, aşağılık duygusu ve sevilmediğini hissetme gibi kavramlarla tanımlanabilir.

Özgüven Eksikliği Nasıl Gelişir?

Aşağılık duygusu, umutsuzluk gibi duyguları, genellikle evde, okulda veya işte yaşadığımız kimi olumsuz yaşam deneyimlerinden sonra ortaya çıkar. Örneğin, siz büyüme aşamasındayken, ebeveynleriniz size sağlıklı ve destekleyici bir çevre sağlayamamış olabilir. Size karşı çok eleştirel, talepkar ve/veya aşırı koruyucu olabilirler. Sonuç olarak, kendiniz hakkında olumsuz düşünmeye başlarsınız.


Aileden birini veya yakın bir arkadaşı kaybetmek. Örneğin: anne-babanızın boşanması, evinizden ilk kez ayrılıyor olmak (ailenizden ve arkadaşlarınızdan ayrı olmak), erkek/kız arkadaşınızdan ayrılmak.
Başarısızlık, hayal kırıklığı gibi olumsuz olayları bir deneyim gibi algılamaktansa, bunların üzerinde fazla durmak.
Kendini veya yeteneklerini çok acımasız bir şekilde eleştirmek.
Olayların sonuçlarını, gerçekte olduklarından daha kötü bir şekilde değerlendirmek.
Ailenizin ve arkadaşlarınızın, sizinle ilgili istek ve beklentilerini karşılayabilmek için çok fazla baskı hissetme ve bu durumun sizin kendi kimliğinizi geliştirmenize ve kendinize ait kararlar almanıza mani olması.
Gerçekçi olmayan hedefler belirleme.
Başarısızlık korkusu. Örneğin; bir dersinizden kaldığınızda, kendinizi bir dersten kalmış, iyi bir insan olarak düşünmektense, işe yaramaz ve başarısız biri olarak düşünmek.

Özgüveninizi Nasıl Arttırırsınız?

Kendiniz hakkında olumlu düşünün.
Gerçekçi olan ve beklentilerinizi karşılayan hedefler belirleyin. -Makul seviyede hedefler belirleyin ki, böylece başardığınız şeyler, başta ulaşmayı düşündüğünüz hedeflerlere yakın olsun. Bu durum, özgüveninizi ve kendinizle ilgili memnuniyetinizi destekler. Psikolojinin öncülerinden William James şöyle der: “ Kendinden memnun olmak = Ne başardığımız / Başarmayı hedeflediğimiz şey ”
Bir şey başardığınızda kendinizle gurur duyun ve kendinizi ödüllendirin.
Kötü veya üzücü bir şey olduğunda, olumsuz düşüncelerinizin farkına varın. Tamamen duygularınızla hareket etmek yerine, içinde bulunduğunuz durum hakkında mantıklı olarak düşünün.
Zayıf taraflarınız yerine, güçlü taraflarınıza ağırlık verin. Belirli konularda, diğerlerine göre daha becerikli ve iddialı olduğunuzun ve hayatınızın her alanında mükemmel olmanın imkansız bir şey olduğunun farkına varın.
Yaptığınız ve başardığınız şeyleri sadece şansa bağlamayın. Bunun yerine, kişisel başarılarınız için kendinizle de gurur duyun.
Fikirlerinizi savunun. Diğer bir ifadeyle, başkalarının haklarını ihlal etmeden, kendi duygularınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı, ihtiyaçlarınızı, dürüst ve net bir şekilde ifade etmeyi öğrenin.
Haklarınıza sahip çıkmayı öğrenin ve sizin için makul olmayan isteklere “hayır” deyin. Fikirlerinizi açık ifade edebilme konusunda alacağınız bir eğitim, özgüveninizin gelişmesinde size çok yardımcı olabilir.
Yaşamınızda önemli olduğuna inandığınız sorunların bir listesini çıkartın. Daha sonra bunları iyileştirmenin veya değiştirmenin yollarını yazın. Bütün sorunlarınız tabii ki kolay ve hızlı bir şekilde çözülemez ama hemen harekete geçebileceğiniz bazı alanlar da olacaktır.

Özgüveni İyileştirmek için Hatırlanması Gerekenler

· Kötü şeyler yerine iyi şeylere ağırlık verin.

· Kendiniz hakkında olumlu düşünün.

· Deneyimlerinizden ders çıkartın.

· Gerçekçi hedefler belirleyin.

· Cesaretli olun.

· Öğrenmeye devam edin.

· İşe yarar şeyler yapın.

· Basitliğe önem verin.

· Değişimi hoş karşılayın.

Kaynak:
http:\\www.student-affairs.buffalo.edu\shs\ccenter\self-con.html / 08.08.2003
http://www.dbe.com.tr/hizmetlerimiz_yetiskin/default.asp?cntId=03050126

Melis Varan
14-03-2005, 21:37
Hep İstanbul'da olan biten seminerleri duyurmakla olmaz, biraz da Ankara'ya hitap edelim.. Siz ilgilenmezseniz çevrenizde ilgilenen olur belki, aklınızda bulunsun. Ana babalık zor zanaat ne de olsa..

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı Ana Baba Okulu başlıyor.

"İçimdeki Güneş"

Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Derneği ile birlikte Ana Baba Okulu
programı:

-4 Nisan 2005 12:00-14:00

"Bebeklik Dönemi, Özellikleri ve Sorunları"

Dr.Bahar Gökler

-18 Nisan 2005 12:00-14:00

"Okul Öncesi Dönem ve Sorunları"

Dr.Berna Pehlivantürk

-2 Mayıs 2005 12:00-14:00

"Ergenlik Dönemi Gelişimsel Özellikleri ve Sorunları"

Dr.Füsun Çuhadaroğlu Çetin

-16 Mayıs 2005 12:00-14:00

"Bilgisayar,Televizyon, Çağın Araçları ve Çocuklar"

Dr.Özlem Sürücü

-30 Mayıs 2005 12:00-14:00

"Aile İçi Şiddet ve Çocuklar Üzerindeki Etkileri"

Dr.Hakan Erman

Katılım Ücretsizdir

Ayrıntılı bilgiyi Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'ndan
edinebilirsiniz.
Tel: 0 312 417 77 20
Faks: 0 312 417 57 40
www.umag.org.tr

Melis Varan
29-03-2005, 00:57
Okan Üniversitesi Psikoloji Günleri devam ediyor ama ben şu sıralar biraz aksattığım için buraya da yazmayı unutmuşum..

04.04.2005
Uzm. Psk. Sertan BOZKURT
(Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü)
Bir Yapıbozum Denemesi: Kişilerarası İlişkiler Kuramları Doğrultusunda Metin Çözümlemeleri

18.04.2005
Yrd.Doç. Dr. Hale AKSUNA ERGENÇ
(Doğuş Üniversitesi Psikoloji Bölümü)
Rehabilitasyon Psikolojisi

Nisan ayı programı da böyle, Okan Üniversitesi Kadıköy'de Vatan hastanesi yanında.
Seminerler 17:30-19:00 saatleri arasında ve ücretsizdir.

Daha fazla bilgi isterseniz:
Uzunçayır Cad. No: 6 Hasanpaşa/Kadıköy
(Vatan Hastanesi Yanı)
Tel: 0216 325 48 18 Fax: 0216 339 73 44
www.okan.edu.tr / psikoloji@okan.edu.tr

Melis Varan
30-03-2005, 01:03
İnan,
Bildiğim kadarıyla psikoloji okuyan ve mezun olan 3 kişiyiz bu forumda (atladığım varsa kusra bakmasın) Aslı 1.sınıfta, ben ise 2.sınıftayım. Burcu Oy arkadaşımız mezun oldu, o çalışıyor ben imreniyorum :D
Bazı kişilik ölçekleri var, bunlardan edinebilirsin belki. Tabi bahsettiğim ölçekler dergilerde çıkanlardan değil..
Aslına bakarsan araştırman lazım. Benim elimde bi kitapçık vardı eskiden, bazı büyük kitapevlerinde satıyorlar onu.. Eğer bulursam adını sana yollarım. Ucuz bi şey zaten. Aynı yayınevinin zeka testi de vardı aynı şekilde. En azından merakını yatıştırır, yine de çok değişik sonuçlar beklememeni tavsiye ederim.

Melis Varan
30-03-2005, 22:33
04.04.2005
Uzm. Psk. Sertan BOZKURT
(Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü)
Bir Yapıbozum Denemesi: Kişilerarası İlişkiler Kuramları Doğrultusunda Metin Çözümlemeleri

Diye yazmıştım ama çok önemli bir şeyi atlamışım, ne yazıkki geçtiğimiz aylarda Sertan hocamızı kaybettik. Bu nedenle aynı günü yine sosyal psikoloji ile dolduracağız ancak İstanbul Üniversiyesi Sosyal Anabilim Dalı'ndan Meltem Narter konuşmacı olarak katılacak.

Sayın Narter'in semineri, “Üniversite Gençlerinin Cumhuriyetçi Kimlik Tanımları” başlığını taşımaktadır. Seminer, Türkiye'de gençlerin siyasi kimlik kazanımları, Cumhuriyetçi kimliğin algılanışı, özellikle 80 kuşağının bakış açısı ve siyasi kimliğin gençlerin hayatlarındaki yeri konularını içermektedir.

Seminer 17:30-19:00 saatleri arasında, Okan Üniversitesi Konferans Salonunda gerçekleştirilecektir.

Okan Üniversitesi
Psikoloji Bölümü
Uzunçayır Caddesi No:6 Hasanpaşa
Kadıköy/İSTANBUL
Tel: 0216 325 48 18
(Vatan Hastanesi Yanı)

Vehbi Şirikçi
11-04-2005, 22:05
Mevsimsel bir değişim olsa gerek aynada kendim dahil olmak üzere bugün çevremdeki 7-8 insanda depresif bir ruh hali gördüm. Bu kadar çok olması gerçekten düşündürücü. Depresyon belirtileri, etyolojisi, tedbir ve tedavileri hakkında bazı bilgilerin bu başlıkta bulunması belki bugünlerde birçok arkadaşa yardımcı olabilir. Psikoloji okuyan arkadaşlardan bunu isteyebiliriz sanırım şöyle güzel bir kaynaktan.

Aslı Çelik
11-04-2005, 23:02
Bahar depresyonu, özellikle bahar mevsiminin başladığı günlerde, bitkinlik, güçsüzlük, enerji noksanlığı, isteksizlik, uykusuzluk ya da vücutta karıncalanma gibi belirtilerle pekçok kişide görülebiliyor.

Bahar ayında ortaya çıkan depresyona karşı uzmanlar, içilen günlük su miktarının arttırılmasını, daha fazla B ve C vitaminlerinden zengin sebze ve meyvelerin tüketilmesini öneriyor.

Bahar yorgunluğu nasıl oluşur?
Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkiler. Bahar aylarında havadaki elektrik yükü artar. Pozitif iyonların artması vücuda zindelik sağlarken, negatif yüklü iyonların artması ise yorgunluk, halsizlik ve gerginliklere neden olur. Artan negatif iyon yükü mevcut şikayetlerimizi de tetikler ve alerjik reaksiyonlar, solunum yolu hastalıkları, kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları, romatizma ve mide rahatsızlıkları bahar aylarında artış gösterir. Havadaki elektrik yükü büyük şehirlerde daha fazladır. Bu duruma hava kirliliği, sanayi atıkları ve trafik yoğunluğu da eklenince, şehirlerde yaşayanlar daha fazla etkilenir.

Belirtileri nelerdir?
Kas ağrıları, omuz, sırt ve boyun ağrıları oluşabilir. Yorgunlukla birlikte; konsantrasyon bozukluğu, neşesizlik, aşırı sinirlilik, hafıza zayıflaması ve uyku bozuklukları görülebilir. Yorgunluk hareketsizliğiyle birlikte aşırı yeme problemi şişmanlık olur. Uyku ritmi bozukluğu; uykuya dalma güçlüğü bazen de aşırı uyuklama hali gibi durumlar yaşanabilir. Baş ağrıları olabilir. Stres ve ruhsal gerginliğe bağlı olarak barsak ve mide rahatsızlıkları görülebilir. Bahar mevsiminde mide ve oniki parmak ülseri olanlarda hastalık nüksleri daha çok görülebilir. Barsaklarda gaz, kabızlık ve ishal gibi düzensiz barsak hareketlerini beraberinde taşıyan, hassas bağırsak sendromu diye adlandırılan durum görülebilir.

İsmail Sümer
12-04-2005, 01:05
evet.. belki bu durumların hepsi yok ama bir kısmı rahatsız edecek kadar fazla.. örneğin uyku bozukluğu.. her zaman yastığa başını koyar koymaz uyuyan insan 3 gündür 2 saat kadar yatakta dönüp duruyor... sinir oldum. her bahar başlangıcında olduğu gibi yine gözüm çıkan güneşe karşı kendini devamlı ıslatarak tepki veriyor..
ama güzel yanlarıda var mesela kısa kollu ile gezebiliyorum. her türlü olumsuzluığa rağmen bahar güzel şey iyi ki geldi..

Aslı Çelik
19-04-2005, 00:47
ismail,kişisel bi tavsiye istersen akşam yemeğinden sonra çay kahwe tarzı içicekler yerine adaçayı yada ıhlamur içersen rahat uyursun :)

Hasan Muradoğlu
09-05-2005, 13:46
Emre Hocamız öncelikle şunu belirtti; [b]zıt kutuplar birbirini çeker diye kandırmayın kendinizi.. Genel olarak kişiliklerinizin uyumlu olması gerekiyor.


aslında eskiden bende inanırdım bu söze ama insan zaman ilerledikçe ya da daha olgun düşünmeye başladıkça fark ediyor ki;bu söz nerdeyse palavradan ibaret...evet,istisnalar vardır ama benim gözlemlediğim hiçbir istisna genel kaideyi bozamadı bu konuda.ama benim aklıma şöyle bir soru da geliyor.tamam zıt kutuplar meselesini geçtik,bi de şu var tamamen birbirine yakın karaktere sahip kişilerin ilişkisi sizce ne denli başarılı bir şekilde yürür ki?

bu konuda yorumlarınızı bekliyorum

Hasan Muradoğlu
24-05-2005, 19:40
^^^^

Melis Varan
25-05-2005, 23:38
Aksiliklerin üstüste gelmesi ve ardından İstanbul'da olmayışım..vs nedeniyle bi süre foruma bakamadım, baktığımda da yazmaya fırsat bulamadım.Sonunda döndüm:)

Hasan, sen buna zamanında inanmışsın pek çok kişi gibi.. Bence insanlar işine gelene inanıyorlar genellikle :)

"Tamamen birbirine yakın karekterde iki kişinin ilişkisi" cümlesinde neyi kastettiğine bakmak lazım öncelikle... "Tamamen" ve "yakın" kelimeleri biraz çelişkili olmuş ama demek istediğini anlıyorum sanırım. Huyları, ilgileri, tepkileri, becerileri, beklentileri, amaçları, hayalleri, kişilikleri, beğenileri...gibi özelliklerinden çoğu birbirine benzeyen kişilerin ilişkilerinden bahsediyoruz sanırım.

Bu konuda kesin araştırma sonuçlarından bahsetmem için araştırma yapmam lazım ama üşeniyorum kusra bakma ::)
Yalnız şunu söyleyebilirim: İlişkilerde çiftlerin huyları, benzerlikleri/farklılıkları elbette önemli ama bunların sonuçlarını değiştiren bi önemli özellik de bireylerin tutumları:
Tartışma her ilişkide olur, önemli olan tartışma sırasında çiftin nasıl davrandığı ve tartışmanın nasıl sonuçlandığıdır. Kişiler birbirlerini dinliyorsa ve tartışma sonucunda sorun çözülüyorsa tartışmaların ilişkiye pek fazla zararı olmaz. Hatta bu nedenle çevremizde "çok tartışan ama buna rağmen çok mutlu olan" çiftler görürüz.
Öte yandan şu dezavantajı olabilir: Eğer çok fazla birbirlerine benziyorlarsa birbirlerini bi süre sonra sıkabilirler belki.. Çekicilik kaybolabilir. Ayrıca ilişkilerin kişilere kazançları vardır. Ama size çok fazla benzeyen biri ise kazançlarınız daha az olabilir ve bu da bi süre sonra sizi sıkabilir. Ama tüm bu dezavantajlar hep havada varsayımlar, kesin sonuçlar için araştırmak gerek..
Yine de araştırmalar zıt olmaktansa benzer olmanın daha uyumlu ilişkilere yol açtığını gösteriyor. Tabi bence uç noktlara kaymak pek mantıklı değil, benzer olmak da bi yere kadar ;)

Vehbi Şirikçi
29-05-2005, 20:37
İlgi çekici birkaç bellek sorununun tanımını paylaşmak istiyorum;

Deja vu: O anı daha önce yaşadığını düşünmek. Normalde o an yaşadıklarımızı geçmiş bilgilerimize göre kıyaslarak kaydederiz. Ama bunu yaparken geçmiş ile bugünü ayırt edebiliriz. İşte bu bozulursa; sık sık bu his olursa deja vu meydana gelir.

Jamais vu: Bunda ise, bildiği bir şeyi daha önceden bilmeme gibi hissetme durumu olur. Daha patolojiktir. Sık tekrarlarsa => psikoza kadar gitme olasılığı vardır.

Füg: Kaçış. Kişi kendini bir anda nasıl geldiğini bilmediği bir yerde bulur. (Ağır travmalar, epilepsi, ensestler, fiziksel şiddet, cinsel taciz, tecavüz..)

Hipermnezi: Hafızanın güçlü olması ile birlikte, paranoya durumunda olabilir. Ayrıntıları çok iyi hatırlar. (kendi hezeyanları ile ilgili anlam verdikleri olayları çok net hatırlarlar.)

Bu aralar bu başlığa bu tür bilgiler geçeceğim izninizle. Psikiyatri stajındayım ve müthiş zevkli konular...

Vehbi Şirikçi
02-06-2005, 13:44
Sıkça karıştırılan iki tanım;

Hallüsinasyon: Olmayan bir şeyi varmış gibi görmek.

İllüzyon: Olan birşeyi olduğundan farklı görmek.

Vehbi Şirikçi
03-06-2005, 01:04
Psikanalitik kuram, içiçe geçmiş varsayımlardan oluşur. Bunları özet olarak paylaşacağım. Bu gece "Ruhsal Gerekircilik" (Determinizm)'i yazayım. Sınav içinde iyi bir tekrar olacak. :)

---

DETERMİNİZM: Davranışları, duyguları, düşünceleri ve eylemleri içeren tüm ruhsal olaylar, rastgele değil, nedensel olarak önceki olayların sonucunda oluşur.

-> Bilinçdışı: Ruhsal süreçler büyük bir sıklıkta ve önemde bilinçdışında seyreder.

-> Birincil süreç:
- Bilinçdışının zihinsel işleyiş biçimidir.
- Haz ilkesi geçerlidir.
- Mantıksal bağlantıları dikkate almaz.
- Zıtlıkların eş zamanlı birlikteliğine izin verilir.
- Bir düşünceye yatırılmış enerji bir diğerine kayabilir.
- Birçok düşüncenin enerjisi biraraya toplanabilir.
- Bütünü, parçalarından biri temsil eder.
- Zaman kavramı yoktur.

-> İkincil süreç:
- Bilinç ve ön bilinçteki zihinsel işleyiş biçimidir.
- Gerçeklik ilkesinin kurallarıyla yönetilir.
- Yetişkin insanın düşünce biçimidir.
- Dış gerçeklik ve kişinin ahlaki değerleriyle uyumlu bir biçimde, dürtüsel boşalımın ertelenmesi ya da kontrol altına alınmasını amaçlar.

Haz İlkesi: Organizmanın, enerji boşaltımı yoluyla gerginliğini azaltarak acıdan kaçınma ve haz arama eğilimi.

Gerçeklik İlkesi: Organizmanın, gerçekliğin dayatıldığı koşullar nedeniyle engellemeleri ve buna ilişkin deneyimleri sonucunda oluşur.

Bu ilkeleri dengede tutmak gerçekten zor. Ne mutlu bu dengeyi iyi sağlayabilen insanlara.

devam edecek..

Şabettin Doğan
03-06-2005, 01:22
manik bozukluk, iki ayrı kelime ile tarif edilebilir : hizlanma ve yükselme.
birden, manik davranış bozukluğu gösteren insanlar normal insanların yaptıklarını onlardan daha hızlı yapmaya başlarlar . düşünme ve konuşmalarında hız artmıştır ve takip etmekte zorlanırız. bir konudan diğerine hızla geçerler atlaya atlaya giderler buna "çağrışımlar da gevşeme" denir. mani de düşünce biçiminde "büyüklük hezeyanı" bulunur. kişi güçlü,kuvvetli herşeye kafası çalışır, sanki her konuda uzmandır yükselmiş bir kendine güven herşeyi çözüceğine inanma (omnipotans) vardır.
manik bozukluk geçiren kişi devamlı bir hareket haline geçer, aşırı abartılı coşku, uzun süre oturamama, yerinde duramama, uyku ihtiyacının azalması (ve bu durumdan şikayet etmez.)

MANİK BOZUKLUK TAMAMEN İYLEŞİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR arkadan gelen depresif bozukluk da ilaç tedavisi + psikoterapi uygulanır.*

Vehbi Şirikçi
03-06-2005, 01:31
manik bozukluk, iki ayrı kelime ile tarif edilebilir : hizlanma ve yükselme.
birden, manik davranış bozukluğu gösteren insanlar normal insanların yaptıklarını onlardan daha hızlı yapmaya başlarlar . düşünme ve konuşmalarında hız artmıştır ve takip etmekte zorlanırız. bir konudan diğerine hızla geçerler atlaya atlaya giderler buna "çağrışımlar da gevşeme" denir. mani de düşünce biçiminde "büyüklük hezeyanı" bulunur. kişi güçlü,kuvvetli herşeye kafası çalışır, sanki her konuda uzmandır yükselmiş bir kendine güven herşeyi çözüceğine inanma (omnipotans) vardır.
manik bozukluk geçiren kişi devamlı bir hareket haline geçer, aşırı abartılı coşku, uzun süre oturamama, yerinde duramama, uyku ihtiyacının azalması (ve bu durumdan şikayet etmez.)

MANİK BOZUKLUK TAMAMEN İYLEŞİLEBİLEN BİR HASTALIKTIR arkadan gelen depresif bozukluk da ilaç tedavisi + psikoterapi uygulanır.*



Kontrolsüz para harcamayı da ekleyebiliriz. Mani oldukları için kocaman şirketleri birkaç günde iflas ettiren insanlar var tarihte. Hastanedeki tüm hastalarla, doktorlar, personelle arkadaş olabiliyor bu hastalar. Kendisiyle saatlerce konuşmak mümkün.

Şabettin Doğan
03-06-2005, 01:35
çok araştırma yapmıştım ama internetten bölük oluyo.tedavi edilebilir diyo.bilen varsa bişey sorucamda vehbi sen biraz biliyosun sanırım.bir kere atak gelen bir hastaya bir daha ömür boyu atak gelmeme şansı var mı manik atakta?

Vehbi Şirikçi
03-06-2005, 01:45
çok araştırma yapmıştım ama internetten bölük oluyo.tedavi edilebilir diyo.bilen varsa bişey sorucamda vehbi sen biraz biliyosun sanırım.bir kere atak gelen bir hastaya bir daha ömür boyu atak gelmeme şansı var mı manik atakta?

Tedavisi var tabi ki. Ama kesin bitirecek diye birşey yok. Hastanın durumuna göre ve eşlik eden başka bulgular olup olmadığına göre tedavi ilkeleri belirlenir. Ancak ciddi bir tedavi ve takip gerektiren bir hastalık. Yatırılarak tedavi edilmesi gerekebilir. İlaç kullanımı ile ataklar azaltılabilir veya kontrol altına alınabilir, gerekirse elektro şok kullanılabilir. Kesinlikle uzman bir hekime başvurmak lazım.

Şabettin Doğan
03-06-2005, 01:50
sağol vehbi edindiğin bilgileri paylaşmaya devam edersen sevinirim.atak halinde değilken sende bilirsin sanırım sağlıklı birey olarak hayatlarına devam edebiliyorlar manik ataklılar

Vehbi Şirikçi
03-06-2005, 02:08
Evet öyle hatta atak halindeyken bile ayırt etmek zor gerçekten. Bazı sakıncaları var işte bahsettiğim gibi maddi veya manevi açıdan yıpranabilir bu insanlar. Dikkatli olmak lazım.

Şabettin Doğan
03-06-2005, 02:11
özel mesajım geldi mi vehbi?

Aslı Çelik
12-06-2005, 00:18
manik bozukluk konusunda yardımcı olabilirim.. sormak istediiniz bişi warsa...

Mete Karayel
12-06-2005, 02:42
Psikolojide halüsilasyonun yeri nedir?

Aslı Çelik
14-06-2005, 12:33
Psikolojide halüsilasyonun yeri nedir?

psikolojideki yeri derken;ne tip hastalıklarda ortaya cıktıını fln mı soruosun??

Vehbi Şirikçi
14-06-2005, 13:21
Baya bir yeri vardır diyelim. :) Ne öğrenmek istiyorsan o konuda daha ayrıntılı ve açıklayıcı soru sormanı isteyeceğiz senden.

Aslı Çelik
14-06-2005, 19:44
Baya bir yeri vardır diyelim. :) Ne öğrenmek istiyorsan o konuda daha ayrıntılı ve açıklayıcı soru sormanı isteyeceğiz senden.

ewet doktor bey,bence de ;D

Aslı Çelik
14-06-2005, 23:00
:) Arkadaslar cidden stres oldum bu sorular karsisinda :) Kendimi mulakatta hissettim. Aslinda sorum halusulasyonal alakali degil. Manik depresif hallerle ilgili. Cok hizli yurume, , acelecilik, heyecan, stres bunlar depresifin halleri mi? :) SAYGILAR...

mete öncelikle şunu söliim manikdepresif hastaları genellikle bu iki durumu biarada yaşar.. manik dönemde hasta uyku ihtiyacı duymaz,devamlı gezmek,alışweriş yapmak ister.. ewine nerdeyse hiç girmek istemez,dewamlı konuşur,bi faaliyette bulunurken yada bişi anlatırken çok heyecanlı dawranır.. bitmek tükenmek bilmez bi enerjiye sahiptir.. ancak hastalıın 2.dönemi başladıında ki bu dönem depresyon dönemidir hasta bu sefer dewamlı uyumak ister,dışarı çıkmak gezmek ona hiç zewk wermez,hayattan hiç zewk almaz,çoğu hasta bu dönemde intihar girişiminde bulunur,manik döneminde kendini herkesten üstün gören hasta bu dönemde hiçbi işe yaramadığını düşünür... Benden bu kadar ;)

Mete Karayel
15-06-2005, 00:04
Ben de psikoloji masteri yapmak istiyorum :o

Melis Varan
24-06-2005, 22:20
Vehbi psikiyatri stajın hayırlı olsun, senle tanıştığımda psikiyatri düşünüyordun ama kesin değildi sanırım. Şimdi bi psikiyatr tanıdığımız olacak olması iyi oldu ;)
Bu Psikanalitik kuramları vs hangi kitaptan yazdın? Hangi kitapları kaynak olarak kullanıyorsunuz merak ettim.

Vehbi Şirikçi
24-06-2005, 22:50
Melis teşekkürler. Pskiyatri stajım bitti ama aklımın yarısı orada kaldı diyebilirim. Seneye de tekrar kısa bir stajımız olacak. Tüm stajlardan farklı ve ayrı yeri var bende. İlgimi çekti gerçekten.

Buraya yazdıklarımın kaynağı da ders notlarım. Bizlere derslerde anlatılanlar. Daha çok şey yazmak vardı kafamda ama fırsat olmadı.


Bu arada konu başlığını gördüm aklıma geldi, "popüler psikiyatri" adında bir dergi aldım geçen, bilmiyorum okuyor musunuz ama bu tür konulara ilgisi olan biri için güzel bir dergi.

Melis Varan
26-06-2005, 01:45
Ordan esinlenmistim ben de bu baslığı koyarken zaten :)
Hem herkesin anlayabilecegi bir dili var derginin hem de genelde gündelik konulari içeriyor. Hemen hemen tüm sayıları var bende. 1.sınıftayken özellikle çok ilgimi cekiyordu. Şimdi yavaş yavaş sıkılmaya basladım, bi derginin bir yılı doldu mu eski konulara dönüş yapıyorlar genelde ama yine de ilgili arkadaslara tavsiye ederim ben de.
Bi de mevsimlik çıkan Güncel Psikoloji var, o da güzel ama mevsimlik çıktığı için büyük kitapevlenrinde bulmanız daha kolay. Gazete bayilerde bulunmayabiliyor.

Melis Varan
12-07-2005, 16:15
X. Psikoloji Öğrencileri Kongresi Mersin Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi.
Önümüzdeki sene 11. Psikoloji Öğrencileri Kongres'ni Ege Üniversitesi üstlenecek ve bizler de ona yardımcı olacağız.
Akademik havanın ciddiyetine kendni kaptırmamış ve aynı zamanda bilimsel olan bu kongreyi psikoloji öğrencileri başta olmak üzere tüm ilgililere tavsiye ederim.

Vehbi Şirikçi
17-07-2005, 03:24
"Hipnoz", İspanyol yapımı bir gerilim filmi, bir psikiyatristin başından geçen ilgi çekici bir macerayı anlatıyor. Kim hasta kim sağlıklı, kim deli, kim akıllı, bu belirsizlikleri işleyen bir film. Konuya ilgisi olanların ilgisini çekebilir.

Mete Karayel
17-07-2005, 11:28
Enteresan

Melis Varan
23-07-2005, 21:21
Günümüz koşullarında pek çok kadın çalışıyor ve çalışan kadın sayısı gözlediğim kadarıyla gitgide artıyor. Peki ya çocuklar?
Çalışan anne ile çocuk arasındaki ilişki ve çocuğun bu durumdan nasıl etkilendiğiyle ilgili olarak www.ruhsagligi.com'a Psikolog Özlem Özden Tunca şunları söylemiş:

* * * "Annenin çalışmasının çocuk üzerinde yaratacağı etkilerinin olumlu veya olumsuz olması pek çok etkene bağlıdır. Bunlar annenin çalışma nedeni , statüsü , kazancı , çalışma koşulları , işinde tatmin olup olmaması , annenin çalışmasının düzenli olup olmaması , annenin çalışmasının ailede yarattığı sorunlar , annenin eğitim düzeyi , annenin yokluğunda çocuğa bakan kişinin özellikleri , bu bakımın sürekli - dengeli olup olmaması , annenin eğitim anlayışı , çocuğu ile kurduğu ilişkinin türü...gibi sebeplerdir.
* * * *Eskiden her gün tekrarlanan , kısa süreli anne - çocuk ayrılıklarının çocuklarda psikiyatrik bozukluklar yaratacağı ileri sürülüyordu . Ancak bize göre artık bu görüş tam olarak doğru değildir . Çünkü anne yokluğunda çocuğa iyi bir bakıcı bulunabilir. Bu kişi sık sık değişmez ve çocukla iyi ilişkiler geliştirirse çocuğun anne yokluğundan kaynaklanan sağlıksızlıklar giderilebilir.
* * * *Üstelik çalışan annenin mutlaka çocuklarına ,çalışmayan annelerden daha az vakit verebildikleri de söylenemez . Anne eğitimli ise , çocuklar planlı olarak bazı etkinlikler yapabilmek ve birlikte olabilmek için daha çok vakit olabilir . Ancak bütün çalışan annelerin çocuklarıyla aynı şekilde ilgilenmelerini beklemek olanaksızdır .Bazı anneler çocukları için vakit ayıramadıklarından kendilerini suçlu hissederler .Bu suçluluğu kapatmak için çocuğu sürekli maddi ödüllere yuvarlar. Bunun sonucun da sürekli anneden maddi ödül bekleyen , aşırı korunmuş çocuklar ortaya çıkabilir.
* * * Çalışan anneler için önemli olan çocuklara vermeleri gereken zamanın çokluğu değil , etkiliğidir . Eğer çocuğa ayrılan zaman dolu dolu ve anlamlı geçirilebilirse birçok olumsuzluk önlenebilir .Annelere önerim ; çocuklarına mümkün olduğu kadar süreklilik arzeden bir ilgi göstermeleridir. Bir gün çok , bir gün az ilgi göstermek yerine, her gün belirli bir zaman dilimi çocukla paylaşmak çocuğun duygusal gelişimi açısından önemlidir"
-------
Kaldı ki bildiğim kadarıyla çalışan annelerin çocukları daha çabuk özyeterlilik kazanıyorlar. Bu da daha kısa zamanda birilerinden bağımsız olarak kendi ihtiyaçlarını kazanabildikleri anlamına geliyor.
Öte yandan ilk 3 yıl çocuğun anneden ayrı kalmaması da öneriliyor. Bu 3 yılın gelişimde çok öenmli yeri olduğu için bu 3 yıl boyunca annenin bebkle birlikte kalması ve sonrasında çalışmaya başlaması bana en uygun yol gibi görünüyor; ancak bu konuda tartışmalar hala sürekliliğini koruyor.

Melis Varan
05-09-2005, 15:50
www.gerha.com'un forumunda okuduğum bir haberi sizlerle paylaşmak ve ilgilenenlerin yorumunu almak istedim arkadaşlar.

İsveçli psikologlar, psikolojik rahatsızlıkların e-maille tedavisinin yüz yüze görüşmeye göre daha ucuz bir alternatif olabileceğini açıkladı.
İsveç'in güneydoğusundaki Norrkoeping Üniversitesi'nden bir araştırma grubu, 90 depresyon hastasını ülkede ilk kez uygulanan bir yöntemle, e-mail kullanarak tedavi etti.
Yerel Norrkoepings Tidningar Gazetesi'ne konuşan psikolog Kristofer Vernmark, "Veriler iyi görünüyor ve katılımcılardan çok olumlu tepkiler aldık" dedi. Venmark, terapi görenlerin psikologlarıyla görüşmek için bir hafta beklemektense sorunla karşılaşır karşılaşmaz mail atmayı tercih ettiğini belirterek, "Bu düşünce ve duyguları terapistinizle bir araya geldiğinizde
ifade etmek çok daha zor" diye konuştu. Ancak Vernmark, internet terapisi hakkında daha fazla çalışmaya gerek duyulduğunu kaydetti.
Söz konusu yönteme göre psikologlar ve hastalar haftada bir kez birbirlerine uzun mailler gönderiyor. İhtiyaç halindeyse herhangi bir zamanda daha kısa mesajlar yollanıyor.

Ben bunu "Uzman Gönül Ablacılık Oynu" adını veriyorum :)
Daha fazla yorum yapmadan önce haberi okuyan arkadaşların yorumunu merak ediyorum.

Ömer Birdal
06-09-2005, 02:47
özellikle insan psikolojisine özel bir ilgim varken neden bu foruma ilk yazışım bilmiyorum.neyse devamı gelir umarım..
olay hakkında birkaç şey söylemek gerekirse;
doktor kontrolü altında ve hastanın sürekli gözlem altında tutulması nedeniyle iyi bir uygulamaymış gibi görünebilir.. ama bence tam bir tedavi yöntemi olamaz. çünkü insanlar yüzyüze olmadıklarında olduklarından çok daha farklı görünebiliyorlar.. ve bu da onların gerçek rahatsızlıklarını öğrenmede, ve gerçek tanıyı koymada pek sağlıklı olmaz diye düşünüyorum.. ki bence mimikler, hastanın o anki hal ve hareketleri davranışları, ses tonu falan vs.leri o kişi hakkındaki değerlendirmelerin sağlıklı yapılması adına çok faydalı olabiliyo..
birde sürekli iletişim halinde olmakta ne kadar doğru olur acaba tam kestiremiyorum.. insanın sıkıştığında destek alması önemli fakat, bu da o insanın kendi sorunlarını çözmede biraz tembelliğe gidebileceğini söylüyo bana.. çünkü daha az düşünecek böylece ve kafasındaki sorulara kendisi kendi cevaplarını vermeden doktordan isteyecek cevapları.. bu da onun tedavi süresini uzatacak bence..
şimdilik bu kadar olsun..

Vehbi Şirikçi
06-09-2005, 02:58
Ömer'e genel anlamda katılıyorum. Tıpta öğretilen ilk şeylerden biridir. Hasta muayenesi hasta kapıdan girerken başlar. Hastanın yürüyüşünden, tavırlarına, yüzündeki renk, ifade, konuşma herşey yol gösterici birer ipucudur. Bu yöntemde bu ipuçlarından yoksun bir iletişim kuruluyor. Örnek verecek olursak tipik bir depresyon hastasına veya mani hastasına kapıdan girip saldalyeye oturuncaya kadar bile tanısı %50 konulabilir.

Avantajı ise daha hızlı ve sık ve belki de daha rahat bir iletişim kurulabilmesi.

Tek başına değil ama destek olarak kullanabilecek bir yöntem. Teknolojinin yeniliklerinden yararlanma yöntemlerini her zaman destekliyorum.

Melis Varan
22-09-2005, 21:52
İçki öğrenmeyi engelliyor hafızaya zarar veriyor

Amerikalı bilim adamları fareler üzerine yaptıkları araştırmalarda, alkolün bilinenden çok daha fazla zararlarının olduğunu ortaya çıkardı.
Louis Üniversitesi'nde yapılan çalışmalarda sekiz hafta boyunca farelere alkol verildi. Alkolün farede meydana getirdiği zararların başında, öğrenme yeteneğinin kaybı ve hafızada tahribat meydana geldi. Sekiz haftanın bitiminde alkol kesildi. Alkol kesildikten sonra da alkolün zararları on iki hafta boyunca farenin üzerinde devam etti.
Farelerde elde edilen bu veriler insana uyarlandığında şöyle bir sonuç çıkıyor. Altı yıl boyunca alkol alan bir insan, altı yılın sonunda içkiyi bıraksa bile, içkinin sonuçlarını dokuz yıl üzerinde taşır. Yani hafıza sorunu yaşar, öğrenme konusunda başarılı olmaz.

Not: Bana gelen bir mailden alıntıdır.

Ömer Birdal
22-09-2005, 22:31
özlem tekin in de dediği gibi " alkol kötü bişeey, berbat bişey.." :) :P

konu değişecek ama, bende bana gelen bi mail i paylaşayım.
bana göre sinir bozucu bir şekilde mutlu olmak isteyen bir kişiliğin ağzından çıkan sözler olsa gerek altta yazılanlar..

"Evimi misafirlerim gidince temizlemek için saatlerce uğraşıyorsam
bir
çok arkadaşım var demektir...

Faturalarımı zorlukla da olsa ödeyebiliyorsam, bir işim var
demektir.

Pantalonum biraz sıkıyorsa, aç kalmıyorum demektir...

Gölgem beni izliyorsa, güneş ışığını görüyorum demektir...

Park ettiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun buluyorsam, iyi
yürüyebiliyorum demektir...

Metro beklerken yanımdaki adam anahtarlarıyla oynuyor ve bu sesten o
rahatsız olmuyorsa, ben iyi duyuyorum demektir...

Camları silmem, musluğu onarmam gerekiyorsa, bir evim var demektir.

Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa, ısınıyorum demektir...

Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırım varsa, yığınla
giyeceğim var demektir.

Çalar saatimin sesiyle, sabahın köründe uyanıyorsam, yaşıyorum
demektir...

Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve bacaklarım
ağrıyorsa, o
gün ben üretici olmuşum demektir...

Ev telefonum sık sık çalıyorsa, beni seven insanlar var demektir...

Ve tüm bunların ayrımını yapabiliyorsam, ben MUTLUYUM demektir."

bana göre pek sağlıklı bir yaklaşım değil bu.. çünkü insanlar bazen de ağlayabilmeli, acı çekebilmeli, üzülebilmeli, her olaydan illa bir fayda beklememeli, sevinmesi gereken şeylerin biraz daha kıymetli olması açısından da öyle herşeye sevinmemeli.. bana göre hayatı mutlu değil daha çekilmez kılar böyle bir yaklaşım...

Onur Aloğlu
22-09-2005, 22:39
edit

Ömer Birdal
16-10-2005, 01:15
psikoloji de okuyan kuzenimden gelmiş bir mesaj..paylaşayım dedim..

" Soruyu okuyun cevabını verin ve sonucu için aşağıya bakın. Bu
bir şaşırtma sorusu değil. Okuduğunuz soruyu cevaplamaya çalışın. Benim tanıdığım hiç kimse doğru cevabı bulamadı.


Bir kadın annesinin cenaze töreninde hiç tanımadığı bir adamla karşılaşır. Adamın hayatının erkeği olduğunu düşünür ve anında aşık olur, ama adama telefon numarasını sorma şansı olmaz. Bir kaç gün sonra bu kadın kızkardeşini öldürür.

SORU:
Kadın kızkardeşini neden öldürmüş olabilir? "
tahminlerinizi yapın, cevabı söyleyeyim.. gerçi kimse bilememiş diyo üstte ama ben bildim cevabı :)

Onur Bilgin
16-10-2005, 01:46
psikoloji de okuyan kuzenimden gelmiş bir mesaj..paylaşayım dedim..

" Soruyu okuyun cevabını verin ve sonucu için aşağıya bakın. Bu
bir şaşırtma sorusu değil. Okuduğunuz soruyu cevaplamaya çalışın. Benim tanıdığım hiç kimse doğru cevabı bulamadı.


Bir kadın annesinin cenaze töreninde hiç tanımadığı bir adamla karşılaşır. Adamın hayatının erkeği olduğunu düşünür ve anında aşık olur, ama adama telefon numarasını sorma şansı olmaz. Bir kaç gün sonra bu kadın kızkardeşini öldürür.

SORU:
Kadın kızkardeşini neden öldürmüş olabilir? "
tahminlerinizi yapın, cevabı söyleyeyim.. gerçi kimse bilememiş diyo üstte ama ben bildim cevabı :)




ya bu konuyu uzun zamandır takip ediyorum ama neredeyse hiç yazmadım gibi bişey.insanın aklına ilk olarak kız kardeşinin de o adamı sevdiği geliyor ama bence bunun cvp ı adam annesini tanıyorsa kızkardeşini de tanıyordur diye düşünüp kızkardeşini öldürüp cenaze de adamı tekrar görebileceğini düşündüğünden bunu yapıyor bence

Ömer Birdal
16-10-2005, 01:51
birkaç tahmin daha alıp verelim cevabı ;)

Onur Bilgin
16-10-2005, 01:59
ayrıca melis in yazdığı mail ile terapi olayına gelicek olursak bu bana çok mantıklı geliyor bi bakıma.çünkü insan yüzyüze olunca bazı şeyleri çok iyi ifade edebileceği gibi bazen de yüzyüze olunca karşı tarafa duygu ve düşünceleri ifade etmekde bir o kadar da zorlanabiliyor

bu durumda zaten hasta psikolojisinde olan birinin karşısında biri varken konuşabilmesi ile karşısında biri olmadan (sanal yolla) konuşabilmesi açısından göreceli de olsa bir fark olabilir(bu arada karşıdakinin de bir uzman olduğunu gözarda etmemek lazım.sonuçta uzamnın da amacı o nu rahatlakmak.neyse) hatta zaten kişi hasta durumunda olduğundan böle bir durum bazı durumlarda gayet faydalı olabilir bence de

Şabettin Doğan
16-10-2005, 15:06
psikoloji de okuyan kuzenimden gelmiş bir mesaj..paylaşayım dedim..

" Soruyu okuyun cevabını verin ve sonucu için aşağıya bakın. Bu
bir şaşırtma sorusu değil. Okuduğunuz soruyu cevaplamaya çalışın. Benim tanıdığım hiç kimse doğru cevabı bulamadı.


Bir kadın annesinin cenaze töreninde hiç tanımadığı bir adamla karşılaşır. Adamın hayatının erkeği olduğunu düşünür ve anında aşık olur, ama adama telefon numarasını sorma şansı olmaz. Bir kaç gün sonra bu kadın kızkardeşini öldürür.

SORU:
Kadın kızkardeşini neden öldürmüş olabilir? "
tahminlerinizi yapın, cevabı söyleyeyim.. gerçi kimse bilememiş diyo üstte ama ben bildim cevabı :)

kadın adamı birkez daha görebilme şansının olucağını düşünüp kız kardeşini öldürmüştür bence

Yenigül Bavaş
16-10-2005, 17:17
kendi kızkardesini mi yoksa adamın kızkardesini mi orayı anlayamadım gibi ama buyuk ihtimalle kendi kızkardesini oldurmustur belki de adam kızkardesinin sevgilisidir : :s

Melis Varan
16-10-2005, 20:51
Bu soruyu duymuştum daha önce ve bir varsayıma göre bu sorunun yanıtını bilenlerin katil olmaya eğilimli kişiler olduğu yazıyordu altında.. Bu nedenle de adli psiklojide uygulanan bir test gibi bi şeyler okumuştum ama okuduklarım tamamen magazinseldi.. Gerçekten kullanılmışmıdır bilmiyorum ve gördüğüm kadarıyla burda eğilimli kişiler var:D

Onur (Bilgin), karşı karşıya anlatamayacaklarını anlatabilir diyorsun ya e-terapi için.. Eğer hiç bi şekilde psikolog veya psikiyatra gitmeyecekse kişi, onu yönlendirmesi veya biraz olsun belitilerini hafifletebilmesi için işe yarayabilir belki ama kliniğe kendi isteğiyle girecek birisi için bu mantıklı değil.
Oraya giden kişi cebinden parasını çıkarıyor da giriyor o kapıdan ve amacı da iyileşmek... Zaten bi ön görüşme yapılacaktır terapiden önce, eğer iyileşmek istiyorsa bu öngörüşmeden geçer ve terapi sürer. Yoksa zaten terapiye kabul edilmez, herşeyi anlatcam deyip anlatmayacaksa işe yaramayacağını bile bile o kişi de o kadar para vermez sanırım.. Terapi dediğin bi seferde işe yarasa hadi neyse.. ;)

Onur Bilgin
16-10-2005, 23:31
Bu soruyu duymuştum daha önce ve bir varsayıma göre bu sorunun yanıtını bilenlerin katil olmaya eğilimli kişiler olduğu yazıyordu altında.. Bu nedenle de adli psiklojide uygulanan bir test gibi bi şeyler okumuştum ama okuduklarım tamamen magazinseldi.. Gerçekten kullanılmışmıdır bilmiyorum ve gördüğüm kadarıyla burda eğilimli kişiler var:D

Onur (Bilgin), karşı karşıya anlatamayacaklarını anlatabilir diyorsun ya e-terapi için.. Eğer hiç bi şekilde psikolog veya psikiyatra gitmeyecekse kişi, onu yönlendirmesi veya biraz olsun belitilerini hafifletebilmesi için işe yarayabilir belki ama kliniğe kendi isteğiyle girecek birisi için bu mantıklı değil.
Oraya giden kişi cebinden parasını çıkarıyor da giriyor o kapıdan ve amacı da iyileşmek... Zaten bi ön görüşme yapılacaktır terapiden önce, eğer iyileşmek istiyorsa bu öngörüşmeden geçer ve terapi sürer. Yoksa zaten terapiye kabul edilmez, herşeyi anlatcam deyip anlatmayacaksa işe yaramayacağını bile bile o kişi de o kadar para vermez sanırım.. Terapi dediğin bi seferde işe yarasa hadi neyse.. ;)




ben de zaten olabilir dedim melis, kesin doğrudur diye düşüncem yok.zaten prantez içinde de belirttim sonuçta sizler uzmansınız.zaten bilirsin psikologlara karşı sonsuz bi saygım ve sevgim vardır :)

tabi ki dediğin gibi klinik olayında haklısıın.o başka bir konu burada belirtmek istediğim tedavi amaçlı uyguladığınız seans lar ;) bu seans olayında geçerli OLABİLİR bu mail veya neyse işte sanal terapi uygulaması

Onur Aloğlu
17-10-2005, 00:40
edit

Şabettin Doğan
17-10-2005, 01:28
yazılana göre soruya katillerin verdiği cevabı veren ben onur ve mesut aynı evde kalıyoruz.....

AMANNNNN TANRIMMMMMMMMMMMM....

ÖNCE BEN ÖLDÜRMELİYİM... :o :o :o :o

Mete Karayel
17-10-2005, 10:13
Madem is zekasorularina geldi bir tane de ben ekleyeyim :P

zamanın birinde işlediği bir suçtan dolayı bir adam kralın huzuruna getirilmiş.adamı dinleyen kral kendisine son bir şans verebileceğini söyleyerek bir kapı göstermiş . bu kapıdan gir bir süre sonra karşına iki yol çıkacak yolun birisi kurtuluşa diğeri ölüme çıkıyor bu yolların önünde iki muhafız var bir tanesi ölse dahi doğru diğeri ise ölse dahi yalan söyler ikisinden birine tek bir soru sorma şansın var der ve adamı yollar adam karşısına çıkan muhafızlardan birisine bir soru sorar ve aldığı yanıt üzerine kurtuluş yolunu bulur. acaba adam ne sordu ve doğru yolu buldu.?

Ömer Birdal
17-10-2005, 17:25
"CEVAP:

Kadın, aşık olduğu adamın bu cenaze törenine de geleceğini umud ediyordu.

Eğer soruyu böyle cevaplandırdıysanız, tam bir psikopat gibi düşünüyorsunuz demektir.
Bu ünlü bir Amerikalı psikoloğun bir kişinin katil olup olmadığını bulabilmek için uyguladığı testlerden biri.
Yakalanmış bir çok katil (serial killer) bu testteki soruya doğru cevap vermiş.
Eğer soruya doğru cevap vermediyseniz sizin için çok iyi.
Ama doğru cevap verdiyseniz lütfen haberim olsun ki sizi e-mail listemden çıkarayım."


evet, bana gelen mail bu şekildeydi...
burdan şabettin ve onur a sevgilerimi iletiyorum ;) ;D 8) itiraf edin artık.. :P kaç dosyanız var :P :)
şaka biyana benimde aklıma ilk bu cevap gelmişti.. :D aslında daha önce en klasik olan, "kız kardeşi de adama aşıkmış" gibi düşünülebilir ama söylediğim gibi bu en düz mantıktı..
artık psikopat mıyız değil miyiz orasını bilemem.. ::) günün şarksı olarak ta psi psikopatım.. olabilir (mfö-cmylmz) (gerçi doğru cevabı verenler bu şarkıyı zaten severek dinliyolardır :) )

Melis Varan
18-10-2005, 21:12
Onur (Aloğlu) görüştüğün kişinin çok yakının olması hata öncelikle.. Tanıdık olmaması önerilir ve zaten psikologların etik olarak 1.dereceden akrabalarına terapi uygulamalarının yasak olmasının nedeni de bu..
Terapistin gelen kişi tarafından terapist kimliğiyle algılaması çok önemli. Bir terapist arkadaşça da konuşmamalıdır hastayla örneğin.. Oradaki ilişkinin hasta-terapist ilişkisi olduğu sıkı sıkıya kavranmalıdır iki taraf tarafından da. Tanıdık olduğu zaman bu pek çok şeyin önüne geçecektir.
Terapistin seçtiği akıma göre de değişebilmekle birlikte bunun ciddiyeti de artar bence. Örneğin Fransız psikanaliz ekolune göre "serbest çağrışım" esastır ve hasta gelip divana uzandığında psikanalistin ilk dediği "aklınıza gelen herşeyi söyleyin lütfen" olur. Burda kural akla gelen herşeyi çekinmeden, bastırmadan, engellemeden anlatmaktır. Başta belki sadece 2 anı gelir kafasına ama anılar zincir halini alır ve bir çağrışım zinciri oluşur.
Bi de şöyle düşün, tanıdığın biriyle konuşurken bu serbest çağrışımı sağlamak hiç kolay deil, hatta bence mümkün değil çünkü sizin ortak yaşanmışlıklarınız terapiye etki edecektir ve bu da kişiye rahatsızlık veren belirtilerin ortadan kaldırılabilmesi için geçirilen süreci çıkmaza sokabilir.
Tanıdığınızın dediklerini çok cidiye alamayablirsiniz de belki.. Mesela ben anneanneme ne desem boş sanırım.. iki günlük çocuk ne bilcek ;) vs vs vs
Belki senin sorunun günümüzde sık karşılaşılan bir şeylerdir de onun için bu maddeye çok önem vermemiştir tanıdığınız ya da başka bi nedeni vardır.. Bilmiyorum ama ciddi durumlarda daha verimli bir terapi için bunu göz önünde bulundurmanızı öneririm. Hatta rica ederim=)

Onur Aloğlu
19-10-2005, 00:50
edit

Melis Varan
02-11-2005, 21:57
OKAN ÜNİCERSİTESİ PSİKOLOJİ GÜNLERİ (2005-2006)

PROGRAM

7 Kasim 2005
Ogrenme ve Ogrenme Guclugu
Prof. Dr. Umran Korkmaz

21 Kasim 2005
Isik, Biyolojik Saat ve Duygular/Depresyon
Prof. Dr. Resit Canbeyli

SEMINERLER PAZARTESI GUNLERI 13.30 - 15.30 SAATLERI ARASINDA HERKESE ACIK ve UCRETSIZ OLARAK GERCEKLESTIRILECEKTIR.

YER: OKAN UNIVERSITESI KONFERANS SALONU, UZUNCAYIR CADDESI NO:6 HASANPASA-KADIKOY (VATAN HASTANESI YANI)
Tel. (0216) 3254818
Web: www.okan.edu.tr
E-Posta: psikoloji@okan.edu.tr

Melis Varan
14-11-2005, 20:04
Senai Demirci’nin hazırlayıp sunduğu bir programda, içtenlik taşıyan bir cümle dikkatimi çekti: “Babalar, çocuklarınıza oyuncak almayın, onlara oyuncak olun!”

Eskiden geniş aile düzenimiz vardır. Babalar, çocukları ile dedeler arasında hep ezildi. Çocuklarını hiçbir zaman sevemedikleri gibi, onlar üzerinde de otorite oluşturamadı, çocuklarının terbiyesinde etkili olamadı, çocuklarına sevgisini veremedi, çocuğunu kucağına alıp sevemedi, omuzlarında gezdiremedi. Bu zevk büyükbabaya veya büyükanneye aitti. Babanın, çocuğunu sevip okşaması görgüsüzlüktü, uyarması büyüklere saygısızlıktı. Böyle bir anlayış gelişmiş, gelenek oluşmuştu. Çocuk için anne sadece bir hizmetçi, baba iaşe temin etmek zorunda olan ayniyat memuru idi. Sonra toplumsal değişim, aile yapısına da yansıdı. Geniş aile yapısının yerini, çekirdek aile almaya başladı. Sanayileşme hareketi iş yükünü artırdı. İnsanlar, zamanlarının büyük bölümünü işine ayırmak zorunda kaldılar. Çağın zorlamasıydı bu. Babanın yanında anne de çalışmak zorunda kaldı. Babalar, artık eve geç dönüyor, kısmen erken dönenler de eve gelir gelmez terlik ve pijamalarını giydikten sonra televizyonu tercih ediyor. Televizyon aracılığı ile ya günlük olaylardan haberdar oluyor ya da bağımlılık yapar duruma gelen televizyon dizileri ile günlük yorgunluğunu atıyor. Bu arada babalar şekerleme yaparak ilk uyku seansını tamamlamış oluyor. Evin hanımefendisi çalışan bayansa, kocasıyla dertleşme imkânı bulamıyor, bir ev hanımıysa hasret gideremiyor. Daha önemlisi, evdeki çocuk, okula gidiyorsa okulda gördüklerini, öğretmeninden duyduklarını babasıyla paylaşamıyor, ona derdini anlatamıyor, bir ihtiyacı varsa bunu babasına aktaramıyor. Baba, kendini fazla rahatsız etmemesi için belki de çocuğunun önüne ya bir televizyon ya bir bilgisayar ya bir oyuncak koyuyor. Babasıyla bir duygu alışverişi yakalayamayan çocuk, kendini yalnız hissediyor, belki de dışlandığını düşünüyor. Bu, özgüven eksikliği ve hırçınlık olarak dışa yansıyor. Arkasından, psikologlar, psikiyatristler devreye giriyor. Çocukların ruh sağlığı için yakın adresler yerine uzak adresler tercih ediliyor. Bunun adına da “çağdaş yaşam tarzı” deniyor.

Çağdaş aile yapısında büyükler de çocuklar gibi dışlanmışlık duygusu hissediyorlar. Büyükler, bir işe yaramamanın kompleksini duyarken, çocuklar ilgisizliğin, paylaşamamanın ıstırabını çekiyorlar. Ortada kalan anne ve özellikle de babalar üst ve alt kuşakları mutlu edememenin üzüntüsünü yaşıyor. Duyduğu vicdani rahatsızlık, kendisini yaşama sevincinden alıkoyuyor. Zaman ve mekân paylaşımı için bu defa cep telefonları, televizyonlar, halı sahalar, kahvehaneler tercih ediliyor.

Çağın ister zorlaması deyin ister tercihi deyin, toplumumuz, artık çekirdek aile düzenini yaşamaktadır. Bu düzen içersinde sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi için babalara büyük görev düşmektedir. Hanımefendisini mutlu etmek, çocuklarında özgüven geliştirmek, babanın asli görevidir. Aile dirliği, anne ve baba arasındaki paylaşımı zorunlu kılsa da sorumluluk açısından öncelik babaya aittir. Bazı derneklerin amatörce gerçekleştirdikleri “Ana-Baba Okulları”nı geliştirmek, devletin politikası haline getirilirse daha sağlıklı nesiller yetiştirilebilir. Bu politika içersinde “Babam eve dönsün”, “Ben babamı istiyorum.” tarzı sloganlarla kampanyalar başlatılabilir.

Haydi babalar, çocuklarınıza oyuncak almayın, onlara oyuncak olun!

Meltem Köken

Çoğunluğu erkeklerin oluşturduğu bir oluşum için yararlı olacağını düşündüm ;)

Melis Varan
16-12-2005, 22:59
Eller Zekânın Aynası

ABD'li nörolog Dr. Frank Willson'un yazdığı ``El Kullanımı Beyni, Dili ve İnsan Kültürünü Nasıl Şekillendiriyor?'' isimli kitap bilim dünyasında ilgiyle karşılandı. Dr. Willson, insan elinin 5 parmak, avuç içi, birtakım eklem, kas ve sinirlerden ibaret olmadığını, bina inşa etmekten omlet ve uçak yapımına kadar, tüm yaratıcı faaliyetlerin bu organ sayesinde yapıldığını belirtti. Kitaptaki ilgi çeken bazı bölümler şöyle:

Elimizin başka bir organda olmayan tutma ve hareket becerisi olmasa kültür, sanat ve teknik alanlarda faaliyetlerimiz olmazdı. Beceri dediğimiz her şey elin marifetidir. Bir insan doğal çevresini terkedip, diğer yaratıklara karşı egemenliğini el becerisiyle sağladı. İnsanlar, elleri sayesinde ok atıp, kendisini büyük hayvanları kontrolü altına alabildi.
Beyin ile el arasında mükemmel bir bağlantı var. İnsan el becerisi sayesinde alet üretmeye başladı ve bir anlamda elin yeteneğini geliştirdi. İnsan eline baktığımda güzellik, kültürde zeka görüyorum. Elin sahip olduğu kas esnekliği diğer cisimlere hareket kazandırma yeteneği insan beyninin gelişimine yardımcı oldu. İnsan eli yeteneklere sahip olmasaydı, beyin böylesine yaratıcı biçimde gelişemezdi.
Bebekler üzerine yapılan yeni araştırmalarda, beynin gelişmesi ile
elin gelişimi arasında birebir bağlantı saptanmıştır. Bebek, elleriyle cisimleri biraraya getirme yeteneği kazandıkça kelimeleri de biraraya getirerek derdini anlatabilme gücü kazanıyor. Beyin ile el arasındaki sinirsel bağlantı ilişkisi gelişmediği zamanlarda, kişinin beyin faaliyetleri, kültür ve sanatla ilgili yaratıcı çabaları da sınırlı kalıyor.

Merve Ocak
10-01-2006, 21:29
BECK DEPRESYON ÖLÇEGi!!!

1- (0) kendimi üzgün hissetmiyorum.
(1) kendimi üzgün hissediyorum.
(2)her zaman için üzgünüm ve kendimi bu duygudan kurtaramiyorum.
(3) öylesine üzgünüm ve mutsuzum ki dayanamiyorum.

2- (0) gelecekten umutsuz degilim.
(1) gelecek konusunda umutsuzum.
(2) gelecekten bekledigim bir sey yok.
(3) benim için bir gelecek olmadigi gibi bu durum düzelmeyecek.

3- (0) kendimi basarisiz görmüyorum.
(1) herkesten daha fazla basarisizliklarim oldu sayilir.
(2) geriye dönüp baktigimda pek çok basarisizligimin oldugunu görüyorum.
(3) kendimi bir insan olarak tümüyle basarisiz görüyorum.

4- (0) her seyden eskisi kadar zevk alabiliyorum.
(1) her seyden eskisi kadar zevk alamiyorum.
(2) artik hiçbir seyden gerçek bir zevk alamiyorum.
(3) bana zevk veren hiçbir sey yok. her sey çok sikici.

5- (0) kendimi suçlu hissetmiyorum.
(1) arada bir kendimi suçlu hissettigim oluyor.
(2) kendimi çogunlukla suçlu hissediyorum.
(3) kendimi her an için suçlu hissediyorum.

6- (0) cezalandiriliyormusum gibi duygular içinde degilim.
(1) bazi seyler için cezalandiriliyormisim gibi duygular içindeyim.
(2) cezalandirilacakmisim gibi duygular yasiyorum.
(3) bir seyler için cezalandiriliyorum.

7- (0) kendimi hayal kirikligina ugratmadim.
(1) kendimi hayal kirikligina ugrattim.
(2) kendimden hiç hoslanmiyorum.
(3) kendimden nefret ediyorum.

8-(0) kendimi diger insanlardan daha kötü görmüyorum.
(1) kendimi zayifliklarim ve hatalarim için elestiriyorum.
(2) kendimi hatalarim için her zaman suçluyorum.
(3) her kötü olayda kendimi suçluyorum.

9- (0) kendimi öldürmek gibi düsüncelerim yok.
(1) bazen kendimi öldürmeyi düsünüyorum ama böyle bir seyi yapamam.
(2) kendimi öldürebilmeyi çok isterdim.
(3) eger bir firsatini bulursam kendimi öldürürüm.

10- (0) herkesten daha fazla agladigimi sanmiyorum.
(1) eskisine göre su siralarda daha çok agliyorum.
(2) su siralarda her an agliyorum.
(3) eskiden aglayabilirdim ama su siralarda istesem de aglayamiyorum.

11- (0) eskisine göre daha sinirli veya tedirgin sayilmam.
(1) her zamankinden biraz daha fazla tedirginim.
(2) çogu zaman sinirli ve tedirginim.
(3) su siralar her an için sinirli ve tedirginim.

12- (0) diger insanlara karsi ilgimi kaybetmedim.
(1) eskisine göre insanlarla daha az ilgiliyim.
(2) diger insanlara karsi ilgimin çogunu kaybettim.
(3) diger insanlara karsi hiç ilgim kalmadi.

13- (0) eskisi gibi rahat ve kolay kararlar verebiliyorum.
(1) eskisine kiyasla su siralarda karar vermeyi daha çok erteliyorum.
(2) eskisine göre karar vermekte oldukça güçlük çekiyorum.
(3) artik hiç karar veremiyorum.

14- (0) eskisinden daha kötü bir dis görünüsüm oldugunu sanmiyorum.
(1) sanki yaslanmis ve çekiciligimi kaybetmisim gibi düsünüyor ve üzülüyorum.
(2) dis görünüsümde artik degistirilmesi mümkün olamayan ve beni çirkinlestiren degisiklikler oldugunu hissediyorum.
(3) çok çirkin oldugumu düsünüyorum.

15- (0) eskisi kadar iyi çalisabiliyorum.
(1) bir ise baslayabilmek için eskisine göre daha fazla çaba harciyorum.
(2) ne isi olursa olsun yapabilmek için kendimi çok zorluyorum.
(3) hiç çalisamiyorum.

16- (0) eskisi kadar kolay ve rahat uyuyabiliyorum.
(1) su siralarda eskisi kadar kolay ve rahat uyuyamiyorum.
(2) eskisine göre 1 veya 2 saat erken uyaniyor ve tekrar uyumakta güçlük çekiyorum.
(3) eskisine göre çok erken uyaniyor ve tekrar uyuyamiyorum.

17- (0) eskisine göre daha çabuk yoruldugumu sanmiyorum.
(1) eskisinden daha çabuk ve kolay yoruluyorum.
(2) su siralarda neredeyse her seyden kolay ve çabuk yoruluyorum.
(3) artik hiçbir sey yapamayacak kadar yorgunum.

18- (0) istahim eskisinden pek farkli degil.
(1) istahim eskisi kadar iyi degil.
(2) su siralar istahim epey kötü.
(3) artik hiç istahim yok.

19- (0) son zamanlarda pek fazla kilo kaybettigimi sanmiyorum.
(1) son zamanlarda istemedigim halde iki buçuk kilodan fazla kaybettim.
(2) son zamanlarda bes kilodan fazla kaybettim
(3) son zamanlarda yedi buçuk kilodan fazla kaybettim.

20- (0) sagligim beni pek endiselendirmiyor.
(1) son zamanlarda agri, sizi, mide bozuklugu, kabizlik gibi sorunlarim var.
(2) agri, sizi gibi bu sikintilarim beni epey endiselendirdigi için baska seyleri düsünmek zor geliyor.
(3) agri, sizi gibi bu sikintilar beni öylesine endiselendiriyor ki artik baska bir sey düsünemiyorum.

21- (0) son zamanlarda cinsel yasantimda dikkatimi çeken bir sey yok.
(1) eskisine göre cinsel konularla daha az ilgileniyorum.
(2) su siralarda cinsellikle pek ilgili degilim.
(3) artik cinsellikle hiçbir ilgim kalmadi.

* * * * * her maddede hangi seçenegi isaretlediginize bagli olarak 21 madde için aldiginiz puanlari toplayin.
* * * * * *Türkiye için;
12 ve alti= endiselenecek bir durum yok.
13-16= depresyon düzeyi açisindan sinirda bir yerde bulunuyorsunuz.
17-24= hafif düzeyde depresyon
24 ve üzeri= bir uzmana basvurmalisiniz
* * * * * * ***arkadaslar unutmayin ki bu ölçekten aldiginiz puanin tek basina bir anlami olmayabilir. Bu ölçekten alinan sonuç bir uzmanin degerlendirmesiyle anlam kazanacaktir.

Melis Varan
23-01-2006, 00:47
Bir psikolojici daha görmek güzel :D

Bu arada reklam yapmaya geldim ben =)

İstanbul Üniversitesi Psikoloji Kulübü web sitesi www.psikoist.com açıldı!!!

Sitenin tüm dizaynı ile uzun uzun uğraşan Burçay Tiftikçi'ye
Tüm yardımları için de Fatik, pardon Fatih Dilber'e çok teşekkürler.

Melis Varan
29-01-2006, 19:17
Aşağıdaki metinde kaç tane "f" olduğunu hızlıca sayınız.

FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS...
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
kaç tane?
>>>>>..................... 3?
>>>>>
Yanlış. Altı tane var... Şaka değil
Yeniden Okuyun
Altında yatan gerçek:
Beyin "of "sözcüğünü süzemez.
>>>>>
>>>>>(İster inanın ister inanmayın... Geri dönüp tekrar bakın.)
İlk seferde altı taneyi bulanlar "üstün zekalı", üç "normal",
dört "nadir" dir.

Melis Varan
02-02-2006, 20:17
Irvin Yalom ile mailleştim bugün!!!!
İnanmıyorum kendime!
Adam 70 küsür yaşında hala çalışıyor deli gibi, mailime de hemen yanıt vermiş :) Ben yanıt vermez sanıyordum :)
Reklam etmeden duramadım :D

Bu arada Merve, bi ara buraya bakarsan www.psikolojibirligi.org diye bir site var Türk Psikoloji Öğrencilerinin sitesi, bi ziyaret et derim. Sizin okulu taşı hatta oraya ;)
Yavaş yavaş etkinliği artıyor.

Hasan Muradoğlu
02-02-2006, 20:34
Irvin Yalom ile mailleştim bugün!!!!
İnanmıyorum kendime!
Adam 70 küsür yaşında hala çalışıyor deli gibi, mailime de hemen yanıt vermiş :) Ben yanıt vermez sanıyordum :)
Reklam etmeden duramadım :D




hadi ya...bravo valla

sorsaydın when nietzsche wept 'i hangi duygularla yazmış?

:)

Melis Varan
03-02-2006, 18:05
Acelesi yok, bizim dedeye sorarız bir ara :P

Merve Ocak
25-05-2006, 13:42
meliscim ya uluslararası psikoloji öğrencileri birliğine nasıl üye olacağımı bulamadım da bana yardım edebilir misin?

Melis Varan
25-05-2006, 18:31
EFPSA (European Federation of Psychology Students Associations) ise bahsettiğin Mervecim, avrupa psikoloji öğrencileri birlikleri federasyonu olduğu için bireysel üyelik olmuyor. Ülkeler üye oluyor, ülke üye olunca öğrenciler de üye sayılıyor. Türkiye de üye ülkelerden, hatta daha önce bir kongreyi de Türkiye de Kapadokyacivarlarında bir yerlerde yapmışlar 5-6 yıl önce... En iyi organizasyon yapılmış kongrelerden biri olarak geçiyor :)

Bu arada haberin var mı bilmiyorum ama bu sene Çek'de olan kongre seneye Finlandiya'da olacakmış :)
Daha ayrıntılı bilgi istersen EFPSA Türkiye Temsilcisi Serra Tekin İstanbul Üniversitesi 4. sınıf öğrencilerinden. Özelden mailini yollayabilirim, seve seve her soruna yanıt verecektir.

Mustafa Kaplan
25-05-2006, 19:47
Aşağıdaki metinde kaç tane "f" olduğunu hızlıca sayınız.

FINISHED FILES ARE THE RE
SULT OF YEARS OF SCIENTI
FIC STUDY COMBINED WITH
THE EXPERIENCE OF YEARS...
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
>>>>>
kaç tane?
>>>>>..................... 3?
>>>>>
Yanlış. Altı tane var... Şaka değil
Yeniden Okuyun
Altında yatan gerçek:
Beyin "of "sözcüğünü süzemez.
>>>>>
>>>>>(İster inanın ister inanmayın... Geri dönüp tekrar bakın.)
İlk seferde altı taneyi bulanlar "üstün zekalı", üç "normal",
dört "nadir" dir.


hehe ben 5 tane buldum ilk bakısta.. sanırım goz doktoruna gitmem lazım..

Onur Aloğlu
25-05-2006, 19:53
hehe ben 5 tane buldum ilk bakısta.. sanırım goz doktoruna gitmem lazım..

Ben de 5 saydım vallahi Mustafa :)

3, 4 ve 6' yla ilgili açıklama var 5 yok :)

Tuğrul Kanat
25-05-2006, 20:03
6

Merve Ocak
25-05-2006, 20:55
EFPSA (European Federation of Psychology Students Associations) ise bahsettiğin Mervecim, avrupa psikoloji öğrencileri birlikleri federasyonu olduğu için bireysel üyelik olmuyor. Ülkeler üye oluyor, ülke üye olunca öğrenciler de üye sayılıyor. Türkiye de üye ülkelerden, hatta daha önce bir kongreyi de Türkiye de Kapadokyacivarlarında bir yerlerde yapmışlar 5-6 yıl önce... En iyi organizasyon yapılmış kongrelerden biri olarak geçiyor :)

Bu arada haberin var mı bilmiyorum ama bu sene Çek'de olan kongre seneye Finlandiya'da olacakmış :)
Daha ayrıntılı bilgi istersen EFPSA Türkiye Temsilcisi Serra Tekin İstanbul Üniversitesi 4. sınıf öğrencilerinden. Özelden mailini yollayabilirim, seve seve her soruna yanıt verecektir.

çok ii olur verebilirsen maili çok teşekkürler ;)

Melis Varan
23-06-2006, 23:38
"Erkeğin Öldürmesi de, Aldatması da Doğal"

BM, "Kadın ve Kız Çocuklarının İnsan Hakkı" projesinde Urfa, Van, Kars, Trabzon, Nevşehir ve İzmir'de kamuoyu araştırması yaptı. Urfa'da kadınların yüzde 26,8'i; erkeklerin de yüzde 30,5'inin "töre/namus cinayetlerini doğal karşıladığı ortaya çıktı.

BİA (Ankara) - "Kadın gelenek ve göreneklerin taşıyıcısıdır. Bu nedenle ailenin yaşı büyük kadınları, ailenin kadınlarının namusundan kendisini sorumlu tutuyor."

Şanlıurfa Kadın Merkezi'nden (KAMER) Mehtap Baran, bu nedenle Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Temsilciliği'nin altı ilde yaptığı araştırmanın sonuçlarının şaşırtıcı bulmuyor.

Baran: Yaşlı kadınlar töre/namus cezasında sertler

"Kadınlarla yaptığımız çalışmalarda benzeri söylemlerle karşılaştığımız oluyor. Bu biraz da toplumsal kuralların kanıksanmışlığından kaynaklanıyor. Kadın 'ben bir kadınım, namusuma sahip çıkmak zorundayım' diye düşünüyor ve kurallara sıkı sıkıya sarılıyor."

Baran, "aile içinde yaşından dolayı prestij sahibi olan kadınlar, bu konularda daha sertler" diyor: "Evin prestijli kadını, aile içindeki tüm kadınlara ne kadar sahip çıkarsa, o kadar prestij sahibi oluyor. Bu nedenle de bu tür cezaların gerekli olduğunu söylüyorlar."

Ağduk: Araştırma Türkiye'yi değil 6 ili kapsıyor

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Proje Koordinatörü Meltem Ağduk da, Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Temsilciliğinin raporunun bir kamuoyu araştırması olduğunu söylüyor.

"Bu proje, 'Kadın ve Kız çocuklarının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi' programıyla ilgili bir ön kamuoyu araştırmasıdır. Tüm Türkiye'yi kapsamıyor. BM projeli İçişleri Bakanlığı, Kadın Adayları Değerlendirme ve Eğitme Derneği ( KA.DER) Ankara şubesi ile yürütüyor. Sabancı Vakfının da katkısı verdiği projedir. Şanlıurfa, Van, Kars, Trabzon, Nevşehir ve İzmir'de yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının (STK) desteklendiği bir programdır."

Kamuoyu araştırmasını yürüten ekip Prof. Dr Ayşe Güneş Ayata, Yrd. Doç. Dr. Aykan Erdemir ve Ayça Ergun Özbolat'tan oluşuyor. Projenin koordinatörlüğünü Nevin Şenol'un yürüttüğü araştırma, altı ildeki kadın ve erkeklerin, kadının insan hakları alanındaki bilgilerini ölçmeyi hedefliyor. Kamuoyu araştırmasının soruları arasında şunlar var:

Kamuoyu araştırmasına 3 bin 153 kadın ve erkek katıldı

"Kadın erkek eşitli hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz"; "Erkek eşini aldatırsa hoş karşılanır mı?"; Ailenizde kadın namusunu zedeleyecek davranışta bulunursa, töreler gereğince cezalandırılmalıdır"; "yerel yönetimlerin kadınlara yönelik hizmetlerinden haberdar mısınız?"

Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye Temsilciliği'nce kadınların ve kız çocuklarının durumunu gösteren araştırmada yine çarpıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. 3 bin 153 kişiyle görüşülerek yapılan kamuoyu araştırmasına göre, kadınların 5'te biri şiddet görüyor.

Şanlıurfa'da kadınların yüzde 95'i bu nedenle sığınma evi isterken, yine aynı ilde töre nedeniyle kadınların cezalandırılmasına onay veren kadınların oranı yüzde 26. Töreye onay veren Urfalı erkeklerin oranı ise yüzde 30.

Dışarıda Eşitlikçi, Evde Despot

* Araştırmaya katılanların yüzde 90'ı kadın erkek eşitliği hakkında bilgi sahibi. Ancak özel yaşamda geleneksel değerler geçerli.

* Töre / namus cinayetleri 'insanlık suçu' olarak görülüyor. Ancak bu cinayetlerin en fazla işlendiği Şanlıurfa'da erkeklerin yüzde 39'u, kadınların yüzde 27'si değerlendirmeye katılmıyor. Van'da erkeklerin yüzde 23'ü, Kars'ta yüzde 17 ve Trabzon'da yüzde 15'i töre /namus cezasını onaylıyor.

* Kadınların yüzde 30 ile 40'ı "Kadının yeri evidir" yargısına katılıyor. Şanlıurfa'da ise bu oran kadınlar arasında yüzde 62'yi buluyor.

*"Erkek eşini aldatırsa hoş karşılanabilir" diyen erkeklerin oranı Kars'ta yüzde 67. Kadınlar aynı soruya Urfa'da yüzde 50, Kars ve İzmir'de ise yüzde 30 oranında 'evet' yanıtını veriyor. (AD)


BİA Haber Merkezi
22/06/2006 Ayşe DURUKAN

Melis Varan
30-07-2006, 23:29
Yapılan araştırmalar, sigara tiryakilerinin yüzde 75-80'inin sigarayı bırakmak istediğini, hatta tiryakilerin üçte birinin en az 3 kez ciddi anlamda bırakma çabası gösterdiğini ortaya koyuyor.

Buna karşılık, sigara alışkanlığından 60 yaşından önce kurtulma oranı yüzde 50'nin üzerine hiç çıkamadı. Sigara alışkanlığından kurtulamayan tiryakiler artık yarı yarıya sigaraya bağlı nedenlerle ölüyor. Türk Sağlık Vakfı'ndan alınan bilgilere göre, sigaranın olumsuz etkileri nedeniyle 25-69 yaş grubunda ölen insanlar, yaşamlarının 20-25 yılını bu alışkanlık nedeniyle yitiriyorlar. Başka bir ifade ile bu insanlar, 20-25 yıl erken ölüyor. Sigara, başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok kansere, kalp-damar hastalıklarına, erken yaşlanmaya ve erken ölüme yol açıyor. Bu gerçekler, büyük bilimsel araştırmalarla ortaya konarak kanıtlandı ve sigara şirketleri bile artık bu verileri inkar etmiyor. Bu durum, güçlü bir bağımlılık yapıcı etken olan sigaranın etkisinden kurtulabilmek için tiryakilerin daha çok çaba göstermesine gerek olduğunu anlatıyor.

Sigarayı bırakmak isteyen tiryakilerin çoğu, bu alışkanlıktan kendi kendilerine kurtulma şansına sahip. Bunun için kararlı olmak ve bir hazırlık dönemi yaşamak gerekli. Gerektiğinde sağlık ocaklarında çalışan hekim ve sağlık personelinden destek istenmeli. Sigarayı bırakmaya yönelik kimi basit önlem ve öneriler şöyle özetlenebilir:
- Bırakma tarihini belirleyin.
- Bırakmaya hazırlık için, çevrenizdeki insanlara sigarayı bırakacağınızı söyleyin.
- Sigara içmemeyi özendiren bir ortam hazırlayın. Örneğin, kül tablalarını ortadan kaldırın.
- Değişik yerlere "Sigara içilmez" uyarıları asın.
- Geçmişteki başarısız denemelerinizi gözden geçirin.
- Sigara içmenizin nedenlerini ve niçin bırakmanız gerektiğini düşünerek bunları not edin.
- Sigarayı bırakmanın ilk günlerinin güç olacağını bilin ama zor günlerin gelip geçeceğini, sigarasız yaşamın çok daha güzel ve sağlıklı olacağını düşünün.


SİGARAYI BIRAKTIĞINIZ GÜN NELER YAPABİLİRSİNİZ?

- Derin soluklar alın.
- Zorlandığınız durumlardan uzaklaşın.
- Sıcak bitkisel çay için.
- Su için.
- Şekersiz çiklet çiğneyin.
- Çiğ sebze ve meyve yiyin.
- Yürüyüş ya da egzersiz yapın.
- Sigarayı niçin bıraktığınızı düşünün.
- Su ve meyve suyu içebilirsiniz.
- Yürüyüşe çıkabilirsiniz.
- Bırakma nedenlerinizi yeniden yeniden okuyabilirsiniz.
- Alışverişe çıkabilirsiniz.
- Sigara içmeyen bir dostu ziyaret edebilirsiniz.
- Banyo ya da duş yapabilirsiniz.
- Sigaranın zararlarını anlatan yayınları okuyabilirsiniz.
- Kendinizi ödüllendirebilirsiniz.

Sigara bıraktıktan sonraki 14 gün kritik günlerdir. Bu nedenle, ilk 14 günün her biri ilk gün gibi değerlendirilmelidir.
Sigarayı bırakan kişi ilk gün ve izleyen 13 gün şu belirtilere hazır olmalıdır:- Yoksunluk belirtileri
- İyileşme işaretleri
- Dayanılmaz sigara içme isteği
- Sigara içme dürtüsü
- Gerginlik, acıkma, baş dönmesi, dikkati yoğunlaştırma güçlüğü, fazla uyuma, uykusuzluk
- 8 saat sonra vücudunuzda oksijen artışı olur.
- 2 gün sonra tüm nikotin ürünleri vücudunuzdan atılmıştır.
- Tat ve koku alma duyularınızda düzelme başlamıştır.
- Akciğerleriniz düzelmektedir. (Birkaç hafta öksürük sürebilir, çünkü akciğerleriniz temizlenmektedir.)
- 1 yıl sonra kalp krizinden ani ölüm riskiniz, sigara içen bir kişiye göre yarı yarıya azalmıştır".

Kaynak: http://www.pdrforum.net

Merve Ocak
02-08-2006, 20:20
BEYİN FIRTINASI VE THİNK-TANKLAR

Amerikalı Edwin Land 1943'te sahilde küçük kızının fotografını çektiği zaman kızı sabırsızlıkla, 'Baba! Niçin resmi hemen şimdi göremiyorum ?' diye sormuştu. Bu soru babayı düşünmeye sevk etti. Düşünmesinin semeresini ise, ona ün kazandıran Polaroid makineyi geliştirerek gördü. Burada küçük kızın, o güne kadar düşünülmemiş veya hayata geçirilememiş bir olay için babasına ilham kaynağı olmuştur. Yeni keşif ve icatlara zemin hazırlayan müessir yollardan biri de beyin fırtınasıdır (Brainstorming). Beyin fırtınasının temel prensibi şudur: Bir problemi çözmekle görevlendirilen bir grubun üyeleri mümkün olduğu kadar kadar çok fikir üretirler. Buradaki problem illâ da bir sıkıntılı durum olmayabilir (Negatif problem) . Olumlu bir problem de olabilir. Meselâ bir şirket, yıl sonunda elde ettiği kârı en verimli bir şekilde nasıl kullanacağını bir beyin fırtınası seansı ile halledebilir. Beyin fırtınası seanslarında üretilen fikirler mantıksız, sıra dışı, çılgınca ve görünüşte imkânsız olabilirler. Burada temel kaide, kesinlikle eleştiri ve kritik olmaması. 'Nasıl olur?, bu da mı olur ? yahu, hadi be sende !, kafayı mı yedin !! ?' türünden sözler henüz yeni ortaya çıkmış veya çıkacak olan fikri hemen yok edebilir.
Albert Einstein bu konuda şöyle demiştir: " Ortaya atılan yeni fikirlerde bir ilginçlik, saçmalık yoksa bu fikirde umut yok demektir." Dahası başlangıçta aptalca imiş gibi görünen bir fikir, beyin fırtınası ekibinin diğer üyeleri üzerinde müsbet tesirler icra edebilir. Beyin fırtınası seansında görüşler yüksek sesle söylenmeli ve hemen kaydedilmelidir. 30-40 dk'lık bir seanstan sonra bütün fikirler üyeler tarafından değerlendirilerek en iyi fikir çözüm olarak seçilir.
Beynimizin sağ tarafı, zihindeki resimlerle veya hikâyelerle ilgilenmekten ve çapraz bağıntılar kurmaktan hoşlanır. Beyin fırtınaları çalışmaları sağ beyni uyarır.
Yapılan çalışmalar çocukların (bilhassa 2-7 yaş arası) okula gitmeden önce, okul dönemine göre sağ beyni dokuz kat daha fazla kullandıklarını ortaya koymuştur. Yani çocuklar yeni (mucitce) fikirleri daha fazla üretirler. Durum böyle iken niçin uzun yıllardan beri hiçbir bilim adamımız Nobel mükâfatı almamıştır? Niçin bütün yeni buluş ve icatlar başkaları tarafından yapılmaktadır? Son yüz yıldaki patentlerin yüzde kaçı bize aittir? Cevaplardan bir tanesi, okullarımızda beyin fırtınası gibi yenilikçi düşüncelerin yeterince öğretilmemesi olabilir.
Okullarımızda genellikle meraklı sorular pek teşvik edilmemekte, aksine, çocuklardan kalıplar içinde düşünmeleri ve önceden hazırlanmış cevapları vermeleri istenmektedir. Yeri gelmişken tarihimizdeki duruma kısaca bir göz atıp Mimar Sinanlar'ın, Itrîler'in, Fatihler'in, Hazerfenler'in, Gazaliler'in nasıl yetiştiğini daha iyi anlayabiliriz.
Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu, Sahn-ı Seman Medreseleri'nde fizik, kimya, biyoloji, matematik, astronomi, mantık, felsefe, edebiyat gibi fen ve sosyal bilimler birlikte öğretiliyor, mucit ve kâşifler yetiştiriliyordu.
Havan topunu ilk icat eden Fatih'tir. Barutu ateşli silahlarda ilk kullanan Osmanlılar'dır. İlk uçan insan bir Türk'tür. Mimar Sinan hâlâ aşılamamıştır. Bir Itrî, bir Dede Efendi henüz geçilemedi. Bir Gazali yetişmedi.
Süleymaniye Kütüphanesi hâlen Dünyanın en çok el yazması eser bulunduran kütüphanesidir. Ancak mâzide kalmış bu hâmasî destanlara bakıp iç geçirmektense, davranıp "Eski hâl muhâl, ya yeni hâl, ya izmihlâl" deyip, gayrete gelmenin zamanın çoktan geldiğini ve geçmek üzere olduğunu farketmeliyiz.
Bir Beyin Fırtınası Seansı
Problem: Şirketimizin bu seneki gelirleri çok düştü zarar ediyoruz.
Seans sırasında ortaya atılan bir görüş: Kuşlar uçar.

Beyin Fırtınası: *"Onlar nesnelere bir kuşun gözleriyle bakarlar... Her şeyi tepeden iyi bir şekilde görebilirler... Keskin bir görüşleri vardır... Bazen kanat çırpmayı bırakırlar ve aşağıya doğru süzülürler. Ama bunu zarif bir şekilde yaparlar... Çok beceriklidirler... Kaynakları ziyan etmezler... Güçlerini tutumlu şekilde kullanmaya çalışırlar... Nereye gittiklerini biliyor gibidirler... Oysa çok uzaktadır, gittikleri yer... Yolculuğa iyi hazırlanırlar... Her çeşit hava şartlarına hazırdırlar... Gittikleri yere varmayı ümid ederler... Düşmanlarını tanırlar... Bazen kendilerini güvenlik içinde bulurlar... Bazen yırtıcı hayvanlar arasında... Ama her zaman çevrelerinde bütün olup bitenlerin farkındadırlar... Bir yolunu bulup gitmeyi sürdürürler... Her gizli hava akımını kendi hizmetlerine kullanarak.. rüzgârla bozuşmadan.. ama çevreyle başarılı bir iş birliği sergileyerek... Uçmanın büyüsündeki asaleti daima koruyarak.. dengeyi, kontrolü, ustalığı elden bırakmadan yapabileceklerinin en iyisini yaparlar." Gördünüz mü ? Bir kuşun uçmasından nerelere geldik !

Merve Ocak
02-08-2006, 20:22
Sınırları Zorlayın

İnsan hayatında birçok sınırlar vardır ve bu sınırların ötesine geçmek ürkütücü bulunur. Hayatımızda fizikî sınırlar olduğu gibi zihnî sınırlar da vardır. Zihnî sınırlamalar beyin fırtınası oluşturacak şekilde düşünmemize izin vermezler, değişimi engellerler. "Bu daha önce denenmedi, çok güçsüzüm, izin vermezler, yapamam, ne derler, bu kadar da olur mu?.." gibi ifadeler zihnî sınırlamalara örnektir. Zihnî kalıplar aşıldığı an, kapılar açılır ve yepyeni ufuklar bizi bekler. Sınırları bazen bir soru ile aşarız. Tıpkı Edward Lande, ailesinin fotograflarını çekerken küçük kızının 'fotograflarımızı görmek için niçin beklemek zorundayız?' sorusunda olduğu gibi. Sınırlarımızı zorlayalım, düşünelim, düşünelim, derin tefekkürlere dalalım. Muhteşem birer makine olan hücrelerimizi, sütün dışkı ile kan arasında nasıl oluştuğunu, uzayın sonsuz büyüklüğünü, kuşları, denizleri, rüzgârı... Beynimizde fırtınalar oluşturalım. Neticede yenilikler, keşfedilenler sizin olsun.
Think-Tank Düşünce Kulüpleri
Ülkemizin içine düştüğü ve bir türlü çıkamadığı bu durumdan kurtulması için insanımızın kolaycılığı terk etmesi, okuması, düşünmesi, tartışması gerekmektedir. Bütün bunların olabilmesi için de her şeyin rahatça konuşulup eleştirilebildiği, bir toplum yapısının oluşturulması gerekmektedir.
Günümüzde eğitim, sağlık, ekonomi, politika, savunma tratejileri ve çevre gibi hayatın her alanında yeni yaklaşımlara orijinal fikirlere ihtiyaç vardır. Bu da bol bol beyin fırtınası yapan, tefekkür eden genç ve dinamik insanlarla olacaktır. Bunun bir yolu da çok alternatifli-beyin fırtınalı düşünme kulüplerini (Think-Tank) her bir müessese ve şirket için kurup ayakta kalmasını ve işletilmesini sağlamaktır.
Batı'da ileriye dönük projeler geliştiren Türkçe'ye tam tercümesi 'Düşünce Tankı' olan Think-Tank kuruluşları ise Türkiye'de yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla Türkiye'de bir düşüncesizlik ve bunun getirdiği bir çözümsüzlük hüküm sürmektedir. ABD'de 3.500 kadar think-tank müessesesi bulunmaktadır. Bunların her biri ayrı ihtisas sahalarında, politikadan içtimaî problemlere, bütçeden millî müdafaaya kadar birçok sahada çalışmalarını sürdürmektedirler.
Meselâ; bir think-tank kuruluşu olan Brooklyn's Institute sadece devlet bütçesi ile ilgilenmeyip, bütçenin hazırlanışında müessir olmakta ve uygulamasını da takib etmektedir. Mısır'da bile bir think-tank araştırma enstitüsünün yıllık bütçesi 2 milyon dolardır. Türkiye'de ise hiçbir kuruluşun bütçesi bu kadar değildir. Lübnan'da bir araştırma kuruluşunda çalışanların sayısı 30-35 kişi iken Türkiye'de en büyük think-tank kuruluşu olan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı'nın çalışan sayısı 9-10 civarındadır.
Think-tank kulüplerini, düşüncenin AR-GE'leri olarak kabul edebiliriz. Hedef çok düşünmek ve mümkün olduğunca çok düşünce üretmektir. Bir bakıma, think-tanklar düşüncesizliğe karşı bir isyandır. Türkiye'de think-tank kuruluşları açısından birçok bâkir sahalar vardır. Meselâ; hoşgörü ve barışçı çözüm üretme konusunda Türkiye'de araştırma yapan bir kurum yoktur. Silahsızlanma konusunda Batılı ülkelerde çalışma yapan binlerce kurum varken, Türkiye'de bir tane bile yoktur. Üniversite eğitimi ve üniversiteye giriş imtihanı sistemi hakkında fikir üreten kaç tane think-tank kulübü vardır?
Kısacası Türkiye'de birçok mevzuda çok sayıda think-tank'lara ve tabiî ki buralarda görev alarak beyin fırtınaları oluşturacak, yeni keşif ve icatlara zemin hazırlayacak genç dimağlara ihtiyaç vardır.
________________________________________
Kadir Can

Hasan Muradoğlu
19-09-2006, 15:38
Eller Zekânın Aynası

ABD'li nörolog Dr. Frank Willson'un yazdığı ``El Kullanımı Beyni, Dili ve İnsan Kültürünü Nasıl Şekillendiriyor?'' isimli kitap bilim dünyasında ilgiyle karşılandı. Dr. Willson, insan elinin 5 parmak, avuç içi, birtakım eklem, kas ve sinirlerden ibaret olmadığını, bina inşa etmekten omlet ve uçak yapımına kadar, tüm yaratıcı faaliyetlerin bu organ sayesinde yapıldığını belirtti. Kitaptaki ilgi çeken bazı bölümler şöyle:

Elimizin başka bir organda olmayan tutma ve hareket becerisi olmasa kültür, sanat ve teknik alanlarda faaliyetlerimiz olmazdı. Beceri dediğimiz her şey elin marifetidir. Bir insan doğal çevresini terkedip, diğer yaratıklara karşı egemenliğini el becerisiyle sağladı. İnsanlar, elleri sayesinde ok atıp, kendisini büyük hayvanları kontrolü altına alabildi.
Beyin ile el arasında mükemmel bir bağlantı var. İnsan el becerisi sayesinde alet üretmeye başladı ve bir anlamda elin yeteneğini geliştirdi. İnsan eline baktığımda güzellik, kültürde zeka görüyorum. Elin sahip olduğu kas esnekliği diğer cisimlere hareket kazandırma yeteneği insan beyninin gelişimine yardımcı oldu. İnsan eli yeteneklere sahip olmasaydı, beyin böylesine yaratıcı biçimde gelişemezdi.
Bebekler üzerine yapılan yeni araştırmalarda, beynin gelişmesi ile
elin gelişimi arasında birebir bağlantı saptanmıştır. Bebek, elleriyle cisimleri biraraya getirme yeteneği kazandıkça kelimeleri de biraraya getirerek derdini anlatabilme gücü kazanıyor. Beyin ile el arasındaki sinirsel bağlantı ilişkisi gelişmediği zamanlarda, kişinin beyin faaliyetleri, kültür ve sanatla ilgili yaratıcı çabaları da sınırlı kalıyor.


"Eller eller eller" :) Hatta Fabiano Eller...

Peki, doğuştan elleri olmayan ya da daha sonra ellerini kaybetmiş kişiler için ne yorum yapabiliriz acaba ::)

Melis Varan
06-12-2006, 21:01
Zannediyorum ki orada ellerin yerini farklı organlar alıyor. Mesela dirsekler ya da ayaklar...
Zaten düşünürsek bebekler etrafı yoklamaya direk elleriyle mi başlıyorlar? Aslında hayır... Ağızlarıyla başlıyorlar diyeibliriz çünkü eşyaları ağızları ile tanıyorlar, zaten bu döneme oral dönem de deniyor. Bebeğin eline verdiğinizde elinde evirip çevirir mi yoksa direk ağızına mı götürür bi düşünün :)
Elleri yok diye zekası gelişmeyecek mi insanların, elbette gelişiyor. Belki de kimi yöndendaha az gelişiyorken kimi yönlerden daha fazla gelişiyordur. Mesela tahminimce dirseklerini bizim kullandığımızdan daha elverişli kullanma becerileri gelişmiş oluyor. Bu da bir motor beceri.

Bi de ayağıyla resim yapanlar falan var ki onlara hiç girmiyorum=)

Mustafa Ünal
07-12-2006, 01:56
Biliyorum konuyla alakası yok ama bizde Jeoloji Mühendisi olduğumuz için kayaçları tek tek tatmak zorundaydık.Yani bizde Jeoloji için birer bebektik :)

Düşününsene o taşlar ne aşamalardan gelip geçiyor..Alıştık artık biz :)

Can Demir
05-02-2007, 20:09
Offf ben bu bölümü neden görmemişim ya:(
Bi sorum var ya psikoloji okumak isteyen tembel bi insan nasıl bu bölümde olur??Ya yok ben trigonometri yada Ahmet Hamdi Tanpınarın hayatını ilerleyen yaşlarımda öğrenmek istiyorum fakat psikolojiyi şimdi okumak istiyorum napıcaz??Bölümümde anca müşterilerin psikolojilerini düşünmeye odaklandım:D ama ben Hannibal Lecterların,piskopatların psikolojilerini incelemek istiyorum:D
Buraya yazan her arkadaşa teşekkür ederim her kelimesini okuycam bundan sonra;)

Serhat Gürleyen
11-02-2007, 06:19
Ankara üni.de pdr okuyan varmı burada?

Onur Aloğlu
17-02-2007, 15:34
Bana ulaşan bir mailden, en uygun burayı buldum. Paylaşmak için en uygun yer olarak burayı gördüm. :)


Kişinin kurduğu iletişimlerde, onun kişiliğinin ve iletişim bilgisinin etkisi kadar, hangi rolü oynadığının, hangi değerleri benimsediğinin de önemi vardır. Diyelim ki Ahmet Bey kuyrukta bekliyor ve kuyruğun ön tarafına birisi kaynak yapıyor. Ahmet Bey bu münasebetsizi nasıl uyarır? Şüphesiz ki Ahmet Bey ait olduğu ekol ve dünya görüşüne uygun bir dil kullanacaktır. Şimdi bu tipleri bir görelim:

Klasik Tepki : Sıraya geç kardeşim!
Neoklasik Tepki : Şeker kardeşim sıraya geçiver
Realist Tepki : Sıra var!
Sürrealist Tepki : Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay da bak bir daha yapabiliyorlar mı!
Romantik Tepki : Beyefendi galiba sırayı görmediniz
Natüralist Tepki : Sırana geç!
Modern Tepki : Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa’da...
Post-Modern Tepki : Sırana geç lan ayı!
Uzlaştırıcı Tepki : Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi...
Devrimci Tepki : Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek.
Kaderci Tepki : İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.
Septik – Kuşkucu Tepki : Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir.
Kant’cı Tepki : Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur.
Kötümser Varoluşçu Tepki : Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek...
İyimser Varoluşçu Tepki : Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor.
Hümanist Tepki : İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için... Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.


:)

Mustafa Ünal
17-02-2007, 15:50
Bana ulaşan bir mailden, en uygun burayı buldum. Paylaşmak için en uygun yer olarak burayı gördüm. :)


Kişinin kurduğu iletişimlerde, onun kişiliğinin ve iletişim bilgisinin etkisi kadar, hangi rolü oynadığının, hangi değerleri benimsediğinin de önemi vardır. Diyelim ki Ahmet Bey kuyrukta bekliyor ve kuyruğun ön tarafına birisi kaynak yapıyor. Ahmet Bey bu münasebetsizi nasıl uyarır? Şüphesiz ki Ahmet Bey ait olduğu ekol ve dünya görüşüne uygun bir dil kullanacaktır. Şimdi bu tipleri bir görelim:

Klasik Tepki : Sıraya geç kardeşim!
Neoklasik Tepki : Şeker kardeşim sıraya geçiver
Realist Tepki : Sıra var!
Sürrealist Tepki : Sallandıracaksın bunlardan ikisini Kızılay da bak bir daha yapabiliyorlar mı!
Romantik Tepki : Beyefendi galiba sırayı görmediniz
Natüralist Tepki : Sırana geç!
Modern Tepki : Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa’da...
Post-Modern Tepki : Sırana geç lan ayı!
Uzlaştırıcı Tepki : Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi...
Devrimci Tepki : Alt yapı sorunları çözülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek.
Kaderci Tepki : İki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür.
Septik – Kuşkucu Tepki : Ön ve arka kavramları görecelidir. O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir.
Kant’cı Tepki : Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur.
Kötümser Varoluşçu Tepki : Herkes bir gün ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek...
İyimser Varoluşçu Tepki : Sıkmayın canınızı, şu anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor.
Hümanist Tepki : İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için... Dolayısıyla birimiz öne geçince, aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz.


:)

Güzel :) :D

Sena Avaz
18-02-2007, 00:17
Arkadaslar,çarşamba gunune yapacagım bir sunum icin makaleye ihtiyacım var."Kalp gözü,sırlar dünyası gibi mistik yada dini içerikli dizilerin insan psikolojisi üzerindeki etkisi"..Elinde bu konuyla ilgili makalesi olan varsa (ingilizce de olabilir..yurt dısındaki yayınlanan dizilerle baglantılı olarak) bana mail atabilir mi?
tesekkurler simdiden.
senaavaz@hotmail.com

Alkan Akkaya
22-04-2007, 13:28
bende var ;)

Can Demir
22-04-2007, 13:38
bende var ;)
Alkan dalga geçiyosun heralde:D:D:D çarşamba için lazımmış o makale ama 17.02.2007nn çarşambası...Bide bulamayıpda kötü not aldıysa deli olur insan:D

Tuğba Tülü
17-11-2007, 03:04
Arkadaşlar elinde en az 50 soruluk kişilik testi olanlar varsa bana özel mesajla ulaşabilir mi? elimdekiler yeterli değil...

Özlem Bıkmaz
01-02-2008, 21:56
sanırım psikoloji okumus ya da halen psikolji okuyanların hepsi dinlenmeye almıs kendini bu baslık bayagı unutulmusa benziyor..

Özlem Bıkmaz
15-02-2008, 15:19
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü olarak, 10-13 Temmuz 2008 tarihleri arasında, üniversitemizin Beytepe Yerleşkesi'nde düzenleyeceğimiz 13. Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresi'ne ev sahipliği yapmaktan büyük bir mutluluk duymaktayız.
Psikolojinin medyadaki; medyanın da insan hayatındaki yeri göz önüne alınarak, kongremizin bu http://www.kongre13.org/resimler/ilkduyuru.jpgseneki konusu medya ve psikoloji olarak belirlenmiştir.
Katılımcı sayısı her geçen yıl daha da artan bu kongre, başta psikoloji öğrencileri olmak üzere alanımıza ilgi duyan herkesi bir araya getirmektedir. Her yıl düzenlenmekte olan Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresi, öğrencilerin bilgi ve deneyimlerini paylaşabilecekleri ve psikolojinin farklı alt alanlarında yaptıkları çalışmaları sunabilecekleri bir ortam sağlayarak, aralarındaki iletişimi arttırmayı; düzenlenen konferans, panel, söyleşi ve çalışma grupları ile de öğrencilerin akademik gelişmelerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Pek çok sosyal etkinlik ile zenginleştirilecek keyifli bir kongre sizleri bekliyor.
Temmuz 2008'de Beytepe'de görüşmek üzere…
Hacettepe Üniversiteesi Kongre Düzenleme Kurulu Adına,
Başkan Ferhat SATIROĞLU
TPÖÇG 13. Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresi Kongre Kayıt Tarihleri ve Ücretleri


Erken Kayıt Dönemleri

1. Dönem: 15 Mart - 30 Nisan
Katılım Ücreti: 40 YTL

2. Dönem: 1 Mayıs – 31 Mayıs
Katılım Ücreti: 60 YTL

Geç Kayıt Dönemleri

1.Dönem: 1 Haziran – 30 Haziran
Katılım Ücreti: 80 YTL

2. Dönem: 1-7 Temmuz
Katılım Ücreti: 100 YTL

Not: Konaklama ile ilgili ayrıntılar en kısa zamanda açıklanacaktır.

13. UPOK Kongre Düzenleme Kurulu

http://www.kongre13.org/ (http://www.kongre13.org/)

Melis Varan
15-02-2008, 22:35
Hacettepe Üniversitesi çok iyi hazırlanıyor bu kongre için. Zaten önceden de deneyimleri var. Oldukça başarılı bir kongre geçireceklerini tahmin ediyorum. İmkanı olan psikoloji öğrencilerine tavsiyem gitmeleridir. En az okulda 1 senede gördüğümüz şeyler kadar önemli konular yer alıyor ve çok güçlü isimler geliyor genelde bu kongrelere. Bir çok bölümün böyle bir avantajının da olmadığını düşünürsek hem sosyal hem de bilimsel yönden kaçırılmaması gereken bir organizasyon.

Tuğba Tülü
16-02-2008, 02:20
Ben oyumu istanbul uni'ye vermiştim ama olmadı,Hacettepenin de bu kongreyi çok iyi yapacağı süphesiz..bu arada bana kişilik testlerini gönderen arkadaşıma burdan da tşk ettim sanıyodum ama unutmuşum:???:

Merve Ocak
16-02-2008, 23:54
Bu sene biz üstlendik ve çalışmalarımız şu anda çok güzel gidiyor:) Ben kongre düzenleme kurulu iletişim komitesindeyim herhangi bir sorunuz olursa yardımcı olabilirim arkadaşlar:) Gelecek olanlarla temmuzda görüşmek dileğiyle...

Melis Varan
01-03-2008, 04:13
2 sene önce adaylığımızı koymuştuk biz. Bayağı çekişmeli geçmişti; ama Yakındoğu aldı :) Hacettepe adaylığını koyduğunda biz koymadık çünkü 2008de Psikoloji Kongresi İstanbul Üni.deydi zaten ve iki kongre bir arada hoş olmazdı. Hacettepe bu konuda deneyimli bir üniversite, çok iyi çalışıyorlar.
En önemli şeylerden biri bu sefer kongre afişinde TPÖÇG ifadesi de yer alıyor. Tabi yine en çok yorulan kendileri :)

Bu arada EFPSA kongrelerini de tavsiye ederim. Çok keyifli geçiyor. Yurtdışı lduğu için biraz tuzlu tabi ama yine de değiyor. Bu seneki kayıtlar durdu gerçi de aklınızda bulunsun sonraki seneler için takipte olun derim ;) Hatta yönetimine falan girin daha çok tadını çıkartın. =)
Bu sene kongre 20-27 Nisan tarihleri arasında Litvanya'da gerçekleşiyor. Geçtiğimiz senelerde Finlandiya, Çek, İspanya, Sırbistan....vs düzenlediler. Türkiye'de yıllar önce düzenlemiş ve en sağlam kongrelerden biri olarak anılıyor Türkiye'deki hala. Biz göremedik tabi :)
www.efpsa.org (http://www.efpsa.org) 'dan efpsa ile ilgili daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Travel Network , Study Abroad gibi nimetler içeriyor. =) Gerçi şimdi güncellenmede sitenin büyük bir kısmı.

Merve Ocak
04-03-2008, 22:59
13. Ulusal Psikoloji Ogrencileri Kongresi

ONEMLI TARIHLER

Sozlu ve Poster Sunum Icin Ozet Gonderim Tarihleri ve Ozet Formati:

Son Ozet Gonderim Tarihi: 30 Nisan 2008

Ozetlerin Gonderilecegi Adres: ozet@kongre13.org

Ozet Gonderme Formati

1-Ozetler TPD yazim kurallari cercevesinde hazirlanmis PDF veya DOC
formatinda olmalidir (tercihen pdf).

2-Ozetlerin eklendigi mailin icerisinde makale yazarlarinin tumunun
isim ve okul bilgileri ayrica yazarlardan sunumu yapacak kisinin
iletisim bilgileri yer almalidir.

Merve Ocak
05-03-2008, 00:23
Konaklama Bilgileri

Beytepe Kiz Ogrenci Yurdu ve Beytepe Erkek Ogrenci Yurdu’nda kongreye
katilacak kadin erkek orani goz onunde bulundurularak toplam 1200
kisilik yer ayirtildi. Konaklama ucretleri Hacettepe Universitesi’nin
kendi insiyatifinde olup kesinlesmesinin ardindan en kisa zamanda
aciklanacaktir. Bunun yaninda sehir merkezinde kalabileceginiz ozel
yurtlarla ve KYK yurtlari icin gorusmelerimiz suruyor. Gelismeler
konusunda en kisa zamanda gerekli bilgilendirmeler yapilacaktir.

Merve Ocak
05-03-2008, 00:24
Hesap Numaralari

Banka Hesabi:
Yapi Kredi Bankasi Beytepe Subesi
Hesap No: 81678573
Sube Kodu: 759

Posta Ceki Hesabi:
Hesap No: 5589693 Ferhat Satiroglu

ONEMLI:
Posta Ceki hesabini kullanacak katilimci adaylari hesap numarasiyla
ile birlikte yandaki ismi mutlaka belirtmelidirler aksi takdirde
aksakliklar yasanabilmektedir.
Banka havalesi yapacak arkadaslar havale islemini internet uzerinden
yaparlarsa herhangi bir havale ucreti odemek zorunda kalmayacaklardir.
Ancak Yapi Kredi Bankasi subelerinden yapilacak havale islemlerinde
sizden gonderdiginiz miktarin yaninda havale ucreti de istenebilir. Bu
kongre duzenleme kurulunun elinde olan bir durum degildir. Bu durumda
olusacak magduriyeti gidermek adina actirdigimiz posta ceki hesabina
PTT’den havale yapmaniz halinde sizden cok kucuk bir miktar ucret
alinacaktir (1-3 YTL gibi bir ucret). Yine bu ucretinde kongre
duzenleme kurulu ile herhangi bir ilgisi olmayip tamamen PTT ile
ilgili bir durumdur.

Kongre Duzenleme Kurulu banka havalesinde havale ucreti alinmamasi
icin caba gostermis ancak bu cabalarimiz banka tarafindan sonucsuz
birakilmistir.

Merve Ocak
05-03-2008, 00:25
Erken Kayit Donemleri

1. Donem:
15 Mart - 30 Nisan
Katilim Ucreti: 40 YTL

2. Donem:
1 Mayis – 31 Mayis
Katilim Ucreti: 60 YTL

Gec Kayit Donemleri

1.Donem:
1 Haziran – 30 Haziran
Katilim Ucreti: 80 YTL

2. Donem:
1Temmuz - 7 Temmuz
Katilim Ucreti: 100 YTL

Melis Varan
14-03-2008, 17:15
Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu 29-30 Mart tarihlerinde Bilgi Üniversitesi tarafından ağırlanıyor.

KKTC dahil Türkiye'nin dört bir yanından psikoloji öğrencileri üniversitelerini temsil etmek için Bilgi Üniversitesi'ne gelecek. Katılmak isteyenlerin üniversitelerindeki temsilcileriyle irtibata geçmesi gerekiyor. Eğer üniversitenizdeki temsilcinizi bilmiyorsanız özel mesaj atarsanız ben size yardımcı olabilirim. Kalacak yeri olmayanlar için Bilgi Üni.deki arkadaşlar konaklama da sağlıyorlar; ancak 17 Mart tarihine kadar gelecek kişilerin bilgisine sahip olmak istiyorlar, bu nedenle gelmeyi düşünürseniz elinizi çabuk tutmanız gerekiyor.

Toplantıda neler var?
TPD ile iş birliği planlaması,
Psikoloji Öğrencileri Kongresi detayları,
EFPSA Kongresi detayları,
TPÖÇG'un gelişimi için planlama...vb. konular.

Elbette buna ilaveten farklı üniversitelerdeki psikoloji öğrencileriyle tanışıyor ve psikoloji alanına katkıda bulunma fırsatı buluyorsunuz. Sadece psikoloji öğrencileri için olan bu toplantının herhangi bir bedeli yok, adı üzerinde "toplantı" =)

Melis Varan
14-03-2008, 17:17
Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu'nun forumu Psikoforum tekrar açılmış. www.psikolojibirligi.com (http://www.psikolojibirligi.com) adresinden erişim sağlanabiliyor. Şu anda yeni açıldığı için kayıtlar yeni alınıyor, ayrıca moderatör de arıyorlar ilgilenirseniz.

Merve Ocak
16-03-2008, 18:48
bu 3 etti ama yine üye olalım inşallah bu kez aktiflik sağlanır forumda :)

Merve Ocak
16-03-2008, 20:42
Merhaba Arkadaşlar,

Kongre kayıtlarımız baslamıştır.

Erken Kayit Donemleri

1. Donem:
15 Mart - 30 Nisan
Katilim Ucreti: 40 YTL

2. Donem:
1 Mayis – 31 Mayis
Katilim Ucreti: 60 YTL

Gec Kayit Donemleri

1.Donem:
1 Haziran – 30 Haziran
Katilim Ucreti: 80 YTL

2. Donem:
1Temmuz - 7 Temmuz
Katilim Ucreti: 100 YTL

Hesap Numaralari

Banka Hesabi:
Yapi Kredi Bankasi Beytepe Subesi
Hesap No: 81678573
Sube Kodu: 759

Posta Ceki Hesabi:
Hesap No: 5589693 Ferhat Satiroglu

ONEMLI:
Posta Ceki hesabini kullanacak katilimci adaylari hesap numarasiyla
ile birlikte yandaki ismi mutlaka belirtmelidirler aksi takdirde
aksakliklar yasanabilmektedir.
Banka havalesi yapacak arkadaslar havale islemini internet uzerinden
yaparlarsa herhangi bir havale ucreti odemek zorunda kalmayacaklardir.
Ancak Yapi Kredi Bankasi subelerinden yapilacak havale islemlerinde
sizden gonderdiginiz miktarin yaninda havale ucreti de istenebilir. Bu
kongre duzenleme kurulunun elinde olan bir durum degildir. Bu durumda
olusacak magduriyeti gidermek adina actirdigimiz posta ceki hesabina
PTT’den havale yapmaniz halinde sizden cok kucuk bir miktar ucret
alinacaktir (1-3 YTL gibi bir ucret). Yine bu ucretinde kongre
duzenleme kurulu ile herhangi bir ilgisi olmayip tamamen PTT ile
ilgili bir durumdur.

Kongre Duzenleme Kurulu banka havalesinde havale ucreti alinmamasi
icin caba gostermis ancak bu cabalarimiz banka tarafindan sonucsuz
birakilmistir.

Konaklama Bilgileri

Beytepe Kiz Ogrenci Yurdu ve Beytepe Erkek Ogrenci Yurdu’nda kongreye
katilacak bayan erkek orani goz onunde bulundurularak toplam 1200
kisilik yer ayirtildi. Konaklama ucretleri Hacettepe Universitesi’ nin
kendi insiyatifinde olup kesinlesmesinin ardindan en kisa zamanda
aciklanacaktir. Bunun yaninda sehir merkezinde kalabileceginiz ozel
yurtlarla ve KYK yurtlari icin gorusmelerimiz suruyor. Gelismeler
konusunda en kisa zamanda gerekli bilgilendirmeler yapilacaktir.

Duygu Demirel
07-11-2008, 19:53
selam, ben tıp ve psikolojiden eğitimi almadım ama çoçukluğumdan beri psikolojiyi çok seviyorum ve bu konuda çok okudum, bu konuda master yapmak istiyorum, bunun için istanbul da master yapabileceğim en iyi okul hangisidir...... yardımlarınız için teşekkürler dd

Merve Ocak
07-11-2008, 20:55
mezunlarımızdan melis varan ve burcu oy ile irtibata geçersen onlardan detaylı bilgi alabilirsin ama klinik psikolojiden bahsediyorsan çoğu psikoloji öğrencisi bile çok istemesine rağmen kontenjan nedeniyle bu alanda yüksek lisans yapamıyor.

Haydar Kepekçi
10-12-2008, 00:55
ya sizin bölüm baya bi eülenceliymiş.. keşke bende müh. okuaycağıma psikoloji okusaydımm :)

Melis Varan
08-01-2009, 19:00
BIA Haber Merkezi - Istanbul
2 Ocak 2009, Cuma

Elestirel Psikologlar ve Psikoloji Ogrencileri, bir bildiriyle yeni yilda polis siddetini de, buna izin veren yasal duzenlemeleri de istemediklerini duyurdu.

Grup, polis siddetinin polisin yetkilerini artiran yasa degisikliginin Haziran 2007'de yururluge girmesinden sonra arttigini vurgulayarak "polis siddetine karsi direnis bizler icin hak ve gorevdir" dedi ve ekledi:

"Bu dogrultuda Yunanistan'daki gostericileri destekliyor, insanca bir dunyanin kurulmasi icin polisin yetkilerinin tekrar gozden gecirilmesini istiyoruz."

Bu duzenlemelerin ana karakterinin , toplumu polisten korkmaya ve polise itaat etmeye zorlamasi oldugunu bildiren Elestirel Psikologlar, her ne nedenle olursa olsun asiri siddet kullanan polislerin yargilanmasini ve cezalandirilmasini da Icisleri Bakani ve hukumetten istedi.

"Polis siddeti ezilenlerin susturulmasi icin"

Grup, "Polis siddeti hukuk ve adaletin korunmasi icin degil, ezilenlerin kontrol edilmesi ve statukonun devami icin vardir" dedi:
"Toplumsal adaletsizligin, esitsizliklerin ve haksizliklarin yeserdigi Turkiye’de, polisin guc ve yetkilerinin artirilmasi, ozellikle toplumun sosyal, ekonomik ve kulturel acidan ezilen kesimlerinin kontrol altina alinmasi, taleplerini dillendirmelerinin onlenmesi, esitsizliklere karsi direnis guclerinin ve iradelerinin kirilmasi icin vardir. Polis, bu adaletsiz duzenden fayda saglayan, guc ve iktidar sahibi azinligin polisidir. Bu azinlik, ezilenlerin direnisini kontrol altina alabilmek kaygisiyla polisin elindeki yetkileri guclendirmeye calismaktadir. " (TK)

http://www.bianet. org/bianet/ kategori/ bianet/111720/ psikologlar- yeni-yilda- polis-siddetini- de-yasasini- da-istemiyor (http://www.bianet.org/bianet/kategori/bianet/111720/psikologlar-yeni-yilda-polis-siddetini-de-yasasini-da-istemiyor)

Serkan Kılınç
08-01-2009, 22:15
tam yeni yıla girmemiş bi topiq dicektim kiii melis yetişmiş yine. ben ilkdefa uğruyorum buraya yaa:kafasiz:.hepsini okudum bi oturuşta.ne meraklıymışım bu pdikoloji olayına yeni anladım. hepsi çok güzel arkadaşlar ellerinize sağlık

Merve Ocak
09-01-2009, 01:40
benim gibi şizofren vede paranoyak biri psikoloji okusa ne olur okumasa ne olur ben olmuşum psikolog...şizo tavırlı hüzün halimle şampiyon Fenerbahçe diye bağırırım arada sırada ..arada sırada ise taklalar atarım merdivenlerden aşşağı...freud amcayı severim bakın o başka mesele...

bence okumasan daha iyi olur. insanlar ilgi çekmek için şizofren olmaya başladı klinikte çalışacak arkadaşlarımıza kolay gelsin...

Meliscim bahsettiğin öğrenci grubu genel mi yoksa belirli bir üniversiteye bağlı psikoloji öğrencilerinin toplanmasından mı ibaret. Merak ettim :) Yaptıkları şey gerçekten çok güzel. Umarım dikkate alınır. Ama polisin veya bu konudaki yetkililerin dikkate alacağını sanmıyorum.

Can Demir
09-01-2009, 08:00
Eleştrel psikologlar polis adaylarının işe alınmadan önce psikolojik testlerden geçmelerini isteselermiş daha yapıcı olurmuş...
Kesinlikle haklı bir tavır,polis gün geçtikce kendini daha bir güçlü,karşısındakini daha bir insan dışı görmeye başladı. Psikolojinin herzaman birebir insanla değil de insanların içinde bulunduğu toplum ve düzen ile ilgili de çalışmalar yapmaya çalışması çok hoş. Keşke sonuçlanabilse tabi...

Merve Ocak
10-01-2009, 03:06
hafif bir serzeniş hafif bir sitem gördüm yazınızda..fakat emin olun ne size nede bu bölümü okuyan kardeşlerime bir laf sokuş veyahut bir alay geçiş yoktu yazımda...psikoloji mükemmel bir bilim dalı bence...
İlim değil direk bilim dalı...Biraz ironik yazarım ben dedim ya şizo vede paranoyak bir tarzım var...:) mesleğinizde başarılar dilerim inşallah toplumda herkes hak ettiği mesleği yapar en önemlisi hakettiği mesleği onuruyla şerefiyle yapar...
saygılarla SB

Yok benim orda üstünde durduğum olay, günümüzde insanların herhangi bir tedavi veya terapi sürecinden geçmeden kendilerine bu ve benzeri tanıları koymaları. Dalga geçme olmadığını ben de biliyorum. Ama artık bunun (kendi kendine tanı koyma) da bir hastalık olduğunu düşünüyorum.

Suat Balkan
10-01-2009, 12:10
Ama sen halla farkındaysan , laf sokma yarışındasın...Ben ortaya bir cümle yazdım ve zıplayan tek sen oldun Merve Ocak kardeşim...hiç gerek yok tansiyon yapmaya ..;) hastaysam hastayım bu arada :) neyse kolay gelsin sana merve hastalarına başarılar diliyorum...

Merve Ocak
10-01-2009, 12:53
Ama sen halla farkındaysan , laf sokma yarışındasın...Ben ortaya bir cümle yazdım ve zıplayan tek sen oldun Merve Ocak kardeşim...hiç gerek yok tansiyon yapmaya ..;) hastaysam hastayım bu arada :) neyse kolay gelsin sana merve hastalarına başarılar diliyorum...

hayır laf sokmuyorum toplumsal bir gerçeği paylaştım burada.

Melis Varan
11-01-2009, 15:13
Mervecim, grubun resmi olup olmadığını ben de bilmiyorum sadece bir mail grubu üzerinden elime ulaşmıştıi ben de buraya koydum :)

Diğer konuya gelince Suat'ın neden bağrışlarını ve merdivenden yuvarlanışlarını bizimle paylaştığını merak ediyorum doğrusu. Sanırım renktaşlarında ilgili bir forum başlığı halinde kendinden bahsetmek istedi. Suat, seni mutlu edecek bir haberim var, bunlar şizofreni veya paranoya tanısı için yeterli semptomlar değiller. Doğrusu yazını da ciddiye almamıştım ta ki Merve ile mesajlaşmalarınız uzayana dek :)
Suat'ın şahsına değil sözüm ancak Merve haklı, bir kaç yıl önce depresyon moda oldu, sonra panikatak, derken şizofreni... dönem dönem çeşitli hastalıklar moda oluyor. İnsanlar böyle herkeste olmayan hastalıklara sahip olarak diğerlerinden farklı olduklarını düşünüyorlar ve kendilerini dikkat çekici kılıyorlar. Bilirsiniz, toplumumuzda derdi olan kişi büyük adam gibi görülür ya, onla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Ne demişler büyük dağın dumanı çok olur... (ya da böyle bi şey:) )
Nitekim, Avrupa Yakası dizisinde Burhan'ın panikatak olduğu bölümleri hatırlayacaksınızdır :)

Can'ın dediğini destekliyorum aslında, polislerin testlerden geçmeleri lazım. Ancak zannediyorum ki bazı testlerden geçiyorlardır. Yani emin değilim ama belki hali hazırda bu testlerden geçtikleri için bunu önermemiş olabilirler.
En basitinde silah ruhsatı almak için bile bir uzmandan uygundur raporu almak gerekiyor bildiğim kadarıyla.

Melis Varan
11-01-2009, 23:28
Öncelikle ZIPLAMA deyip kışkırttığına göre hoşuna gitti yeterince dikkat çekmiş olmak sanırım. E şu durumda verdiğimiz yanıtlara da laf etme hakkın yok, bu kadar ilgilendik senle.
Burhan karekteri ile ilgili anlattığın değerli anının senin hareketini ne kadar meşru kıldı onu anlayamadığımı itiraf etmeliyim.
Esprileri kaldıramayan kim onu hiç anlamadım. Merve de ben de şizofreniyim, paranoyağım diyen bir çok kişinin bunu dikkat çekmek için kullandığını söyledik. "Suat dikkat çekmeye çalışıyorsun" demedik (ta ki bu mesajıma kadar ben demedim en azından, Merve dediyse de kendi adıma konuşuyorum say, mesajları tekrardan kontrol edemeyeceğim şu anlamsız tartışma için)
Bu arada "büyük dağ"'dan kastımın boyun olmadığnı bile bile neden böyle saçma bir başka espri yaptın onu da anlamadım. Tamam anladık boyun 1.60mış. Seninle ilgili bir şey daha öğrendik, peki. Kaldı ki yine burda "dağ" "dikkat çekmek isteyen arkadaşlar"ı temsil ediyordu, senin böyle bir yanıtınla karşılaşmak istemediğim için "Suatın şahsına değil" diye de not düşmüştüm ancak sen sevmişsin burayı belli ki.
Senin yersiz, kendinden bahsettiğin ilk mesajın üzerine, Mervenin güncel bir sıkıntımızı dile getirmesi konuyla ilgiliyken devamı forumun başlığını kirletmeye başlattı.
Eğer forum başlığına uygun anlamlı yazıların olmayacaksa ZIPLA canım kardeşim. (bu da ödeşelim diye)

Merve Ocak
07-03-2009, 01:26
“... Farkındalıklar Diyarında”



Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken okyanuslar ardında bir Hükümran Baba ve oğlu Psikoloji yaşarmış. Hükümran Baba, tüm güçleri elinde toplamış ve hükmetmeye alışmış. Oğlunu da kendisi gibi yetiştirmiş. Batılı bir coğrafyada bilginlerin eğitimiyle yüce bilgiye erişerek büyütmüş onu. Gel gör ki oğlunun ünü zamanla kendi batılı sınırlarını aşmış, tüm dünyaya yayılmış. Bundan kelli dünyevi işlerle boğulmuş batılının fikrini, doğulunun da zikri belletmeye çalışmış. Günün birinde, batının bilgisiyle kendi içinde doğulu hakikatini de yitirmeden ikisini birlikte işlemeye çalışan Türkiye’ye varmış, sırf kendi batılı yeni bilgisini katıp bohçasına. Masal bu ya, orada herkesler ne demek istediğini anlamış da yine de tam kendine göre anlamlarını oluşturmayı bulamamışlar. Çünkü oğul kendi dilinde konuşup onların dilini öğrenmemiş ve de kendi dili öğrenilsin diye uğraşmış. Bir yerden durup bakmış herkese; halbuki burada herkes eşit bir yerden durup bakarmış herkese. Verilen hükümlerin de anlamı pek azmış. Laf aramızda Hükümran Baba da sevilmezmiş pek buralarda. Gel zaman git zaman, Psikoloji anlamış ki buraya buradan bakmak gerek, burada bu dili konuşmak gerek! Buradakiler de o zaman demişler “Gel, sana bizim kocaman kapımızı gösterelim; ama içeride yalnız bizim dilimizi konuşacaksın bizim için. Başkalarının dilini bize anlatırsan da onların diliyle anlatacaksın. Hükümran Baba’nın dilini unutacaksın.” Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler kocaman kapıya varmışlar. Daha önce kendileri dahi girmedikleri kapıdan hep beraber geçmeye karar vermişler. Korkmuşlar tabi biraz da inanmışlar ki başarırlarmış ancak birlik olurlarsa. Ve o kapıdan sonrasının hikayesi artık olacakmış hep farkındalıklar diyarında...

Türk Psikoloji Öğrencileri Çalışma Grubu’nun her yıl ülkemizin çeşitli üniversitelerindeki psikoloji bölümü öğrencilerini bir araya getirmek, bilgi alışverişi ve iletişimini sağlamak ve arttırmak için düzenlediği Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresinin on dördüncüsü bu yıl 21 – 24 Temmuz 2009 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümünde gerçekleşecektir.

Bu güne kadar psikoloji biliminin insan hakkında bize sunduğu bilgiler kimi zaman kolaylıkla benimsendi, kimi zaman çok tartışıldı, kimi zamansa reddedildi.

Psikoloji tüm bu kabul ve reddedişlerin birikimiyle ilerlerken insanı yine insan vasıtasıyla incelemesine rağmen insana dair farkındalığın giderek arttığına inandı. Acaba gerçekten insana dair bir farkındalık var edilebilmiş miydi?

Psikoloji biliminin bütün alt alanlarının farkındalığında, kendimize dair bu kadar çok bilginin içinde yaşarken bunları ne kadar kullanıyoruz ve ne kadar sorguluyoruz…

Bilginin nereden geldiğini ve hangi dille üretildiğini tartışmak, psikoloji biliminin bize sunduğu farkındalığı sorgulamak, Türkiye’de psikoloji biliminin dünü, bugünü ve yarınını konuşmak için sizleri üniversitemizde yapılacak olan XIV. Ulusal Psikoloji Öğrencileri Kongresi’ne bekliyoruz.

Saygılarımızla
Kongre Düzenleme Kurulu

http://www.istanbulpsikoloji.com/
(alıntıdır)

Can Demir
23-03-2009, 22:31
Popüler Psikoloji ve Popüler Psikiyatri arasında ne fark var acaba merak ediyorum?
Son günlerde popüler psikiyatri dergisinin 2004-2005-2006 yayınlarını ele geçirdim de gerçekten çok güzel,çok başarılı bi dergi olmuş bilmiyorum hala yayınlanıyor mu ama henüz fark etmediyseniz eğer okumanızı öneririm.

Derginin bir sayısında borderline(sınırda) kişilik bozukluğundan bahsediliyordu,bu konuda da öğrendiğiniz birşeyler varsa paylaşmanızı isterim:)
Saygılar...

Melis Varan
24-03-2009, 01:12
Popüler Psikoloji sadece bu başlığın adı, Popüler Psikiyatri ise dergi ismi senin de dediğin gibi. Eğer bu konularla ilgileniyorsan konuları sıkmadani keyifli işleyen bir dergi. Uzun süredir okumadığım için son halini bilmiyorum ama öğrenc iliğim sırasında bi süre takip ettim ve faydasını gördüm.

Bu sene İstanbul Üniversitesi'nde gelmiş geçmiş en kalabalık Psikoloji Öğrencileri Kongresi'nin düzenlenmesi bekleniyor. Takip ettiğim kadarıyla düzenleme kurulu harıl harıl çalışıyor. Afişler üniversitelerin psikoloji bölümlerine gönderildi bile.
Katılmaya çalışacağım.

Can Demir
24-03-2009, 16:11
Gerçekten çok anlaşılır bir anlatımla hazırlamışlar dergiyi.Her sayısındada gerçekten dönemin popüler konularından birtanesini islemisler:)

ben genelde reklamların yada televizyonun psikolojiyle ilişkilendirilmesiyle ilgili yazılarla ilgileniyorum ama borderline kisilik bozukluğu dikkatimi çekti..

Merve Ocak
02-04-2009, 19:32
Bari psikoloji ile ilgili bir şeyler yazsaydın... Web Komitesinden rica ediyorum yeni bir başlık açılsın "Suat Balkan Kendini Anlatıyor" adı altında...

Merve Ocak
02-04-2009, 20:09
ah merve ah ... ah güzel kardeşim ...Ben sen bizler... bir anlasan ay açıkıcaksın haberin yok

başlık seçimini anlayabilmiş değilim, bu başlığa tabiki de sadece psikoloji öğrencileri yazmıyor, ama konu psikoloji çerçevesinde oluyor. yani psikologları normal insanlardan farklı, her insanı anlayıp çözebilecek insanlar olarak görüyorsan da büyük bir yanılgı içine düştüğünü belirtmek isterim. Senin hayat hikayeni, herhangibir şeye karşı verdiğin savaşı buraya yazmanı anlamsız buluyorum.

Suat Balkan
04-04-2009, 14:53
başlık seçimini anlayabilmiş değilim, bu başlığa tabiki de sadece psikoloji öğrencileri yazmıyor, ama konu psikoloji çerçevesinde oluyor. yani psikologları normal insanlardan farklı, her insanı anlayıp çözebilecek insanlar olarak görüyorsan da büyük bir yanılgı içine düştüğünü belirtmek isterim. Senin hayat hikayeni, herhangibir şeye karşı verdiğin savaşı buraya yazmanı anlamsız buluyorum.
beni kimse anlayamaz boşver...
bir kardeşim daha kanserden öldü ... yeni haber aldım ... bu ne ifade ediyorsa sana öyle kalsın kafanda...

Merve Ocak
24-04-2009, 14:12
PSİKOLOGLAR ÖZEL EĞİTİMDEN ÇIKARILMASIN
HEDEFİMİZ 5000 İMZA !


www.psikologs.com

KAMUOYUNA;

Aşağıda imzası olan psikologlar ve psikologların çağrısına destek veren kamuoyu olarak bizler;

Milli Eğitim Bakanlığı'nın, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezleri’nde çalışan personel hakkında yeni bir düzenlemeye giderek, engellilere uygulanacak eğitim modüllerinde çalışacak personelin niteliklerini yeniden tanımladığını, eğitim modüllerinin hazırlanmasında görev almış olmalarına karşın, psikologların eğitim uygulamalarındaki istihdamını engelleyen bir karar aldığını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz.

Söz konusu farklı gelişenler, engelliler arasında görme engelli, işitme engelli, zihinsel engelli, bedensel engelli olanlar, dil ve konuşma güçlüğü çekenler, yaygın gelişimsel bozukluk gösterenler, vb. yer almaktadır.

Biliyoruz ki, psikologlar, son yirmi yıldır özel eğitim alanında, test, tanı, yönlendirme, eğitsel değerlendirme ve aile danışmanlığı yapmanın yanı sıra, fiilen uygulamacı olarak da çalışmaktadırlar. Özel eğitimde bireyin rehabilitasyon süreci, sadece gelişimsel alanlara yönelik bir takım girişimleri içermemektedir. Aynı zamanda bireyin davranışsal, duygusal ve zihinsel süreçlerini bir bütün içerisinde ele alan girişim prosedürlerini de içermektedir. Bu nedenle rehabilitasyon süreci sadece eğitimsel değil, aynı zamanda terapötik bir süreçtir. Üstelik Özel Eğitim, dünyanın her yerinde çok boyutlu bir yaklaşım üzerine temellendirilmiş, aile merkezli eğitim yaklaşımlarını da içermektedir.

Bizler, Özel Öğretim Kurumlarında hizmetlerin amacına uygun olarak gerçekleştirilebilmesi için, psikologların test, tanı, yönlendirme, eğitsel değerlendirme ve aile danışmanlığı yapmanın yanı sıra, fiilen uygulamacı olarak da çalışma larının ve zorunlu meslek elamanı olma larının gereğine inanıyoruz.

Çalışma hakkımızın engellenmesine karşı çıkıyoruz. Haklarımızın geri verilmesini istiyoruz.

Yetkilileri gereğini yapmaya çağırıyoruz.

Tuğba Tülü
22-07-2009, 17:28
Derginin bir sayısında borderline(sınırda) kişilik bozukluğundan bahsediliyordu,bu konuda da öğrendiğiniz birşeyler varsa paylaşmanızı isterim:)
Saygılar...
Gözümden kaçmış Can ,benimde hoca işlerken Borderline den sonra en çok ilgimi çeken konuydu ,Toplumun %2 sinde ve genelde kadınlarda görülen bir rahatsızklık ,bu hastalardan % 90 ının başka bir psikiyatrik tanısı vardır hatta % 40 da daha fazla psikiyatrik tanı vardır..Bu kişilerin ailelerinde duygudurumbozukluğu ve madde kullanımı sık görülür ,Annesi borderline olan bir çocukda bu rahatsızlığın görülme olasılığı daha yüksektir,dergide yazıyodur zaten :) Tabi belirtisi ,tanısı tedavisi bu kadar sınırlı değil bu şekildeki kişilik bozukluklarını Prof .Ertuğrul köroğlu kişilik bozuklukları kitabında çok güzel açıklamış ,bana çok yararı olmuştu zamanında ..Popüler psikiyatri dergisine gelince her sayısını kaçırmadan almaya çalışıyorum,çok yararlı bilgiler var bu ayki sayısında Şizotipal kişilik bozukluğundan bahsediyor..Ben de çok ilgimi çekdiği için yüksek lisansı adli psikoloji üzerine yapmak istiyorum ,ilgisini çekenler için Adli psikiyatri dergisi de çok yararlı bilgiler içeriyor ..

Can Demir
22-07-2009, 18:07
Kitap tavsiyen ve cevabın için teşekkür ederim Tuğba.

Tuğba Tülü
22-07-2009, 19:11
Rica ederim Can,yalnız Bipolardan sonra en çok ilgimi çeken Borderline yazacaktım anlatım bozukluğu yapmışım..:) ayrıca dün İstanbul üniversitesi psikoloji bölümünde dün başlayan 14.Ulusal Psikoloji öğrencileri kongresine bu hafta abimin düğünü dolayısıyla katılamadım ,İstanbul üniveritesinin bu kongre için çok iyi hazırlandıklarını bildiğim için katılamadığım için üzgünüm ..

Tuğba Tülü
01-08-2009, 19:15
Niğde'de şizofren vahşeti
http://www.kenthaber.com/Resimler/2009/07/29/e68fa73c-12d1-4f11-8aac-6778d9dad540.jpgNİĞDE'de şizofreni tedavisi gören ve 6 gün önce hastaneden taburcu edildiği belirtilen 37 yaşındaki Mustafa Payhan, komşularının 13 yaşındaki çocuğu Onur Serin'i, kendi çocuklarının gözü önünde bıçakla öldürdü. Ardından cesedi tuvalete götürüp parçalayan Payhan, kaçtığı Çiftlik İlçesi'nde yakalandı.
Tüyler ürperten cinayet, öğle saatlerinde Yenice Mahallesi Huzurevler Sokak Akın Apartmanı zemin kattaki dairede meydana geldi. Kiracı olarak oturan biri kız 3 çocuk babası Mustafa Payhan, eşi evde olmadığı sırada çocuklarıyla oynamaya gelen komşularının oğlu Onur'u henüz bilinmeyen bir nedenle bıçaklayarak öldürdü. Daha sonra çocuğun cesedini tuvalete götüren Payhan, bıçakla karnını deşerek iç organlarını çıkarttı, cinsel organını ve kulaklarını da kesip, kaçtı.
Saat 14.00 sıralarında eve gelen Nazan Payhan, çocuklarının olayı anlatması üzerine tuvaleti kontrol ettiğinde komşu oğlunun alaturka tipi tuvaletin delik kısmına başı sokulmuş ve parçalanmış haldeki cesedini görüp, polise haber verdi. Kendisinin yeşil kart başvurusu için evden çıkıp, döndüğünde olayla karşılaştığını anlatan Nazan Payhan polisteki ifadesinde, eşinin Adana'da Ruh Sağlığı Hastanesi'nde tedavi gördüğünü ve eve döndüğünden haberinin olmadığını söyledi.
Onur Serin'in cesedi, otopsi yapılmak üzere Niğde Devlet Hastanesi morguna konuldu.
Cinayet sonrası kaçan ve Niğde'nin Çiftlik İlçesi'nde yakalanan Mustafa Payhan'ın Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'ne 5 Haziran'da yatışının yapıldığı, `Şizofren' tedavisi gördüğü ve 23 Temmuz'da da taburcu edildiği anlaşıldı.

Haberi okuyunca şok oldum kabusum oldu 2 gündür ,bu hastayı 26 haziranda hastaneden bizzat tanıma fırsatım oldu, temmuzun ilk haftası kapalı servisten açık servise alınmasına karşın durumu yine ağırdı bana göre ,taburcu edildiğinini sonra öğrendim iyileşmeden taburcu edildiği için ihmalkarlık söz konusu bence,öldürdüğü çocuğun durumuna ise çok üzüldüm :( :(hasta dün mahkemeye çıkmış şizofren tedavisi gördüğü için hapishane cezası almaz ve yine hastanenin adli servisine yatışı gerçekleştirilir..

Burcu Oy
07-10-2009, 21:15
Şimdi bu son mesajın üzerine çok alakasız kaçabilir belki ama psikoloji okuyup da ilgilenen birileri olabilir belki diye part time iş imkanları başlığına koyduğum destek ihtiyacını buraya da eklemek istedim.

Çocuk İyi Olma Hali çerçevesinde kurgulamış olduğum klinik psikoloji yüksek
lisans tezimde 8-12 yaşları arasında çocuklarla yapmış olduğum görüşmelerin deşifresi / ses kayıtlarının yazıya dökülmesi ile ilgili olarak desteğe ihtiyaç duyuyorum.Konuya ilgili duyan ve zaman ayırabilecek arkadaşlar bana ulaşabilirlerse çok sevinirim.


Ayrıca tez çalışmalarımla paralel şekilde,Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika
Forumu ,Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Birimi ve Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi ortaklığıyla yürütülen Çocuğun 'İyi Olma Halini Anlamak: Kavramsallaştırma, Durum Tespiti ve Göstergelerin Belirlenmesi' başlıklı TÜBİTAK Projesi ve Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi'nce yürütülen 'Türkiye'de Gençlik Politikalarının Göstergelerinin Oluşturulması Araştırma Projesi' kapsamında farklı yaş gruplarından çocuk ve gençlerle yapılan bire bir görüşmelerle odak grup toplantılarının deşifresiyle ilgili olarak da çalışacak kişiler aranmaktadır.

Bahsi geçen projeler içinde bu çalışmayla ilgili ufak çaplı da olsa bir bütçe ayrılmış durumdadır.


İlgilenenler bana burcu1907@yahoo.com mail adresinden ulaşabilirler.


İyi çalışmalar & kolaylıklar
Burcu

Zehra Arıkman
11-10-2009, 22:21
Arkadaşlar merhaba, psikolojiyle amatör olarak ilgileniyorum, aranızda psikeart dergisine göz gezdiren var mı ? çok beğenerek okuyorum, ama sizler bu işin eğitimini alan insanlarsınız, görüşlerinizi bekliyorum ..

Tuğba Tülü
13-10-2009, 01:04
Zehracım Psikeart dergisinin ikinci sayısını stigma yı konu aldığı için ayrıntılı okumuştum ve yine son sayısını aldım şiddeti ele almış ve bir içerik kapakla bu kadar güzel anlatılabilir emeği geçenlerin ellerine sağlık ,feminist değilimdir ama dergiyi okuyunca feminist duygularım kabardı :) diğer 3 sayıyı kaba taslak inceleme fırsatım oldu ,araştırma konuları okunmaya değer diye düşünüyorum ,Popüler psikiyatri ,Adli psikiyatri ve Nöropsikiyatri Arşivi dergisi benim sürekli aldığım dergiler ilgilenenler için Psikeart dergisi de her sayısı alınabilecek bir dergi ;)

Zehra Arıkman
13-10-2009, 21:49
Çok teşekkür ederim :) Ben de çok begeniyorum, şiddet sayısını aldım hakikaten de feminist duygularım kabardı, özellikle de kadına uygulanan acımasız şiddete bir de bu yönden bakınca ... !!! Aşk sayısı bundan bir önceki sayıydı, bakış açımı kökünden sarsan yazılarla doluydu..Popüler psikiyatriyi o kadar beğenmedim acaba iyi bir sayıya denk gelmedim mi :)

Tuğba Tülü
14-10-2009, 16:32
Popüler psikiyatri dergisinin benimde beğenmediğim sayıları var ,sen de o sayılardan birine denk gelmişsin :)ama son sayısını beğenirsin sanırım ,derginin ben de 2004 ,2005 ve 2006 yıllarının sayıları yoktu onları yıllık set olarak aldım ,özellikle 2004 yıllık setini beğendim ..

Özgün Kaplama
16-10-2009, 01:00
Popüler Psikyatri zaman zaman bozuyor kendini ama kaliteli bir dergidir. Hep aynı seviyede gitmiyor herşey tabi..

Merve Ocak
14-11-2009, 20:53
Arkadaşlar 22 Kasım Pazar günü meslek yasamızın çıkması için Ankara'da eylem (izinli) gerçekleşecektir. ayrıntılı bilgiyi il tpd şubelerinden veya üniversitenizdeki tpöçg temsilcilerinden alabilirsniz (toplu ulaşım sağlamak için). Sayımız ne kadar çok olursa ve medyada da yeterli gündem yaratabilirsek bunun olmaması için konan bütün engelleri birer birer aşacağızdır. Gelenlerle orda görüşmek dileğiyle...

Murat Karaman
30-03-2011, 02:34
http://www.aktuelpsikoloji.com/haber.php?haber_id=9743