PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Köşe Yazısı : Bizi İzlemeye Devam Edin


Köşe Yazarı
17-08-2009, 12:42
Hangi takımı tutarsak tutalım, sezonun ilk maçı, aslında kendi evimizde seyircimizle buluştuğunuz ilk maçtır. O maçın elektriği, atmosferi bir başkadır. Yeni transferler dolu tribünlerle tanışır, eskiler takıma yeni katılmışçasına heyecanla selamlar tribünleri. Bu takım Fenerbahçe ise, üstelik yenilenmiş bambaşka bir kimliğe bürünmüş bir Fenerbahçe ise, karşılama bir başkadır. Kavuşmaya hasret sevgililerin sabırsız ifadesi vardır yüzlerde. Haftalar önce bir yaz gecesi için sözleşen iki sevgilinin buluşması tadındadır Kadıköy’de ligin ilk maçı, taraftarlar ve Fenerbahçe için... Zaten bu yüzden bir spor kulübünden daha fazlasıdır Fenerbahçe, bir yaşam biçimi gibi... Coşkulu, heyecanlı, kimi zaman kederli, acabalarla ve kimi zaman çok özel sürprizlerle dolu bir yaşam biçimi...

Bu sezon Kadıköy’ün ilk misafiri, son iki sezonda lige renk getiren, mütevazı bütçesine rağmen kurduğu takımla taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan Sivasspor’du. Öncelikle kısa olarak misafirimizi değerlendirelim.

Sivasspor, geçtiğimiz iki sezonda elde ettiği dereceler adına kötü bir başlangıç yaptı.Bunun nedenleri arasında ilk maçı Trabzonspor’la, ikinci maçı ise Kadıköy’de Fenerbahçe’yle oynamasını gösterebiliriz. Ancak en büyük sebep, Sivasspor’un kadrosunda meydana gelen büyük değişiklik olsa gerek. Defans hattının en önemli ismi Bilica’yı Fenerbahçe’mize, forvette tecrübeli silahı Balili’yi Antalyaspor’a gönderen Sivasspor, Mehmet Yıldız ve Sezer Badur’dan da yoksun olunca iki haftayı da puansız kapadı. Yeni transfelerin takıma uyum sağlama süreci tamamlandığında heyecan verici yepyeni bir Sivasspor çıkar mı, hep beraber göreceğiz.

Gelelim lidere; Fenerbahçe’ye...

Genel olarak değişim, tüm hızıyla devam ediyor. Fenerbahçe, rakibine göre değil; olması gerektiği gibi, kendi oyun karakteriyle oynamak istiyor. Formasının ve isminin ağırlığını kavramış bir takım görüntüsü her geçen gün daha da oturuyor.

Bunun yanında, gerek ligin başı olması gerekse de savunma sorununun henüz çözülememiş olması sebebiyle takım halinde oyun karakterimizi “tam olarak” yansıtmamız biraz daha zaman alacak gibi görünüyor. Yönetimin savunma zaafiyetini Lugano ile yeniden anlaşarak gidermek istemesi, sorunun çözümü adına önemli bir adım. Ancak bu konuda ciddi soru işaretleri hala var. Nitekim sezon öncesi hazırlık kampında yer almayan Lugano ne zaman hazır hale gelecek? Lugano’nun dönüşü ile kontenjandan ötürü takımdan ayrılacak yabancı Edu mu olacak? Böyle olacaksa, Lugano-Bilica, Lugano-Önder, Bilica-Önder kombinasyonlarından hangisi tercih edilecek? Ve takımın şu anki yumuşak karnı ne zaman tam anlamıyla hazır hale gelecek? Bu sorunları teknik ekibin mümkün olan en kısa zamanda çözeceğini umut ederek Sivasspor karşısındaki performansımızı gözden geçirelim.

Fenerbahçe kalesi Volkan’ın tecrübesinin ve performansının giderek artmasıyla her geçen gün daha da güçleniyor. Maçın en kritik anlarında üst üste yaptığı iki kurtarış alınan 3 puanda önemli rol oynadı. Özellikle Kamanan’ın ani şutunda ters ayağında yakalanmasına rağmen yaptığı kurtarış estetik anlamda da mükemmeldi. Bir de Ersen Martin’in kafa vuruşuna yaptığı müdahele var tabii ki... 0-0 devam eden maçta Volkan’ın yaptığı bu iki kurtarış hem kendi özgüveni için hem de takımını ateşlemesi adına oldukça önemliydi.

Defans bölgemizin ortasındaki belirsizlik yukarıda belirttiğim üzere hala devam ediyor. Bu belirsizliğe rağmen 5 resmi maçta yenilen sadece 2 gol var. (Honved; 5-1, 1-1) Bu da gelecek için umut verici bir istatistik. Kanatlarda ise çok önemli gelişmeler var. Gökhan Gönül, Daum’un kanatlara dayalı sistemiyle tam anlamıyla kendini bulmuş gibi. Geçtiğimiz günlerde uzatılan sözleşmesi de doping etkisi yaratmış olsa gerek. Gökhan bu maçta önündeki Kazım’ın –yine- savruk oyununa rağmen kanadını cesurca kullandı ve Sivasspor’un sol kanadını tek başına kevgire çevirdi. Çizgiye inen, orta yapan, adam eksilten yeri geldiğinde içeri giren inanılmaz bir Gökhan Gönül izledik. Sol kanatta ise sakatlıktan kurtulan ve görevini eksiksiz yerine getiren bir Carlos vardı. O da Daum’la kendini yeniden bulan futbolcular arasında...

Maça ağırlığını koyan, maçı koparan orta sahamızdı şüphesiz. Alex çıktıktan sonra sazı eline alan Emre, maçın adamı olmayı haketti. Topu ayağına aldığı her an rakip için tehlikeli bir pozisyona dönüştü neredeyse. Yıllanmış şarap tadındaydı Emre.... Neler yapmadı ki? Pres yaptı, adam eksiltti, öldürücü paslar attı. Sağ ayağından çıkan top iki direkte patladı, Semih Saygıner’in kulakları çınlasın. Rambo tarafından şerbetlenen! sol ayağıyla ilk golün pasını verdi. Yetmedi, bir de korner golleriyle ünlenen Mustafa Denizli’ye selam gönderdi. Kusursuz oyunuyla maça damgasını vurdu.

Emre’nin yanında oynayan Cristian da görevini en iyi yapanlar arasındaydı. Oyun karakteriyle pek akılda kalan biri değil, ancak maç içerisinde özel olarak takip edildiğinde ne kadar değerli bir oyuncu olduğu ortaya çıkıyor. Attığı paslar, oyunun yönünü değiştiriyor, kademeye giriyor, oyunu geriden kuruyor. Maç içerisinde en çok pas yapan oyuncu Cristian.... 82 pasın 80’i adrese teslim... Daha önemli maçlarda değerini çok daha iyi kavrayacağımız özel bir oyuncu.

Orta sahanın sağına gelirsek, ne yazık ki maçın en verimsiz isimlerinden biri attığı gole rağmen Kazım’dı. Bir türlü istenen seviyeye gelemiyor, takım savunmasına katkıda bulunamıyor. Yeteneği konusunda kimsenin şüphesi yok ama oynadığı oyun yeteneklerine yakışmıyor. Umarız takıma daha çok katkıda bulunabilecek bir Kazım izleriz ilerleyen dönemlerde.

Ve sırada bundan önceki yazımda –bana göre- Türkiye’de yılın transferi dediğim Andre dos Santos var. Attığı gole kadar pek gözükmeyen sade oynamayı tercih eden, ancak yine de işini yapan bir futbolcu görüntüsü çizdi. Fakat öyle bir gol attı ki bir anda maçın önüne geçti. 90. dakikada 45 metre deparla, 3 kişiyi geçerek, dar açıdan sol ayak dışıyla kalecinin kapattığı köşeden topu kaleye göndermek her futbolcunun yapabileceği bir şey değil. Santos bu golüyle ne kadar doğru bir tercih olduğunu herkese ispatlamış oldu. Santos’un henüz adaptasyon sürecinde sergilediği performans bundan sonrası için hepimize fikir vermiştir sanıyorum.

Forvet hattını değerlendirecek olursak, 3-0 kazanılmış bir maçta golle buluşamayan bir ileri uç vardı bugün. Güiza yine çok koştu, yine mücadele etti ama Alex’in sakatlanarak oyundan çıkması, pozisyona girme konusunda kendisini oldukça etkiledi. Alex ile beraber oynayan bir Güiza bu sezon çok daha fazla iş yapacak gibi görünüyor. Forvet hattının diğer ayağında kaptanın yerine oyuna giren Deivid yetenekleri ölçüsünde çalıştı. Kendisinden Alex performansı beklemek haksızlık olur ancak bütün iyi niyetiyle oynayan bir Deivid vardı sahada.

Bireysel anlamda performansların yanında bazı rakamsal veriler de Daum’un Fenerbahçe’sini tahlil etmek anlamında önemli. Sürekli golü düşünen ve kazanmayı arzulayan bir takım adına yapılması gereken herşey yapıldı diyebiliriz Sivasspor karşısında. Kaleye atılan 23 şut var. 10’u kaleyi bulmuş. Bunun yanında maç boyu kaleye şut atmayan sadece Bilica ve oyuna sonradan giren Vederson ile Selçuk var. Kanatların verimliliği konusunda 10’u isabetli yapılan 37 ortayı gösterebiliriz. Ve orta saha verimliliği adına yüzde 90’lık pas yüzdesini...

Bütün bu verilerin ardından hem bireysel anlamda, hem takım ruhu anlamında Fenerbahçe için iyi yolda diyebiliriz. Kazanmaktan başka bir ihtimali düşünmeyen, kapanan rakiplere karşı kanatları kullanan, sabırla pas yaparak rakibinin açığını kollayan ve en önemlisi maçı 90 dakika kovalayan bir Fenerbahçe izledik. İnanıyorum ki ilerleyen süreçte çok daha iyi performans gösteren bir Fenerbahçe izleyeceğiz.

Çünkü bu taraftar bunu fazlasıyla hakediyor.

Sevgiler.


Onur Aloğlu

Özgür Okcu
20-08-2009, 01:47
yine onur abi yine mükemmel bir değerlendirme