PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Devşirme Madalyalar


1907 ÜNİFEB
29-08-2008, 15:03
Son zamanlarda bir kavgadır bitmiyor: Olimpiyatlar… Neden madalya sayımız bu kadar az? Tek başına Phelps nasıl bir ülkeden daha başarılı olabiliyor? Tüm bu sorular sürekli kafamızda. Giderek düşen bir performansımız var olimpiyatlarda. En iddialı olduğumuz branşlarda bile hayal kırıklığı yaşıyoruz.

Olimpiyatlara gönderecek, finallerde yarışacak sporcumuz olmadan, olimpiyatları düzenleyeceğiz diye havalara giriyoruz hatta. Hem de bu ülkenin bu kadar büyük bir organizasyonu yapacak bir altyapısı ve vizyonu olmadığı açıkken. Bu durum Şampiyonlar Ligi’ni alacağız diye yola çıkıp, ön elemelerde elenme hüzünlerine oldukça benziyor.

Bunlarında ötesinde belki de kendimize şunu sormalıyız. Olimpiyatlar ve başarı nedir? Sporların çeşitliliği, yarışmanın güzelliği, tüm dünya ülkelerinin orada olması ve her şeyin ötesinde farklılıklara saygı ve barış… Tüm ülkelerin farklı özelliklerinin olması… Jamaikalıların atletizmdeki başarılarıyla, Çinlilerin masa tenisi performanslarıyla gurur duyar hale gelmemiz, her kırılan rekorda farklı heyecanlar yaşanması… Olimpiyatları böyle özetleyebiliriz, peki ya başarı? Başarının ne olduğunu ve nasıl kazanıldığını anlamak için Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2008 Olimpiyat performansını incelemek yeterli olacaktır. Gerekli yatırım ve insan gücüyle bu başarılar aslında o kadar uzak değil bize. Futbola yapılan yatırımların bizi ne konuma getirdiğini görüyoruz.

Fakat hedefimiz bu mu olmalıdır, inanılmaz büyük yatırımlar yapıp 39 dalın hepsine 300 tane sporcu gönderip, onlarca madalyayı mı hedeflemeliyiz? Ya da daha seçici olup, Türkiye’ye özgü hedef sporlarda başarılı olmak mı olmalıdır hedefimiz? Cevap ne olursa olsun, ülkemizin hedefi mutlak başarı. Olimpiyatların güzelliği umurumuzda değil, varsa yoksa madalya. Sporu sevdiğimiz için değil, rekabet için izliyoruz. Euro 2008 finalinin Türkiye’deki reytinglerini çok merak ediyorum.

Başarının bizim için bu kadar önemli olması, aslında futbolun endüstriyelleşme sürecine rastlıyor. Bu piyasada inanılmaz paralar dönüyor, büyük bütçeler ayrılıyor ve karşılığında başarı isteniyor. Ülke sevgisi, renk aşkı değil artık ticari bir durum söz konusu. Başarı yolunda her şeyi mubah görüyoruz ve kendimizi de kandırıyoruz. Bunun apaçık örnekleri Aurelio’nun milli takımda oynaması, Elvan Abeylegesse ve tek altın madalyamız Ramazan Şahin…

Toplumsal olarak kendimizi özgürlük kisvesi altında kandırıyoruz, bu çok açık. Tüm toplumumuzu devşirme sporcular konusunda bu kadar hümanist, bu kadar ırkçılığa karşı görmek insanı duygulandırıyor. Nedense bu hümanistliği günlük hayatta göremiyoruz, ırkçı, faşist propaganda her gün her yerde. Yanlış anlaşılmasın, bu sporcularla kişisel bir problemim yok, milliyetçilikle de alakası olmayan bir durum. Millet kavramının yapay olduğu da sosyolojik bir tartışma konusudur zaten. Doğuştan Türk olmak gibi bir kavramı savunmanın saçma olduğunu da belirteyim. Biyolojik olarak bir Yunan’la bir Ermeni’yle çok farkımız olmadığımız bilimsel gerçek. Önemli olan ülkenin kültürü, alışkanlıkları, gelenekleridir. Güzel olan da bu kültür farklılıklarıdır. Ama küreselleşip, endüstriyelleşen dünyada bu farklılıkların giderek azaldığını görüyoruz. Kültürlerin kürselleşmesiyle de kalmıyor, milli sporcular bile artık gerçekten milli olmuyorlar.

Kulağa hoş gelebilir: Etiyopyalı ama Türk gibi hissediyor, İstiklal marşımızı okutuyor. Ama bu kızımız nasıl Türk gibi hissetmeye başladı. Bu işin ticari olduğu oldukça açıkken bu savunmayı kabul edemiyorum. Elvan kişisel olarak başarılıdır ama bu başarı Türkiye’nin değildir. İkinci savunma da bunu tüm Dünya yapıyor, biz neden yapmayalım? Tüm Dünya’da böyle bir uygulama olması doğru olduğunu kanıtlayamaz. Zidane’lı bir Cezayir Patrick Viera’lı bir Senegal izlesek fena mı olurdu. Eğer Drogba kendi milli takımında oynamasa Fildişi Sahili gibi bir güzelliği görebilir miydik?

Bir diğer savunma da bu sporcuların genç yaşta Türkiye’ye geldikleri, Türkiye’de yetiştikleri ve sporculara madalyanın Türkiye tarafından kazandırıldığı fikri. Madem böyle bir altyapımız var, neden Türk sporcuları bu başarıları kazanamıyor. Ata sporumuz güreşte tek altın madalyamızı Türkçe bilmeyen Dağıstanlı Ramazan Şahin’le almamız çok ilginç değil mi? Bize ait olmayan başarıları kazanmanın ne faydası var diye soruyor insan kendine. Milyon doları bastırırım, altın madalyayı kazanacak sporcuyu alırım psikolojisi var bizim yöneticilerimizde. Tamam, spor kulüpleri için doğal bir durum ama bunu milli takımlara yaymak çok yanlış. FIFA, futbolun ruhunu korumak için milli takımların önemini arttırmaya çalışırken, bu takımları da endüstriyelleştirirsek sonumuz ne olacak merak ediyorum.

Mehmet Aurelio konusu bu açıdan bizim için de milat oldu. Tüm Türkiye tarafından sevilmesi, Fenerbahçe’de oynaması ve bu kararı verenin Galatasaray camiasının içinden Fatih Terim olması, bu duruma tepkileri azalttı. Tam da mevkisinin ilacı olması eleştirilerin önünü kesti. Eğri oturup, doğru konuşalım. Aurelio’nun Türk vatandaşı olmasında hiçbir sorun yok. Ancak Türk Milli Takımı’nda bir Brezilyalının oynaması enteresan. Milli takımda da yabancı sınırlaması getireceğimiz günler gelebilir. Aurelio’yu çok sevdik, o da bizi sevdi, ama şunu kabul edelim Aurelio Brezilya milli takımına seçilemediği için bizde oynadı. Biz de Aurelio tarzı bir oyuncu yetiştirecek potansiyelimiz olmadığı için onu bu kadar istedik.

Doğulu, Batılı, Alevi, Ermeni, Şeriatçı, Dinsiz… Bu ayrımları yapan ülkemiz insanları. Bu ayrımları spor yoluyla çözeriz belki diyenler olabilir. Fakat endüstriyelleşme, parayla sporcu devşirme, milli takımların yapısının değişmesi gibi kavramların amaca giden yoldaki aracın işlevini bozduğunu da unutmamalıyız. Başarı, madalyalar, kupalar her şey değildir. Milli takımlarımız transferlerle, devşirmelerle değil, bu topraklarda doğup, büyüyen, yetişen sporcularla başarı kazanmalıdır. Irkı, etnik kökeni ne olursa olsun bizim insanlarımız madalyaları kazanırken, biz de onlara alkışımızı tutarız.


Çağlar Çoban
1907 ÜNİFEB Fenerbahçe Derneği

Doğa Aydın
29-08-2008, 15:41
"Elvan kişisel olarak başarılıdır ama bu başarı Türkiye’nin değildir."

Bu cumlenin (ve yazidaki bir kac cumlenin daha), 1907Unifeb imzasiyla foruma konmasi ne kadar dogrudur?

Fatih Can
29-08-2008, 16:37
Toplumsal olarak kendimizi özgürlük kisvesi altında kandırıyoruz, bu çok açık. Tüm toplumumuzu devşirme sporcular konusunda bu kadar hümanist, bu kadar ırkçılığa karşı görmek insanı duygulandırıyor. Nedense bu hümanistliği günlük hayatta göremiyoruz, ırkçı, faşist propaganda her gün her yerde. Yanlış anlaşılmasın, bu sporcularla kişisel bir problemim yok, milliyetçilikle de alakası olmayan bir durum. Millet kavramının yapay olduğu da sosyolojik bir tartışma konusudur zaten. Doğuştan Türk olmak gibi bir kavramı savunmanın saçma olduğunu da belirteyim. Biyolojik olarak bir Yunan’la bir Ermeni’yle çok farkımız olmadığımız bilimsel gerçek. Önemli olan ülkenin kültürü, alışkanlıkları, gelenekleridir. Güzel olan da bu kültür farklılıklarıdır. Ama küreselleşip, endüstriyelleşen dünyada bu farklılıkların giderek azaldığını görüyoruz. Kültürlerin kürselleşmesiyle de kalmıyor, milli sporcular bile artık gerçekten milli olmuyorlar.

Kulağa hoş gelebilir: Etiyopyalı ama Türk gibi hissediyor, İstiklal marşımızı okutuyor. Ama bu kızımız nasıl Türk gibi hissetmeye başladı. Bu işin ticari olduğu oldukça açıkken bu savunmayı kabul edemiyorum. Elvan kişisel olarak başarılıdır ama bu başarı Türkiye’nin değildir. İkinci savunma da bunu tüm Dünya yapıyor, biz neden yapmayalım? Tüm Dünya’da böyle bir uygulama olması doğru olduğunu kanıtlayamaz. Zidane’lı bir Cezayir Patrick Viera’lı bir Senegal izlesek fena mı olurdu. Eğer Drogba kendi milli takımında oynamasa Fildişi Sahili gibi bir güzelliği görebilir miydik?


Koyu olarak belirttiğim cümleleri kabul ediyorsak eğer her insanın başka bir ülke bayrağı için yarışma şansının olduğuna inanıyoruz anlamı çıkıyor veya bunu engelemenin saçma olduğunu söylüyoruz bir şekilde.Tabi buna birde kültürümüzü,diğer toplumlardan farklılıklarımızı kısacası bize özgü yasama koşulu koyuyoruz bunların hepsini anlamak mümkün bu kıstasların içine Türkce dahi konuşamayan Ramazan Taşcı yı sokduğumuzuda farzedelım ama bizden biri gibi olan toplumun her yönü tarafından sevilen elvanın basarısının bizim Türkiyenın basarısı olmadıgını soylemek biraz ağır olmuş sanırım tabi bide buna yukarıdakı yazıda gecen Doğuştan Türk olmak gibi bir kavramı savunmanın saçma olduğunu söyleyen bir sözün üzerine.


----

Ülke olarak başarısız ve var oldugundan bile süphe duymamamız gereken alt yapılarımız , spora karsı bakıs acılarımız değişmediği sürece devşirme tartışmaları sonlanması mümkün görünmüyor. Bir de bunun üstüne Dünyanın bunu yapdığını sürekli baska toplumları , başka ülkeleri bizlere örnek olarak gösterip yapılabilecek tek doğru buymuş gibi kabul etmekde sanırım bu hüsranlara yenilerini ekleyecekdir. Bizim ülkenin şartlarında spora karşı yatırım ve gelişim için tek bir yol gözüküyor.Bu da hem dünyanın hemde bizim ülkemiz için bütce yapısı olarak en fazla sekılde paranın döndüğü futbol dünyasından ne kdar belediye takımı varsa futbol yatırımlarını bırakmalarını ve diğer spor dallarına aktarmalarının sağlanmasıyla olacakdır.

Okan Uzunkaya
29-08-2008, 19:01
Yazıda geçen başarı konusundaki vurgu çok önemli. Olimpiyat ruhu, sporun amacı vs önemli değil bizim için. Olimpiyatlar dediğimiz şey bizim için reklam platformu. Reklam dediğimiz şey de başarıyla geliyor haliyle. Yani başarıyı bu yüzden istiyoruz. Tabii bir de bu başarıların milliyetçi duygularımızı kabartması (!) boyutunu da es geçmemek gerekiyor.

Sonrasında olimpik ruh, zaferin değil yarışmanın kutsiyeti, olimpiyat halkalarının anlamı falan boş ifadeler halini alıyor...

"Önemli olan yarışmaktır" lafının içini öylesine boşaltıp klişeleştirmişiz ki kaybedilen karşılaşmaların ardından sığınılacak ilk liman haline getirmişiz. Oysa ki, olimpiyatlarda gerçek manada hakkını vermemiz gereken bir laf bu. Devşirme sporcularla değil, bu toprakların çocuklarıyla.

Ama buradan devşirmelere karşı olduğum anlamı çıkmasın. Gerçekten burayı benimseyen ve bizim benimsediğimiz sporculara kapımız sonunu kadar açık olmalı. Yeter ki onları 'franchise' verilmiş bayiler gibi görmeyelim.

Bir de şu var. Diğer sporcuları belki bir kenara koyabiliriz ancak Elvan'ın başarısında Türkiye'nin payı büyüktür. Elvan'ın Türkiye'ye 1999 yılında geldiğini unutmayalım. 9 senedir burada çalışıyor ve yetişiyor. Ancak Elvan'ı gerçekten bizden biriymiş gibi kabul etmiş olsaydık, yarış sonrası eline bayrak tutuşturamadık diye hayıflanmak yerine kapanış töreninde bayrağı ona taşıtırdık.

Ozan Uzunkaya
30-08-2008, 05:32
Yazının ana teması aslında etkileyici. Girizgah güzel.

Fakat ben de Doğa' nın sorduğu sorunun cevabını merakla beklemekteyim.

Umarım mantıklı bir açıklama yapılabilir.

Bir diğer husus Fatih' in alıntı yaptığı paragraf. Burada malesef çok talihsiz

cümleler içeriği oldukça yanlış bilgiler mevcut.

Bunu Ünifebin anasayfasında görmek ise oldukça düşündürücü.

Çağlar Çoban
31-08-2008, 15:04
Ozan abi internete henüz girebildiğim için ancak cevap yazabiliyorum.

Bu yazının üzerine tartışma olacağını tahmin etmiştim, iddialı argümanlar taşıdığı için. Ama bu yazı benim ismim altında girmiş bir yazı kendi görüşlerimi taşıyor 1907 ÜNİFEB'in ortak görüşü değildir sonuçta.

Eleştirdiğim şey olimpiyat ruhuna ticari bir bakış açısı getirilmesi. Ben devşirme olaylarına bu kadar samimi bakamıyorum. Sporcuların Türk milli takımlarında mücadele etmesi içten olmalı, ticari bir yanı olmamalı.

Görüşlerim size ters gelebilir ancak kendisiyle çelişen noktalar olduğuna katılmıyorum. Ozan abi yorumların için de teşekkür ederim ancak yanlış bilgiler olduğuna da katılmıyorum. Tek tek açıklayabilirim isterseniz.

"Elvan kişisel olarak başarılıdır ama bu başarı Türkiye’nin değildir."
---Elvan erken yaşta Türkiye'ye de gelse, kendi ülkesinde belli bir başarısı olduğu için getirtilmiştir. İşin ticari bir yönü elbetteki vardır.

Millet kavramının yapay olduğu da sosyolojik bir tartışma konusudur zaten.
---Bunda tartışılacak bir durum yok sanırım.Bilimsel bir gerçektir.

Doğuştan Türk olmak gibi bir kavramı savunmanın saçma olduğunu da belirteyim
---Bir insan saf Türk kanı taşımalı gibi bir düşüncem yok bunu belirtmek istedim. Herkes Türk vatandaşı olma hakkına sahiptir. Ama bu sporcuların Türk vatandaşı olmalarında ticari bir durum söz konusudur


Sonuç olarak şunu belirteyim, düşüncelerim sporu endüstriyelleşmeden uzak tutma yönünde. Ancak, devşirme sporcular işin içine endüstriyelleşmeyi oldukça sokuyor, ve başarıyı odak haline getiriyor. Bu sporcular ülkelerinden başarılı oldukları için getirtiliyor. Tamam Türkiye'nin onlar üzerinde emeği var ama bu emeği neden kendi topraklarımızda yetişen sporculara harcamıyoruz? Paranın gücüyle sporcu devşirmek ne kadar doğrudur?

Doğa Aydın
31-08-2008, 17:49
Çağlar, benim eleştirim esastan çok üsule yönelik. Yani demek istediğim, bu yazı foruma Çağlar Çoban kullanıcı adıyla konulsaydı, deseydin ki bu konu hakkında böyle böyle düşünüyorum, derdim ki Çağlar'cım yazdıklarındaki şu kısımlara katılmıyorum, şurada senden farklı düşünüyorum. Ama 1907Ünifeb kullanıcı adıyla foruma başlık açılması bence uygulama olarak yanlış. O zaman 1907Ünifeb'in fikriymiş gibi görünüyor. Ancak bu yazıdakilerin tamamen öznel görüşler hatta yorumlar olduğu, 1907Ünifeb'in tamamının görüşü olmayacağını, ya da 1907Ünifeb'in bu konudaki resmi görüşünün bu olmayacağını, daha doğrusu 1907Ünifeb'in böyle bir konuda resmi bir görüş belirtmeyeceğini sanırım sen de takdir edersin.

Ozan Uzunkaya
31-08-2008, 19:42
Sevgili Çağlar birkaç noktada sana katılmadığımı söylemek isterim. Burada birkaç cümlenin üzerinden giderek bunu açıklayacağım.

"Millet kavramının yapay olduğu da sosyolojik bir tartışma konusudur zaten. Doğuştan Türk olmak gibi bir kavramı savunmanın saçma olduğunu da belirteyim. "

Burada malesef milliyetçilik olgusunun artık bir öcü gibi görünmesinin doğal sonucunu görmekteyiz. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinde aslında bu ayrımlar son derece net bir şekilde ortaya konmuştur. Fakat dogmatik bir eğitim-öğretim sistemine sahip olduğumuz için bu konular malesef öğretilmemektedir. 12 Eylül’ün getirdiği “heykelleri pazara,fikirleri mezara” “beton Mustafa” anlayışının bize hiçbir şey kazandırmayacağı bir gerçektir. Sonuçlarını hep birlikte yaşamaktayız. Millet anlayışından başlayacak olursak;
Mustafa Kemal' in millet anlayışı akılcı ve insancıldır. Burada akılcılık ve insancıllığın billimsel gerçeklerle ters düştüğünü sanmıyorum. Netice yeni kurulmuş devletin felsefesinde rasyonalizm ve pozitivizm en geçerli ideolejilerdi.Burada Türk kavramının ırkçı bir yanı yoktur.Bir ortak kimliğin adıdır.Hititlerden bugüne oluşmuş bir kültür sentezinin adıdır. Turancı değildir, Pantürkist fikirlerden uzaktır. Nedeni ise Anadolu topraklarından ileri gelir. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal hep bu toprağın sesleridir bu seslerden hiçbir zaman ırkçılık sesleri çıkmamıştır. Kardeşliği,birlikteliği, hoşgörüyü savunan bu seslerin yurdunda da “millet “ kavramı diğer milletlerden farklı olarak derinlemesine incelenmelidir.
“Türk’ün üstünlüğü savunmak (tarihle, kültürle, bunu ispatlamak yorumlamak) başka şeydir, biyolojik unsurlarla bunu açıklamaya çalışmak, kendi ırkından olmayanları aşağılık görmek başka şeydir.(A. Taner KIŞLALI)”
Neticede hiçbirimiz doğuştan ırkımızı seçemeyiz aynı şekilde doğarken anne-babamızı da seçemeyiz dolayısıyla akrabalarımızı daha da ileri gidersek dinimizi de seçemeyiz. Tüm bunları ben seçtim diyen biri olabilir mi dünyada?

Önemli olan ülkenin kültürü, alışkanlıkları, gelenekleridir. Güzel olan da bu kültür farklılıklarıdır.

En çok katılmadığım nokta burası. Bir ulusu yaratan ne Irk’tır ne de Kan bağıdır. Ulusun temel öğesi BİZ duygusudur. Bu duygudan hareketle ortak bir kültür oluşturulur. BİZ duygusunun olduğu bir kültürde kültür farklılıklarından bahsetmek ne derece doğru olur? Önemli olan farklılıklar değil ortaklıklardır. Ortak akılla hareket edebilmektir birbirine saygı gösterebilmektir. Yaşanılan ortak koşullar ortak bir kimlik yaratabilir.
Özgürlük kelime anlamı olarak “farklı olma hakkıdır.” Ama bu hakkın da başkasının özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde sınırlandırılması gerekir. Kültür farklılıklarını kullanmaya çalışmak olaya farklı bir boyut getirecektir. Esas olması gereken farklılıklar değil ortaklıklardır. Çünkü çok kültürlülük çok hukukluluğa yol açar. Bazıları tarafından da istenen budur. Osmanlı Devletinin son yüzyılına bakarsak zaten bu farklılıkların nasıl sonuçlar doğurduğunu gayet net görebiliriz. Daha da yakın zamana gelirsek etnik azınlıklar üzerine kurulan TİTO Yugoslavyası kolay biçimde dağılmıştır. Aynı sorunlar bugün Kafkasyada da yaşanmaktadır.

Benim görüşlerim bu yönde. Özellikle bu iki cümleye çok takılmıştım. Senin görüşüne saygı duyuyorum ama bu görüşün Ünifeb’ in anasayfasından yayınlanmasını anlayabilmiş değilim. Çünkü bu foruma herkes kendi adıyla dilediği görüşünü yazabilir. Ancak ana sayfaya konulan yazılar yönetim kurulunun takdirinden geçer. Bu da buradaki sorumluluk olgusunu senin üzerinden alır. Artık yazı bir şekilde Ünifeb ide bağlamış olur. Ama ben bugüne kadar bu konuda ortak bir görüş olduğunu hatırlamıyorum. Eğer böyle bir durum söz konusu ise beni de aydınlatırsanız sevinirim.

Burçay Tiftikçi
31-08-2008, 22:16
Doğaya katılıyorum.Yazı hakkında olumlu olumsuz düşüncelerimi söylerim ama bu yazının anasayfada niye koyulduğunu ben çözemedim.Birde üstüne 1907 Ünifeb kullanıcı ismi ile niye forumda başlık açıldı hiç çözemedim.

Ayrıca yazıda siyasi düşünceler geçiyor.Tabiki herkesin bir siyasi düşüncesi vardır, forumda ona göre yorum getirebilir ama anasayfaya konmamalıydı bu yazı.

Çağlar Çoban
31-08-2008, 23:00
Doğa, ne demek istediğini anladım, dediğim gibi 1907 ÜNİFEB'i değil kendi görüşlerimi yansıtıyor. 1907 ÜNİFEB kullanıcısıyla açılınca öyle gözükmüş ama o konuda haklısın. Usulen isteyen herkes web komitesine köşe yazısını gönderir ve yönetim kurulu onaylarsa ana sayfada yayınlanır diye bir düzen getirmiştik. Ben bu yazıyı gönderdiğim de bu kullanıcı adıyla açılmış otomatik olarak. Bir kişinin köşe yazısı tüm 1907 ÜNİFEB'i bağlamıyor, sanırım bu bildiri olaylarından sonra bu şekilde gerildik bu konuda. Bunu tartışmamız bu konuyu aydınlatmamızda da yardımcı oldu sanırım.

Ozan abi bu arada aslında benim demek istediklerimi yazmışsın üstte istersen açıklayayım.

İlk cümle için;

Ahmet Taner Kışlalı'nın sözü aslında her şeyi anlatıyor. Milleti biyolojik unsurları açıklamaya çalışmak başka şeydir demiş Kışlalı. "Biyolojik olarak bir Yunan’la bir Ermeni’yle çok farkımız olmadığımız bilimsel gerçek" cümlemde bunu anlatıyor aslında. Yani Türk olmak tamamen biyolojik bir şey değil, sadece doğuştan gelme, saf kan taşıma gibi unsurlarla açıklanamaz. Ortak vatan, ortak kültür gibi kavramlar milleti oluşturur. Her Türk vatandaşınınn doğuştan Türk olma gerekliliği yoktur. Bu yüzden kendini Türk gibi hisseden Türk'tür bana göre. M.Kemal Atatürk'ün "Ne mutlu Türk'üm diyene sözü" zaten bize bunu öğütler. Konuyla ilgili kısmını şöyle özetleyebilirim. "Yabancı bir insanın Türk olmasına karşı değilim, yani devşirme sporculara karşı çıkmamın nedeni doğuştan Türk olmamaları değil, işin ticari boyutudur."

2.cümlede ise beni tamamen yanlış anlamışsın sanırım. Aslında iki cümleyi ardarda okuyunca yanlış anlaşılabilir ama tüm yazının geneli okunduğunda aslında tam zıttını söylediğim anlaşılıyor.Güzel olan da bu kültür farklılıklarıdır, derken ülkelerarası kültür farklılığından bahsetmiştim. Endüstriyelleşme süreci de bu farklılıkları azaltma yönündedir. Milleti oluşturan ortak paydaların kültürü,gelenekleri olduğunu söyledikten sonra bu tarz bir şey söylemem zaten abesle iştigal olurdu.

Aycan Yılmaz
01-09-2008, 04:08
Aslında konu baslıgı ile icerik cok net ifade edilmis ancak konunun derinligi nedeniyle bana kalırsa konu biraz farklı bi' noktaya gelmis.

Yazıyı okuyunca hemen aklıma "insanın dogdugu mu? doydugu mu yer?" sözü aklıma geldi örnegin.

Sonra bana kalırsa burada ki basarısızlıgın nedenleri ararken ve cuvaldızı kendimize batırırken devsirme konusuna gelene kadar batırılacak cok yerimiz oldugunu düsünüyorum.

Ayrıca, yasayan ölü ve parazit bollugunun cokca oldugu ülkemizde, endüstriyelesmeye dem vuran görüsler icinde ben bu konuyu devsirme madalyalar olarak adlandırmaz hatta dert bile etmezdim.

Söylemem gerekir ki, futbol dısındaki tüm spor branslarında sporcuların yaptıkları ticaret olmuyor. Sporculukları derecesinde daha iyi yasam standartlarında hayatlarını sürdürebilme imkanı yakalamak ve daha iyi imkanlarla spor yapabilmek oluyor. Kısaca bu insanlar isin özünde ticaret degil, spor yapıyorlar. Üstelik aldıkları derecelerle ülke adınızı, bayragınızı, istiklal marsınızı olimpitlarda duyuruyorlar. Diyecegim o ki, bırakın ülkelerine kendilerine dahi hayrı olmayan parazit yasan insan bollugunun oldugu ülkemizde burada bahsi gecen 8-10 sporcuya konuyu baglamak yerine takım sporu dısında bireysel spor branslarında daha nasıl basarılı olunur bunun tartısmasını yapalım.

Gerci her sey imkanlar ölcüsünde olabilir. Alt yapı kurmak vs. vs. her sey imkanlar ölçüsünde gercekleşir ancak ondan önce işin ilim ve irfanını iyi bilmek gelir. Öneri bilmem kac: bilim ve teknik neredeyse oradan bu isi iyi icra eden calıstırıcıları, antrenör ve bilimcileri getirmek bunlardan biri olabilir. Cünkü sorunun daha cok sporcularımızda degil calıstırıcı ve antrenörlerimizin yetersiz olmasından kaynaklandıgını düsünüyorum.

An itinariyle konu üzerine aklıma gelenler genel sekilleriyle bu yönde... Sevgiler.

Okan Uzunkaya
02-09-2008, 00:13
Yazının sitede yayımlanmasında bence bir sorun yok. Altında yazarının imzasıyla köşe yazıları bölümünde yer alıyor. Ünifeb'in sitesinde farklı farklı konularda farklı farklı görüşlere yer verilmesinde bir sakınca yok. Tek problem; altında ufb imzası olmaması daha doğru olur.