PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yabancı Dilde Eğitim!


Gül Muştu
11-08-2004, 23:59
Anadilimiz Türkçe, Türkiye'nin en iyi okullarındaki eğitim dili ise genelde İngilizce (ODTÜ, Koç, Boğaziçi, Bilkent, Sabancı,...) kimi zaman da Fransızca (Galatasaray Lisesi / Üniversitesi) veya Almanca (İstanbul Erkek Lisesi)!

Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyorum ve bildiğiniz gibi derslerimizin hepsi İngilizce... Yani okulda konuşma, dinleme, yazma, anlama, düşünme dilimiz İngilizce! Sadece okulda da değil aslında okulda bize öğretilen herhangi bir konuyla bağlantılı herhangi bir şeyde! Çünkü biz, derslerde öğrendiklerimizin nerdeyse yarısından fazlasının Türkçe karşılığını bilmiyoruz, gerçekten bilmiyoruz. Sadece biz öğrenciler değil, hocalar da bilmiyor, profesörler bile... Bazen merak edip de sorduğumuz oluyor da yanıt alamıyoruz ne yazık ki... Anadilimizde düşünemiyoruz işte kimi zaman, kendimizi anadilimizde ifade edemiyoruz. Ne kadar acı bir şey bu! Çoğu zaman da ezber yapıp sınavlara giriyoruz, neyin ne olduğunu anlamadan, sadece ezberliyoruz ve sınavdan sonra da tabii ki unutup gidiyoruz. Yani yabancı dilde eğitim bir yerde ezbercilik... Yabancı dilde eğitim bence bizim düşünmemizi köreltiyor, bizim pırıl pırıl çalışan beyinlerimizi tembelliğe alıştırıyor, anlamamızı, sorgulamamızı engelliyor.

Düşünsenize, Türkiye'de yaşıyorsunuz, anadilimiz Türkçe ve sanki işgalci bir devletin boyunduruğu altındaymış gibi başka bir dilde eğitim alıyorsunuz. Daha küçük yaştayken öğretmeniniz derste diyor ki eğer Türkçe konuşursanız derste size ceza veririm, kimi zaman para cezası oluyor bu, kimi zaman da arkadaşlarının önünde küçük düşme cezası! Suçun ne peki bu cezayı görüyorsun? Suçun anadilini konuşmak! Böyle cezayla karşılaşan öğrenci sonra çareyi neyde buluyor biliyor musunuz? Hep susmakta... Artık ne Türkçe konuşuyor derste -zaten yasak-, ne de İngilizce veya Almanca... Alın işte ne güzel eğitim size... Sessiz, susturulmuş öğrenciler... Düşündüğünü söylemekten çekinen öğrenciler... Hepsi yabancı dilde eğitimin marifeti...

Lisedeyken aman daha iyi bir üniversite olsun diye kendimizi kasmalarımız... İlla ki İngilizce İşletme, İktisat,... olsun diye veya eğitim dili İngilizce olan bir üniversiteye girelim diye çok daha fazla ders çalışmalarımız... Peki o zaman niye biz bunu istiyorduk, niye illa ki İngilizce eğitim görmek istiyorduk? Veya niye eğitim dili İngilizce olan bir okulda okuyoruz? Nedeni çok basit tabii ki: Amaç kesinlikle dil öğrenmek değil, ben bütün dersleri İngilizce görerek dil öğrenileceğine inanmıyorum, cidden inanmıyorum, bu sadece ezbercilik getiriyor, başka bir şey değil. Tamam daha düzgün bir İngilizcen oluyor ama bu şekilde dil öğrenilmez. Amaç ne mi o zaman? "Etiket" Evet etiket! Mezun olduktan sonra daha iyi bir iş, daha iyi bir maaş... Çünkü sen İngilizce eğitim gördün, Türkçe değil! Sen ayrıcalıklısın... Sen o İngilizce eğitim veren üniversiteyi kazanmak için yüksek puan aldın, yani başarılısın!

Peki senin Türkçen nasıl? Niye kimse bunu merak etmiyor? Gelin bizim okula, biraz Güney Meydandaki konuşmalara tanık olun... Güler misiniz, ağlar mısınız bilinmez! Yarı Türkçe, yarı İngilizce bir dil... Ve o kadar komik ki, anlatamam size... Üzülerek yazıyorum bunu benim arkadaşlarım Türkçe dilekçe yazmak zorunda kaldıklarında bana yazdırıyorlar, yazamıyorlar çünkü... Ama onlara İngilizce dilekçe yazdır, tam kitaplardaki örnek dilekçeler gibi yazarlar! Suç kimde peki? Arkadaşlarımda mı, yoksa bizi bu hale getiren sistemde mi? Bence hepimizde suç! Türkçemiz'e gerekli önemi vermeyen biz gençlerde ve okullarda yabancı dilde eğitim görmemize sebep olan bozuk eğitim sistemimizde.

Yanlış anlaşılmasın ben İngilizce öğrenmeyelim demiyorum, aksine hepimizin en az 1 dil bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu şekilde okullarda yabancı dilde eğitim görerek değil... Ben anadilimde eğitim görmek istiyorum, herkesin anadilinde eğitim görmesini istiyorum. Daha sağlıklı düşünen bireyler olmak için...

Gülçin Akhan
12-08-2004, 00:07
anamı ağlattılar yaaa bende anadilde eğitim olmasından yanayım ama okulum itibariyle ingilizce eğitim görüyorum diyeceksiniz şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ama var ya lanet okudum bölümüme geçersem ne yapıcam bilmiyorum

Faruk Aksu
12-08-2004, 03:46
Yabancı dilde eğitime kesinlikle karşıyım.Bu şekilde dil öğrenilmez.Zaten bu sistemi dayatanların isteği de dil öğretmek değil.Bu sistem Türkçemizin yok edilmesini şağlamaktan başka hiçbir işe yaramaz.Öğrenciler konuşma dillerinde yabancı terimler kullanmaya başlıyorlar ve bir süre sonra günlük hayatlarında yabancı terimler kullanmak bir alışkanlık oluyor.
Zaten mezun olduğunda işsizler ordusuna katılacak gençlerimizi n bir de hazırlık sınıflarında 1-2 senesini çalıyorlar.Tabii eğitim sistemimiz baştan aşağı çarpık olduğu için bu kısım pek de göze çarpmıyor.Eğitimin bir ülkenin temeli olduğu gerçeği devletimizce anlaşılmadıkça biz bu konuları ölene kadar tartışacağız. :-/

Reşat Özdemir
12-08-2004, 03:59
mantıklı bir eğitim sisteminin olduğu hiçbir dğnya ülkesinde teknik bir eğitim yabancı bir dilde yapılmaz..
bu ezberci ve yetersiz eğitim demektir..
gerekli teorik bilgiyi kendi anadilinde alıp, çok iyi düzeyde ingilizce öğrenerek dünya standartları yakalanamıyormu?
illaki ben bu lanet kitabın kötü özetini çıkarıp, ezberleyip mi girmeliyim sınava?

Özenç Yeşilçiçek
12-08-2004, 10:06
Bunları okuyunca aklıma geldi paylaşayım;
3.sınıftaydık yanlış hatırlamıyorsam,o sırada okulda karınca şenlikleri var,gırgır muhabbet kopmuş gidiyor girişte,biz de üçüncü katta ders yapmaya çalışıyoruz.
Direk konuşmayı aktarıyorum;
Prof:Arkadaşlar ne var aşağıda?
-Hocam,karınca şenlikleri başladı ya o yüzden...
Prof:İlk katta ders yok mu arkadaşlar,nasıl oluyor?
-Var hocam,İngilizce İktisat ders yapıyor şu an aşağıda
Prof:Ha...tamam o zaman!Onlar zaten bişey anlamıyor,farketmez!!!
;D ;D ;D ;D ;D ??? ??? ???

Cahit Binici
12-08-2004, 15:04
ben de tamamen karsiyim bu sisteme. cunku:

-dil yasayan bir varliktir. yasadikca (ve tabi "nasil" yasadikca) gelisir.

- bir dil o dilde kavramlar uretildikce yani bilim ve felsefe yapildikca gelisebilir. kagit uzerinde bile olsa bu ulkede kavram uretilen (hadi uretilebilecek diyelim) tek yer universitelerdir. Universiteler kendi dillerinde okuyup yazmazlarsa nasil kavram uretecekler?

- "dunyamizin sinirlari dilimizin sinirlari kadardir" yani ne kadar zengin bir dile sahipseniz o derece cok dusunebiliyorsunuz demektir. sonucta insan adlandiramadigi hic bir seyi tam olarak dusunemez.

- soluk alip verdigimiz, asik oldugumuzda kullandigimiz, kufur edebildigimiz, agladigimiz, haykirdigimiz dil olan turkce ayni zamanda bizim ictenligimizin de yansimalarini ele verecektir. okul ortaminda ictenlikten yoksun bir egitim olamaz. olmamali. kantinde "selam hocam" dedigim adam sinifa "gut mornink" diye giriyorsa samimiyetine asla inanmam.

- bir konunun uzmani o konuyu en iyi anadilinde anlatabilir (anadil: dusunce dili). oyleyse yabanci dilde egitim verilen yerlerde "en iyi" sadece yabanci dil ogretilebilir. gerisi uzerinize yapistirdiginiz diploma etiketidir.

- universiteler dil kurslari degildir. birden fazla dil bilmek cok cok onemli ve hatta faydali bir sey zihinsel gelisim acisindan. ancak universitelerin sorunu degildir bu. yabanci dil ogretme sorunu ilk ve ortaogrenim kurumlarinin sorunudur.

- yabanci dil egitimi verilirken kendi diline duyarlikik esantiyon niyetine bile olsa verilmiyorsa ortada cok ciddi bir sorun var demektir. sinav kagitlarinda bir ingilizden bile daha cok dilbilgisi kurallarina takintili olanlar kendi dilleri icin ayni duyarliligi gostermiyorlarsa o kisinin aydin sorumluluguna sahip oldugunu soylemek imkansiz.

Bora Erdinç
20-08-2004, 00:20
Her ne kadar egitimimizi Türkçe gorsekte,gaziantep universiteside egitim dilini ingilizce olarak yapior.Mühendislikteki arkadaslar bu konuda fazlaca dertli.Hos Türkce gosterselerde mantik hep ayni.Tamamiyle ezber,ezber,ezber...Yaziklar olsun,defalarca hemde!!!!

Melis Varan
07-09-2004, 22:28
Psikolojide uzmanları ikiye bölen düşüncelerden biri de bununla ilgili: Bir modele göre önce dil gelir sonra düşünce. Yani siz bi kelimeyi bilmiyorsanız, onu düşünemezsiniz..
Örneğin Türkçe'de "gönül"kelimesi vardır, bu bildiğim kadarıyla bi tek bizim dilimizde var (abartmayayım ama avrupalı dillerde yok en azından) Bunun karşılığını sözlüklerde bulamazsınız, olsa olsa karşınıza "kalp" anlamına gelen bir şeyler çıkar.. Bi yabancıya "gönül" ne demektir anlatmanız da pek mümkün değil, "he" derse de sizin anladığınız şekilde anlamıyordur...
Başka bir dilde hayır kelimesi yoktur; hayır yerine daha değişik bi kelime, bizde "hastayım"a yakın bi kelime kullanırlar... Bi başka "hayır"kelimesi olmayan dilde ise bunun yerine "bazen" kullanılır. Bu da onların gelenekleriyle bağlantılı bi şey olsa gerek.. (Bizim "hayır"ımız onların içinde çok "ayıp"tır.)
Bu görüşü derste ilk gördüğümüzde ortaokuldaki ingilizce hocalarımızın devamlı tekrarladığı bi şey gelmişti aklıma: Bize sürekli "ingilizce düşünün! ingilizceyi türkçe düşünerek hiç bi zaman tam öğrenemezsiniz!" derlerdi.. Gerçekten de öyle.. Türkçede bazen tek bi kelimeyle anlatılan başka bi dilde 2 ayrı durum için farklı farklı kelimelerle anlatılabiliyor ya da zaman kavramlarını tam oturtabilmek için buna gerek duyulabiliyor.
Hatta bana sorarsanız "1 lisan 1 insan" deyimi de bununla alakalı; bir kelime size hayatınızda farketmediğini bir ayrıntıyı öğretebiliyor ve kelimeyi öğrenince onu da düşünebiliyorsunuz. Daha da genişletirsek günümüz gençliğinin kelime hazinesi daraldıkça düşünce gücünün de azaldığını söyleyebiliriz.
İngilizceyi aldığınız yıllara bakın ve kendi değişimlerinizi hatırlayın, ya da yabancı dil ile eğitim gören bi okulla diğerinin öğrencilerini karşılaştırın... Göreceksiniz ki ikisinin kültürleri değişik.. Yabancı dil ile eğitim alan kişi, kültürünü de alır ister istemez. Konu dağıtmak istemem ama cnbc-e ye ABD nin dersteği olduğu geldi geçenlerde kulağıma mesela.. Ne kadar doğru bilmiyorum ama inanması güç değil.
Yabancı dil eğitimine evet ama yabancı dille eğitime ben de karşıyım elbette. Neyse ki bu konuda çok da şanslıyım çünkü hocalarım da bizle hem fikirdeler ve okulumuz yoğun psikoloji eğitimi verirken anadili kullanıyor.
Yine de her bölümde mesleki yabancı dil derslerinin olması gerektiğini düşünüyorum. Üzerinde çalışacağımız işi büyütebilmek, dışarılara açılıp kendimizi alanımızda geliştirebilmek için hangi dil lazımsa o dil okulda verilmeli. İyi bir ingilizcemiz olsa bile branşımız için gereken terimleri sürekli sözlük kullanarak seçmek pek çok kişiye itici gelecektir. Ancak ders olarak alındığında zamana yayılmış şekilde daha düzenli ve verimli bi öğrenim sağlanacaktır.

Melis Varan
07-09-2004, 22:32
Yanlış anlamaları önlemek için kısa bi not: Yukarıdakiler sadece bi kısmın görüşü... Bunun karşıtı da var. "Dil olmadan düşünce olmaz"ın karşıtları.. Onlara göre dili olmayıp düşünenler sana düşüncelerini iletebilecekleri bir araçları olmadığı için ulaştıramıyorlardır derler ama bu konumuzun dışına çıkıyor.
(dili olmayanlar dilsizler deil.. dilsizlerin de iletişim için kullandıkları dilleri var) orası uzun hikaye:)

Reşat Özdemir
10-09-2004, 04:24
İnsanların başka dilde yaratıcı olması yeni bir şeyler üretmeyi düşünmesi asla olamaz. Başka dilde verilen eğitimin bilimsel olarak bir çok zararı olmasının yanında, sömürgeleşmenin alenen göstergesidir. Başka dilde eğitimle başka bir dil öğrenmek demek değildir.. Beyinleri körelten bu sistem kültür ve dil yozlaşmasını da yanında getirmektedir.

Melis Varan
11-09-2004, 22:12
Evet en iyi yöntem bence de bu..
2 gün önce başlayıp bugün biten 13.psikoloji kongresindeki bi rezaletten bahsedeyim..
Ben açılış konuşmasını dinlemedim ancak okulumuzdaki üst düzeyt öğretim görevlilerinden biri dinlemişti,onun söylediklerini size aktarıyorum..
Açılış konuşması direk ingilizce yapılmış ve bu ingilizcenin yanında türkçe tercüme yapılmamış bile! Bu nasıl bi mantıktır anlamış değilim. İstanbulun göbeğinde kongre yapıyorsun, gelen 5-10 tane yabancı var diye kongrenin açılışı inglizce yapılır mı? İstanbul Bilgi Üniversitesi'ni bunda çok eleştirdik.
Ertesi gün yabancı bir öğretim elemanı sunumunu Türkçe yapmak istediğini ancak Türkçesinin yetmediğini söyleyerek özür dileyip anadilinde sunumunu götürdü. Bunun üzerine yoruma gerek yok heralde..

Melis Varan
17-09-2004, 21:50
Bunu bi ortaokul öğretmeniyle tartışmış olman daha da acı!:(

Teknik konularda biraz kurtarsa da sosyal bilimlerde yabancı dille eğitrim daha da anlaşılmz geliyor bana.. Sosyal bilimler kültürden etkilenmeye çok daha fazla açık olduğu için ben yabancı yazarların kitaplarını okurken bile kuşkuyla okuyorum, çünkü araştırmalar aradaki farkları çok net ortaya çıkarabiliyor.. Hele ki insanlaysa işin, yabancı dil ile eğitim daha da garip geliyor bana ve şimdi boğaziçi ya da istanbul bilgi (burslu)yu kazanamadığım için memnunum bile..

Didem Bektaş
13-10-2004, 17:09
benimde bu sene yabancı dille eğitim gördüğüm 11. yıl... kimileri matematik, kimileri tarih sevmez bende yabancı dil öğrenmeyi sevemedim bir türlü ama yinede yabancı dil hukuk eğitimi veren bir okulu sectim puanım diğer üniversitelerin hukuk fakültelerine de yettiği halde... her dersimiz ingilizce olmamasına ragmen 20. yy tarihi, insan hakları, avruğa birliği hukuku, devletler arası umumi- hususi hukuk, critical thinking gibi dersleri yabancı dil aldık, 3yıldır ayrıca hukuk ingilizcesi dersi alıyoruz. ben sevmediğim için hep bu dersler canımı sıktı ama şimdi düşünüyorum da ne kadar ingilizceme hala güvenmesemde hukuk konusunda belirli bir altyapı olusturdu bu bende ayrıca diğer 40 hukuk fakultesinin mezunlarının bu anlamda önüne geçmemi sağlayacak mutlaka iş alırken... her dersi ingilizce görmek biraz ağır kacar ama bizim okulda bunun oranını çok iyi ayarlamıslardı... hukuk okuyanlara da siddetle tavsiye ediyorum ingilizce değil "hukuk ingilizcesi" kursuna gitmelerini... suanki aklım 1. sınıfın başında da kafamda olsaydı çok daha iyi yararlanırdım bu imkandan....

bizim üniversitede haftada bir gün saat 6da olmak üzere hukuk ingilizcesi seminerleri başlayacak bu ay, isteyenler okulu arayıp bilgi alabilirler ben suan bilmiyorum dısarıdan ögrenci alınıyormu alınmıyormu ama alınıyordur heralde....

Kürşad Altınapa
02-12-2004, 00:30
Anadilimiz Türkçe, Türkiye'nin en iyi okullarındaki eğitim dili ise genelde İngilizce (ODTÜ, Koç, Boğaziçi, Bilkent, Sabancı,...) kimi zaman da Fransızca (Galatasaray Lisesi / Üniversitesi) veya Almanca (İstanbul Erkek Lisesi)! *

Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyorum ve bildiğiniz gibi derslerimizin hepsi İngilizce... Yani okulda konuşma, dinleme, yazma, anlama, düşünme dilimiz İngilizce! Sadece okulda da değil aslında okulda bize öğretilen herhangi bir konuyla bağlantılı herhangi bir şeyde! Çünkü biz, derslerde öğrendiklerimizin nerdeyse yarısından fazlasının Türkçe karşılığını bilmiyoruz, gerçekten bilmiyoruz. Sadece biz öğrenciler değil, hocalar da bilmiyor, profesörler bile... Bazen merak edip de sorduğumuz oluyor da yanıt alamıyoruz ne yazık ki... Anadilimizde düşünemiyoruz işte kimi zaman, kendimizi anadilimizde ifade edemiyoruz. Ne kadar acı bir şey bu! Çoğu zaman da ezber yapıp sınavlara giriyoruz, neyin ne olduğunu anlamadan, sadece ezberliyoruz ve sınavdan sonra da tabii ki unutup gidiyoruz. Yani yabancı dilde eğitim bir yerde ezbercilik... Yabancı dilde eğitim bence bizim düşünmemizi köreltiyor, bizim pırıl pırıl çalışan beyinlerimizi tembelliğe alıştırıyor, anlamamızı, sorgulamamızı engelliyor.

Düşünsenize, Türkiye'de yaşıyorsunuz, anadilimiz Türkçe ve sanki işgalci bir devletin boyunduruğu altındaymış gibi başka bir dilde eğitim alıyorsunuz. Daha küçük yaştayken öğretmeniniz derste diyor ki eğer Türkçe konuşursanız derste size ceza veririm, kimi zaman para cezası oluyor bu, kimi zaman da arkadaşlarının önünde küçük düşme cezası! Suçun ne peki bu cezayı görüyorsun? Suçun anadilini konuşmak! Böyle cezayla karşılaşan öğrenci sonra çareyi neyde buluyor biliyor musunuz? Hep susmakta... Artık ne Türkçe konuşuyor derste -zaten yasak-, ne de İngilizce veya Almanca... Alın işte ne güzel eğitim size... Sessiz, susturulmuş öğrenciler... Düşündüğünü söylemekten çekinen öğrenciler... Hepsi yabancı dilde eğitimin marifeti... *

Lisedeyken aman daha iyi bir üniversite olsun diye kendimizi kasmalarımız... İlla ki İngilizce İşletme, İktisat,... olsun diye veya eğitim dili İngilizce olan bir üniversiteye girelim diye çok daha fazla ders çalışmalarımız... Peki o zaman niye biz bunu istiyorduk, niye illa ki İngilizce eğitim görmek istiyorduk? Veya niye eğitim dili İngilizce olan bir okulda okuyoruz? Nedeni çok basit tabii ki: Amaç kesinlikle dil öğrenmek değil, ben bütün dersleri İngilizce görerek dil öğrenileceğine inanmıyorum, cidden inanmıyorum, bu sadece ezbercilik getiriyor, başka bir şey değil. Tamam daha düzgün bir İngilizcen oluyor ama bu şekilde dil öğrenilmez. Amaç ne mi o zaman? "Etiket" Evet etiket! Mezun olduktan sonra daha iyi bir iş, daha iyi bir maaş... Çünkü sen İngilizce eğitim gördün, Türkçe değil! Sen ayrıcalıklısın... Sen o İngilizce eğitim veren üniversiteyi kazanmak için yüksek puan aldın, yani başarılısın!

Peki senin Türkçen nasıl? Niye kimse bunu merak etmiyor? Gelin bizim okula, biraz Güney Meydandaki konuşmalara tanık olun... Güler misiniz, ağlar mısınız bilinmez! Yarı Türkçe, yarı İngilizce bir dil... Ve o kadar komik ki, anlatamam size... Üzülerek yazıyorum bunu benim arkadaşlarım Türkçe dilekçe yazmak zorunda kaldıklarında bana yazdırıyorlar, yazamıyorlar çünkü... Ama onlara İngilizce dilekçe yazdır, tam kitaplardaki örnek dilekçeler gibi yazarlar! Suç kimde peki? Arkadaşlarımda mı, yoksa bizi bu hale getiren sistemde mi? Bence hepimizde suç! Türkçemiz'e gerekli önemi vermeyen biz gençlerde ve okullarda yabancı dilde eğitim görmemize sebep olan bozuk eğitim sistemimizde. *

Yanlış anlaşılmasın ben İngilizce öğrenmeyelim demiyorum, aksine hepimizin en az 1 dil bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu şekilde okullarda yabancı dilde eğitim görerek değil... Ben anadilimde eğitim görmek istiyorum, herkesin anadilinde eğitim görmesini istiyorum. Daha sağlıklı düşünen bireyler olmak için... *


türk dilinin bugümki durumu ve geleceği hakkındaki tartışmalarda örnek gösterilebilecek bir itiraf bence..ingilizce eğitim gören bir arkadaşımızın ağzından yazılması çok anlamlı..

"tanzimattan bugüne fikir hareketleri" adında bir dersimiz var.son dersimizde iki saat boyunca "üniversitelerde eğitim türkçe mi olmalı?" sorusunu tartıştık.bu itiraflar eminim hocamın ve arkadaşlarımın ilgisini çekecektir.onların da okumasını isterim.belki de önümüzdeki dersin konusu bu olur.tabii izniniz olursa...

Kürşad Altınapa
02-12-2004, 01:20
teşekkürler...

Ahmet Mirzaloğlu
02-12-2004, 01:58
Şu an aklıma geldi sizinle paylaşmak istedim.Lise son sınıfın ilk edebiyat dersinde hocanın kurduğu cümleyi aynen aktarıyorum.'Çocuklar;haftada iki saat grammer dersi yapacağız'.Dile en fazla sahip çıkması gereken edebiyat öğretmeninin bile İngilizceye özendiği bir ülkede,bu sistemin değişme ihtimali olmadığını düşünüyorum artık.Böyle kalsa yine iyi,50 yıl sonra anadilimiz İngilizce olmaz inşallah.Gidişat onu gösteriyor çünkü.Sistemin böyle olmasındaki neden toplum veya devlet kesinlikle değil bence ama o konuya girmeyelim çok karışık ve tehlikeli..

Kürşad Altınapa
03-12-2004, 01:32
Şu an aklıma geldi sizinle paylaşmak istedim.Lise son sınıfın ilk edebiyat dersinde hocanın kurduğu cümleyi aynen aktarıyorum.'Çocuklar;haftada iki saat grammer dersi yapacağız'.Dile en fazla sahip çıkması gereken *edebiyat öğretmeninin bile İngilizceye özendiği bir ülkede,bu sistemin değişme ihtimali olmadığını düşünüyorum artık.Böyle kalsa yine iyi,50 yıl sonra anadilimiz İngilizce olmaz inşallah.Gidişat onu gösteriyor çünkü.Sistemin böyle olmasındaki neden toplum veya devlet kesinlikle değil bence ama o konuya girmeyelim çok karışık ve tehlikeli..


yukarıdaki yazında "gramer" kelimesi dışında en az 20 tane yabancı kökenli kelime var.benim yazdıklarımda da olacak.ama göze batmıyor.çünkü dilimize tamamen yerleşmiş."gramer"de böyle bir kelimedir."gramer" aslında bilimsel bir terimdir.beynelmilel bir kelimedir.örneğin "finans" kelimesi de böyledir.dilimize tamamen yerleşmeden türkçe karşılıklarını bulabilseydik belki olurdu ama artık bunları atamayız maalesef...

Bestami Gezer
18-01-2005, 06:51
yabancı dılde verılen egıtım kışıye ancak iş amaçlı,seyahat ve yurtdışında yaşama donuk olarak verılmelı dıye duşunuyorum.bu bı zamanlarorta okulda da uygulanmaya başlamıştı.ama goruldukı hıçbır verım alınmadı.
kaldı kı ogrencılerın kendı bılgı bırıkımıne daha fazla ogretı ktması gereken unıverstelerde verılmesı çok duşundurucu.
bana ıngılızce ıktısatta gelıyordu ama ben turkçe ıktısatı seçtım.çunku TURKIYE eknomısını ve dünya ekonomısını anca Türkçe duşunebılır ve yorumlayabılırım.

bu konuyu geç gordum arkadaşlar bence bu konuyu tartışmaya devam edlım.saygı ve sevgılerımle.

Emrah Cengiz
24-03-2005, 20:58
MANTIĞIN BİTTİĞİ YERDE YABANCI DİLLE EĞİTİM BAŞLAR.eniyi eğitim ana dilde olur.

Fulya Karakoç
03-10-2008, 17:30
nerede dilciler? kimse yokmu burada :rolleyes:

Erdem Özdamar
03-10-2008, 19:16
dilci?ben varım!

Fulya Karakoç
03-10-2008, 19:20
dilci?ben varım!
baktım da bu başlığa uzun bi süre yazılmamış :) dilci olarak aktif iki üye bulmak bni sevindirdi gerçi bizim gibilerin pek zamanı olmuyo okdr şaşırmadım doğrusu :)
sen hep varsın zaten ;)

Erdem Özdamar
03-10-2008, 19:21
öyle ya bende baktımda iki elin parmakları kadarmışız...

Fulya Karakoç
03-10-2008, 19:23
evet şimdilik öyle gözüküyor umarım çok yakında çoğalırız burada :)

Erdem Özdamar
03-10-2008, 19:24
iyi olur valla bakalım kaç dil konuşuluyor forumda öğreniriz...hem bilenler bizede öğretir...

Fulya Karakoç
03-10-2008, 19:32
evet farklı dilde okuyan herkesin burda toplanması iletişimimiz açısından güzel bir görüntü olusturabilir..farklı ve yeni pek çok şey paylaşabilirz birlikte...

Özlem Göktürk
03-10-2008, 21:50
nerede dilciler? kimse yokmu burada :rolleyes:

dilci?ben varım!


ben de varım:D

Fulya Karakoç
03-10-2008, 21:52
ben de varım:D
merhaba özlem ;) bnm pek umudm yoktu gelen gidenden :p
su on parmağımızı geçelim yaa herkes gelsin :D:D

Özlem Göktürk
03-10-2008, 21:57
şu anda üç kişiyiz sanırım,vardır daha da zamanla aramıza teşrif ederler belki:D

Fulya Karakoç
03-10-2008, 22:01
şu anda üç kişiyiz sanırım,vardır daha da zamanla aramıza teşrif ederler belki:D
etsinler :D buarada çoğalabilrsek pek çok sey paylaşabilirz,,,her dili bilmiyoruz sonucta :):)
dil ile ilgili çeşitli kültürel aktivitelerden,sinema,haberler yada yabancı arkadaslıklarla ilgili birbirimize yardımcı olalım :D
iiki gördün geldin ;)

Özlem Göktürk
03-10-2008, 23:45
her ülkenin dili çeşitli zenginlikleri içeriyor sonuçta, her ne kadar bizler de onların dili üzerine eğitim alsakta çok kısıtlı şeyler bilebiliyoruz haklarında. En güzeli aslında fırsatın olacak, gördüğün dilin anavatanına gidip orda bir iki sene kalacaksın.

Fulya Karakoç
04-10-2008, 00:04
her ülkenin dili çeşitli zenginlikleri içeriyor sonuçta, her ne kadar bizler de onların dili üzerine eğitim alsakta çok kısıtlı şeyler bilebiliyoruz haklarında. En güzeli aslında fırsatın olacak, gördüğün dilin anavatanına gidip orda bir iki sene kalacaksın.
kesinlikle katılıyorum fakat bunu çok fazla insan yapamıyor ülkemizde malesef...ekonomik durum,eğitim düzeyi,ülkeler arası siyasal ve sosyal ilişkiler,belirli alanlarda kurumsallaşamama,teşvik edici unsurların ve kuruluşların azlığı,kültürel birikim,ve toplum içnde sosyal bir kimlik sahibi olmayı başaramama gibi pek çok kişisel ve toplumsal problemler dil alanında okuyan pek çok öğrenciye yurt dışı konusunda geri adım attırabiliyor ya da bu konuda hiç bir girişimde bulunmamasına yol açabiliyor...yukarıda saydığım pek çok faktörün kısa zaman içinde iyiletirilmesi ve ülkemizdeki sadece dil bölümünde okuyan öğrencilere değil daha pek çok çeşitli alanlarda kendini geliştirmek isteyen öğrencilere yol açılmasını ümit ediyorum...

Özlem Göktürk
04-10-2008, 01:12
kesinlikle katılıyorum fakat bunu çok fazla insan yapamıyor ülkemizde malesef...ekonomik durum,eğitim düzeyi,ülkeler arası siyasal ve sosyal ilişkiler,belirli alanlarda kurumsallaşamama,teşvik edici unsurların ve kuruluşların azlığı,kültürel birikim,ve toplum içnde sosyal bir kimlik sahibi olmayı başaramama gibi pek çok kişisel ve toplumsal problemler dil alanında okuyan pek çok öğrenciye yurt dışı konusunda geri adım attırabiliyor ya da bu konuda hiç bir girişimde bulunmamasına yol açabiliyor...yukarıda saydığım pek çok faktörün kısa zaman içinde iyiletirilmesi ve ülkemizdeki sadece dil bölümünde okuyan öğrencilere değil daha pek çok çeşitli alanlarda kendini geliştirmek isteyen öğrencilere yol açılmasını ümit ediyorum...
ben de amin diyorum:D ama çok zor, yurt dışına okurken tek açılma olanağımız Erasmus o da kendi bölmüm için diyorum Polonya'ya gönderiyor,onların anadili lehçe zaten, çokta yararlı olmuyor açıkcası

Erdem Özdamar
04-10-2008, 02:16
meğerse ne kadar dertliymişiz.bende okulum biter bitmez frankofon bir ülkeye gideceğim dilimi geliştirmek için.illaki öncelikle fransa ama fas dahi olabilir.çünkü ne kadar iyi olursam olayım burada kalıp dilimi geliştirmem çok zor.hatta şartları ayarlayabilirsem yaz için fransada bir dil okulu dahi düşünüyorum.

dil öğrenmeyi seviyorum.lisede ingilizce ve almanca gördüm şimdide fransızca seçtim.geçtiğimiz yıl iki kur italyancaya gittim.ama pretik olmayınca insan unutuyor tabi...

fransız dilinin yalnızca edebiyatını değil aynı zamanda onların kültürlerini ve tarihlerinide öğreniyoruz.ilgilenen arkadaşlar olursa bildiklerimi paylaşabilir,materyaller sağlayabilirim...

Burak Berkol
04-10-2008, 02:44
Başlık üniversitelerin yabancı dil bölümlerindeki eğitim değil arkadaşlar,yabancı dilde eğitim.

Konuya gelirsek yabancı dilde eğitime tabi ki karşıyım.Daha önceki sayfalarda da dendiği gibi yabancı dilde anlatılan derslerde hiçbir şey öğrenmiyoruz,sadece ezberliyoruz.Yani matematik'i değil de matematiksel terimlerin ingilizcesini öğreniyoruz.Olay ezbere dönüşünce zaten 1 sene sonra o da unutulup gidiliyor.

Bence dil konusu çok derin bir konu.Dili öğrenmek de Milli Eğitim'dekilerin veya Yök'tekilerin düşündüğü kadar kolay değil.Her kelimenin manasının insanın kafasında canlandırdığı kavram farklıdır ve bu kavramlar yaşamadan oluşmaz diye düşünüyorum.Lisedeki hocamız bize bu anlam-kavram olayını 2-3 hafta derinlemesine anlatmıştı.Bu olay türkçe için bu kadar zor iken doğru düzgün yabancı dil öğretilmeyen okullarımızda yabancı dilde eğitimin devam etmesine mana veremiyorum.

Öğrenci dersi öğrenmeye mi çalışacak yoksa terimlerin ingilizcesini ezberlemeye mi ? Ayrıca bunun faydası da nedir anlamış değilim.Sadece okuldaki öğrendiği ingilizcesiyle ben ingilizce biliyorum diyen öğrenci yoktur herhalde.Ne ingilizcesi öğrendiğimizden de haberimiz yok.Lisansta mesleki ingizlice gerekirken hazırlıkta günlük hayatta kullanılan ingilizceyi hangi mantıkla bize dayatıyorlar ? En saçma sistemlerden biri de benim üniversitemdedir herhalde.%30 inglizce nedir anlayabilmiş değilim.Dersler birbirleriyle bağlantılı olduğuna göre birinin türkçe birinin ingilizce olması saçmalıktan başka birşey değil.Hadi ezberletiyorsunuz bari o işi tam yapın.Zaten hocaların da bu konuya pek destek verdiklerini sanmıyorum çünkü aldığım ingilizce derslerimin hocaları genelde dersi türkçe anlatıyor.

Başka bir konu da ingilizce eğitimi.4.sınıfta İngilizce eğitimi başlıyor ve üniversite sona kadar devam ediyor.Ortalama bir hesapla 13 yıl ingilizce eğitimi alıyoruz.Dile kolay 13 yıl! Bir sürü ödevler,sınavlar,boşa geçen onca zaman ve sonunda ne ingilizceyi ne de mesleğini tam bilen mühendisler.Gerçekten yazık.

Fulya Karakoç
04-10-2008, 03:04
meğerse ne kadar dertliymişiz.bende okulum biter bitmez frankofon bir ülkeye gideceğim dilimi geliştirmek için.illaki öncelikle fransa ama fas dahi olabilir.çünkü ne kadar iyi olursam olayım burada kalıp dilimi geliştirmem çok zor.hatta şartları ayarlayabilirsem yaz için fransada bir dil okulu dahi düşünüyorum.

dil öğrenmeyi seviyorum.lisede ingilizce ve almanca gördüm şimdide fransızca seçtim.geçtiğimiz yıl iki kur italyancaya gittim.ama pretik olmayınca insan unutuyor tabi...

fransız dilinin yalnızca edebiyatını değil aynı zamanda onların kültürlerini ve tarihlerinide öğreniyoruz.ilgilenen arkadaşlar olursa bildiklerimi paylaşabilir,materyaller sağlayabilirim...
bnde senin gibi düşünüyorum erdem..bizim bölümde okuyanlar için yurt dışı tecrübesi gercekten gerekli hangi dilde olursa olsun bnde lisede ingilizce ve almanca okudktan snra franszcada tercihimi kıldım ve suanda ispanyolca dersleri alıyorum..
aslında yaz okulu fikri oldukça güzel çünkü bir dile nekdr hakim olsak olalım o dili konusulduğu ülkede pratik haline getirmemişsek yada tam olarak bu konuda bi girişimde bulunmamışsak daha sonraları geliştirmek oldukça zor oluyor...
dil nankör derler gercektende doğru...biz aslında bir dili sadece yüzeysel olarak değil o dili yaşayarak öğreniyoruz gerek sanatı gerek tarihi,coğrafyası en önemliside edebiyatı....
biz seviyoruz aslında..

Erdem Özdamar
04-10-2008, 03:13
bu sene bende ispanyolca düşünüyorum ciddi ciddi.sonuçta kelimeleri ve fiil çekimleri fransızcaya benzediği için zorluk çekeceğimi sannmıyorum.aynı kolaylığı italyancada yaşadım.

Fulya Karakoç
04-10-2008, 03:21
Başlık üniversitelerin yabancı dil bölümlerindeki eğitim değil arkadaşlar,yabancı dilde eğitim.

Konuya gelirsek yabancı dilde eğitime tabi ki karşıyım.Daha önceki sayfalarda da dendiği gibi yabancı dilde anlatılan derslerde hiçbir şey öğrenmiyoruz,sadece ezberliyoruz.Yani matematik'i değil de matematiksel terimlerin ingilizcesini öğreniyoruz.Olay ezbere dönüşünce zaten 1 sene sonra o da unutulup gidiliyor.

Bence dil konusu çok derin bir konu.Dili öğrenmek de Milli Eğitim'dekilerin veya Yök'tekilerin düşündüğü kadar kolay değil.Her kelimenin manasının insanın kafasında canlandırdığı kavram farklıdır ve bu kavramlar yaşamadan oluşmaz diye düşünüyorum.Lisedeki hocamız bize bu anlam-kavram olayını 2-3 hafta derinlemesine anlatmıştı.Bu olay türkçe için bu kadar zor iken doğru düzgün yabancı dil öğretilmeyen okullarımızda yabancı dilde eğitimin devam etmesine mana veremiyorum.

Öğrenci dersi öğrenmeye mi çalışacak yoksa terimlerin ingilizcesini ezberlemeye mi ? Ayrıca bunun faydası da nedir anlamış değilim.Sadece okuldaki öğrendiği ingilizcesiyle ben ingilizce biliyorum diyen öğrenci yoktur herhalde.Ne ingilizcesi öğrendiğimizden de haberimiz yok.Lisansta mesleki ingizlice gerekirken hazırlıkta günlük hayatta kullanılan ingilizceyi hangi mantıkla bize dayatıyorlar ? En saçma sistemlerden biri de benim üniversitemdedir herhalde.%30 inglizce nedir anlayabilmiş değilim.Dersler birbirleriyle bağlantılı olduğuna göre birinin türkçe birinin ingilizce olması saçmalıktan başka birşey değil.Hadi ezberletiyorsunuz bari o işi tam yapın.Zaten hocaların da bu konuya pek destek verdiklerini sanmıyorum çünkü aldığım ingilizce derslerimin hocaları genelde dersi türkçe anlatıyor.

Başka bir konu da ingilizce eğitimi.4.sınıfta İngilizce eğitimi başlıyor ve üniversite sona kadar devam ediyor.Ortalama bir hesapla 13 yıl ingilizce eğitimi alıyoruz.Dile kolay 13 yıl! Bir sürü ödevler,sınavlar,boşa geçen onca zaman ve sonunda ne ingilizceyi ne de mesleğini tam bilen mühendisler.Gerçekten yazık.
sana söylemek istediğim ,daha doğrusu değinmek istediğim birkaç şey var bu konuda Burak...öncelikle konuya daha çok yüzeysel ve dar bir açıdan baktığını belirtmek isterim..önce yorumunu okudum ve henüz bölümünü okumadan bir dil öğrencisi olmadığını anladım..sende hepimiz gibi sistem kurbanısın fakat kendini dil konusunda geliştirmekten çok sana verilenlerle yetinmiş olduğunu düşünüyorum..dayatma bir ingilizce veya almanca,verilen sıkıcı ödevlerle dolu sneelr geçirdiğin belli bunları hepimiz yasadık fakat içimisde sadece belli bi kesim kendini dil konusunda geliştirebildi..herkesin dile eğilimi olması olanaksın bunu hepimis biliyoruz dil bir sanat gibidir..yenilik gerektirir,açılım,yorum,eser ve daha birçok sey..herkesin bu dalda yetenekli olması tabiiki beklenemez fakat en azından kendi mesleki alanına yönelik gereken niteliklere (dilde bunun içnde tabiiki) sahip olması gerektiğini düşünüyorum...
buarada yabancı dil eğitimime karsıyım derken neyi baz alarak böyle bir yorum yaptığını anlayamadım bnce yazının devamnda saydığın birçok olumsuz görüş yabancı dile karsı olduğun sebeplerle ilgili değil..
dil bir hayat felsefesidir...ancak hayata geçirirsen onunla yaşarsın,bir değil iki olursun,iki değil üç olursun zamanla..
umarım zamanla dil hakkındaki pek çok şeye bukdr sığ bakmaktan çekilirsin..
toplum olarak dil konusunda pek fazla ilgiye ve bilgiye sahip olmadığımız içn ya da dış çevrelerden fazlasıyla etkilendiğimiz içn yorumunu okuduğumda şaşırmadım....

Erdem Özdamar
04-10-2008, 03:33
yabancı dille eğitim verilen okullarda doğal olarak önce temelden veriliyor dil.mesleki dil için illaki bir eğitim verilir ama öğrencininde kendini geliştirmesi gerekir.burakın yazısındaki "dayatma" sözcüğünün yanlış kullanıldığını düşünüyorum yada düşünmek istiyorum.çünkü bu öğrenim aşamasında dayatma dersek aldıklarımız geldiği gibi uçar gider.eğer üniversiteye kadar yeterli dil eğitimi verilmiş olsaydı hazırlıkta mesleki dil eğitimide verilirdi.kendimden örenk vereyim ben şimdi ingilizce eczacılık okusam gayet rahat okurum.çünkü lisede iyi kötü bir altyapım oluştu ama herkes benim gibi olmadığından müfredat baştan alın diyor.

dil çok geniş bir deniz.dediğiniz gibi yıllardır ingilizcenin içindeyim ama hala bilmediğim o kadar çok şey varki.kesinlikle "ingilizce biliyorum" diyemem.

yabancı dili öğrenmeye çalışalım ama kendi dilimizide koruyalım...

Okan Şamiloğlu
04-10-2008, 03:37
Anadilimiz Türkçe, Türkiye'nin en iyi okullarındaki eğitim dili ise genelde İngilizce (ODTÜ, Koç, Boğaziçi, Bilkent, Sabancı,...) kimi zaman da Fransızca (Galatasaray Lisesi / Üniversitesi) veya Almanca (İstanbul Erkek Lisesi)!

Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyorum ve bildiğiniz gibi derslerimizin hepsi İngilizce... Yani okulda konuşma, dinleme, yazma, anlama, düşünme dilimiz İngilizce! Sadece okulda da değil aslında okulda bize öğretilen herhangi bir konuyla bağlantılı herhangi bir şeyde! Çünkü biz, derslerde öğrendiklerimizin nerdeyse yarısından fazlasının Türkçe karşılığını bilmiyoruz, gerçekten bilmiyoruz. Sadece biz öğrenciler değil, hocalar da bilmiyor, profesörler bile... Bazen merak edip de sorduğumuz oluyor da yanıt alamıyoruz ne yazık ki... Anadilimizde düşünemiyoruz işte kimi zaman, kendimizi anadilimizde ifade edemiyoruz. Ne kadar acı bir şey bu! Çoğu zaman da ezber yapıp sınavlara giriyoruz, neyin ne olduğunu anlamadan, sadece ezberliyoruz ve sınavdan sonra da tabii ki unutup gidiyoruz. Yani yabancı dilde eğitim bir yerde ezbercilik... Yabancı dilde eğitim bence bizim düşünmemizi köreltiyor, bizim pırıl pırıl çalışan beyinlerimizi tembelliğe alıştırıyor, anlamamızı, sorgulamamızı engelliyor.

Düşünsenize, Türkiye'de yaşıyorsunuz, anadilimiz Türkçe ve sanki işgalci bir devletin boyunduruğu altındaymış gibi başka bir dilde eğitim alıyorsunuz. Daha küçük yaştayken öğretmeniniz derste diyor ki eğer Türkçe konuşursanız derste size ceza veririm, kimi zaman para cezası oluyor bu, kimi zaman da arkadaşlarının önünde küçük düşme cezası! Suçun ne peki bu cezayı görüyorsun? Suçun anadilini konuşmak! Böyle cezayla karşılaşan öğrenci sonra çareyi neyde buluyor biliyor musunuz? Hep susmakta... Artık ne Türkçe konuşuyor derste -zaten yasak-, ne de İngilizce veya Almanca... Alın işte ne güzel eğitim size... Sessiz, susturulmuş öğrenciler... Düşündüğünü söylemekten çekinen öğrenciler... Hepsi yabancı dilde eğitimin marifeti...

Lisedeyken aman daha iyi bir üniversite olsun diye kendimizi kasmalarımız... İlla ki İngilizce İşletme, İktisat,... olsun diye veya eğitim dili İngilizce olan bir üniversiteye girelim diye çok daha fazla ders çalışmalarımız... Peki o zaman niye biz bunu istiyorduk, niye illa ki İngilizce eğitim görmek istiyorduk? Veya niye eğitim dili İngilizce olan bir okulda okuyoruz? Nedeni çok basit tabii ki: Amaç kesinlikle dil öğrenmek değil, ben bütün dersleri İngilizce görerek dil öğrenileceğine inanmıyorum, cidden inanmıyorum, bu sadece ezbercilik getiriyor, başka bir şey değil. Tamam daha düzgün bir İngilizcen oluyor ama bu şekilde dil öğrenilmez. Amaç ne mi o zaman? "Etiket" Evet etiket! Mezun olduktan sonra daha iyi bir iş, daha iyi bir maaş... Çünkü sen İngilizce eğitim gördün, Türkçe değil! Sen ayrıcalıklısın... Sen o İngilizce eğitim veren üniversiteyi kazanmak için yüksek puan aldın, yani başarılısın!

Peki senin Türkçen nasıl? Niye kimse bunu merak etmiyor? Gelin bizim okula, biraz Güney Meydandaki konuşmalara tanık olun... Güler misiniz, ağlar mısınız bilinmez! Yarı Türkçe, yarı İngilizce bir dil... Ve o kadar komik ki, anlatamam size... Üzülerek yazıyorum bunu benim arkadaşlarım Türkçe dilekçe yazmak zorunda kaldıklarında bana yazdırıyorlar, yazamıyorlar çünkü... Ama onlara İngilizce dilekçe yazdır, tam kitaplardaki örnek dilekçeler gibi yazarlar! Suç kimde peki? Arkadaşlarımda mı, yoksa bizi bu hale getiren sistemde mi? Bence hepimizde suç! Türkçemiz'e gerekli önemi vermeyen biz gençlerde ve okullarda yabancı dilde eğitim görmemize sebep olan bozuk eğitim sistemimizde.

Yanlış anlaşılmasın ben İngilizce öğrenmeyelim demiyorum, aksine hepimizin en az 1 dil bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu şekilde okullarda yabancı dilde eğitim görerek değil... Ben anadilimde eğitim görmek istiyorum, herkesin anadilinde eğitim görmesini istiyorum. Daha sağlıklı düşünen bireyler olmak için...
''Bilim dili ingilizcedir'' diyenlere şaşırıyorum..

Anadilin ne ise senin için bilim dili odur..Yorum yapamadan bilim nasıl yapılır?4 dil bilsen de ilk türkçesini düşünür sonra diğer dillere tercüme edersin sonuçta..Zaten ezberci ve işe yaramaz bir eğitim alıyoruz,yorum yapamıyoruz,formül ezberlemekten öteye gidemiyoruz..Bunun üstüne ingilizce dayatması işi çıkmaza süreklemekten başka bir şey değil..Dil öğrenmek çok güzel ama bu şekilde dil öğrenilmiyor zaten..Mesele meslek hayatındaki ingilizce terimlere yakın olmak ise 1 haftalık işi var..

Şu an ders aldığım çok kıymetli bir hocam Arabistan'da kaldığı sırada sırf öğrencilerine kendi dillerinde eğitim verebilmek için Arapça öğrendiğini,daha sonra da zaten bir kaç öğrencisinin çok önemli tasarımlar,modellemeler yaptığını ve bunların patentlerini aldıklarını anlattı.. Bu hoca toplanın,bir araya gelin,size sözel türev ve diferansiyel anlatayım dedi..

Gerçi tamamen türkçe eğitim olsa ne olcak ki sadece daha az uğraştıracak..Bu sayede bilim yapabilecek değiliz..Çünkü başımızda kıymetli hocalar yok..Sadece ezberliyoruz f=ma..Mimar Sinan formül biliyor muydu acaba?Yoksa esas mantıkla kendi formülünü kendisi mi çıkarıyordu?Buradan eğitim sistemine girmeye mecalim yok..

Ya bazı hocalar profesör de ,yüzümüze bakmıyor,yere göğe ders anlatıyor,neyleyim senin profluğunu,yemişim senin doktorluğunu..Bizde dünya görüşlerine göre öğretim görevlileri rütbelendirildiği için neyse buraya da girmeye gerek yok...

Herkes bir şeyler yazıyor çiziyor,durum gene aynı gene aynı..

Cemre Aşkar
04-10-2008, 05:00
Yabancı dilde veya anadilde.İkisinin de farklı avantajları var; dezavantajları olduğu gibi.

Fulya Karakoç
04-10-2008, 14:52
sistemi eleştiyorsunuz arkadaslar...dilin gereksizliğini veya karşıtlığını(bazısına göre )sistemin zayıflığıyla mukayese etmeyelim ikisi çok farklı şeyler...

Aycan Yılmaz
04-10-2008, 14:55
Yukarıda anadil de egitimi savunan tüm görüsleri kabul edebilirim, ancak iyi bir egitim sistemi saglanmıssa. Cünkü egitim seklinin, egitim dili kadar önemli oldugunu düsünüyorum.

Erdem Özdamar
04-10-2008, 14:57
şu anda ne kadar karşıda olsak o sistemin içindeyiz bizlerde.şu haliyle illaki yabancı dilde eğitimi kaldıramayız.türkçe bile doğru düzgün eğitim verilemezken şimdi tutupta ingilizce eğitim vermek ne kadar sağlıklı olur orası tartışılır.

Okan Şamiloğlu
04-10-2008, 14:58
sistemi eleştiyorsunuz arkadaslar...dilin gereksizliğini veya karşıtlığını(bazısına göre )sistemin zayıflığıyla mukayese etmeyelim ikisi çok farklı şeyler...

Dili dili olarak öğrenmek gerekli ve çok güzel bir şey...

Sistemi sadece salt olarak eleştirmiyoruz ,buna rağmen aynı zamanda yabancı dille garip bir şekilde harmanlanmasını da eleştiriyoruz...

Kaldı ki sistem ne olursa olsun kendi anadilinde bilim yapılmalıdır..Amaç eğitim ve bilim ise..Dil öğrenmek amaç ise burada,onun elde ediliş şekli ve biçimi zaten çok farklı olmalı..

Fulya Karakoç
04-10-2008, 15:12
Gül Muştu´isimli üyeden Alıntı http://www.1907unifeb.org/forums/images/buttons/viewpost.gif (http://www.1907unifeb.org/forums/showthread.php?p=41874#post41874) Yanlış anlaşılmasın ben İngilizce öğrenmeyelim demiyorum, aksine hepimizin en az 1 dil bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu şekilde okullarda yabancı dilde eğitim görerek değil... Ben anadilimde eğitim görmek istiyorum, herkesin anadilinde eğitim görmesini istiyorum. Daha sağlıklı düşünen bireyler olmak için...
hepimizin en az bir dil bilmesi konusunda sana katılıyorum..fakat sen ve bizler eğitim hayatımız boyunca türkçe dersleri aldık,bunun içnde edebi metinlerde vardı,dilbilgisi derslerimizde vardı vs...daha sağlıklı düşünen bireyler olabilmek için anadilimde eğitim görmek istiyorum demişssin.sence daha sağlıklı düşünebilen bir birey olmanın altında sadece anadilimizde eğitim görmek mi yatıyor? Senelerdir anadilimiz üzerine eğitim aldık ne zaman sağlıklı düşünen bir birey kıstası üzerinde yoğunlaştırıldık?Bu durum sadece bireysel açıdan değil,toplumsal yöndende irdelenmeli diye düşünüyorum...çünkü dil toplumsal etkileşimin ve toplumun bireyleri arasındaki kültürel bağın ortak ürünüdür...
bu etkileşim sadece münferit toplumlar arasındaki bireylere özgü değil,birbirinden bağımsız her bir toplumun bi araya getirdiği karşılıklı ortak bir çabanın bulgusudur..
bu nedenle bana göre yukarıda belirttiğin gibi sağlıklı düşünen birey olma yolunda sadece anadilin gerekliliği üzerinde savunduğun düşünce yeterli değil.....

Fulya Karakoç
04-10-2008, 15:13
Yukarıda anadil de egitimi savunan tüm görüsleri kabul edebilirim, ancak iyi bir egitim sistemi saglanmıssa. Cünkü egitim seklinin, egitim dili kadar önemli oldugunu düsünüyorum.
kesinlikle...

Fulya Karakoç
04-10-2008, 15:20
Dili dili olarak öğrenmek gerekli ve çok güzel bir şey...

Sistemi sadece salt olarak eleştirmiyoruz ,buna rağmen aynı zamanda yabancı dille garip bir şekilde harmanlanmasını da eleştiriyoruz...

Kaldı ki sistem ne olursa olsun kendi anadilinde bilim yapılmalıdır..Amaç eğitim ve bilim ise..Dil öğrenmek amaç ise burada,onun elde ediliş şekli ve biçimi zaten çok farklı olmalı..
anadilde bilim yapılması konusunda sana katılıyorum...fakat yorum yeteneği,dile olan hakimiyet,ya da topluma birşey katabilme çabası yeni ürün koyma çabası olmadan bilim olmuyor dediğin gibi.. işte benim savunduğum baska bir nokta bize bunun eğitimi verilmediği...bizim kendi anadilimiz üzerinde çalışmalarda bulunmadığımız...bunun diğer yabancı dillerde verilen eğitimle ilgiisi yok..eğer bizim dilimizse konu ozmn eğitim ve sistem üzerinde yoğunlaşılmalı tabiiki...bu konuda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum.

Burak Berkol
04-10-2008, 15:25
sana söylemek istediğim ,daha doğrusu değinmek istediğim birkaç şey var bu konuda Burak...öncelikle konuya daha çok yüzeysel ve dar bir açıdan baktığını belirtmek isterim..önce yorumunu okudum ve henüz bölümünü okumadan bir dil öğrencisi olmadığını anladım..sende hepimiz gibi sistem kurbanısın fakat kendini dil konusunda geliştirmekten çok sana verilenlerle yetinmiş olduğunu düşünüyorum..dayatma bir ingilizce veya almanca,verilen sıkıcı ödevlerle dolu sneelr geçirdiğin belli bunları hepimiz yasadık fakat içimisde sadece belli bi kesim kendini dil konusunda geliştirebildi..herkesin dile eğilimi olması olanaksın bunu hepimis biliyoruz dil bir sanat gibidir..yenilik gerektirir,açılım,yorum,eser ve daha birçok sey..herkesin bu dalda yetenekli olması tabiiki beklenemez fakat en azından kendi mesleki alanına yönelik gereken niteliklere (dilde bunun içnde tabiiki) sahip olması gerektiğini düşünüyorum...
buarada yabancı dil eğitimime karsıyım derken neyi baz alarak böyle bir yorum yaptığını anlayamadım bnce yazının devamnda saydığın birçok olumsuz görüş yabancı dile karsı olduğun sebeplerle ilgili değil..
dil bir hayat felsefesidir...ancak hayata geçirirsen onunla yaşarsın,bir değil iki olursun,iki değil üç olursun zamanla..
umarım zamanla dil hakkındaki pek çok şeye bukdr sığ bakmaktan çekilirsin..
toplum olarak dil konusunda pek fazla ilgiye ve bilgiye sahip olmadığımız içn ya da dış çevrelerden fazlasıyla etkilendiğimiz içn yorumunu okuduğumda şaşırmadım....
Dil eğitimine kesinlikle karşı değilim,aksine dil eğitiminin verilmesini de savunurum.Fakat karşı olduğum şey dediğim gibi dil eğitimi değil yabancı dilde eğitim.Başlığın ilk mesajını okudun mu Fulya ?

Benimle ilgili söylediğin diğer şeylere de katılamaycağım çünkü beni tanısaydın böyle düşünmezdim diye düşünüyorum.Zaten sen beni ilk cümlemden yanlış anlamışsın.

yabancı dille eğitim verilen okullarda doğal olarak önce temelden veriliyor dil.mesleki dil için illaki bir eğitim verilir ama öğrencininde kendini geliştirmesi gerekir.burakın yazısındaki "dayatma" sözcüğünün yanlış kullanıldığını düşünüyorum yada düşünmek istiyorum.çünkü bu öğrenim aşamasında dayatma dersek aldıklarımız geldiği gibi uçar gider.

Dayatma sözcüğünün yanlış olduğunu düşünmüyorum.Çünkü üniversitede 1 sene hazırlık adı altında ingilizce eğitimi veriliyorsa ve bu eğitim bana hayatımın hiçbir alanında yeterli ve gerekli olmuyorsa bu ban göre bir dayatmadır.

eğer üniversiteye kadar yeterli dil eğitimi verilmiş olsaydı hazırlıkta mesleki dil eğitimide verilirdi.kendimden örenk vereyim ben şimdi ingilizce eczacılık okusam gayet rahat okurum.çünkü lisede iyi kötü bir altyapım oluştu ama herkes benim gibi olmadığından müfredat baştan alın diyor.
İngilizcen ne kadar iyi olursa olsun eğer Türkiye'de büyümüşsen ve Türkiye'de yaşıyorsan türkçe düşünürsün.Bunu sadece kendi başında bir öğrenci olarak ben söylemiyorum.Okan'ın dediği gibi İTÜ'nün en değerli hocalarından biri de söylüyor.Yabancı dilde eğitimdeki sorun yabancı dilimizin ne kadar iyi veya kötü olduğu değil,türkçe düşünmemizdir.

Yabancı dil eğitimi ise başka bir konudur ki bu konuda da ne kadar başarısız olduğumuzu bir önceki mesajımda söylediğim ülkemizde 13 yıl eğitim alan insanlar daha iyi anlatırlar.13'ün 11'ini bitiren biri olarak çok başarısız bir dil eğitim sistemimizin olduğunu söyleyebilirim.

Aycan Yılmaz
04-10-2008, 15:36
Çünkü üniversitede 1 sene hazırlık adı altında ingilizce eğitimi veriliyorsa ve bu eğitim bana hayatımın hiçbir alanında yeterli ve gerekli olmuyorsa bu ban göre bir dayatmadır.


Bu sekliyle yanlıs düsünüyorsun bana kalırsa. Benim görüsüm, hazırlık sınıflarının ve yabancı dil kurslarının temel amacı; bir yabancı dili belli bir seviyeye kadar bireye ögretmektir. Bundan sonrası bireye kalır.

Ayrıca bir baska yanlıs düsüncede yabancı dil egitimi esnasında her seyin ögretilmesi gerektigi düsüncesi. Egitim nasıl alınır seklinde bir acıklamada bulunarak ukalalık yapmak istemem ancak ögrenmek icin üzerinde durmak gerekir. Ve ne yazık ki, özellikle ülkemizde yabancı dil ögrenme konusuna gereken hassasiyeti gösteremiyoruz.

Fulya Karakoç
04-10-2008, 15:37
[quote=Burak Berkol;837356]Dil eğitimine kesinlikle karşı değilim,aksine dil eğitiminin verilmesini de savunurum.Fakat karşı olduğum şey dediğim gibi dil eğitimi değil yabancı dilde eğitim.Başlığın ilk mesajını okudun mu Fulya ?

Benimle ilgili söylediğin diğer şeylere de katılamaycağım çünkü beni tanısaydın böyle düşünmezdim diye düşünüyorum.Zaten sen beni ilk cümlemden yanlış anlamışsın.
quote]
konuya kişisel açıdan bakmadım burak..burada hiçbirimiz birbirimizi tanımıyoruz..sadece fikirlerimizi ortaya koyuyor,yeri geldiğinde birbirmizi eleştiriyor yeri geldiğinde savunuyoruz...senin görüşlerine saygılıyım benim eleştirdiğim sen değil,senin ''yabancı'' dilde eğitim hakkındaki görüşlerindi..başlığın ilk mesajınıda okudum ve seni yanlış anlamadığımı düşünüyorum ;)
sende beni tanısaydın,senin hakkında kötü ya da yanlış birsey düşünmeyeceğimi anlardın :)

Fulya Karakoç
04-10-2008, 15:45
Bu sekliyle yanlıs düsünüyorsun bana kalırsa. Benim görüsüm, hazırlık sınıflarının ve yabancı dil kurslarının temel amacı; bir yabancı dili belli bir seviyeye kadar bireye ögretmektir. Bundan sonrası bireye kalır.

Ayrıca bir baska yanlıs düsüncede yabancı dil egitimi esnasında her seyin ögretilmesi gerektigi düsüncesi. Egitim nasıl alınır seklinde bir acıklamada bulunarak ukalalık yapmak istemem ancak ögrenmek icin üzerinde durmak gerekir. Ve ne yazık ki, özellikle ülkemizde yabancı dil ögrenme konusuna gereken hassasiyeti gösteremiyoruz.
aslında çok önemli bir konuya değindin Aycan..hazırlık sınıflarının temel amacı dedğin gibi yabancı dili belli bir seviyeye kadar bireye göstermek fakat Türkiye'de hazırlık eğitimi gören pek çok öğrenci hazırlık sınıfı okumanın misyonunu yeterince algılamış durumda değil...sadece verilenle yetiniliyor ve birey kendini yabancı dil konusunda geliştirmiyorsa artık bu durum sistemle ölçüstürülemez...
yabancı dili gerektiği gibi öğrenme konusunda gerekli hassasiyet ve çaba gösterilmediği için,yabancı dil eğitim sistemindeki yanlışlıkları savunan çok sayıda bireyle karşılaşabiliyoruz...

Cemre Aşkar
04-10-2008, 16:27
Anadilde eğittim mi, Türkçe eğitim mi?
Dilin iyi öğretilememesi mi, Türkçe düşünme mi?
Yabancı dilde eğitime karşı çıkmaya gerek yok bu durumda.İnsanlara o dilde düşünmeyi öğretirsin 13 yılın bir kısmında.Diğer yönden de Türkçe düşünmeyi öğretemiyoruz yabancı dilde düşünmeyi nasıl öğretelim?
Bu haklı çıkmak için bahane olmaz.Madem ikisini de öğretemiyolar ne farkeder ki?Ha yabancı dil ha anadil.Hem en azından birkaç kelime öğrenilmiş olunur.

Okan Şamiloğlu
04-10-2008, 16:50
Anadilde eğittim mi, Türkçe eğitim mi?
Dilin iyi öğretilememesi mi, Türkçe düşünme mi?
Yabancı dilde eğitime karşı çıkmaya gerek yok bu durumda.İnsanlara o dilde düşünmeyi öğretirsin 13 yılın bir kısmında.Diğer yönden de Türkçe düşünmeyi öğretemiyoruz yabancı dilde düşünmeyi nasıl öğretelim?
Bu haklı çıkmak için bahane olmaz.Madem ikisini de öğretemiyolar ne farkeder ki?Ha yabancı dil ha anadil.Hem en azından birkaç kelime öğrenilmiş olunur.
Yabancı dilde eğitime karşı çıkmaya neden gerek yok?Ben hiç bir şey anlamadım..

Daha şu forum üzerinde anadilimizde yazıyoruz,anadilimizle okuyoruz,birbirimizi anlamakta güçlük çekiyoruz..Sonra bana çok önemli bilim adamlarının teorilerini ingilizce anlatıyorlar,işin mantığını kavratmak için..

Anadilde eğitim..İşin Türkçe kısmına gelmesinin sebebi ;anadilimizin Türkçe olması..İngilizce,Fransızca,Arapça,İtalyanca,İspan yolca,Almanca.....Anadilde eğitim..

Kimse kimseye anadilinde düşünmeyi öğretemez..İnsan kendi içinde kendi yorumunu yapar,kendisi düşünür...Burada tıkanıyoruz zaten..Yabancı dilde düşünmek diye bir şey olduğuna inanmıyorum,anadilinde düşünürsün sonra diğer dillere tercüme edersin..Tabi yabancı dilini geliştirmen,iki olay arasındaki mesafeyi zaman olarak azaltmaktır aslında..

Madem ikisini de öğretemiyolar ne farkeder ki?Ha yabancı dil ha anadil.Hem en azından birkaç kelime öğrenilmiş olunur.

Anadilimizde eğitim görerek en azından hep bir açık kapı bırakıyoruz öğrenebilme ihtimalimize...İşte sonra arasıra dünyanın sayılı profesorlerinden birinden anadilinizde bir eğitim alıp,nasıl formül çıkarabileceğinizi,bunu hayatınızın her alanında nasıl modelleyebileceğinizi öğrenebiliyorsunuz sözel olarak,yorum olarak..Çok önemli öğütler alıp bunların özünü iyice kavradıktan sonra gördüğünüz teorilere karşı bakış açınızı değiştirebiliyorsunuz..

Anadilde eğitim aldığımızda herşey bembeyaz ve dört dörtlük olacak demiyor kimse..Ama önümüze çıkan nadir ama çok değerli hocalarımızı değerlendirmemizde bir engel yabancı dilde eğitim..Bu değerlendirme olayı ise bırakın bir kaç yabancı kelime ile karşılaştırmayı,mektep geçmişinizi sürekli sorgulayabilecek kadar kıymetli...

Berk Ulupınar
04-10-2008, 18:58
Yabancı dilde eğitim gereksiz ve boşuna.Daha teorileri,formülleri vs . türkçe tam olarak kavrayamışken bunları yabancı dilde görmek iyice kafa karıştırıyor eziyet olyuor.

Fulya Karakoç
04-10-2008, 21:27
Yabancı dilde eğitim gereksiz ve boşuna.Daha teorileri,formülleri vs . türkçe tam olarak kavrayamışken bunları yabancı dilde görmek iyice kafa karıştırıyor eziyet olyuor.
bu kadar basit düşünmene şaşırdım doğrusu..hiçbirimizn bu konu hakkındaki fikirlerini okumadan ya da yorum yapmadan tuhaf fikirlere kapılıp dil hakkında aslında bilmediğin pek çok seyi iki cümleye sığdırabilmişssin..tebrik ederm.

Burak Berkol
04-10-2008, 21:29
Bu sekliyle yanlıs düsünüyorsun bana kalırsa. Benim görüsüm, hazırlık sınıflarının ve yabancı dil kurslarının temel amacı; bir yabancı dili belli bir seviyeye kadar bireye ögretmektir. Bundan sonrası bireye kalır.

Ayrıca bir baska yanlıs düsüncede yabancı dil egitimi esnasında her seyin ögretilmesi gerektigi düsüncesi. Egitim nasıl alınır seklinde bir acıklamada bulunarak ukalalık yapmak istemem ancak ögrenmek icin üzerinde durmak gerekir. Ve ne yazık ki, özellikle ülkemizde yabancı dil ögrenme konusuna gereken hassasiyeti gösteremiyoruz.
Aycan dediğim gibi dil öğretimine karşı falan değilim.Zaten kimsenin karşı çıkması da beklenemez.Fakat kendi üniversitem için konuştum ben orada ve yine söylüyorum.İTÜ'deki hazırlıkta birçok öğrenci ingilizcelerinn üzerine birşey koymuyor/koyamıyor.Ve diyorum ki bu sadece öğrencilerle alakalı bir durum değil.Tabi ki yabancı dil üzerine düşmezsen bana verilen ödev neyse onu yaparım ya da sadece sınava hazırlanırım dersen bi gelişme kaydedilmez fakat ortada bir de karşı tarafın verebildiği eğitim vardır.Eğer üniversite hazırlıktaki verilen eğtim benim lisede hazırlıkta gördüğüm eğitimden daha kötüyse üniversite hazırlık benim için bi dayatmadır.Tekrar söylüyoum kendi okulum için konuşuyorum.Kaldı ki konumuz yabancı dilde eğitim ve yabancı dilde eğitim görülerek ingilizce öğrenileceğini düşünmüyorum.

İkinci dediğine de katılıyorum ve bunun aksi birşey söylediğimi de hatırlamıyorum.Fakat yine aynı şeyi söyliyeceğim verilen eğitim de önemli bir kriterdir bence.Sadece olaya bu açıdan da yaklaşmanızı istiyorum.Diğer türlü şöyle birşey ortaya çıkıyor.MIT'de de okusam İTÜ'de de okusam aynı bilgi seviyesinde mezun olurum.Bunun doğruluğunu savunabilecek biri yoktur herhalde.

Anadilde eğittim mi, Türkçe eğitim mi?
Dilin iyi öğretilememesi mi, Türkçe düşünme mi?
Yabancı dilde eğitime karşı çıkmaya gerek yok bu durumda.İnsanlara o dilde düşünmeyi öğretirsin 13 yılın bir kısmında.Diğer yönden de Türkçe düşünmeyi öğretemiyoruz yabancı dilde düşünmeyi nasıl öğretelim?
Bu haklı çıkmak için bahane olmaz.Madem ikisini de öğretemiyolar ne farkeder ki?Ha yabancı dil ha anadil.Hem en azından birkaç kelime öğrenilmiş olunur.
Türkçe düşünmeyi öğrenmek bireyin elindedir.Çünkü dil-kültür ilişkisini düşünürsek türk kültürü içinde yaşamıştır,yaşıyordur.Yabancı dilde durum böyle değildir.İngiliz edebiyatı bölümünde ingilizce eğitim gayet mantıklıdır veya fransız edebiyatında fransızca eğitim.Çünkü amaç o kültürü öğrenmektir.Fakat benim amacım İngiliz kültürünü öğrenmekten önce Uçak mühendisliğini öğrenmektir.Aynı zamanda şunu da söylüyorum.İngilizceyi kesinlikle bilmem gerekir fakat dil bu şekilde öğrenilmez(Bu söylediklerim kişisel değildir genel olarak konuşuyorum).Eğer araştırılırsa veya mezunlarla konuşulursa zaten mezunların ingilizceyi derslerde değil kendi çabalarıyla öğrendiğini görürürüz.Mezun olmadım fakat İTÜ mezunlarından ve diğer mezunlardan aldığım bilgi bu yönde.Yani bana göre yabancı dilde eğitim görerek ne mesleğimizi tam öğrenebiliyoruz ne de yabancı dili.

Cemre Aşkar
04-10-2008, 22:13
Aycan dediğim gibi dil öğretimine karşı falan değilim.Zaten kimsenin karşı çıkması da beklenemez.Fakat kendi üniversitem için konuştum ben orada ve yine söylüyorum.İTÜ'deki hazırlıkta birçok öğrenci ingilizcelerinn üzerine birşey koymuyor/koyamıyor.Ve diyorum ki bu sadece öğrencilerle alakalı bir durum değil.Tabi ki yabancı dil üzerine düşmezsen bana verilen ödev neyse onu yaparım ya da sadece sınava hazırlanırım dersen bi gelişme kaydedilmez fakat ortada bir de karşı tarafın verebildiği eğitim vardır.Eğer üniversite hazırlıktaki verilen eğtim benim lisede hazırlıkta gördüğüm eğitimden daha kötüyse üniversite hazırlık benim için bi dayatmadır.Tekrar söylüyoum kendi okulum için konuşuyorum.Kaldı ki konumuz yabancı dilde eğitim ve yabancı dilde eğitim görülerek ingilizce öğrenileceğini düşünmüyorum.

İkinci dediğine de katılıyorum ve bunun aksi birşey söylediğimi de hatırlamıyorum.Fakat yine aynı şeyi söyliyeceğim verilen eğitim de önemli bir kriterdir bence.Sadece olaya bu açıdan da yaklaşmanızı istiyorum.Diğer türlü şöyle birşey ortaya çıkıyor.MIT'de de okusam İTÜ'de de okusam aynı bilgi seviyesinde mezun olurum.Bunun doğruluğunu savunabilecek biri yoktur herhalde.


Türkçe düşünmeyi öğrenmek bireyin elindedir.Çünkü dil-kültür ilişkisini düşünürsek türk kültürü içinde yaşamıştır,yaşıyordur.Yabancı dilde durum böyle değildir.İngiliz edebiyatı bölümünde ingilizce eğitim gayet mantıklıdır veya fransız edebiyatında fransızca eğitim.Çünkü amaç o kültürü öğrenmektir.Fakat benim amacım İngiliz kültürünü öğrenmekten önce Uçak mühendisliğini öğrenmektir.Aynı zamanda şunu da söylüyorum.İngilizceyi kesinlikle bilmem gerekir fakat dil bu şekilde öğrenilmez(Bu söylediklerim kişisel değildir genel olarak konuşuyorum).Eğer araştırılırsa veya mezunlarla konuşulursa zaten mezunların ingilizceyi derslerde değil kendi çabalarıyla öğrendiğini görürürüz.Mezun olmadım fakat İTÜ mezunlarından ve diğer mezunlardan aldığım bilgi bu yönde.Yani bana göre yabancı dilde eğitim görerek ne mesleğimizi tam öğrenebiliyoruz ne de yabancı dili.

Aslında konuya daha fazla yazmayacaktım ama farklı yerlere kayıyor.Şimdi anadil anadil diyorsunuz.Anadilin bu kadar savunulma sebebi Türkçe için duyulan hassasiyet.Sorum şu:Anadilde eğitim mi, Türkçe eğittim mi?İyi bir düşünün ne demek istediğim o zaman anlaşılır.
Diğer bir konu meslek.İyi de bu formüllerin hiçbiri Türkçe değil ki.Terimler keza öyle.Geriye ne kaldı?Türkçe okuduğun mühendisliğin yarısı Türkçe değil.
Türkçe düşünmeyi öğrenmek nasıl ki bireyin elindeyse yabancı dilde düşünmeyi öğrenmek de öyle bireyin elinde.Gazete, kitap, müzik bu iş için en güzel araçlar.Şimdi okuduğum okulun etkisiyle yabancı dil, kültür savunucu olarak görebilirsiniz.Fakat amacım olaya sığ bakıldığını göstermek.İsteyen istediği şekilde okur.İngilizce okumak istemeyen boun'a gitmesin, öğrenemiyorum diyen yabancı dilde eğitim veren okullara gitmesin.
Şikayetiniz yabancı dilde eğitim veren okul fazlalığından ise hak veririm.Yabancı dilde eğitim veren okul sayısı azaltılmalı derim.Arz-talep meselesi sonuçta.Ama zor oluyor, öğrenemiyoruz, düşünemiyoruz öyle derseniz kişisel sorundan öteye gitmez.Kişiden kişiye değişir.Yani sana göre süt bana göre çikolata;)

Fulya Karakoç
04-10-2008, 23:37
http://www.languageguide.org
bize birşeyler katar diye düşündüm..en azından merak ettiğimiz küçük şeylerin yanıtını bulabilirz :)

Fulya Karakoç
04-10-2008, 23:40
www.ef.com.tr

Fulya Karakoç
26-10-2008, 14:11
Kimse yokmu hala nerde dilcilerimiz bizimm :)

Erdem Özdamar
26-10-2008, 19:26
sözlük karıştırmakla meşgul...

Fulya Karakoç
26-10-2008, 20:57
hadi ama canlan :)

Özlem Göktürk
26-10-2008, 21:50
ben de özet çıkarmakla meşgulum:)

Gözde Özavcı
27-10-2008, 00:13
ben varım baya da canlıyım hiçbirşey yapmıyorum :D

Fulya Karakoç
28-10-2008, 22:55
ben varım baya da canlıyım hiçbirşey yapmıyorum :D
Gözde sen yapma bari ya :D bak özet çıkaran var sözlük karıştıran var, bnm gibi kendine kabin gibi bi yer ednmiş insan var herkes bişelerle ilgileniyo boş durma :D sende yaz bişeler canlı canlı şöyle :)
:cool:

Erdem Özdamar
28-10-2008, 22:56
bugün forum karıştırıyorum...

Fulya Karakoç
28-10-2008, 23:15
bnde seminer programlara bakıyrm..

Fulya Karakoç
29-10-2008, 00:47
http://www.infist.org/programme/programme.htm
takip eden arkadaslar için ;)

Erdem Özdamar
29-10-2008, 00:48
fransız kültürün etkinliklerine istanbulda olduğum ve denk getirdiğim sürece katılıyorum.çok güzel seçmeleri var.aynı şekilde ankarada da takip etmeye çalışıyorum.

fransadaki dil okullarına bakıyorumda kriz bir an önce bitsede avro düşse...

Fulya Karakoç
29-10-2008, 00:52
http://estambul.cervantes.es/tr/default.htm
ve ispanyolca aşıkları için...
;)

Fulya Karakoç
29-10-2008, 00:55
fransız kültürün etkinliklerine istanbulda olduğum ve denk getirdiğim sürece katılıyorum.çok güzel seçmeleri var.aynı şekilde ankarada da takip etmeye çalışıyorum.

fransadaki dil okullarına bakıyorumda kriz bir an önce bitsede avro düşse...
bnde aynı şekilde Erdem zamanım olduğu sürece daha fazla vakit geçirmeye ve etkinliklerine katılmaya çalışıyorum..gerçekten faydalı oluyor...sadece Türklerle beraber değil aynı zamanda etkinliklere ve seminerlere katılmak isteyen pek çok Fransızla biraraya gelebiliyrz:)...bazen gönüllü olarak çalışmak isteyen elemanlar bile arıyorlar dönem dönem..
seninde uzakta olmana rağmen takipte olman çok güzel ;)

Erdem Özdamar
29-10-2008, 00:59
fransızların dillerine ne kadar önem verdiklerini biliyoruz.dolayısıyla dil öğrenimine yönelik aktiviteleride oldukça fazla."frankofoni etkinlikleri" ankarada sık sık tekrarlanıyor.ayrıca fransız kültür merkezi sadece bu tür çalışmalara yönelik değil çeşitli sanat etkinliklerinide sponsor olarak destekliyor.uluslararası ankara tiyatro festivali,kısa film festivali bu desteklediği organizasyonlardan sadece ikisi.

istanbulda merkezin yeride çok güzel.istiklal caddesi no:3...

ah istanbulu özledim:(

Fulya Karakoç
29-10-2008, 11:51
http://www.iicistanbul.esteri.it/IIC_Istanbul
italyanca tüm aktivite,etkinlik ve kurslarını takip etmek isteyen arkadaslar için ;)

Fulya Karakoç
29-10-2008, 11:58
http://www.goethe.de/ins/tr/ist/deindex.htm
ve almanca...
:)

Fulya Karakoç
29-10-2008, 12:20
Paris


Parisli’nin içinde bulunduğu durum, çevresindeki insanlara yeni ve farklı bir gözle bakmasına neden olur. Kendi ölümünü düşünmek, hayatına ve başka insanların hayatlarına birdenbire yeni bir anlam katar.


http://www.ntvmsnbc.com/news/294010.jpg
İSTANBUL - Cedric Klapisch’in yönettiği filmde, Juliette Binoche, Romain Duris, Fabrice Luchini ile Albert Dupontel rol alıyor. Bu hikâye, hasta ve ölebileceğini düşünen bir Parisli’yi anlatıyor. İçinde bulunduğu durum, çevresindeki insanlara yeni ve farklı bir gözle bakmasına neden oluyor. Kendi ölümünü düşünmek, kendi hayatına, başka insanların hayatlarına ve bütün şehir hayatına birdenbire yeni bir anlam katıyor. Meyve ve sebze satıcıları, fırına koşan bir kadın, işçi, dansçı, mühendis, evsiz adam, üniversite profesörü, model, Cameroon’lu yasa dışı bir göçmen... Bütün bu birbirinden farklı kişiler bu şehirde ve bu filmde bir araya geldi.

Yönetmen: Cedric Klapisch
Oyuncular: Juliette Binoche, Romain Duris, François Cluzet, Gilles Lellouche, Fabrice Luchini, Albert Dupontel, Karin Viard
Senaryo: Cedric Klapisch
Tür: Dram, Komedi, Romantik
Dil: Altyazılı
Süre: 130 dk.
Web Sitesi: http://www.lefilm-paris.com/
fransızca okuyan arkadaslarımızın keyifle izleyeceği bir film daha... ;)

Gözde Özavcı
29-10-2008, 16:54
http://estambul.cervantes.es/tr/default.htm
ve ispanyolca aşıkları için...
;)

Yaa ben İspanyolcaya bayılıyorum çok zevkli bir dil. Keşke İspanyol Dili falan okusaydım kıskanıyorum onları. Kendi bölümümden açıkçası zevk almıyorum o yüzden hiçbirşey yapmak içimden gelmiyor Fulyacım.

Fulya Karakoç
29-10-2008, 18:12
Belkide seni en iyi anlayanlardan biri benimdir suan Gözde...Ortak yanımızı ortaya çıkardığına sevindim :) Çünkü aynı şeyleri başta bende böyle düşünüyordum.Bnm hedefim İspanyıol dili ve Edebiyatı okumaktı senin gibi..Olamynca gercekten çok üzülmüştüm ve kıskançlık duygusuna kapılmıştm :)..
Fakat şuan bölümümden memnunum ve çeviri yaparken duyduğum hazzı yaptığım pek çok şeyde alamıyrm buna ispanyolca konusmak dahil...Ek olarak suan ispanyolca görüyorum ve dediğin gibi gercekten konusması ve öğrenmesi zevk veren bir dil..Biraz kısmet tabi şuan yapabilceğimiz tek şey alanımızda en iyi olabilmek ve önümüze çıkan fırsatları değerlendirebilmek...Bizim ispanyolca öğrenebileceğimiz pek çok yer var araştırıldığında...umarım sende zamanla bnm gibi bölümüne alışırsın ve gercekten bazı şeyleri sadece işin gereği ve üzerine yüklediği sorumluluk duyguları için değil,zevk verdiği seni mutlu ettiği için yaparsın..seni çok iyi anlıyorum canım :)
biz başabiliriz ;)

Gözde Özavcı
29-10-2008, 19:10
Valla canım ne güzel konuşuyorsun ve çok haklısında ama ben artık 3. sınıf olmuşum ,her dönem üzerine eklenen yeni sebeplerle bölümüme daha da soğuyorum. Sevmeye çalışmaya uğraşmadım değil 2. sınıfta bir sonraki sene verilen İspanyolca seçmeli dersini alabilmek için çalışırken (not ortalamasına göre ilk 30 öğrenciyi alıyorlar) bazı derslerin belli bir derecede zevkli geldiklerini anımsıyorum ancak benim tüm çabalamama rağmen her türlü olumsuzluğun karşıma çıkması beni o derslerden de soğuttu. Çok isterdim bende söz ettiğin gibi düşünebilmek ama bu zamandan sonra oldukça zor.

Fulya Karakoç
29-10-2008, 20:11
anladım... :(

Fulya Karakoç
01-11-2008, 01:52
http://89.149.209.30/images/afis_buyuk/s/Santor.jpgYapım :
2006, Fransa (http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=-1&rating=-1&location=2355&year=2006&adddate=-1&tip=0)Tür :
Dram (http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=562&rating=-1&location=-1&year=-1&adddate=-1&tip=0) / Müzikal (http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=569&rating=-1&location=-1&year=-1&adddate=-1&tip=0) / Romantik (http://www.sinemalar.com/filmler/sinepedi/?type=571&rating=-1&location=-1&year=-1&adddate=-1&tip=0)Yönetmen :
Xavier Giannoli (http://www.sinemalar.com/sanatci/28670/Xavier-Giannoli/)Senaryo :
Xavier Giannoli (http://www.sinemalar.com/sanatci/28670/Xavier-Giannoli/)Oyuncular :
Gérard Depardieu (http://www.sinemalar.com/sanatci/26279/Grard-Depardieu/), Cécile De France (http://www.sinemalar.com/sanatci/28671/Ccile-De-France/), Mathieu Amalric (http://www.sinemalar.com/sanatci/28672/Mathieu-Amalric/)Görüntü Yönetmeni :
Yorick Le Saux (http://www.sinemalar.com/sanatci/28674/Yorick-Le-Saux/)Müzik :
Alexandre Desplat (http://www.sinemalar.com/sanatci/25900/Alexandre-Desplat/)Dağıtım :
Chantier Film (http://www.sinemalar.com/filmlistele.php?type=2&dagitici=Chantier-Film&dagiticiid=637)Süre :
1 saat, 52 dk.
50 yaşındaki Alain (Gerard Depardieu), Clermont-Ferrand şehrinde çok ünlü bir şantördür. Bu popüler şarkıcıların sabahlara kadar şarkı söylemediği geceler çok az olmasına rağmen, şehre yeni ve farklı bir hava getiren karaoke fenomeni yüzünden Alain gibi şarkıcıların nesli tükenmektedir. Ve bu yüzden, Alain sahnedeki ömrü gittikçe kısalmasından endişelenmektedir. Bir gece, sahneden seyircilerine serenat yaparken kalabalığın içinden sarışın güzel bir kız görüyor. İlerleyen zaman içinde bu kızla tanışmayı başarır. Marian (Cecile de France), Alain’a karşı son derece dikkatli davranmasına karşı onun cazibesine karşı koyamaz. Alain’nın sesiz direnişini ve insancıl yapısı nihayet hak ettiğini bulur ve ikili bir süre sonra ilginç bir şekilde birbirine yaklaşır. Kader bu ki, Marian, Alain’nın arkadaşı Bruno’nun (Mathieu Amalric) sahip olduğu gayri menkul şirketinde çalışmaktadır ve Bruno’nun da Marian’a karşı ilgisi vardır. Kariyeri sona ermek üzere olan yaşlı şantör Alain’ın, güzel Marian’a karşı olan ilgisi gün geçtikçe artar. Ünlü aktör Gerard Depardieu ve güzel oyuncu Cecile de France’dan, Fransız şarkıları eşliğinde keyifle izlenecek romantik bir film...
franszıca okuyan arkadasların keyifle izleyebileceği bir film daha...

Fulya Karakoç
01-11-2008, 01:59
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/0/04/Delicatessen2.jpg/220px-Delicatessen2.jpg (http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Delicatessen2.jpg)Şarküteri Orjinal Posteri
YönetmenJean-Pierre Jeunet (http://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Pierre_Jeunet)
Marc Caro (http://tr.wikipedia.org/wiki/Marc_Caro)
YapımcıClaudie Ossard
Senaryo yazarıGilles Adrien (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Gilles_Adrien&action=edit&redlink=1)
Marc Caro (http://tr.wikipedia.org/wiki/Marc_Caro)
Jean-Pierre Jeunet (http://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Pierre_Jeunet)
Oyuncular
Pascal Benezech (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Pascal_Benezech&action=edit&redlink=1)
Dominique Pinon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dominique_Pinon)
Marie-Laure Dougnac
Görüntü yönetmeniDarius Khondji
KurguHerve Schneid
Film müzikleriCarlos D'Alessio (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Carlos_D%27Ale&action=edit&redlink=1)
Yapım yılı, ülkesi1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991), Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)
Süre99 dakika
DilFransızca (http://tr.wikipedia.org/wiki/Frans%C4%B1zca)
Diğer adlarŞarküteri (Türkiye)

Şarküteri (Delicatessen) Jean-Pierre Jeunet (http://tr.wikipedia.org/wiki/Jean-Pierre_Jeunet) ve Marc Caro (http://tr.wikipedia.org/wiki/Marc_Caro) imzalı 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991) Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa) yapımı bir kara komedi. Sürrealist film akımının güzel bir örneği olan bu film kült statüsünde sayılmaktadır.Filmde bir savaş sonrası Fransa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fransa)'da bir apartmanda yaşayan garip insanların yaşantıları konu edilmektedir. Apartmanın alt katında, sahibi de bu apartmanda yaşayan bir kasap bulunmaktadır. Bu apartmana günün birinde genç bir adam (Louison-Dominique Pinon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dominique_Pinon)) gelir.Bu genç adam kasabın kızına aşık olur...


1992 César En İyi Kurgu; En İyi İlk Film; En İyi Yapım; En İyi Senaryo
1991 Avrupa Film Ödülleri: En İyi Yapımcı
1992 Fantasporto İzleyici Ödülü
1991 Sitges En İyi Yönetmen; En İyi Müzik; En İyi Erkek Oyuncu (Dominique Pinon)
1991 Tokyo Altın Ödül


Özgün, yaratıcı, şaşırtıcı ve fantastik bir absürd komedi: Jeunet-Caro ikilisinin anında kült olan bu ilk uzun metrajlı çalışmaları, tuhaf karakterleri ve özel renk ve set tasarımlarıyla başka bir gezegende çekilmiş gibidir. Konusu da bir o kadar çarpıcıdır...

Fulya Karakoç
01-11-2008, 02:05
http://www.britishcouncil.org/turkey
ve ingilizce... ;)

Erdem Özdamar
01-11-2008, 02:06
bu dönem sabırsızlıkla beklediğim filmlerden biri paris.henüz izlemedim ama kesinlikle izleyeceğim.

Fulya Karakoç
01-11-2008, 02:11
http://www.taa-ankara.org.tr/index-tr.php

Fulya Karakoç
01-11-2008, 02:12
bu dönem sabırsızlıkla beklediğim filmlerden biri paris.henüz izlemedim ama kesinlikle izleyeceğim.
kesinlikle Erdem...bunu kaçırmamamız lazım :)

Gözde Özavcı
01-11-2008, 02:38
İspanyolca bir film var mı? Mümkünse latin amerikadan. Onlar daha anlaşılır konuşuyorlar da :D

Fulya Karakoç
01-11-2008, 03:14
olmazmı :D
IBERYA

http://www.sineport.com/filmres/2007/iberia.jpg (http://www.sineport.com/poster/2007/iberia.jpg) Orjinal Adı: Iberia

Yönetmen: Carlos Saura
Oyuncular: Sara Baras, Antonio Canales, Marta Carrasco, Aida Gomez

Senaryo: Carlos Saura
Görüntü Yönetmeni: Jose Louis Lopez Linares
Müzik: Roque Banos
Kurgu: Julia Juaniz
Tür: Müzikal
Süre: 91 Dk.
Yapım: 2005 - İspanya/Fransa
Dağıtımcı: Umut Sanat Filmcilik www.umutsanat.com.tr (http://www.umutsanat.com.tr/)

Gösterim tarihi: 5 Ocak 2007

Resmi Web Sitesi: www.2-1-0.gr (http://www.2-1-0.gr/?title=tt0443057)

Editörün Notu: İberya, dans ve müzik ile eşsiz bir şekilde bütünleşmiş bir müzikal film.

Konu: Carlos Saura’nın İberya’sı tam bir güç birliği. Flamenko, klasik dans, bale ve modern dansın nefes kesen disiplinini, tüm yeteneği ve tutkulu yüreği ile bir araya getirmiş. Yaşayan en ünlü İspanyol yetenekleriyle çalışarak ve onları daha önce yapılmadık bir şekilde bir araya getirmiş. Onlardan sadece en iyi sonucu almakla kalmayıp onları daha da yükseklere çıkarmış.
http://www.sineport.com/vizyon/resim/2007/iberia/iberia02.jpg http://www.sineport.com/vizyon/resim/2007/iberia/iberia01.jpg

http://www.sineport.com/vizyon/resim/2007/iberia/iberia03.jpg http://www.sineport.com/vizyon/resim/2007/iberia/iberia04.jpg

http://www.sineport.com/vizyon/resim/2007/iberia/iberia05.jpg http://www.sineport.com/vizyon/resim/2007/iberia/iberia06.jpgCarlos Saura, İspanyol besteci Isaac Albeniz’in eleştirmenler tarafından en iyi eseri olarak tanımlanan İberia Süiti’ni, bestelenişinin yüzüncü yıldönümünde beyazperdeye aktardı… İberya, dans ve müziğin bütünleştiği unutulmaz bir müzikal film

25. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin programında da yer alan İberya, 2006 İspanya Goya Ödülleri’nde ‘en iyi görüntü’ ödülüne layık görüldü…
İberya, aralarında herhangi bir yorum verilmeden sunulan ve her biri Isaac Albeniz’in süitinin bölümlerinden uyarlanan bir dizi çağdaş, folk ve flamenko performansından oluşuyor… Saura’nın kamerası, hazırlıkları, provaları çektikten sonra, birinci sınıf koreografların hazırladığı, birinci sınıf dansçıların sunduğu performansları müzik eşliğinde bize ard arda sunuyor…

Erdem Özdamar
01-11-2008, 19:57
İspanyolca bir film var mı? Mümkünse latin amerikadan. Onlar daha anlaşılır konuşuyorlar da :D

"alejandro gonzales" filmleri derim başka birşey demem.özellikle "paramparça aşklar ve köpekler".

Gizem Yapar
05-11-2008, 20:09
Anadilimiz Türkçe, Türkiye'nin en iyi okullarındaki eğitim dili ise genelde İngilizce (ODTÜ, Koç, Boğaziçi, Bilkent, Sabancı,...) kimi zaman da Fransızca (Galatasaray Lisesi / Üniversitesi) veya Almanca (İstanbul Erkek Lisesi)!

Boğaziçi Üniversitesi'nde okuyorum ve bildiğiniz gibi derslerimizin hepsi İngilizce... Yani okulda konuşma, dinleme, yazma, anlama, düşünme dilimiz İngilizce! Sadece okulda da değil aslında okulda bize öğretilen herhangi bir konuyla bağlantılı herhangi bir şeyde! Çünkü biz, derslerde öğrendiklerimizin nerdeyse yarısından fazlasının Türkçe karşılığını bilmiyoruz, gerçekten bilmiyoruz. Sadece biz öğrenciler değil, hocalar da bilmiyor, profesörler bile... Bazen merak edip de sorduğumuz oluyor da yanıt alamıyoruz ne yazık ki... Anadilimizde düşünemiyoruz işte kimi zaman, kendimizi anadilimizde ifade edemiyoruz. Ne kadar acı bir şey bu! Çoğu zaman da ezber yapıp sınavlara giriyoruz, neyin ne olduğunu anlamadan, sadece ezberliyoruz ve sınavdan sonra da tabii ki unutup gidiyoruz. Yani yabancı dilde eğitim bir yerde ezbercilik... Yabancı dilde eğitim bence bizim düşünmemizi köreltiyor, bizim pırıl pırıl çalışan beyinlerimizi tembelliğe alıştırıyor, anlamamızı, sorgulamamızı engelliyor.

Düşünsenize, Türkiye'de yaşıyorsunuz, anadilimiz Türkçe ve sanki işgalci bir devletin boyunduruğu altındaymış gibi başka bir dilde eğitim alıyorsunuz. Daha küçük yaştayken öğretmeniniz derste diyor ki eğer Türkçe konuşursanız derste size ceza veririm, kimi zaman para cezası oluyor bu, kimi zaman da arkadaşlarının önünde küçük düşme cezası! Suçun ne peki bu cezayı görüyorsun? Suçun anadilini konuşmak! Böyle cezayla karşılaşan öğrenci sonra çareyi neyde buluyor biliyor musunuz? Hep susmakta... Artık ne Türkçe konuşuyor derste -zaten yasak-, ne de İngilizce veya Almanca... Alın işte ne güzel eğitim size... Sessiz, susturulmuş öğrenciler... Düşündüğünü söylemekten çekinen öğrenciler... Hepsi yabancı dilde eğitimin marifeti...

Lisedeyken aman daha iyi bir üniversite olsun diye kendimizi kasmalarımız... İlla ki İngilizce İşletme, İktisat,... olsun diye veya eğitim dili İngilizce olan bir üniversiteye girelim diye çok daha fazla ders çalışmalarımız... Peki o zaman niye biz bunu istiyorduk, niye illa ki İngilizce eğitim görmek istiyorduk? Veya niye eğitim dili İngilizce olan bir okulda okuyoruz? Nedeni çok basit tabii ki: Amaç kesinlikle dil öğrenmek değil, ben bütün dersleri İngilizce görerek dil öğrenileceğine inanmıyorum, cidden inanmıyorum, bu sadece ezbercilik getiriyor, başka bir şey değil. Tamam daha düzgün bir İngilizcen oluyor ama bu şekilde dil öğrenilmez. Amaç ne mi o zaman? "Etiket" Evet etiket! Mezun olduktan sonra daha iyi bir iş, daha iyi bir maaş... Çünkü sen İngilizce eğitim gördün, Türkçe değil! Sen ayrıcalıklısın... Sen o İngilizce eğitim veren üniversiteyi kazanmak için yüksek puan aldın, yani başarılısın!

Peki senin Türkçen nasıl? Niye kimse bunu merak etmiyor? Gelin bizim okula, biraz Güney Meydandaki konuşmalara tanık olun... Güler misiniz, ağlar mısınız bilinmez! Yarı Türkçe, yarı İngilizce bir dil... Ve o kadar komik ki, anlatamam size... Üzülerek yazıyorum bunu benim arkadaşlarım Türkçe dilekçe yazmak zorunda kaldıklarında bana yazdırıyorlar, yazamıyorlar çünkü... Ama onlara İngilizce dilekçe yazdır, tam kitaplardaki örnek dilekçeler gibi yazarlar! Suç kimde peki? Arkadaşlarımda mı, yoksa bizi bu hale getiren sistemde mi? Bence hepimizde suç! Türkçemiz'e gerekli önemi vermeyen biz gençlerde ve okullarda yabancı dilde eğitim görmemize sebep olan bozuk eğitim sistemimizde.

Yanlış anlaşılmasın ben İngilizce öğrenmeyelim demiyorum, aksine hepimizin en az 1 dil bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bu şekilde okullarda yabancı dilde eğitim görerek değil... Ben anadilimde eğitim görmek istiyorum, herkesin anadilinde eğitim görmesini istiyorum. Daha sağlıklı düşünen bireyler olmak için...


+1000
tebrik ederim arkadaşım böyle bir konuyu gündeme getirdiğin için

Fulya Karakoç
14-11-2008, 21:00
http://www.ntvmsnbc.com/news/210560.jpg BilgilerYönetmen


Frédéric FonteyneOyuncular

Emmanuelle Devos
Clovis Cornillac
Laura Smet

Alice Verlinden Süre


103'Yapım Yılı


2004Dil


FransızcaTürü

Dram

Gilles' Wife [La Femme De Gilles] - (Gilles'in Karısı)
İki Dünya Savaşı arasındaki Fransa'da kırsal bir bölge... Elisa, Gilles'in sadık karısıdır. Elisa ev ve çocuklarla ilgilenirken Gilles maden ocağında uzun saatler çalışmaktadır. Kızkardeşi Victorine sık sık eve gelerek çocuklarla oynamakta ve Elisa'ya yardımcı olmaktadır. Elisa hamiledir ve kocasının onu kızkardeşi ile aldattığından şüphelenmektedir. Fakat bir gün bu şüphelerin gerçek olduğunu anlar ve kocasının Victorine ile gizli bir ilişki yaşadığını öğrenir. Kaybettiğini geri kazanmak için sessiz bir savaş başlatır.
Yönetmen Frederic Fonteyne, film hakkındaki görüşünü, “İzleyenler, iki insan arasındaki bu “tutuşma” filmini bir geçiş gibi yaşasınlar ve gördüklerini, hissettiklerini anlatabilecek kelime bulamasınlar” şeklinde dile getirmiş. Première’den Nicolas Schaller, “Her karenin bir tablo gibi kameraya alındığı, insan ve kutsal arasındaki ihtilaf üzerine, ihanetin, suçluluk duygusunun ve affetmenin yükünü taşıyan, büyüleyici bir film” diyor.
tavsiye ederm arkadaslar ;)

Erdem Özdamar
14-11-2008, 21:02
hala parisi izleyemedim...

Fulya Karakoç
14-11-2008, 21:41
Türk Tercüme Tarihi Hakkında Bazı Tespitler
«Türk kültürünün dünya kültürlerine katkısı» çerçevesinde ele alınacak en verimli alanlardan biri de Türk tercüme tarihidir. Her ne kadar bu alanın belki daha ziyade dolaylı etki şeklinde ele alınması gerekse de...
Gerçi, tercüme faaliyeti, esas itibariyle hedef dil ve kültürü zenginleştirici mahiyette olduğu için, her millî kültür için de benzeri bir hüküm ifade edilebilir. Ne var ki Türk mütercim ve düşünürlerinin, tercüme teorisine de katkıları söz konusu olduğundan, pekâlâ doğrudan bir etkiden de bahsetmek mümkündür. Meselenin bu yönü bir tarafa, her halükârda vurgulanması gereken husus şudur:
Türk tercüme tarihi, tercüme bilimi veya teorisi ile uğraşanlara fevkalade zengin bir çalışma malzemesi sunmaktadır.
Tercüme faaliyeti, tercümanlık yönüyle, neredeyse İnsanlıkla yaşıt olsa gerektir. Târihten takip edilebilen ilk yazılı tercüme örnekleri ise, Akkadlar ve Eski Mısır hanedanlarına kadar geriye gitmektedir. Her meslek erbabı gibi, her tercüman ve mütercimin de yaptığı iş üzerinde kafa yormamış olması düşünülemez. Bu bakımdan, konu üzerinde sistemli tefekkür anlamında tercümeyle ilgili ilk teorik düşünceler de ilk tercüman veya mütercime kadar geriye götürülebilir. Ne var ki bu mahiyette bize ulaşan ilk hatırı sayılır fikrî malzeme, muhtemelen, Romalı hatip ve yazar Cicero'ya (M.Ö. 104-43) aittir. Sonraki devirlerin belki en mühim ismi olarak, Vulgate (yani Kitab-ı Mukaddesim Latince versiyonunun) sahibi Saint Jeröme (M.S. 347-420) görülmektedir. Arkasından, dünyanın belki ilk ve en uzun ömürlü mütercimlik okulu olan -ki faaliyetleri Bağdat'ta 8. asrın ortalarından 13. asrın ortalarına kadar devam etmiştir- Beytülhikme bünyesinde faaliyet gösteren mütercimler ön plana çıkmaktadır. Bunların başında da, hiç şüphesiz, Huneyn İbn İshak El-İbâdî (810-873) gelir. Tercüme teorisyeni sıfatıyla tespit edilebilen ikinci en mühim isim Câhiz (766?-869) ve üçüncüsü, -onlardan çok sonra gelen-Safedî'dir (1296-1363). Muhakkak ki, aynı kültür geleneği içinde, daha birçok mühim isim mevcuttur. Ama, ne yazık ki, İslâm Medeniyetinin birçok cephesi için de söylenebileceği gibi, bu alan henüz derinlemesine araştırılmamıştır.
Umumî olarak İslâm tercüme tarihi derinlemesine araştırılıp bir bütün halinde ortaya konmadığı gibi, böyle bir çalışma Türk tercüme tarihi için de
yapılmış değildir. Elbette her iki alanda da tek tük ve sınırlı çalışmalar vardır; fakat bunlar yeterli olmaktan çok uzaktır. Şu âna kadar yapılan çalışmaları yetersiz buluşumuz, bunların, mevcudun tamamını kuşatıcı olmamalarının ötesinde, asıl, yapılan tercümeleri teorik açıdan incelemeye tâbi tutmamış olmaları, başka türlü ifade edersek, eserlerdeki tercüme anlayışları üzerinde durmamış olmaları sebebiyledir. Yanlış anlaşılmamak için yine tekrar etmek gerekiyor: Tek tek pek çok tercüme ,eser, tercüme anlayışları yönünden incelenmiş olsa bile, bütün bir Türk ve İslâm tercüme tarihi bu açıdan ele alınmamıştır veya bu yönde yapılan çalışmalar pek muhtasar kalmıştır.
Bizde sadeee Türk ve İslâm tercüme tarihini değil, hatta bütün Avrupa tercüme tarihini de bir bütün halinde ele alıp inceleyen tek eser, bildiğimiz kadarıyla, Hilmi Ziya Ülken'e aittir. Onun Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü başlığını taşıyan eseri, 1935 yılında yayınlanmıştır ve bu alanda bir ilk adımdır. Fakat, hem başka çalışmalarla tamamlanmamıştır, hem de bu eser, esas itibariyle, tercümeleri teorik yönden değerlendirmek gibi bir maksat gütmemekte, onların daha ziyade fikrî tesirlerine dikkat çekmeye çalışmaktadır.
Hususen Türk tercüme tarihi alanındaki boşluğu ortaya koyan bir diğer örnek de, UNESCO tarafından 1995 yılında Ottava'da Tarihte Mütercimler başlığıyla yayınlanan çalışmadır. Bu çalışma, Milletlerarası Mütercimler Federasyonu'nun 1960'dan beri yürüttüğü projenin mahsulüdür ve Federasyonun ihdas ettiği Tercüme Tarihi Komitesi tarafından gerçekleştirilmiştir. Proje çerçevesinde bütün dünyanın tercüme tarihi yazılmak istenmiş, ancak bu işin zorluğu karşısında, bütün dünyadan, mütercimlerin, gelişmesinde en çok rol oynadıkları alanlar ve ülkeler seçilmiştir. Halbuki, Türkiye de, bu bakımdan, en başta gelen örnek ülkelerden biri iken, bu çalışmada yer almamıştır ve söz konusu Komitede de tek Türk bulunmamaktadır.
Aslında, bu durumu da çok fazla yadırgamamak lâzımdır. Zira ülkemizin tercüme bilimi alanında çalışan akademisyenleri dahi kendi ülkelerinin tercüme tarihi karşısında oldukça lakayt bir tavır içindedirler ve, hemen her alanda görüldüğü gibi, Avrupa merkezli bir bakış açısının kurbanı olarak, tercüme teorisi çalışmalarını da Avrupa'ya inhisar ettirmektedirler. Yaptıkları yayınlar, bu iddiamızın şahididir. Türklerin, eskiden beri, bu konuda hiçbir zihnî faaliyet göstermedikleri, gösterdikleri zaman da -kendi deyimleriyle- "hata avcılığı" yapmaktan, yani tercümelerdeki basit dil yanlışlarıyla uğraşmaktan öteye gidemedikleri peşin hükmüne sahiptirler. "Peşin hüküm" diyoruz, zira gerçekten, kanaatleri, hiçbir objektif ve derinlemesine araştırmaya dayanmamaktadır.
Bu konuya bir nebze olsun ışık tutarken, belki "tercüme bilimi" kavramından yola çıkmak gerekir.

"Tercüme bilimi"nin Fransızcası "traductologie"dir. Bu terim, ilk defa 1973 yılında Kanadalı Brian Harris tarafından ortaya atılmıştır. Bununla beraber, ondan çok önce, Amerikalı E. Nida'nın 1964 yılında yayınlanan Toward a Science of Translating, yani Bir Tercüme Bilimine Doğru başlıklı bir kitabı bulunmaktadır. Terimi ilk defa kim ortaya atmış olursa olsun, böyle bir ilmin mevcudiyeti bilhassa 1970'li yıllardan beri tartışılmaktadır. Gözlemlenebilir her şey müspet ilimlerin inceleme konusu olabildiğine göre, bu sıfatı haiz olarak tercüme faaliyetinin de bir ilmî araştırma konusu olmaması için bir sebep yoktur. Şu var ki bir bilim dalı olabilmesi için, bir taraftan bu alanın nev'i şahsına münhasır olması, diğer taraftan da bu faaliyeti yeteri kadar açıklayıcı ilmî bir teori veya teorilerin inşa edilmiş olması gerekir.
Bu hususta ilk tartışma konusu, tercüme faaliyetinin dil bilimi bünyesinde ele alınıp alınamayacağı olmuş, ancak giderek, tercüme faaliyetinin bu bilimin inceleme alanı içinde yer alamayacağı görüşü yaygın kabul görmeye başlamıştır.
İkinci hususla ilgili olarak ise, birçok teorisyen, bu alanda, yeteri kadar açıklayıcı bir teorinin ortaya konamadığı görüşündedir. Hatta, bunlardan Antoine Berman gibi bazıları, bu alanda objektif bilgi anlamında bir teori olamayacağını ve tercüme biliminin de ancak bizzat tercüme tecrübesinden yola çıkarak tercüme faaliyeti üzerinde tefekkür etmekten ibaret olduğunu savunmaktadırlar. Even-Zohar ve Toury tarafından temsil edilen sosyolojik eleştiri ekolü ise, ancak kendilerininki gibi bir sosyolojik yaklaşımın objektif ve dolayısıyla ilmî değeri olduğu kanaatindedir. Tartışmalar bu minval üzere zenginleşerek sürüp gitmektedir.
Bizim kanaatimizce, başta Seleskovitch ile Lederer olmak üzere Paris'teki ESIT (Ecole superieure d'interpretes et de traducteurs) hocalarının ortaya koyduğu "Yoruma dayalı tercüme teorisi" yeteri kadar ilmî vasfı haizdir. Zira bu teori hem öncelikle tercümanlık olmak üzere tamamen tercüme pratiğine dayanmaktadır, hem de tercüme faaliyetinin belki tamamını kuşatıcı bir açıklama mahiyetindedir. Öyle ki -bize göre- sosyolojik ve psikanalitik yaklaşımlar ve bu arada Bennan'ın tercümede edebîlik ("poeticite") ve ahlâkîlik ("ethicite") kavramları etrafında geliştirdiği tenkid anlayışı dahi bu teori içinde kendilerine yer bulabilmektedir.
Bu teori, aynı zamanda, bütün dünya tercüme tarihinin ve tecrübesinin bir ürünü gibidir. Öyle ki her başarılı mütercim onda kendi faaliyetini görebilmektedir. Ayrıca, onu, her ne kadar ilk defa Seleskovitch-Lederer ikilisi sistemleştirmiş olsa da, aynı teoriyi geçmişin pek çok mütercim ve teorisyeninde değişik ifadelerle bulmak mümkündür. Bizim için burada hemen vurgulanması gereken husus, belki başta Safedî olmak üzere birçok Türk mütercim ve

leorisyeninin de bunlar arasında yer aldığıdır. Bu hususta birkaç örnek vermeden önce, Türk tercüme tarihine kuşbakışı bir göz atmak ve tercüme faaliyetinin, Türk dili ve dolayısıyla kültürünün gelişmesindeki tayin edici rolüne işaret etmek lâzımdır.
Hunlardan başliyarak Türk devletleri bünyesinde tercümanlık faaliyetini bir tarafa bırakırsak, Türkçeye ilk önemli tercümenin, 575 yılında, Burkan (Buda) dinini kabul etmiş Göktürk Hakanı Tapar Kağan (572-581) tarafından Çinli Liu Shih-ch'ing'e yaptırıldığı bilinmektedir. Söz konusu eser Nimâna Sûtrdâır. Ayrıca, aynı hakan devrinde, Jinagupta adında Burkana bir rahip de birçok dinî eseri tercüme etmiştir. Ne var ki bu eserler günümüze ulaşmamıştır. (Ercilasun 2004: 85, 129) Bunlar bugün kayıp olsa bile, Türkçenin gelişmesine ne büyük katkıda bulundukları, Türk dilinin en eski edebî metinleri olan ve 725-726 ile 732 yıllarında dikilen (Ercilasun 2004: 87, 131) Köktürk bengü taşlanndaki -Fuad Köprülü'nün değerlendirmesiyle (Ercilasun 2004: 135)- «bu kadar muntazam ve güzel, imlâsı mazbut bir nesir lisanı»ndan bellidir.
Böylece, Köktürkçeden başlıyarak, Uygurca, Karahanlıca, Harezmce, Çağatayca, Memlûk Kıpçakçası, Eski Anadolu Türkçesi ve Çağdaş Türkiye Türkçesi gibi Türkçenin bütün büyük oluşum ve dönemeçlerinde, tercüme faaliyetinin, belki en mühim dönüştürücü, zenginleştirici, ilerletici âmil olarak fevkalade müspet tesirini takip etmek mümkündür. Türk tercüme tarihi üzerine yaptığımız araştırmaların bizi ulaştırdığı en mühim tespit budur.
Hakikaten, 19. asır sonları ilâ 20. asır başlarında Doğu Türkistan'da, Turfan'da, Tun Huang'daki tapmak mağaralarda keşfedilen 800 parça civarındaki (Kaşgarlı 2004: 19) Uygurca el yazması (Ercilasun 2004: 266), Türkçenin Sümerceden bugüne uzanan binlerce yıllık tarihinin çok önemli bir dönemini gün ışığına çıkarmıştır. Bunların büyük bir kısmı, başta Çince olmak üzere (Ş. Tekin 1993: 3), Sanskritçe, Toharca, Soğdakça, Tibetce gibi pek muhtelif dillerden yapılmış dinî metin tercümeleridir ve bazıları 14. asra kadar uzansa da (Ercilasun 2004: 229) esas itibariyle 9 ilâ 11. asırlara aittirler (Ham il ton 1998: IX, 6). Bunların içinde Burkana metinler ağır basmakta, ikinci sırada Manici metinler gelmekte, az miktarda da Hıristiyan-Nesturî metinlerine rastlanmaktadır (Ercilasun 2004: 230-265). Tercümelerden bir kısmı da tıbbî mahiyettedir.
Fuat Kösearif tarafından incelenen ve günümüz Türkçesine aktarılan Türkçe Mani Elyazıları (Kösearif 1936: 3) gibi bazı tercümeler, aşırı bir dinî saygı tavrıyla, harfiyen (veya kelimesi kelimesine) yapılmışlardır. Buna karşılık, bu dönemin üzerinde en çok durulmayı hakkeden mütercimi ve aynı zamanda şair olan Şıngku Seli Tutung tarafından 10. asrın ilk yarısında tercüme edilen

Burkana Ahun Yanık kitabı fevkalade başarılı bir edebî tercümedir. (Ercilasun
2004.248)
Türkçe, Uygur mütercimlerin elinde büyük bir gelişme göstermiş, yeni kavramlar için birleştirme ve türetmeyle yeni kelimeler yoğurmak veya yabancı kelimeleri Türkçe söyleyişe uydurarak iktibas etmek yahut mevcut kimi kelimelere yeni anlamlar yüklemek gibi yollar (Ercilasun 2004: 285) sayesinde zengin, ifade kudreti yüksek büyük bir kültür dili mevkiine yükselmiştir. Bu arada cümle yapısı da tekâmül etmiş, Köktürkçe metinlere hâkim olan basit cümle yapısından karmaşık cümle yapısına geçilmiştir.
Uygur Türkçesinin islâmî kültürün tesiri altında şekillenen devamı mahiyetindeki Karahanh (veya Hakaniye) Türkçesinin bugüne de intikal eden ve bilinen ilk yazılı ürününün, harfiyen tercüme yoluyla yapılmış bir Kur'ân meali olduğu, kayda değer bir husustur. Eser, 10. asırda, Sâmânî hükümdarı Mansur İbn Nuh'un emri üzerine teşkil edilen bir hey'et tarafından hazırlanmıştır.
13-14. asırlarda Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Aydınoğulları, Candaroğulları gibi Anadolu beyliklerinde yürütülen tercüme faaliyeti de, yine dil ve kültür kurucu bir fonksiyona sahip olmuştur. Nitekim, bir yazı dili olarak Eski Anadolu Türkçesinin teşekkülünde tercümenin rolüne, bizden önce de Prof. Mustafa İsen tarafından dikkat çekilmiştir. Türk dilinin ve dolayısıyle kültürünün umumî seyri içinde tercümenin belirleyici rolü çerçevesinde, bu tespit, şimdi daha anlamlı hale gelmektedir. Ayrıca, bahis konusu bu Beylikler devrinin Gülşehrî (13. asrın sonlan-14. asrın başları), Hoca Mes'ûd (14. asrın ilk yarısı), Şeyhoğlu Mustafa (1340-1409?), Şirvanlı Muhammed bin Mahmud (14. asır), Ahmed-i Dâî (14. asrın 2. yarısı-15. asrın başlan), Erzurumlu Kadı Darîr (ö. 1392'den sonra) gibi mütercimleri, tercüme teorisi açısından da ayrı ayrı incelemeye tâbi tutulmaya değer.
Tercümenin yapıcı rolüyle yeni bir Türk yazı dilinin teşekkülü, Osmanlı'nın ilk bir buçuk asrında da devam eder. Sonra, Arapça ve Farsçanın ağır baskısıyla, Devlet ricali arasında yeni bir dil oluşmaya başlar. Ömer Seyfeddin'in "Enderun dili" tabir ettiği bu dil, bir nevi "pidgin", yani üç dilin halitası sun'î bir dildir. Halktan kopuktur, ama Devletin resmî dilidir. Devleti idare eden havas, medreselerde zaten Arapça ve Farsçayı öğrendiğinden ve "Şeriatçı" zihniyetin neticesi olarak Türkçeye de artık kıymet verilmediğinden, 15. asrın ikinci yarısından 19. asır başlarına kadar süren bu devrede, önemli bir tercüme faaliyeti de olmaz. Henüz tam bir dökümü çıkarılmamış olmakla beraber, elimizdeki verilere göre, bu devredeki tercümelerin bilançosu 100 ilâ 200 civarında olsa gerektir. Bu arada, Türkçe, ancak halk arasında tabiî gelişmesini sürdürür ve İstanbul Türkçesiy le en zarif şekline bürünür.

Tanzimat devri, Türk dilinin yeni büyük dönemecidir. Bu devir, gerçek bir dil ve edebiyat reformunun başlangıcına şahit olur. III. Selim, II. Mahmud, Mustafa Reşid Paşa ve Şinasî'lerle başlayan, Namık Kemal, Ahmed Cevded Paşa, Ahmed Vefık Paşa, Recâîzâde Ekrem, Sâmipaşazâde Sezaî, Ahmed Midhat Efendi, Şemseddin Sami, Muallim Naci gibi mütercim yazarlarla devam eden reform, Ömer Seyfeddin'lerin, Ziya Gökalp'lerin "Yeni Lisan" hareketi ve Mehmed Akif, Yahya Kemal, Refik Halit, Reşat Nuri, Faruk Nâfız, Halide Edip, Yakup Kadri, Tanpınar, Necip Fazıl, Peyami Safa, Nihad Sami'lerin manzum ve mensur eserleriyle kemale erer. Böylece Enderun dili tedricen gözden düşer ve Türkçe (İstanbul Türkçesi) yeniden resmî dil statüsüne yükselir.
Bu büyük dil ve kültür reformunun başlıca dayanağı, Fransızca ve sağlam bir millî şuurla Fransızcadan yapılan tercümelerdir. Artan bir ivmeyle 19. asır boyunca hemen her alanda yapılan tercümeler, takriben 2000 rakamına ulaşır.
Tercümeler, yeni bir dil anlayışının, yeni Türk nesrinin teşekkülünü sağlamakla kalmamış, bir edebiyat ve yazarlık okulu vazifesi görerek yeni bir yazar kuşağının ve yepyeni türleriyle, toplum meselelerine geniş yer veren gerçekçi bakış açısıyla, Fransız ve Avrupa edebiyatından mülhem sanat çizgileriyle yeni bir edebiyatın doğmasına da vasıta olmuştur.
Tanzimatla başlayan, 1940'ların Tercüme Bürosu'yla yeni bir ivme ve disiplin kazanan, günümüzde de devam eden tercüme hamlesi ve bu çerçevede yapılan hararetli tartışmalar, teorik planda da tercüme alanını fevkalade zenginleştirmiştir. Hiç şüphesiz, bu dönem de, tercüme bilimi çalışmaları için çok zengin bir malzeme sunmaktadır.
Vurgulayacağımız son bir husus da, Türk mütercimlerinin teorik düşünceleriyle alâkalı olacaktır.
Konuya girerken de ifade ettiğimiz gibi, her tercüme, mütercimin kendine has tercüme anlayışının ürünüdür. Bu bakımdan, kendisi bu hususta hiçbir fikir beyan etmemiş olsa dahi, ortaya koyduğu ürün incelenerek onun tercüme anlayışı meydana çıkarılabilir. Mufassal bir Türk tercüme tarihi çerçevesinde, bütün tercümelerimizin bu açıdan incelenmesine şiddetle ihtiyaç vardır.
Mamafih, 19. asırdan önce de, birçok mütercimimiz, bazan birkaç satırla da olsa, tercüme anlayışlarına işaret etmişlerdir ve muhakkak ki bunların da tek tek tespit edilip üzerlerinde düşünülmesi gerekir.

Geçmiş asırlarda, tespit edebildiğimiz kadarıyla, bizim en mühim teori sy enim iz Suriyeli bir Türk edip, tarihçi ve âlimi olan Safedî veya tam künyesiyle Salâhaddin Halil bin Aybeg bin Abdullah Ebû'I-Safâ'dır (1296-1363). Başta 30 ciltlik hâl tercümesi lügati El-Vâfı bi'l-vefayât olmak üzere 500 cilt eseri mevcuttur. Onun, tercüme faaliyeti hakkında çok kıymetli tespitleri bulunmaktadır. Bunların tamamının derlenip tartışmaya açılmaları, ilim ve fikir tarihimize yeni bir ışık tutacaktır.
Bundan başka, Gülşehrî Mantıku't-tayr'nda, Hoca Mes'ûd bin Ahmed Süheyl ü Nev-bahâr'mda, Molla Cami Nefâhatü'l-Üns'ünde, Mercimek Ahmed Kcıabusnâme's'mde, çok kısaca da olsa, tercüme anlayışlarına temas etmişlerdir. Bunların içinde bizi belki en feyizli teorik tartışmalara sürükleyecek olanı, Mercimek Ahmed'in kaydettikleridir. Çok sevimli bir üslûpla Kaabusnâme'y'ı neden ve nasıl tercüme ettiğini şöyle anlatıyor:
«Bir gün, Filibe yolunda, Padişah hizmetine vardım ve gördüm ki Sultan ibn Muhammed Han ibn Bâyezid ibn Murat Han ibn Orhan ibn Osman [yani Sultan II. Murat] halledallahü mülkehu ve ebede devletuhu, elinde bir kitap tutar. Bu zayıf hastadil o âli cenabından ne kitabdur deyu istida ettim. O lâfz-ı şekkerbarından Kaabusnâme''dir deyu cevap verdi ve eyitti ki: '- Hoş kitabdur ve içinde çok fâideler ve nasihatler vardur amma Fârisî dilindedür. Bir kişi Türkiye terceme etmiş velî rûşen değül; açuk söylememiş. Eyle olsa, hikâyetünden halâvet bulamazuz.' dedi. 'Velâkin bir kimse olsa ki kitabu açuk terceme etse; tâ ki mefhûmundan gönüller haz alsa!'» Buradan neticeye geliyor:
«...Himmeti berekâtında Kaabusnâme'yı Türkiye terceme ettim. Şöyle ki bir lâfzı aralayıp geçmedim; belki aklım erdiğince bâzı müşkilce elfâzını dahi bast ile şerh ettim. Tâ ki mütalâa kılup okuyanlar mânâsından haz alalar ve bu zaîfi dua ile analar!» Nurullah Ataç'ın 1944 yılında evvelâ Ulus gazetesinde, sonra Tercüme dergisinde yayınlanan "Hoş Bir Kitap" başlıklı yazısı, -o sırada Orhan Saik Gökyay tarafından henüz yayınlanan- Kaabusnâme hakkındadır ve burada naklettiğimiz pasajlar da o yazıda yer almaktadır. Mercimek Ahmed'in tercüme anlayışını tartışarak bu arada kendi anlayışını da ortaya koyan Ataç, yazısını, Mercimek Ahmed'i «tercümecilerimizin pîri» ilân ederek bitirir.
Ş.Alparslan

Tolga Karıksız
14-11-2008, 23:51
fulya döktürmüşün bakıyorum :D:D

Fulya Karakoç
15-11-2008, 02:07
fulya döktürmüşün bakıyorum :D:D
gerektide yazdık Tolgacım :D:D
kendi çeviri tarihini bilmeyen bir tercümanın baska bir dilde tercüme yapmasının baska nasıl bir niteliği olabilirdki ? öncelikle kendi geçmişimizi bilmemiz lazım... ;)
eminm okumussundr sonuna kadar :D:D

Berk Ulupınar
15-11-2008, 02:21
gerektide yazdık Tolgacım :D:D
kendi çeviri tarihini bilmeyen bir tercümanın baska bir dilde tercüme yapmasının baska nasıl bir niteliği olabilirdki ? öncelikle kendi geçmişimizi bilmemiz lazım... ;)
eminm okumussundr sonuna kadar :D:D


Böyle bir yabancı dil aşkı görmedim:o

Fulya Karakoç
15-11-2008, 22:58
Böyle bir yabancı dil aşkı görmedim:o
bende galiba :o

Fulya Karakoç
16-11-2008, 15:41
http://www.turkishenglish.com/images/latintext.jpgBir SaNaT Olarak Çeviri
Dil, Mezopotamya'da yazılmış ilk çivi yazısı tabletlerinden bu Bir güne dek en küçük bir değer bile kaybetmeden günümüze değin ilerleyişini sürdürmüştür. Yaşadığımız bu bilgi çağındaysa, her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Dilbilim, dil ile insan beyni konusunda yapılan yeni buluşlarla sürekli ve şaşırtıcı bir şekilde değişen ve yeni yeni gelişmekte olan bir alandır. Aslında bu alanda çalışan uzmanlar, dilbilimin, dilin incelenmesinden öte insanın beyninin ve onun organize edici ve yaratıcı kapasitesinin incelenmesinden ibaret olduğunu anlamışlardır. Bununla birlikte, beynin de sınırlarının olduğunu unutmamalıyız. Tam hatırlamayabiliriz, beynimizde bulunan işlemci Intel'inkiyle bir değildir. Bilim bize beynin karmaşıklığı konusunda çok şey öğretmektedir, teknoloji de bize beynin zaaflarını kapatma konusunda yardımcı olmaktadır.

Ne var ki dil sadece bilime indirgenemez. Dilde, mekanik denklemlere indirgenemeyecek, incelikler bulunmaktadır. Dil sayesinde felsefenin en soyut gerçeklerini ifade edebilmemiz, en derin duygularımızı paylaşabilmemiz ve bir yaşamı başka bir yaşamdan ayıran uçurumu ortadan kaldırabilmemiz neredeyse sihirli bir olaydır. Belki bu nedenle dil sık sık kutsal sayılmaktadır ve kimi kültürlerde tek başına bir sanat dalı olmaktadır. Dili bu şekilde yüceltmeyen hemen hemen hiç bir toplum yoktur ve bu eğilimi güzel el yazısı sanatında ve başka dilsel sanat türlerinde görebilmekteyiz.

http://www.turkishenglish.com/images/osmanli.jpgŞunu söylemeliyiz: Dilin önemi abartılamaz. Hukuk ve kültürün, tarih ve ticaretin iletişim aracıdır. Bize Helen'lerin felsefesini ve Einstein'in fizik anlayışını ulaştıran, dildir. Dil olmasaydı, insanlar dünyayı dolaşarak sadece günlük yemeğini sağlamaya çalışan bir yırtıcı hayvandan pek farklı olmazdı. Yaşadığımız ve artık küçük bir köy haline gelmiş olan dünya toplumu, dil sayesinde mümkündür; globalleşme ile bir tutulan uluslararası örgütlenmenin var olması, dilin sağladığı iletişime bir borçdur.
zorlaştıran şey de bu inceliklerdir. Örneğin bir tabelada "tavuk çevirme", "tavuk tercüme" anlamına gelen "Chicken translation" olarak çevrilmiştir. Bu tür cümlelere belki anlayış gösterilebilir ama Akdeniz sahilinde pahalı bir lokanta açmak için 250 bin dolar harcadıysanız, bu tür hataları pek komik bulmazsınız. Bu tür hatalar insanı güldürebilir ama istenilen etkiyi bırakmayı asla başaramaz. Hatta profesyonelce olmadığı için onlarla sıkça alay edilir.

Hiç kimse bu hataları isteyerek yapmaz, ama her dil kuşaklar boyunca bir halkın kültürü tarafından dokunan bir halı gibi oluşuyor. Bu dili konuşanlar için bu eserin değeri çok büyüktür. O halkın en keskin ve yaratıcı beyinleri bu eser için sürekli katkıda bulunur. Atalarının karşılaştığı her durum için bir kelime veya bir söz olacaktır. Ayrıca, her yeni kuşak bu zengin halıya kendi kelimeleri ve deyimlerini bir renk gibi ekler. Dil o kadar esnek ve ince bir konudur ki ana diline çeviri yapmayan çevirmenler ne kadar iyi olsalar da 'affedilmez' denilecek kadar basit hataları sıkça yaparlar. Öyle ki her dil yalnız o dili ana dili olarak konuşanlar tarafından bilinen bir çok ince ayrıntılarla doludur ve bu ayrıntıları öğrenmek bir ömür ister. Üniversite düzeyinde aldığımız dil bilim eğitimi ve yıllara varan çeviri tecrübemiz, bize ana diline çeviri yapanların sezgisinin çeviri sürecinde vazgeçilmez bir yer aldığını gösteriyor.hedef dili ana dili olarak konuşan bir çevirmen, kaynak dili ana dili olan bir başka çevirmene sürekli danışarak metinlerinizi çevirir.

Fulya Karakoç
20-11-2008, 02:21
http://content.answers.com/main/content/img/amg/pop_albums/4/2/1/g42101heu19.jpg

Cesaretin Var mı Aşka?
(Jeux d’enfants) ‘Cesaretin Var mı Aşka?’, Amelie’nin büyülü dünyasından fırlamış, görkemli bir aşk hikayesi. Hikayenin kahramanları, Julien ve Sophie birbirleri için yaratılmış iki küçük çocuk. http://www.ntvmsnbc.com/news/151500.jpg
Julien’in annesi kanser, ölmek üzere. Sophie ise göçmenliğin zorluğu ile başa çıkmaya çalışıyor. Sophie ve Julien cesaret üzerine kurulu bir oyunla, arkadaş olmak üzereler. Oyunun kuralı çok basit; sırasıyla her biri, ötekine cesaret gerektiren zorlu görevler veriyor. Bu görevler arasında sınava sütyenle gitmek de var, okulun en sert çocuğunu tokatlamak da. Julien ve Sophie bu kışkırtıcı oyunu zamanla hayatın ta kendisi haline getiriyorlar.
http://www.ntvmsnbc.com/news/151501.jpg
Aradan geçen zaman, ikilinin arasına giren insanlar, kızgınlıklar ve hayal kırıklıkları hepsi oyunun aşılması gereken engellerine dönüşüyor. Julien ve Sophie’nin aralarında hayalgücünün sınırlarını zorlayan bir aşk yaratan bu oyun, maalesef aynı zamanada ikilinin birbirlerine kavuşmalarını da engelliyor.
Şimdi bu iki genç aşığın önündeki son ve en zorlu görev, aşklarını yaratan bu yıkıcı oyunla başa çıkarak bir arada olmayı öğrenmek ... Filmin Künyesi
Yönetmen: Yann Samuell
Senaryo: Yann Samuell,Jacky Cukier
Görüntü Yönetmeni: Antoine Roch
Kurgu: Andrea Sedlackova
Yapımcı: Christophe Rossignon
Yapım yılı ve ülkesi: 2003, Fransa
Tür: Romantik-Komedi
Süre: 93 dk.
Dağıtımcı: Bir Film

Oyuncular:
Guillaume Canet (Julien)
Marion Cotillard (Sophie)
Thibault Verhaeghe (8 yaş. Julien)
Josephine Lebas-Joly (8 yaş. Sophie)

Erdem Özdamar
20-11-2008, 03:41
"cap ou pas cap"
türkiyeye "cesaretin var mı aşka" adıyla gelmesine rağmen filmin adı "çocuk oyunu".fransız çocuklarının bir oyununda birbirlerine sordukları bir soru bu.türkçeye çevirecek olursak "var mısın yok musun?".fransada,fransız kültüründe "tamam mı devam mı,var mısın yok musun,kabul mu red mi,evet mi hayır mı......"şeklindeki kimi sorular için konuşma dilinde çok kullanılır.film çok hoş çok eğlenceli eğer izlemediyseniz biryerden edinip izlemenizi öneririm.

bir dipnot film türkiye'ye geldiğinde afişteki resim problem yarattığı için değiştirilmişti.afişte çocuklar değil julien ve sophie vardı.

Fulya Karakoç
22-11-2008, 12:09
Danse contemporaine à l'Institut Français d'Istanbul
İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde çağdaş dans

Vendredi 28 novembre à 20h
28 Kasım Cuma, 20:00
« EN VILLE »
par Çıplak Ayaklar Kumpanyası
« ŞEHİRDE »
Çıplak Ayaklar Kumpanyası
Koreografi: Charles Cré-Ange

Dansçılar: Aslı Öztürk, Candaş Baş, Duygu Güngör, Maral Ceranoğlu, Mihran Tomasyan
Müzik : Triple quartet - City Life, Steve Reiche
Işık Tasarım: Cem Yılmazer
Işık Uygulama: Sema Öztaş

Fransa'nın, kendine özgü hareket dilini yaratmış önemli koreograflarından Charles Cré-Ange'ın Çıplak Ayaklar Kumpanyası icin hazırladığı son eser " Şehirde ", müziğin ve matematiğe dökülmüş hareketin izleyiciyi adeta hipnotize ettiği; iç içe geçmiş, karmaşık ama İstanbul gibi kendi kaosunda düzeni yakalamış bir koreografidir. Bir yap-boza benzeyen eser, tüm parçaları özenle birleştiriyor ve resmin bütününü şehirde koştururken fark edemediğimiz güzelliğiyle seyirciye sunuyor.
Çıplak Ayaklar Kumpanyası alternatif bakış açılarını barındıran dansçıların kurduğu bir proje topluluğudur. Amacı Türkiye'de giderek gelişmekte ve tanınmakta olan Modern / Çağdaş Dans (hareket-performans-tiyatro-video vb.) sanat dalının önemli bir temsilcisi olmak ve düzenli eser üretip farklı bir sahne dili oluşturabilmektir. Bu amaçla faaliyetlerini koreografik eserler dışında eğitim, festival, farklı sanatçılarla birleşmeler (ortak üretim) ve organizasyon alanında da sürdürmektedir.Türkiye'de modern dans alanında önemli bir açığı doldurduğuna inanan topluluk deneysel bir zeminde durmayı tercih eder.
(Biletler gösteriden 1 saat önce satışa sunulacaktır.)
Institut Français d'Istanbul
İstiklal Cad. N.4 Taksim İstanbul
T: 00.90.212.393.81.11
Arkadaşlar bu güzel etkinlikte hep bir arada olalım ;)

« EN VILLE »
par Çıplak Ayaklar Kumpanyası
Charles Cré-Ange fait partie des chorégraphes français qui sait créer son propre « langage en mouvement». Il a spécialement conçu le spectacle « En ville » pour la compagnie de danse Çıplak Ayaklar. Cette création hypnotise le spectateur par sa musique et ses mouvements et ressemble d'une certaine manière à Istanbul dans sa complexité et son impression d'ordre dans le chaos. Cette chorégraphie, qui ressemble à un puzzle, rassemble toutes les pièces avec une grande méticulosité et présente dans son ensemble une image qu'on néglige d'habitude de voir dans le quotidien de la ville.
Fondée par des danseurs aux conceptions alternatives, Çıplak Ayaklar Kumpanyası est un projet collectif. Elle a l'ambition de représenter la danse moderne et contemporaine turque qui a connu un grand essor ces dernières années (mouvement-performance-théâtre-vidéo etc.). La Compagnie cherche à former un langage de scène distinct par le biais d'une création continue. Dans ce but, elle travaille non seulement sur des oeuvres chorégraphiques mais organise aussi des programmes de formation, des festivals, des co-créations avec divers artistes. La compagnie, qui occupe une place importante dans l'univers de danse moderne turque, souhaite demeurer dans le domaine expérimental.
www.ciplakayaklar.com (http://www.ciplakayaklar.com/)
www.infist.org (http://www.infist.org/)

Gözde Özavcı
24-11-2008, 19:18
arkadaşlar ya şöyle bildiğiniz iyi bir ispanyolc kursu var mı? cervantes dışında. sertifika veren bir yer.

Fulya Karakoç
01-12-2008, 22:58
JOURNEES DES FILMS FRANÇAIS
FRANSIZ FİLM GÜNLERİ

Atlantik Medya en collaboration avec l'Institut Français d'Istanbul, propose aux cinéphiles les films récents du cinéma français.
Atlantik Medya ve İstanbul Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle Fransız sinemasının yeni örnekleri sinemaseverlerle buluşuyor.

Mercredi 3 décembre à 19h00 / 3 Aralık Çarşamba, 19:00

NAPOLEON ET MOI (2006, 110')
Réalisateur / Yönetmen : Paolo Virzi
Avec / Oyuncular : Daniel Auteuil, Monica Bellucci, Elio Germano
Sans sous-titrage en turc / Türkçe altyazısız !

Île d'Elbe, 1814. Ce que Martino déteste le plus au monde c'est Napoléon. Il rêve même tous les soirs qu'il tue le Tyran Immonde. Alors, lorsque l'Empereur arrive soudain sur l'Ile, vaincu et exilé, Martino y voit un signe... et graisse déjà son vieux pistolet. Celle que Martino aime le plus au monde c'est la Baronne Emilia, mais elle ne pense qu'à partir vivre à Naples, décidée à s'éloigner de son trop jeune amant. L'Histoire va rapprocher Napoléon et Martino, toujours obsédé par l'idée de tuer l'Empereur. Mais Napoléon est parfois si touchant voire même attendrissant que Martino hésite et semble presque déjà conquis...Jusqu'à ce que... !

Elbe Adası, 1814. Martino'nun hayatta en çok nefret ettiği şey Napolyon'dur. Hatta her akşam o zorba hükümdarı öldürdüğünü hayal etmektedir. Aniden, imparator adaya sürgün edilmiş ve mağlup olmuş bir durumda gelince, bunun bir işaret olduğunu düşünür ve hiç vakit kaybetmeden eski tabancısını yağlamaya başlar. Martino'nun hayatta en sevdiği kişi ise Barones Emilia'dır. Ama o ise, sadece, çok genç olan eski sevgilisinden uzaklaşmak için, Napoli'ye yerleşmeyi düşünmektedir. Tarih, imparatoru öldürme fikrinden bir türlü vazgeçmeyen Martino'yla, Napolyon'u karşı karşıya getirecektir. Ama Napolyon bazen o kadar dokunaklı hatta o kadar yürek sızlatıcı olur ki, Martino kararsız kalıp neredeyse teslim olmuş gibi görünür.. Ta ki… !

Billetterie / Bilet: 7 YTL (étudiants / öğrenci: 5 YTL)
(Les billets seront mis en vente 1 heure avant le spectacle. / Biletler gösteriden 1 saat önce satışa sunulacaktır.)


Institut Français d'Istanbul
İstiklal Cad. N.8 Taksim İstanbul
T: 00.90.212.393.81.11
www.infist.org (http://www.infist.org/)

Fulya Karakoç
12-12-2008, 17:46
arkadaşlar ya şöyle bildiğiniz iyi bir ispanyolc kursu var mı? cervantes dışında. sertifika veren bir yer.

http://www.inmsol.es/pages/TR/courses.aspBursa
Burdanda araştırabilirsin Gözde fakat bakıldığında İspanyolca Dil Eğitimini İstanbul'da en iyi veren kurum Cervantes gözüküyor.. ;)

Fulya Karakoç
12-12-2008, 17:58
Le Dernier Metro / Son Metrohttp://www.biyografi.info/sinema/afis/id-1012.jpg
Son Metro, aşk, sadakat, kahramanlık ve tarih kavramlarını romantik bir yaklaşımla, neredeyse ince bir komediyle ele alır. Zorlu savaş yıllarına bu alışılmadık bakış açısı ve başarılı oyunculuk, filme toplam 10 dalda César ödülü kazandırmıştır. Bu filmle François Truffaut en iyi yönetmen ve en iyi film, Catherine Deneuve en iyi aktrist, Gérard Depardieu da en iyi aktör dallarında ödül almıştır.
http://www.biyografi.info/images/spacer.gifhttp://www.biyografi.info/sinema/photos/id1012-1s.jpghttp://www.biyografi.info/images/spacer.gifhttp://www.biyografi.info/sinema/photos/id1012-2s.jpghttp://www.biyografi.info/images/spacer.gifhttp://www.biyografi.info/sinema/photos/id1012-3s.jpghttp://www.biyografi.info/images/spacer.gifhttp://www.biyografi.info/sinema/photos/id1012-4s.jpg
Film Özetihttp://www.biyografi.info/film/images/spacer.gifParis, Eylül 1942.. Nazi'lerden kaçan Yahudi yönetmen Lucas Steiner hayatta kalabilmek için tiyatrosunun kilerinde saklanır. Karısı Marion ise tiyatronun yönetimini üstlenir ve sahnelenecek yeni bir oyun için Bernard Granger adlı genç aktörü işe alır. Tiyatronun geleceği için bu oyunun başarı kazanması gerekir. Ancak Yahudi düşmanı eleştirmen Daxiat'nın gölgesi her an üzerlerindedir. Marion, hem tiyatrosunu ayakta tutmaya hem de kocasının hayatta kalmasına çalışmaktadır. Tüm bunlar olurken Marion ve genç Bernard arasında alevlenen aşk acaba nasıl sonlanacaktır?

Yapım:1980 - Fransa Tür:Dram-Romantik Yönetmen:François TRUFFAUT Oyuncular:Catherine Deneuve (Marion Steiner)
Gérard Depardieu (Bernard Granger)
Jean Poiret (Jean-Loup Cottins)
Andréa Ferréol (Arlette Guillaume
Yapımcı firma:Les Films du Carrosse Süre:2 saat, 11 DakikaMüzik:Georges Delerue, Émile CarraraSenaryo:François TRaffaut, Suzanne SchiffmanGörüntü yönetmeni:Néstor Almendros
hoş bir film ;)

Fulya Karakoç
18-01-2009, 23:48
FRANSA-TÜRKİYE : İKİ DEVRİM İKİ YENİ DÜNYA
7 MART CUMARTESİ 17.00
PERA MÜZESİ-Oditoryum
A des époques différentes de leurs histoires respectives, la France et la Turquie sont passées radicalement d'un monde ancien à un nouveau monde et à une conception nouvelle des rapports entre un peuple et la nature du pouvoir qui le gouverne. Peut-on faire un parallèle entre ces deux événements et évaluer en quoi elles changèrent chacune de ces nations ? Deux éminents historiens, Jacques Julliard et İlber Ortaylı interviendront sur ce sujet passionnant
Fransa ve Türkiye, tarihlerinin farkli dönemlerinde, eski dünyadan yeni bir dünyaya dogru, halk ile yönetim biçimi arasindaki yeni iliskilerin kavrayisi yönünde köklü bir degisiklik geçirdiler. Bu iki deneyim arasinda bir paralellik kurmak ve bu deneyimlerin iki ulus için ne tür degisimlere yol açtigini degerlendirmek mümkün mü? Iki saygin tarihçi, Jacques Julliard ve Ilber Ortayli, bu önemli konuyu ele alacaklar.
Jacques JULLIARD est directeur délégué de la rédaction du Nouvel Observateur, où il donne une chronique hebdomadaire, chroniqueur à LCI, directeur de Mil neuf cent, revue d'histoire intellectuelle. Il est spécialiste du syndicalisme révolutionnaire en France 1880-1914 ainsi que des cultures politiques dans la France contemporaine.
Jacques JULLIARD
Nouvel Observateur dergisinde yazi isleri yetkilisidir. Bu dergide, haftalik köse yazilari yer almakta ve haber televizyonu LCI'de program hazirlamaktadir. Mil neuf cent tarih dergisinin yöneticisidir. Uzmanlik alanlari arasinda 1880-1914 tarihlerinde Fransa'daki devrimci sendika hareketleri ve günümüz Fransasi'nin kültürel politikalari yer almaktadir.

İlber ORTAYLI assure actuellement la direction du Musée du Palais de Topkapı et donne des cours d'histoire à l'Université Galatasaray. Ses domaines de recherche incluent, entre autres, l'histoire et la vie culturelle et politique de l'Empire Ottoman. Il est auteur de nombreux ouvrages, vice-président du Comité International d'Etudes Pré-Ottomanes et Ottomanes et membre du Comité Européen d'Etudes Iraniennes.
Ilber ORTAYLI
Halen Topkapi Sarayi Müzesi Müdürlügü görevini yürütmekte ve Galatasaray Üniversitesi'nde tarih dersleri vermektedir. Arastirmalarini Osmanli Imparatorlugu tarihi, Imparatorlugun kültürel ve siyasi yasami konusunda yogunlastiran Prof. Dr. Ortayli çok sayida esere imza atmistir. CIEPO (Uluslararasi Osmanli Çalismalari Toplulugu) Baskan Yardimcisi ve Avrupa Iranoloji Cemiyeti üyesidir.