Orijinalini görmek için tıklayınız : Hakkı Yalçın Yazıları
Yunusemre Coşan
30-04-2006, 13:51
Takvim gazetesinde Fenerbahçeyle ilgili Hakkı Yalçın güzel yazılar yazıyor paylaşmak istedim.
http://img.takvim.com.tr/i/y/1206.jpg
Zaferin el yazısı ayaklarla atıldı.
Bütün limanlar tutulmuştu Trabzon'da, bütün köşeler sarılmıştı.
Ama yürekleri sandaldı Fenerbahçeli
futbolcuların, ayakları yürek...
Ve ne yağmur dinlediler, ne koalisyon! Karşılarında "şampiyonluğun bodyguardı" gibi duran Trabzonspor' u ikinci yarıda ezerek kendi gerçeğiyle başbaşa bıraktılar.
***
Oysa ilk yarıda tedirgin ve telaşlı bir Fenerbahçe vardı sahada...
Dünya yansa yorganı yoktu içinde. Bu kadar sükunet ve gamsızlık şaşırtıcıydı doğrusu.
Acaba dedim, "Fenerbahçe, fırtınaları sükunetinde mi saklıyor?" Daum'un bütün hesabı, uzun toplarla rakibi gafil avlamaktı ama Trabzonspor defansı sağlam ve dayanıklıydı.
Hele Stephanov yerinde müdahalerde harikaydı...
Fenerbahçe'de orta alandaki "hazırlık pasları", gereğinden fazla uzatıldığı içindir ki, forvetteki yalnız adamlar da "hazırlıksız" yakalandı.
İlk dakikalarda Fenerbahçe'nin en yalnız savaşçısı Ümit Özat'ın bindirmeleri vardı sadece.
Deniz Barış bir felaketti. Appiah oyuna katılımcı değildi, Alex de kendine saklanmıştı. Anelka berbat bir klasikti.
Ama bir Servet vardı ki, takımını yakmak için sahaya sürülmüş bir intihar komandosuydu sanki.
***
İlk yarıdaki Fenerbahçe ataklarında yaprak kıpırdamadı ama
Trabzonspor' un cılız atağında gol geldi...
Fatih Tekke'nin ortasında Szymkowiak'ın vuruşunu seyreden
Rüştü de çaresizdi, ip gibi dizilen defans da...
Sonrasında kısa bir süre şaşkınlık travması yaşayan Fenerbahçe izledik...
İkinci yarıda da Karadeniz dalgalarının durulmadığını ve Fenerbahçe kalesi önündeki çaresizliğe şahit olduk.
Ama bir mucize gerçekleşti...
Fenerbahçe kalesi önünde direkten dönen ve ayaktan ayağa dolaşan top, döndü dolaştı Trabzonspor kalesinde gol olup çıktı...
Ardından Semih bir vitamin gibi girdi gecenin kanına...
Oyuna girdikten sonra, rakip alana bindirirken, ayaklarıyla "hatim indirdi" sanki...
Golden sonra herkes birbirinden cesaret aldı, "Şampiyonluğu kurda kuşa yedirmem" diyen Fenerbahçe ruhu çıktı ortaya.
Ardarda gelen gollerde, maçın başındaki sükunetin, fırtınalarda saklı olduğu ortaya çıktı...
Rüzgar yeleli Tuncay'ın verdiği mücadeleyi de görmezlikten gelmeyelim.
***
Fenerbahçe dün gece denizleri de yaktı, karaları da...
Ateşlere basa basa yürürken, şampiyonluğun kapısını araladı.
Trabzon'daki gürültüde onları ölümsüz kılan mücadele ruhuydu.
Bu yıl ilk kez böylesine "kahraman" olmayı hak ettiler.
Zaferin el yazısıydı, futbolcuların ayaklarıyla attığı imza.
Onlar birbirine de yakıştı, liderliğe de...
Daum'a gelince... Gecenin muzaffer kumandanı olarak alkışlanmayı hak etti.
Burak Tuzlu
30-04-2006, 17:58
bu adamın yazılarını seviyoorum ;) Çok sürükleyici oluyor ;D roman yazsa mükemmel olur ;)
yunusemreye teşekkür ederim ;)
Mert Çubukçu
30-04-2006, 18:13
cok guzel yazmıs gercekten cok begendım bu yazıyı..
Muhammed Turan
30-04-2006, 19:28
roman yazsa mükemmel olur ;D
İçimde Sakladığım Şehir ... Roman olmasa da öyküler hoşuna gidecektir ;)
Yunusemre Coşan
02-05-2006, 16:55
Trabzon galibiyetine ithafen..
Semih Şentürk-İki renkli gökkuşağı
Trabzon'daki galibiyetin atsız prensiydi.
Aşılmaz sanılan duvarları yıktı, engelleri kaldırdı, sırat köprüsünden aldı takımını.
Her pozisyonda topa hayat vermek gibi alışkanlığı var.
Gecenin alnına imzasını atarken, ismi afişlere yazıldı.
Gökkuşağı olarak.
Ümit Özat - Bu defa başkaydı
Batmaya meyilli geminin kaptan kamarasındaydı da, direnişe soyundu.
Alevden oklar vardı ayaklarında, sol kanatta gidişli dönüşlü seferlere katıldı da, galibiyetin damarlarına süzüldü. Sezonun en iyi maçlarından birini ortaya koyarken, gecenin kayıtlarına geçti...
Güçlü Önder
06-05-2006, 19:46
Görünen bir şey var ki, kupa finalinde, Fenerbahçe'nin bir ayağını kırdılar. Beşiktaş karşısında kötü oynamış olabilir ama hakemin ilmeğinde sallandırılan takımdı Fenerbahçe... Hakemi anlatmaya gerek yok... Namuslu gözlerle maçı yeniden izleyin her şey ortada. Adaletli olması zorunlu televizyonlar hakemi saklamaya çalıştı da, nafile... Beşiktaşlı Okan'ın gol öncesindeki hareketine faul demeyen adamların, bundan sonra yapacakları bütün yorumlar şaibelidir. Üstelik sahadan atılması gereken ilk adamdı Okan... Delikanlı yorumculuk böyle oluyor işte... Freni boşalmış adaletsizliğin temsilcileriyle, "Fenerbahçe'yi öldürme bayramını" kutlamanın hazırlıklarına başlanmışsa, bu ülkede her şey bitmiş demektir. Bunların bedelini de gelecek yıl, bugünün "sahte dostları" ödeyecektir. Kupaları masalarda bölüştürenler! Bir orman yanıyorsa, önce ormanı yakanlar yanar...
***
Adalet izinde. Herkes çirkinliklerin izinde. Evet, lig düzeninde Fenerbahçe'ye de zaman zaman hakkı olmayan verildi, ama hiçbiri organize değildi. Şimdi Türkiye'deki adaletsiz sistemin bütün müritleri, Fenerbahçe'nin karşı saflarında. "Birbirlerinin konuşma balonlarını dolduranlar", hafta sonu yemeğine Bülent Demirlek'i de davet etse, saygısızlık olur mu acaba? Bence olmaz! Nasılsa öküzün altında buzağı falan kalmadı... Her şey apaçık ortada... Herkesin "Takım oyunu" anlayışı farklı...
***
Hakemin hatalarını bir bir sıralamakla, bir şeyin elde edilemeyeceğini bilenlerdeniz. Ama ligin son iki haftasına girilirken, "önceden tasarlanmış başka cinayetler var mı?" bilmek isteriz. Ortalıktaki dumanlı havayı kokluyor musunuz? Sahada üç kez yenildikleri takımın hakkını bir kez bile vermeyip, saha dışında inatla "Biz şampiyonuz" diyenlerdeki ısrarın sebebini araştırıyor musunuz? Bulmaca çözmeyi bırakın artık. Karşı saflardaki parçaların hepsini toplayın, kocaman bir duvar göreceksiniz karşınızda. Renkleri birbirine karışmış bir duvar! Fenerbahçe için ördüler o duvarı... Aziz Yıldırım'a duyulan nefretin gücü adına... Aziz Yıldırım onlara ilham vermiş olabilir ama nefretin bu kadarına, böylesi bir ortaklığa yazıklar olsun. Asıl Adnan Polat'a bakın. Onun futbola kesin dönüş yapmasından sonraki gelişmeleri dikkatlice inceleyin. Bir şampiyonluk uğruna neler yapıyor neler!
***
"Fenerbahçe medyası" diyorlar ya, o medyanın "ne kadar pasif" ve çaresiz olduğunu kupa maçından sonra gördük. Birçoğu sadece kendi çıkarlarının derdinde. Ya da Aziz Yıldırım'la gölge oyununda... Bir Fenerbahçe taraftarının mailinde okudum. "Kazandığında sevmiyorum seni, kaybettiğinde sevdiğim kadar..." Fenerbahçe taraftarının kaybettiğinde bile gururlu olması gerekir. Bu namussuz düzende, Avrupa masallarına eşdeğer bir mücadele veriyor Fenerbahçe... Herkes gönlünü rahat tutsun. Hepsine karşı tek başına kalan bir takımın, elde edeceği başarı çok şeydir. Kaybetmesi bir şeydir. Çünkü diğerleri kazandığı zaman "aralarında bölüşmek" zorunda kalacaklar. Bu gurur da Fenerbahçe'ye ait olsun... "Kalbiyle tek başına yürümek", hesaplı kitaplı "maç öncesi yemeklerinin" yanında nasıl da kutsaldır.
bugunkü fotomaç gazetesinden Hakkı Yalçın 'a ait bence süper yazmış .
Muhammet Budak
06-05-2006, 21:35
Bazen güzel yazıyor ama iş Daum'a gelince sapıtıyor.Herif tam bir Daum düşmanı,daha Daum hakkında tek bir olumlu söz yazdığını görmedim ama 6s ve bjk işin içinde olunca sağlam giydiriyor.
Yunusemre Coşan
08-05-2006, 02:55
Evet arkadaşlar, Fenerbahçenin bizden başka kimsesi yok...Buyrun güzel bir yazı daha....
Fener kendine gerekli olanı aldı
Şükrü Saraçoğlu'ndaki tenha bir pazar gecesinde, tribünlerdeki görünmez orkestranın sesi geliyordu dışarıdan. "Yaşadığım her yerde seninle yeniden doğuyorum" diyen, müthiş bir topluluk..
Sarı lacivert bir dünya vardı dışarıda.
İçerde kendi efsanesine öykünen bir takım...
Saha dışından, takımına bu denli destek veren başka bir taraftar görmedim hiç. Helal olsun...
***
Tuncay'ı kenarda tutup, Semih'le başlamak, bir yanılgıydı Daum için...
Erciyes'in defansı kalabalık tutması, Fenerbahçe forvetinin "çekimser oyunu" ilk yarıda beklenen baskıyı getirmedi. Buna rağmen maç ilk çeyrekte bitebilirdi.
Mehmet Yozgatlı'nın kaleciyle karşı karşıya harcadığı iki net pozisyon, ilk yarının sıkıntıya düşmesinin sebebiydi.
Kaç maçtır, tek hat üzerinde, "ara pas zaafına" kapılan Fenerbahçe defansının buyur ettiği klasik pozisyonda ise Devran'ın beraberlik golü geldi.
Bu golden sonra da Fenerbahçe kendine geldi...
Bu dakikalarda sahadaki en iştahlı adam Appiah'tı...
Dönen topların militanı "gereken" ve "beklenen" golü attı.
İkinci yarının başında attığı golle de maçı koparan Appiah, ayakları göndere çekilen adamdı
***
Bu golden sonra birkaç dakikalığına da olsa, yeteneklerini sahaya yayan bir Fenerbahçe izledik.
Ama defans zaafı da vitrinden inmedi sanki. Bir takımın bu kadar kolay gol yemesi şaşırtıcı.
Kayseri Erciyes'in toplu hücumlarında bulduğu pozisyon bereketi, kolay maçı zora bile soktu.
Bereket Rüştü kalesinde başarılıydı.
Ve ikinci yarının en önemli adamıydı.
***
Anelka diğer maçların aksine çalışkandı ama sonuca etki eden bir yanı yoktu.
İyi ki sakat denen Alex dün sahadaydı. Çünkü orta alanda arkadaşlarını oyuna davet eden, Alex'in ayaklarından şampiyonluk nektarı fışkırıyordu sanki...
Gecenin futbol adına kaliteli zaman dilimlerinde Alex, Appiah'la birlikte başroldeydi...
***
Dünkü maçı, üç parçaya bölünmüş Fenerbahçe gerçeğiyle özetlemek gerekir.
Bir yanı sahadaydı, bir yanı Galatasaray maçında, diğer yanı saha dışındaki taraftarlarında.
O yüzden yaşanan stresi de hoş görmek gerek belki...
Çünkü son dakikalarda Aslan'a yem olan Beşiktaş maçının haberi, onların aslında beklediği bir haberdi.
Onlar ligdeki hudutsuz yalnızlıklarıyla, dün geceden kendilerine ait olan sonucu aldılar.
***
Görünen bir şey var ki, Alex, Appiah ve Anelka'yla, istediği zaman sonucu değiştirebilecek güçteki bir takım hala en avantajlı takım.
Üstelik böyle bir taraftar kitlesi varken.
Dün gecenin proleteri, saha dışındaki taraftardı.
Onlar tribünlerdeki varlıklarını, yokluklarında bile hissettirmediler.
Çünkü onlar biliyor ki...
Kendilerinden başka Fenerbahçe'nin kimsesi yok.
Yunusemre Coşan
16-05-2006, 11:49
Bize bu yangını söndürmek düşer....
Canları sağolsun
Karanlıkların hakimiyet kurduğu bir düzenin, yenik askerleri mi ilan edilecek Fenerbahçeli futbolcular? Kendilerine karşı barikatlar, aydınlık düşüncelerine karşı tarikatlar oluşturulmuşken, kazanmak nasıl da kutsal olurdu. Olmadı. Canları sağolsun. Bu heyecanlı yarışa bizleri ortak edenleri, kaybettikleri için yok sayabilir miyiz? Galatasaray'ın şampiyonluğuna anlam kazandıran Fener'in büyüklüğü değil mi? Yanlarında durun, dik dursun başları! Kaybetmek kazanmak kadar değerlidir bazen. Bırakın futbolculara ithaf edilsin, taraftarın gözyaşları.
***
Günah keçileri mi arayalım, bir yıllık sevaplarını bir kalemde silip? Ligin başından bu yana bütün güzellikleri sergileyenleri, şampiyon olamadılar diye kör ışıklar arenasında yem mi edelim? Galatasaraylı futbolcuları altın tozuna batıralım da, son dakikaya kadar mücadeleden kopmayan Fenerbahçeli futbolcuları çamur deryasına mı atalım? Sefalet kurnazı Adnan Polat'a "kol saati" verelim de, Adnan Polat'ın takımını üç kez eze eze yenen Fenerbahçeli futbolcuları yerelim mi? Hakem hatasıyla maç kazanmış olsalar da, bir kez bile isimleri rakip takım kalecileriyle anılmayan futbolcuların onurlu duruşunu inkar mı edelim?
***
Bir kaybetme anı vardır, kale kocamandır da, ayaklarda mermer pabuçlar vardır sanki. Yürekler iflas eder, bütün yollar yokuş olur. Cennet halinden cinnete uzanmak gerçeği vardır, olmazsa olmaz. Büyük denizler aşılır, koca nehirler geçilir de, karıncaların su içtiği ırmakta boğulmak da vardır. Olur mu olur! Bütün geçmiş inkar edilir de, her şey son maçtaki kimliklerden mi sorulur? Haksızlık olmaz mı yani? Sahi ya, Fenerbahçe'den başka hangi takım taraftarı için, bilet alınırken ikametgah istendi bu ülkede? Fenerbahçe'den başka hangi takıma karşı, vahşi duygularla bezenmiş "konfeti organizasyonu" üretildi? Hangi takıma karşı sinsi yemeklerde ittifak orduları kuruldu? Şampiyonluğu kaybettikleri maçta bile, zerre kadar çirkefliğe bulaşmayan futbolcuların duruşu, şampiyonluk kadar değerlidir.
***
Fenerbahçe kaybetti, üzülen sadece Fenerbahçe taraftarı... Sevinen herkes... Fenerbahçe kazansaydı sevinen sadece Fenerbahçe taraftarı olacaktı. Üzülen herkes... Bu gerçek bile çok şeyi açıklar. Ne diyelim, bazıları "ittifak sofralarında" birbirlerini doyursunlar. Onların gözlerini de Fenerbahçe düşmanlığı doyursun. Yarından sonraki yemeklere üçüncü şahıslar da buyursun.
***
Rakibini üç kez yendiği halde, bir kez bile tebrik edilmeyen Fenerbahçe'ye, şampiyon Galatasaray'ı tebrik etmek düşer, Taraftara da bu yangını söndürmek düşer. Çünkü Fenerbahçeli futbolcuların, taraftarından başka kimsesi yok.
***
O futbolcular, bir finalin en dokunaklı yerinde kalmış olabilirler. Bir yolculuğun son durağında devrilmiş de olabilirler. Ama karamsarlıktan doğmaz tribün şarkıları. Bugünleri taşımak taraftara zor gelmesin. Madem ki Fenerbahçe tribünlerinde "Güzel günler göreceğiz" deniyor, o halde güzel günleri gösterecek olanlara niye berbat bir bedel ödetilsin? Şimdi onurlu bir koşunun yaralı askerlerine el uzatmak zamanı. Kaybetmek kazanmaktan daha değerlidir bazen. Fenerbahçeli futbolcular sadece kendi taraftarlarına borçlu ve bu yıl kaybettiklerini gelecek yıl ödeştirirler. Taraftarlar yüreğinden öpsün onları.
Aycan Yılmaz
16-05-2006, 12:58
Fenerbahçe'den başka hangi takım taraftarı için, bilet alınırken ikametgah istendi bu ülkede? Fenerbahçe'den başka hangi takıma karşı, vahşi duygularla bezenmiş "konfeti organizasyonu" üretildi? Hangi takıma karşı sinsi yemeklerde ittifak orduları kuruldu? Şampiyonluğu kaybettikleri maçta bile, zerre kadar çirkefliğe bulaşmayan futbolcuların duruşu, şampiyonluk kadar değerlidir
Servet Güldeş
19-05-2006, 14:38
bugün ki yazısını mutlaka okuyun
Yunusemre Coşan
19-05-2006, 14:40
Normale dönmeye çalışırken Hakkı Yalçın'ın yazısıyla yine içim burkuldu..
Bir BAŞKAN gitti
Hiçbir başkan Aziz Yıldırım kadar sevmedi takımını. Hiçbir başkan da, Aziz Yıldırım kadar sevilmedi. O yüzden tek başına yenemedikleri adamı, yemek masalarında yenmeye çalışan "sinsi ortakların" gönlü oldu. Fenerbahçe taraftarı giden şampiyonluğa üzülmedi, giden başkanına üzüldüğü kadar... Ve adım gibi biliyorum ki, o taraftar bu "acının rövanşını" alacaktır. Sinsi ortaklardan! Bu ikiyüzlü düzenden...
***
Galatasaray'ın UEFA Şampiyonu olduğu yıllarda, Fenerbahçe Aziz Yıldırım'la en kötü günlerinde bile hep büyük kaldı. Ne parasızlıktan ağladı, ne yardım dilendi. Hataları da oldu elbet, kimse melek değil. Ne yaptıysa yüreğiyle yaptı. Ama sinsi yemeklerde kimseyle alışveriş yapmadı.
***
Aziz Yıldırım istifa etti, ülke kurtuldu. Galatasaray tribünlerinde kelebekler uçacak artık, papatyalar fırlatılacak. Beşiktaş tribünleri karanfil tarlasına dönecek, dillerine kilit vuracak taraftarlar. Fenerbahçe otobüsleri Trabzon'da taş yağmuruna tutulmayacak artık.
***
Yarından tezi yok, İlhan Cavcav spor perisi olacak, Shakespeare'in kitaplarını okuyacak artık, içkiyi de bırakacak.. Cemal Aydın söz verdi, bir daha Ankaragücü'nün maçları da diğer takımlarla aynı saatte oynanacak. Denizli Valisi de gelecek sezon ikametgah senedi istemeyecek Fener taraftarından. Haluk Ulusoy'un 35 milyar maaş ödeyerek Türk futboluna kazandırdığı önemli menajer(!!!) Can Çobanoğlu, Denizli'deki konfetilerin parasını geri iade edecek. Bir futbol katliamının baş sanığı olarak, aldığı ödüllerin resmini bana çektirecek. Ne de olsa sınıf arkadaşıyız!
***
Aziz Yıldırım gitti, ülke temizlendi. Belediye başkanları takımları kümede kalsın diye, "Din kardeşiyiz" konulu özel telefon konuşmaları yapmayacaklar artık. Beşiktaşlı Sergen, Galatasaray kalesini beşe üç yakalamışken, oryantal dönüşler de yapmayacak, bahis kuponlarının üzerine el basıp yemin etti. Rizesporlu Beşir, aldığı transfer ücretini geri verecek. "Benim aldıklarım bana yeter" deyip, ülkesine dönecek.. Mondragon, maç yapacağı takımın evine kahve içmeye davet etmeyecek, kendisi gidecek. Ve kalanlar kalacak.... Bütün haşmetiyle...
***
O yüzden siz kalın Adnan Polat bey! Sizin Yıldırım Demirören'le yarım kalan yemekleriniz var. Sizin 16 dakika ileri giden kol saatiniz var. Sizin Fenerbahçe'ye iki maçta tek gol atamadan şampiyon olmuş takımınız var. Futbolculara verecek kuruşunuz yok ama "yoksulluk edebiyatıyla" ortamı gerdikçe geren zengin bir kültürünüz var. Taaa Zalad'a kadar dayanıyor. Siz kalın. Sizinle bu ülkedeki yöneticiliğin sivri dili de kalsın. Sizinle bu ülkenin insanları, iki kaşının arasına hamak kurup silah çatsın. Siz kalın, Yıldırım Demirören'le birlikte ip atlarsınız. İkiye katlarsınız sevinçlerinizi. Nasılsa ganimeti de bölüştünüz fifti fifti. "Yılın çifti" konulu yemek ne zaman?
***
Türkiye'deki yaptıkları sportmenlik dışı ortaklığın sebebini bile Aziz Yıldırım'da arayanlar, şimdi futbolumuzun bütün kirlerini temizleyecekler. Yarından sonra şike bitecek. Futbol Federasyonu seçimlerinde kullanılan oylarla, takımların kümede kalma bağlantısı kesilecek. Aziz Yıldırım gitti... Asıl gitmesi gerekenler duruyor. Onlar sofrayı kuruyor, gelecek sezon için.
***
Aziz Yıldırım gitti. Giderken gözlerinin kıyısı bile sarı-lacivertti.
Mert Akduman
19-05-2006, 16:54
Son zamanlarda okuduğum en iyi ve anlamlı yazı
Orçun Tezol
19-05-2006, 17:33
gerçekten inanılmaz bir yazı olmuş. helal olsun... :'(
Çağlar Çağatay
04-06-2006, 16:49
Hayal satan adam ( 8 )
Kolundaki saatin akrebi ve yelkovanı dökülüyordu adamın. Yenilgileri inkar eden kurnazlığı Bizans devrine yakışıyordu da, hayal satan adam, kapısının önüne bile yakıştıramadı bu adamı. O yüzden buyur etmeyi düşünmedi ama adam elini kolunu sallayarak içeri girdi bile. "Sizin namınızı duydum" dedi, hayal satan adam zamanın dışında tuttu bu sevimsiz adamı. Adam cebinden çıkardığı kağıt paraları tezgahın üzerine koyup, "Biraz da ben istiyorum" dedi, "Sizin şu meşhur hayallerinizden." Hayal satan adamın gözlerinden bir kuş uçtu, odadaki bütün eşyaların tozunu aldı. Adam en kirli haliyle, odanın ortasında kaldı. Hayal satan adam, "Ben çocuklara satıyorum hayallerimi" dedi, "Sizin gibilerinin ne parası geçer bende, ne hükmü."
Adam, "adalet kundakçısı" olarak eski zaman hükümlüsüydü, fiyakasını bozmadı. "Aman canım" dedi, "Ben sadece merak etmiştim, ayrıca önemli olan şampiyonluktur." Dokuz köyden kovulmuştu hayal satan adam, onuncu köye bilet aldı. "Hayır" dedi, "Önemli olan şampiyonluk değil, adamlık. Şampiyonluk sudan ucuz, ama adam olmak mesele..." Adam sevgisizlikten sabıkalıydı,"Doğarken ağlayan çocuklar sebepsiz ağlamıyor" diye karşılık verdi. Hayal satan adamın dalgaları köpürdü. "Siz iğne deliğinde fil oynatırsınız beyim!" dedi, "Artık kim olsa tanır sizi. Başınız sıkıştıkça bu yılki başarınızı kullanırsınız. Ama sakın ola çocuklarımıza dil uzatmayın. Sizin adınızı taşıyan çocuklar bile, başları eğik gezmeye başladı, haberiniz olsun."
O sırada kısa pantolonlu bir çocuk girdi içeri, adam çıktı. Çocukların girdiği bir dükkandan çıkan adam, çocuğun ilgisini çekti. "Amca" dedi hayal satan adama, "Kimdi o adam?" "Boş ver" dedi hayal satan adam, "Üçüncü kişilerin yardımıyla ayakta duran biri..." Çocuk adamın arkasından baktı, üzerinden bir şeyler dökülüyordu. Saygıda kusur etmedi, "Beyefendi" diye bağırdı, "Faturalarınız düştü." Bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde, adam "çoktaaan" köşeyi dönmüştü...
Futbolun hırpaladığı çocuklardan biriydi çocuk. "Ben bugün hayal istemiyorum" dedi, hayal satan adam şaşırdı. Dükkanın içindeki baygın mum ışıklarının üzerinde gezinen çocuğun gözleri, adamın gözleriyle buluşunca, gümbür gümbür öttü yüreği. "Bizim hayatımızdan karanlık adamları çıkarmanızı istiyorum" dedi, cebindeki bütün paraları tezgahın üzerine boşalttı. Parmak hesabıyla, futboldaki zalim adamlar sergisinin ünlü resimlerini sıraladı. "Yak bunları amca!" diye haykırdı. Hayal satan adam, "Ah be evlat" diye karşılık verdi. "Onlar bir punduna getirip, silahları da sizin ellerinize tutuşturacaklar diye, bütün düşleri sizlere bırakıyorum. Ama sakın korkma. Hâlâ bütün güç bizde. Onlarınki çürük bir tekneden başka bir şey değil." Çocuğun gözleri parladı birden. Yüreğindeki zindanlara ışık sızdı. Hayal satan adam, kapısını açmıştı direnişin. "Bizler deniz diplerinde inciyiz, gökte yıldız. Bizi kimseler görmez ama bizler çizgi romanlarda bile haydutlarla savaşırız." Nasırlı elleriyle, çocuğun terli saçlarını okşadı. "O yüzden hâlâ ayaktayız!"
Hakkı YALÇIN
Yusuf Sünbül
05-06-2006, 20:03
Dün Gazetede bu yazıyı okuduğumda,Anlayamayacak kadar özürlü Eziklerin yöneticileri için tam bir kapak diye düşündüm.Hakkı Yalçın'ın yazılarını hep takip ediyorum,Bu kadar açıkça eleştirdiği kişiler nedense Hala Yüzsüzlüklerini sürdürebiliyorlar,Cevap verecek iki kelime bile bulamıyorlar.Hakkı Yalçın beyinlerine kazırcasına vurguladığı yazılarına rağmen Anlama kapasiteleri yok denecek kadar az olan bu Ezik yöneticiler,hala saçmasapan demeçler vermeye devam ediyorlar.Medyamızda Hakkı Yalçın gibi yazarların çoğalması,Ezik İttifaklarla Mücadele alanında bizleri güçlü kılacaktır.Kalemine sağlık Hakkı Yalçın.
Yunusemre Coşan
08-08-2006, 09:46
Hakan Şükür'ün kaçırdığı penaltıya gelince... O penaltı, "acının ilk taksitidir!" Geçen yılki kol saatinin hünerli adamına, 14 Mayıs'taki gözü yaşlı Fenerbahçeli çocukların ilk tokadı. diyor Hakkı abi..Saol abi :)
Denizlerin öfkesi
Lig başladı. Hava acayip sıcaktı ama futbol parçalı bulutluydu. Fenerbahçe 6 golle, hakem sandalını batıran denizlerin öfkesindeydi. "Fenerbahçe'yi şampiyon yaptırmayacağız" diyenler ise kayıpların denizinde. Ligin henüz başı, kaybetmek de oyuna dahil. Ayrıca ilk haftanın prospektüsleri pek okunmuyor zaten. O yüzden doktorluk yapmanın alemi yok. Ama Fenerbahçe'ye karşı zengin arzuları tuzlamakla, yoksul futbol üretmek arasında sıkışanların kendi gerçeklerine dönüş yapması zorunludur. Çünkü sezon öncesi ilan edilen bu "yelken beraberlikler" sonraki haftalarda canını kurtaran kaptan gerçeğine dönüşecektir. Kimsenin kuşkusu olmasın.
***
Alex, seyir zevkinin kralıydı yine. Alkışla kapanan perdelerin sanatçısı olarak adını taçlandırdı. Farklı galibiyetle paslaşan Tümer'le birlikte, harika ikiliyi oluşturdu. Onlar durdukları yerde bile dörtnalaydılar... Galibiyet militanı Appiah, kendisindeki enerji fazlalığını rakiplere değil, kazanmak duygusuna yönelttiği zaman seyrine doyum olmuyor. Yoksa, horozluk yapan Appiah resmine, bizlerin duvarında yer yok. Fenerbahçe defansının buyurgan halini iyimser gözle, aşırı sıcak ve stres gerçeğiyle geçiştirelim ama... Ama Dinamo Kiev maçı öncesi S.O.S sinyali vermeyi de gazetecilik görevi sayalım. Her ne kadar, ilk haftanın prospektüsleri okunmaz olsa da...
***
Bülent Demirlek'in adaletli bir maç yönetmediğini gördüm. Appiah kadar Emre Toraman da kırmızı kartlıktı. Alex ve Lazarov'a yapılan hareketler kesinlikle penaltıydı, Mehmet Aurelio da oyundan atılmalıydı. Ve Erciyesli futbolculara gösterilen tolerans dikkat çekiciydi. Hakem adaletten araziydi zaten... Emre Toraman'ı üç sezon öncesi Beşiktaş-Sakaryaspor maçının "ucuz kahramanı" olarak hatırlıyoruz. Bu ülke küstahları çok sever. Böyle birine yakında milli takım forması giydirirlerse şaşırmayın. Alpay ve Bülent Korkmaz'ın eksikliğini gidermek adına...
***
Gençlerin dikkat çektiği bir hafta izledik. Vestel Manisa'dan Nizamettin... Ankaraspor'dan kaleci Hakan Arıkan... İstenirse ve namuslu gözlerle bakılırsa, ne gençler var aslında... Hakeme saldırı mevsimi de Sivas'ta çok erken açıldı. Bence bunlar iyi günler... Hâlâ hakem tercihi yapılan bir ülkede.
***
Adnan Polat'ın istemediği hakem Cüneyt Çakır, ilk maçında Galatasaray maçını yönetti, iki penaltı verdi. Adnan Polat, siyah beyaz filmlerden öğrendiği sızlanmayı, sarı kırmızı sözcüklerle süsledi ama bu kez takımına yüklendi. Çünkü hakeme diyecek tek sözü yoktu. Hakan Şükür'ün kaçırdığı penaltıya gelince... O penaltı, "acının ilk taksitidir!" Geçen yılki kol saatinin hünerli adamına, 14 Mayıs'taki gözü yaşlı Fenerbahçeli çocukların ilk tokadı. Yeryüzünde adalet olmasa da... Gökyüzünde var...
Yunusemre Coşan
18-08-2006, 11:42
PFDK nın yanlı tutumuna bir cevap..
Appiah'ta 3 hece, Nobre'de 2
Futbol Federasyonu Stadyum ve Güvenlik Komitesi, statlara "Etik kurallar tablosu" asılması kararı aldı. Asılan namussuz pankartlara göz ucuyla bakmayanlar için şaşırtıcı.
PFDK, Almanya'daki Galatasaray-Beşiktaş maçında açılan "iğrenç pankarta" ceza vermeyi uygun görmedi.
Böyle bir pankarta gözlerini kapatanların etik kurallar tablosu neye yarar?
Sadece Fenerbahçe tribünlerindeki pankartlara ceza vermeye mi?
Fenerbahçe'ye karşı işlenen suçlar neden yargıdan muaf?
Appiah'ın hareketinden daha net bir çirkinliğe iki kez dirsek atan Nobre'ye 2 maç ceza, Appiah'a 3 maç.
Ya forma rengine göre veriliyor cezalar.
Ya da isimlerdeki hece sayısına göre.
Appiah 3 heceli Nobre 2...
Akif Ahmetoğlu
24-08-2006, 10:37
Minyatür Gemi
Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi masalında, erken söndürdü ışıklarını.
Dinamo Kiev'in tozunu aldı, silkeledi ama düşüremedi.
Bir hakem vardı, İngiliz. Bir bıçağın Fenerbahçe'nin sırtına saplanması gibiydi. Maçın hemen başında Semih'e yapılan net bir penaltıyı vermedi.
Ama Kanarya'da öyle bir defans vardı ki, hakemle birlikte galibiyet ruhunu öldüren onlardı. Hep bir telaş ve kopukluk. O yüzden hücumu düşünürken, gözü arkada kalan bir tavrı vardı Fenerbahçe'nin. Semih'i böyle bir maça umut adamı olarak düşünmek de, sezon başı fukaralığının bedeliydi.
***
O muhteşem taraftarın dışında, her şey Fenerbahçe'nin aleyhineydi ama yine Appiah çıktı sahneye. Appiah'ın anasından emdiği süt ayaklarından fışkırdı. Militan ayaklarından.
Ve muhteşem bir gol umutları yeşertirken, gole davetiye bastıran defans, gecenin canına okudu yine.
Galibiyetin temel ilkesi koşmak. Fenerbahçe ikinci yarıda çok koştu.
Ama Kerim'in füzesiyle gelen beraberlik golü, ayaklanan Fenerbahçe ruhu mucizeyi gerçekleştirmeye yetmedi.
Talih yıldızı semadaydı da...
Yeryüzüne inmedi bir türlü...
***
Kendi alanındayken kaplumbağa hızındaki Dinamo Kiev, kontratağa kalktığında tavşan gibiydi.
Belki de onları hücumda tavşan yapan, Fener defansının ağırlığıydı.
Ama bir gerçek var ki, dünkü Dinamo Kiev elenmeyecek bir takım değildi.
***
Minyatür bir gemiyle Şampiyonlar Ligi denizine açıldığınız zaman sonuç böyle oluyor.
Görünen bir şey var ki... Dün gece, Fenerbahçe yönetiminin, Avrupa frekansını UEFA Kupası'na ayarladığının resmiydi.
Erdal Futtu
24-08-2006, 15:34
ya adamın degişik bi yapısı var!
bu adam nasıl 6s yi tutar merak ediyorum?
appiah a miltan demeside olayı bitiriyor zaten:)
Yunusemre Coşan
25-08-2006, 23:57
ya adamın degişik bi yapısı var!
bu adam nasıl 6s yi tutar merak ediyorum?
appiah a miltan demeside olayı bitiriyor zaten:)
6s li mi ???
Yunusemre Coşan
29-08-2006, 11:13
Hakeme karşı yazılmış bir yazı
Filistin askısı
Bir kez daha gördük ki, futbol sadece futbol değil bu ülkede. Perdenin arkasındaki adamların kıs kıs güldüğü bir düzende, Fenerbahçe hakemliğin Filistin askısındaydı. Hakemler, Fenerbahçe'yi imha etmenin ikinci baskısında. Sakarya'da çarmıha gerilen bir Fenerbahçe vardı. Sakaryaspor'un ofsayttan atttığı gol, Fenerbahçe'nin sayılmayan golü, kırmızı kart gösterilmeyen son oyuncu ve işte huzurlarınızda Kuddusi Müftüoğlu...
***
Fenerbahçe'nin kötü oynaması, hakemin adaletsizliğine destek olmak için sebep oluşturabilir mi? Fenerbahçe'yi yok etmenin balosuna, davetiyeleri kim dağıtıyor dersiniz? Geçen yıl "El değmemiş temiz lig istiyoruz" pankartlarıyla, ortalığı yangın yerine çevirenlerin, gönüllerini hoş eden hakem bereketine suskun kalmasındaki sırrı merak etmiyor musunuz? Hakemlerin iltimasına her türlü şartta karşı durmak, futbolun şanından değil midir? Bu durumda "Fenerbahçe'yi şampiyon yaptırmayacağız" diyenlerin, sırrı çözülmüş olmuyor mu?
***
Fenerbahçe'nin katledildiği hafta, Beşiktaş elle gol atıyor, garip bir penaltı kazanıyor. Ne Beşiktaşlı yöneticilerden, ne de Fenerbahçe'ye karşı "temiz lig özlemiyle" ittifak kuranlardan ses var. Acaba diyorum, iki saatte Roberto Carlos'u getirecek kudrete sahip olan Yıldırım Demirören, adaletli hakemler için pankart açmayı bu sezon da düşünmüyor mu? Haluk Ulusoy, onun canı ciğeri (!) Geçen sezon, hastaneye kupa götürecek güç, Yıldırım Demirören'den başka kimde vardı? Allah aşkına bir de, gerçek adalet için kullansın gücünü!
***
Özellikle belirtmeliyim ki, geçen yıl Anelka'nın elle attığı gole, gözlerini kapatan Fenerbahçe medyasının, bugün Burak'ın elle attığı gol için isyan etme hakkı yoktur. Beşiktaşlı bazı yazarların, Burak Yılmaz'ın attığı gole gösterdikleri tepki helalindendir. Onlara sözüm yoktur.
***
Hey gidinin ülkesi. Vicdanlarını yitirenlerin, aynı çatı altında toplandığı üçüncü dünya ülkesi. Her yıl biraz daha bataklığa saplanan ve mücadelenin anlamını yok edenlerin iktidarı ele geçirdiği ülke. Ne çok şeyimizi yitiriyoruz, birer birer. İlerleyen haftalarda daha neler göreceğiz neler!
***
Fenerbahçe'ye gelince... Neticeyi oluşturan sebepleri kurcalamak, kazanırken kimsenin işine gelmedi ama vakit geldi galiba. Severken günahları saklamak, ağır bedeller ödetir insana. Fenerbahçe'de inat edilen yanlışlar, hakem hataları kadar berbat silahtır. Kişileri korumakla, Fenerbahçe'nin geleceğine sahip çıkmak arasındaki tercihini yanlış kullananları dürtüklemek zamanı. Fenerbahçe'yi Avrupa kupası maçlarında aşağılayan başlıkları, fırsatını bulup kullanmak üzere gazetelerinde bekletenlerle, transferleri bugüne kadar bekletenler arasında ne fark vardır? Yas tutulacak kayıplarla harcanacak zaman yoktur diye, "iç sorgulamayı" reddetmek, taraftarlığa dahil değildir.
***
Çünkü görünen o ki, Fenerbahçe'nin, iki kaşının arasına pusu kurmuş adamlarla ve adaletsiz düzenle de maçı var. Rakip takımların yanında
Yunusemre Coşan
05-09-2006, 08:08
Çok hoş olmuş..
Haluk'a mektuplar
Sayın Haluk Ulusoy! "Fenerbahçe'yi şampiyon yaptırma-yacağız demek için, çok alkol alıp, zom olmak gerekir" diyorsunuz ya. Yıldırım Demirören bu sözleri söylerken ne kadar içmiştir sizce? (Bir üniversite öğrencisi)
***
Haluk Amca, okullar açılınca öğretmenime soracağım, ama önce sizin fikrinizi almak istiyorum. Şeytanın gözüne sürme çekmekle, şeytani duyguların yok olması mümkün müdür? (Bir çocuk taraftar)
***
İki çocuğum var, ikisi de ayrı takımları tutuyor. Sizin yüzünüzden ikisini de maçlara göndermiyorum. Çocuklarımı emanet edebilecek kadar güven vermiyorsunuz bana. (Bir anne)
***
Her fırsatta sizi Fenerbahçe ile karşı karşıya getirmek isteyen kesimler varmış. Öyle diyorsunuz! Geçen sezon sonundaki masa altı yemekleri için neden bir şey demiyorsunuz? Hastanelere kupa siparişi yapılan tek dünya ülkesi olduğumuzu hatırlatırım. (Bir doktor)
***
Fenerbahçe ile aranıza giren gerçeğin adı biziz. İttifaklara göğüs geren Fenerbahçe taraftarları. Söylemleriniz asla inandırıcı değil. Efendi olabiliriz, saygılı olabiliriz ama aptal değiliz. (Bir Fenerbahçe taraftarı)
***
Öldürdüğünüz değerler için, her maçta bir dakikalık saygı duruşu talep ediyorum. Sakıncası var mı? (Bir vatandaş)
***
İster Almanya'da durun, ister Türkiye'de, isterseniz dünyanın herhangi bir yerinde. Benim için her zaman adaletsiz bir resim olarak kalacaksınız. Sizin yeminli ifadenize bile inanmam. (Bir avukat)
***
Diyelim ki Aziz Yıldırım, kendi takımını diğer takımlardan ayrı tutuyor. Peki siz niye diğer takımları, Fenerbahçe'ye karşı tutuyorsunuz? (Bir turizm rehberi)
***
"Sen de bizdensin partisine", fotoğraf çekmeye gelebilir miyim? Sonuçların kilit adamı olmakla, Futbol Federasyonu Başkanı olmak arasında nerede olduğunuzu görüntülemek için? (Bir fotoğrafçı)
***
Spor programı denince televizyonu kapatıyorum artık. Sanki çocuklarımın yüzünde sigara söndürüyor birileri. Gazeteleri de evime sokmuyorum. Sanki gaz odalarına yeni çocuklar arıyor futbolun Nazi ruhlu yazarları. Irkçılık ve kötülük herkesin içine işlemiş. Bu kadar mı dışındasınız bu cinayetlerin? (Bir baba)
***
Yaptırılmak istenen şampiyonluğu değil, anasının ak sütü gibi helal edilmiş şampiyonluğu alkışlamak istiyorum. Sizin yetkili olduğunuz bir ülkede, var mı böyle bir şansım? (Bilgisayar uzmanı)
***
Maçlara gidiyorum ve hâlâ hayattayım. Ama annem dokuz doğuruyor. Size bir sır vereyim. Annemin duası da tutar, bedduası da... (Bir lise öğrencisi)
Yunusemre Coşan
15-09-2006, 09:48
bir maçın özeti(Randers)
Ölü pozisyon koleksiyon-cusu
Fenerbahçe, farklı galibiyet desenli bir geceden, zoraki bir galibiyetle çıktı. Tribünler birbirine omuz vermiş dağlar gibiydi, Avrupa'ya "farklı bir yol" istiyordu. Futbolcular beceriksiz çıktı.
***
En sıradan rakiplere bile orta sahada topla oynama imkanı sağlayan bir takımın, istediği baskıyı kurması da zaman alıyor kuşkusuz. Sıradan toplarla baskı kurmanın anlamsızlığı da, sadece zamandan çalıyor. Maçın ilk yarısında, gecenin üşüyen rengiydi sarı lacivert. Ölü toplarla maç kazanan bir takımın, ölü toplara seyirci kalmasının bedeli, berbat bir gol oldu. Kendine bir hata ısmarladı Fenerbahçe defansı. İstanbul'a gelirken, kendini korku kazanında kaynatan açıklamalar yapan takımın Senegalli forvetini, adam yerine koyup tutmadı bile. Oysa o sırada farklı galibiyete ayna tutuyordu tribünler...
***
Turu katletmeye yakışan adam bolluğu vardı ilk yarıda... Orta alan "şahsi birer macera adamı" gibiydi. Tümer Metin'in ayakları ağır çekimdi. Aurelio, Mehmet olduktan sonra, Fenerbahçe'deki düşüşüne "mühür" basıyordu sanki. Durduğu yerde yaprak döküyordu Deivid, Kezman, Edu, Tümer... Randers, karınca sürüsü gibiydi o sıra. Büyük nehirleri geçmesi beklenen Fenerbahçe'nin karıncaların su içtiği bir kaşık suda boğulacağını düşünmeye başladım. Bıyıkları boyalı hakem de, surat asıyordu Fenerbahçe'ye... Sadece Kerim vardı ve onun vurduğu top, şanssızlığın şansı oldu, Fenerbahçe'nin beraberlik golü geldi... Hakemin bıyıkları gibi, adaleti de katran karasına boyanmıştı besbelli ve ilk yarı biterken Fenerbahçe'nin net penaltısını vermedi.
***
İkinci yarıda, durgun gölgelerin, hareketlendiğini gördük. İlk yarıdaki uyuşukluğundan firar eden Kezman, bir atımlık hünerini sandıktan çıkardı. Ardından farkı getirecek pozisyonlar da yaratıldı... Ama Tümer ve Deivid'in ayaklarından kaç pozisyon ölüsü çıktı sayamadım. Ama genç Kerim'in mücadelesine ceketimi ilikledim.
***
Fenerbahçe'nin en büyük düşmanı yine kendisi. Hala görülmeyen gerçekler. Appiah yoksa bu takımın ruhu yok. Appiah yoksa, orta alandaki avareliğin önüne geçibelecek biri de yok. Görünen bir gerçek varsa, yabancılar da, bir süre daha yabancı kalacak bu takıma... Onlardan şimdilik hayır yok.
***
Maçtan önce Fenerbahçe farklkazandiye düşünmüştüm. Geceyle girdiğim bahsi kaybettim. Çünkü futbolcuların, böyle bir sonuca hamak kuracağını düşünmemiştim. Dilerim rövanş maçında, ölü pozisyon koleksiyoncusu takımın yerine, iş bitiren bir Fenerbahçe gerçeğiyle karşılaşırız. Fenerbahçe büyüklüğü ve yılın anlamı, bunu emrediyor çünkü!
Yunusemre Coşan
18-09-2006, 08:52
Kötü gidişlerde daha bir zor oluyor yazıları okuması... :'(
Penguen sürüsü
Fenerbahçe tel tel dökülüyor. Kötü futbol krallığında rütbeleri sökülüyor Zico'nun. Appiah dışındaki bütün futbolcular, Zico'yla birlikte gecenin suç ortaklarıydı.
Bir penguen sürüsü sanki...
***
Lugano'yu defans heykeli diye bizlere yutturan televizyon görüntüleri ve gazete haberlerine karşılık, bizim sahada izlediğimiz Lugano eski model tren gibi.
Dün gece golü de seyretti, gelip geçen Balili'yi de.
Gördüğü kırmızı kart, kesinlikle hak edilmiş karttı.
***
Fenerbahçe'de yanlışlar alışkanlığa dönüşmüş artık.
Orta alan bekleme salonu gibi. Rakibe ne bir müdahale, ne bir direniş. Sadece ayaklarında pozisyon çalkalıyor.
Defans içler acısı. Kerim üç günde tersine işlemiş. Ümit Özat'ın ayaklarında çürüyor zaman.Biraz Appiah, gerisi yalan dolan...
Deivid yalan makinesine bağlansa ve "Dün gece 63 dakika neredeydin?" diye sorsalar. Gerçeği söyleyecektir.
"Aklım bir karış havada Brezilya'daydım!"
***
İkinci yarıda da roller değişmedi. Onca top kaybı, sonuca reaksiyon göstermeyen bir futbol anlayışı....
Appiah cezaalanına top kesiyor, top iki adım ötede kaleye paralel gidiyor da, 4 Fenerbahçeli seyirci...
Sanki ölü ayaklar gecesi, sanki herkes birbirinin "pozisyon katili" olmaya meyilli.
Yaratıcılığa değil, rakibin büyük hatasını kollamaya yönelik bir oyun sisteminde, Fenerbahçe beraberliğe bile şükretmeli.
Çünkü, dünkü Sivasspor çok daha iştahlı ve mücadeleciydi.
Hele Balili, sahadaki sükseli yabancıların ipliğini pazara çıkartan, tanıdık yabancıydı!
***
Dün geceki penguen sürüsünün arasından suçluları teşhis etmek Zico'ya kaldıysa... Ben adaletli bir sorgulama olacağını düşünmüyorum.
Zico'dan müfettiş olmaz.
Olsa, sahadaki yanlışları maç sırasında çözerdi zaten.
Yunusemre Coşan
20-10-2006, 09:03
Keşke kazansaydık diye okuduğum bir yazı
İade-i itibar
Dünkü yenilgi sonuç olarak yenilgi sayılabilir ama Fenerbahçe muhteşem oynadığı bir maçı kaybetti. Sonuç ne olursa olsun, dün geceki
Fenerbahçe gelecek maçların harika anonslarını verdi.
***
Ligde yerin dibine soktuğumuz takımın aksine, başkaldıran futbolcuların onur savaşı vardı dün gece.
İlk dakikalardaki Newcastle'ın ateşten çemberinden çıkmak zor olmadı.
Soğukkanlı adımlar ve harika bir mücadeleyle oyunu dengeleyen ve rakibinden aşağı kalmayan bir Fenerbahçe izledik.
Önder Turacı, hem rakiplerine, hem de Edu' nun dört dörtlük intiharına müdahale ederken, gecenin yüz akıydı.
"Bu adamı oynatmamak cinayet" dedim. "Ya da Fenerbahçe'yi kundaklamak!"
***
İkinci yarıda galibiyetin kozasını dokurken, rakibin canına okuyan adam olarak Appiah çıktı sahneye. Rakibi eksiltmenin ustası olarak, muhteşem toplar taşıdı.
Güzel pozisyonlar da bulduk ama rakip cezaalanı üzerinde teoriyi eyleme dökmekte zorlandık.
Ama Zico'nun oyuncu değişikliği ile gelen deprem, bir kaza golünü de beraberinde getirdi.
Talih bizleri yalnız bıraktı galiba...
***
Dün gecenin neresinden bakarsanız bakın, galibiyeti isteyen ve hak eden bir mücadele ruhu mevcuttu sarı lacivertlilerde.
Onlara itibarını iade etmek hepimizin boynunun borcudur.
Bu yenilgiye, galibiyet muamelesi yapmakta da hiçbir sakınca görmüyorum.
Böyle kaybetmek, kazanmak gibidir.
Yunusemre Coşan
20-10-2006, 09:19
Bu da Fotomaçtaki yazısı..
Onur savaşı
Böylesine bir talihsizlik gücüne gidiyor insanın. Ama böyle yenilgiler asla umutsuzluk getirmesin. Hele bu futbolla...
* Ligdeki hatalarını top atışına tutan, dişli bir Fenerbahçe vardı dün gece. Mücadele gücü yüksek, oyundan bir an bile kopmayan. Newcastle'daki cehennemde, 10 dakikalık baskıyı atlattıktan sonra, dengenin lehimize işlediğini gördük. Önder Turacı'nın sağlam müdahaleleri, Deivid'in yokluğunda rakip alanda yarattığımız boş alanları görünce, Zico'nun ilk kez taşları yerine oturttuğunu düşündüm Lig maçlarındaki kanatsız kuşların yerini kanatlı atlar almıştı... Eleştirilerle kırbaçlanmış atlar...
* İlk yarıda rakibin en hızlı adamı Martins'in olası bir kaçağına karşılık, bütün kapılar kapatılmıştı. Fenerbahçe defansının ilk kez böylesine sağlam bir kademe anlayışına büründüğünü gördüm. Ve ilk kez yüzlerinde bu denli bir kazanma ifadesi... Lugano ve Ümit Özat'taki denge, Önder Turacı'nın sağlam duruşu, rakibi elden ayaktan düşüren gerçeklerin sebebiydi. Edu'nun tekrar etmekten usanmadığı hatanın dışında, ilk yarıda rakibe net bir pozisyon da verilmedi. Appiah ve Aurelio, geçen yıldan kalan güzelliklerini sergiliyordu. Tuncay kendini de rakibide bitiriyordu o sıra. Takım ruhu yeniden ayaktaydı da... "Ölü askerler ihtilal yaptı" dedim.
* Gecenin proleteri Önder Turacı'ya parantez açmalıyım. Rakibin bütün yollarını tıkaması bir yana, altın işlemeli ayakları ve heybetiyle canlı bir heykel gibiydi. Kendisini oynatmayan Zico'nun da suç delili...
* Fenerbahçe, ikinci yarıya da harika başladı. Saha içindeki "sıkı dostların" ayaklarının ritmine uyuyordu futbol topu. Gol dedektifi Kezman'ın gidişleri harikaydı da, son vuruşlar yetersizdi bu kez.. Appiah'ın örgütlediği pozisyonlarda da, rakip cezaalanı önünde, kendimize düğümlenip kaldık. Ve galiba dün gece sarı lacivertlilerin tek eksiği buydu. İkinci yarının başında, ceza çizgisinin önünde Tuncay'a yapılan bir hareket var. "Hakemlerin Fenerbahçe'ye surat asması ilk değil" dedim. Hem Türkiye'de... Hem Avrupa'da...
* Newcastle'ın zaman zaman kurduğu baskının altında ezilmeyen, Avrupai Fenerbahçe, dün gece maçın her dakikasında sahadaydı. Beraberliği değil, galibiyeti isteyen bir takım vardı sahada. Martins'in uzaktan vuruşunda, Rüştü'nün kurtarışı da harikaydı. Ama ne olduysa maçın sonlarında oldu. Zico'nun taşları yerinden oynattığını gördük. Ve talih kuşunun da, Newcastle'ın başına konduğunu... Talih Avrupa'da Fenerbahçe'ye gülmeyi unuttu zaten.
* Dün geceki sonuç, hiçbir şeyin sonu değil, gerçekçi bir hikayenin başlangıcıdır. Fenerbahçe cehennemde savaş verdi... Onur savaşı. Maçı kaybetti, savaşı kazandı. O yüzden bu yenilgiye galibiyet muamelesi yapmakta sakınca görmüyorum. Dünkü Fenerbahçe bu gruptan çıkacak göreceksiniz. "Talihsizlik tanrısı" hep bu takımı kırbaçlayacak değil ya...
Akif Ahmetoğlu
25-10-2006, 13:46
KÖR KANDİLLER
Fenerbahçe'nin Newcastle'daki dağlar gibi takım görüntüsü, pazar gecesi de sahnedeydi. Galibiyet kimsenin ayağına gitmez, ona gitmek gerekir. Kayseri karşısında harika gidişlerin takımıydı Fenerbahçe. Her daim işaret ettiğimiz gerçekleri görebilen Zico'nun, takım içindeki "minyatür ihtilali", Fenerbahçe'deki iyiye gidişi hızlandıracaktır. Takılan yeni kanatlar, önümüzdeki haftalarda kesilmezse eğer....
***
Hakemlerin Fenerbahçe'ye suratsızlığı sürüyor. Hakemler Galatasaray için neredeyse yurtdışından penaltı ithal edecek ama Fenerbahçe'ye penaltı yasak. Kayserispor maçını zora sokan dakikalar, hakemin "kara düdüklerinin" egemen olduğu dakikalardı. Alex'in harika gollerinin o yüzden anlamı büyük. En az iki kişiliktir bir gol. Atan ve yiyen... Ama bazı goller üçüncü şahıslara da atılır. Adına hakem veya ne denirse...
***
Ligin üst katları yeni hareketlere gebe. Vestel Manisa'nın baktıkları aynaları çatlatan sükseli futbolcuları Sivas'ta yerle bir oldu. Maç bitiminde kavga, uçakta hosteslere kabalık, pilota saygısızlık. Bindikleri uçakta bile "ödedikleri para kadar kabalaşan" adamların, liderliğe ne kadar yakıştıklarını gelecek haftalarda göreceksiniz zaten. Eziklik başka bir şey... Ezikliği ne parayla, ne pulla, ne de birkaç haftalık liderlikle yok edebilmek mümkün. Herhalde Ersun Yanal, bilgisayardan kafasını kaldırıp, gerçekleri görebilecek halde değil. Hayatı sihirli bir kutunun içinde zannediyor.
***
Bayram öncesi ilginç açıklamalar sergisindeydik sanki. Bu sergide birinciliği Erik Gerets aldı. "Bir antrenörün hayatı, köpeğin hayatından bile zor oluyor." Ne güzel yakıştırma(!) Lucescu da "Köpekler istedi diye atlar ölmez" demişti. İnsanlıktan dert yanarken, köpekleri ilham perisi yapmanın Nobel Ödülü'nü bunlara vermeli. Aldıklarını iade etmeleri şartıyla...
***
Bugün bayram. Yaprak kurusu çocuklarımız öpecek el ararken, futbolun sinsi tüccarları yolunacak kaz arıyor. Bizim çocuklarımızın son kuruşuna, alın terine ve geleceğine göz dikerken. Eski bayramlarımızı çalanlar, çocuklarımızın geleceğini de çalıyor. Hem sahada, hem devlet kapısında.
***
Vicdanların bağışlamadığını sizler niye bağışlıyorsunuz? Futbolun korsan pazarında, yağmalanan değerlere suskun kalmaktan utanmıyor musunuz? Size 3 günlük bayram, onlar her gün bayram tadında yaşıyor hayatı.
***
Kurnaz tacirler, "avanta peydahlıyor", beleş arsa ve stat peşinde. Birileri imparatorluk tahtında, değerlerimizi ayak topu yapmış oynuyor. Toprağa düşen topumlar nasıl ağaç oluyorsa... Bugün ekilen namussuz tohumlar da karşılığını bulacak, kuşkunuz olmasın. O yüzden bugün her türlü beleşçiliğe ve rezilliğe susanlar, yarın hasat zamanında, verdiği kurbanları hesaplayacak.
***
Gözlerinizdeki kör kandilleri yakmazsanız. Çocuklarınızı yakacaklar. Üzerine de beleş bir stat ve bir imparator amblemi kondurup... Gururla göbek atacaklar!
Hakkı Yalçın
Gaye Sülün
31-10-2006, 16:14
Hakkı Yalçın'ın dilini, yazarken ki samimiyetini beğenerek takip ediyorum=) Fenerbahçeyi bazen roman tadında anlatıyor... süper oluyor=)
Ayrıca köşelerinde şiirleri ve hayata dair iliştirdiği bir kaç notu okuyucularıyla paylaşıyor.
Hikaye tarzında kitabı da bulunmakta ayrıca ismi de: "Yürek Ağlar Gözden Önce". Duygusal içerikli ama etkileyici diyebilirim.
Ve de ayrıca Hakkı Yalçın müzik piyasası içinde önemli bir şahsiyet söz yazarlığı da mevcuttur.
Eeee daha ne olsun...=)
*Ama tanımadan da yorumlar yapılmış. Bir gazete alın köşesini bire bir inceleyin tavsiyesinde bulunmak istiyorum...
Erkut Yeğen
31-10-2006, 21:17
Hakkı Yalçın gibi kaç tane korkusuz ve renksiz kalem var?Şiirimsi tadı ile futbolu yorumlaması harika.Gs li olmasına hala inanamıyorum
Yunusemre Coşan
01-11-2006, 10:09
Liderlik verilmez, söke söke alınır :dans:
Bir adam düşünün, ülkede hiç kimseye gösterilmeyen tolerans ona gösteriliyor ama mesele eleştiriye gelince, "Eleştirenler hain!"
Bir adam düşünün, Türkiye'ye geldiği günden beri yerden yere vuruluyor ve Manisa'da 3 golle takımına liderliği armağan ediyor. Cevabına bakın.
"Eleştiriler iyiler içindir!"
Ruh krallığı başka bir şey...
***
Fenerbahçeli Deivid'in Manisa'daki gece vuruşlarında, yakamoz tadı vardı.
Kendine gecikmişliğin özürü vardı.
Alışarak bağışıklık kazanmak yerine, kendi gerçeklerini ortaya çıkarmak vardı.
Ve "Eleştiriler iyiler içindir" diyen bu zarif adamın, kendisini eleştirenlere gösterdiği ruh zenginliği vardı. Golcü olmak başka, adam olmak başka...
***
Fenerbahçe, Manisa'da kararlı ve cüretkar bir takımdı. Aklını kullandı, forvet elemanlarını rakip alana sızdırma ustalığını kullandı.
Ve Ersun Yanal'ı Fenerbahçe'nin başına layık görenlere, Zico'nun "kalıcı belgesini" gönderdi.
"Liderlik verilmez, söke söke alınır" diyerek...
***
Beşiktaş taraftarı, Sakaryaspor'a atamadığı golün faturasını yönetime çıkarırken, belki de içindeki gecikmişliğin isyanını savurdu.
Çünkü Beşiktaş'a yakışmayan gerçeklerin mimarı olarak Yıldırım Demirören orada duruyor.
Sakarya maçıyla, bugüne kadar verilen desteğin arkasında, kof bir savunma olduğu ortaya çıktı.
Çünkü taraftar, Beşiktaş'ın ruh zenginliğine darbe vuranları, hepimizden iyi biliyor. Gecikmiş olsa da...
Beşiktaş'ın Cumhuriyet Bayramı kutlamaları da bir harikaydı.
Cumhuriyet'i savunmak da, asaletini savunmak kadar yakışıyor Beşiktaş'a..
***
Galatasaray kazanırken bile ümit vermeyen takımdı.
Galatasaraylı futbolcuların, kart görmek için gösterdiği mücadele, maçı kazanmak için gösterdiği mücadelenin çok üzerindeydi.
Ankaragücü' ndeki müthiş çıkış sürüyor.
Sakaryaspor üzerine oynanan hakem oyunlarına ne zaman ara verilecek, en çok onu merak ediyorum.
Bu işte bir iş var çünkü!
Gaye Sülün
01-11-2006, 21:12
Hakkı Yalçın gibi kaç tane korkusuz ve renksiz kalem var?Şiirimsi tadı ile futbolu yorumlaması harika.Gs li olmasına hala inanamıyorum
Yoksa ben mi yanlış anladım! 6s li bir tane daha hakkı yalçın mı var?
Erkut Yeğen
01-11-2006, 23:28
şaka mı bu! Konu Fenerbahçeli Hakkı Yalçın'la ilgili hani takvim de yazan var ya işte o. Bu konuda o kişiye ait. Yoksa ben mi yanlış anladım! 6s li bir tane daha hakkı yalçın mı var ne??
Kaleminin rengini fark ettirmeyecek kadar tarafsız,korkusuz yazar.Malesef G.Saraylı.Ben başka Hakkı Yalçın tanımıyorum:)
Gaye Sülün
03-11-2006, 23:20
An itibarıyla acayip dumur oldum cidden 6s'li mi yaaa böhüüüüüüüüüüüüü....
"Yalnız nasıl konduramamışım varya... halime güldüm resmen=)"
Sağol Erkut...
"Fenerbahçe'yi niye seviyorum?"
Sparta Prag maçında beni sonuç kadar etkileyen bir güzellik, tribünlerdeki "Atam İzindeyiz" pankartıydı. Sıradan değil, binlerce insanın yüreğinden yazılmış bir pankart, tribünlerdeki samanyoluydu. İrtica yuvası haline getirilen takımlara ibret olsun. Hep kendime soruyorum, "Fenerbahçe'yi niye seviyorum?" diye... Fenerbahçe'nin cesaretini seviyorum. Taraftarlarının arasındaki yürek bağını. Yaralı arkadaşını sırtında taşıyan, yaralı asker fedakarlığını... Haksızlıklarda sokağa taşmasını, hiçbir takımda olmayan coşkusunu seviyorum. Fenerbahçeli değilim ama Fenerbahçe'yi seviyorum (*Yıkıldığım an okurkende nasıl atladım burayı psikolojik bir şey olsa gerek=) ) Ülkesinin gerçeklerine uykulu gözlerle bakmadığı için seviyorum Fenerbahçe'yi... Cumhuriyet ilkelerinin kayıtsız şartsız savunucusu olduğu için... Karanlıkları, aydınlığıyla işgal ettiği için... Her maçta, yüreğindeki bildirileri dağıttığı için seviyorum. İhanet uşaklığı yapan federasyonlara en yürekli tepkiyi gösteren takım olduğu için seviyorum. Dünyanın en güzel tribün resimlerine eşlik ettiği için... Çocuk sevinçlerinin en anlamlı temsilcisi olduğu için... Başarılı olamadığı zamanlarda bile büyük kaldığı için seviyorum. Böylesine sevildiği için seviyorum.
http://www.takvim.com.tr/2004/09/17/yaz1206-3170-141.html
Erdal Futtu
05-11-2006, 19:39
burada ki yazısındaki gibi Fenerbahçe'li olmadıgını açık açık söylüyor ama Fenerbahçe'yi sevme nedenlerinide ardından sıraladıgı bir yazısı vardı!kutsal ittifaka karşı yazmıştı.
Yunusemre Coşan
11-11-2006, 12:01
Ödeşme bileti :kizgin: :kizgin: :kizgin:
Geçen sezon suçüstü yakalanan gerçekler dün gece yoktu. Kolu saatli gizli servis ajanları da yoktu. Buna karşılık, taraftara geçen yıldan kalan gönül borcunu ödemek isteyen, bir tane Fenerbahçeli futbolcu bile yoktu. Ama Fenerbahçe'nin kaç maçlık büyüsünü bozacak kimya Denizlispor futbolcularında mevcuttu.
***
Fenerbahçe'nin iç karartan futbolunu ayartan birçok gerçek vardı dün gece. Ve gözleri bağlı bir teknik adam vardı. İlk dakikalarda az taktikli hesaplaşmalarda, iki takım da korkularına sadıktı da, sonraki dakikalarda Denizlispor'un Yusuf'la davetlere ilgisiz kalmadığını gördük. Buna karşılık Fenerbahçe içine kapandı. "Herhalde" dedim, "Bu takımın sırrı, gücünü gizlemesinde..." Ama maçın sonunda yanıldığımı anladım.
***
Fenerbahçe orta alanında ağırlık vardı, Denizlisporlu Yusuf ise coşkunun ve atakların merkez üssüydü. Her iki kanatta harikalar yaratırken, ayakları baş edilemez bir sarmaşık gibiydi.
***
Appiah ve Tuncay'da ise şaşırtıcı bir ayarsızlık hakimdi bu dakikalarda. Tuncay'ın bir yanı, geceyi ayaklarıyla daktiloya çeken eski zaman arzuhalcileri gibi. Öte yanı bilgisayar hızında. Ama iki arada bir derede kaldığı içindir ki, pozisyonlar kurşun gibi sekip gidiyor ayaklarından. Dün geceki Tuncay, yarattığı pozisyonların içinde oturan bir kaptandı.
***
Defansın buyurganlığı, sarı kart sınırındaki Alex'in "topa girmemesi", Fenerbahçe'nin suçüstü yakalandığı diğer gerçeklerdi. Eğer Alex sarı kart görmesin diye "pamuk ayaklı müdahalelere" soyunmakla tehdit edilmişse, onu oynatmanın ne anlamı var. Beşiktaş maçındaki puanlar, Alex'le garanti altına alınacaksa, bu maçta sebil edilen iki puanın hesabını kim verecek?
***
Dün gecenin en sönük isimlerinden biri de Tümer'di... Tümer, ayağındaki topu kullanmayı düşünmekle, eyleme dökmek arasında ritm bozukluğu yaşarken, sahada kalması bir hataydı. Uğur Boral da şaşırtıcı biçimde kötüydü. İyi olan kimse yoktu zaten. İkinci yarıdaki Deivid, Kezman değişikliği, Zico'nun beraberlik kokan gösterisiydi. Çünkü tek forvetin yetmediği ortadayken, üstelik Fenerbahçe'nin sistemi rakip tarafından alınmış sert tedbirle donatılmışken, bir şaşırtmaca gerekirdi. Ama dedim ya, gözleri bağlıydı Zico'nun...
***
İkinci yarıda da galibiyete dargın bir Fenerbahçe izledik. Kıyameti koparmasını beklediğimiz sarı lacivertlilerde, ipini koparmış uçurtmaların çaresizliği vardı. Geçen sezon sonunda silikonlu bir beraberlik alan Denizlispor, maç boyu galibiyete bilenmiş olan takımdı.
***
Fenerbahçe hem iki puanlık kayıp... Hem de ertelenmiş bir ödeşme biletiyle geri döndü.
Akif Ahmetoğlu
04-12-2006, 17:30
Fenerbahçe'yi tarif ediyorum
Sol yanına Atatürk sevgisini al. Sağ yanına birlik ve bütünlüğün ta kendisini. Ara sokaklardan çıkıldıkça, kocaman bir meydana geleceksiniz. Meydanda milyonlarca tek yürek. Karşınızda dağ gibi ülke sevgisi. İşte Fenerbahçe...
***
Taraftarını tek başına onurlu yürüyüşe çağıran, çocukluktan kalan en değerli aşk. Mum ışıklarıyla karanlık ülkeyi aydınlatan muhteşem topluluk. Coşkusunu kıskandıran biçimde gösteren bir kitle... Hüzünlerin üzerini örten sevinç yumağı. Tribünlerdeki dalga dalga süzülüş, ipekten şelale. Değeri ölçülmeyen bir yürek hazinesi... Futbolun şah damarı. Allah vergisi bir ihtişam! İşte Fenerbahçe...
***
Yüz yıllık tarihin kıyısına varabilmek için, bin yıllık emek vermiş bir kulüp. Efsanelerde yerini kapmış. Ne yaptıysa, taraftarıyla birlikte yapmış. Şarkılı bir masal, en anlamlı gerçek. Ateşlere basarak yürüyen takım ruhu. Kıskandıran asalet... Ayakları zincirlense de, başlar göklerde... İşte Fenerbahçe...
***
Onda başkalarında olmayan o kadar çok şey var ki! Kazanırken bile büyük kalmayı başarabilen tek beden, tek ruh. Çocuklarımızın kanını emen yarasalara ışık tutan aşk feneri. Gazete ve televizyonların yatak odalarını açığa çıkaran delikanlı duruş. Şampiyonlukları masanın altında değil, sahanın üstünde arayan er yatağı. Yüreklerdeki Samanyolu... İşte Fenerbahçe...
***
Karşısında bilmem kaç ortaklı ihanet holdingleri. Karşısında kalleş ordular. Yağmayı pay edenlerin hepsini bir yumrukta yere seren dev... Alev alev yanan yüreklerin çırası. Sırt sırta çarpışan asker namusu. Bir dilim ekmek, bir yudum su... Sırası geldiğinde her şeyin hesabını soran futbol ordusu. İşte Fenerbahçe...
***
"Ben seni annemin beni sevdiği kadar seviyorum" diyen çocukların karanfil perisi. "Kazandığında sevmiyorum seni, kaybettiğinde sevdiğim kadar" diyenlerin tek sevgilisi. Sarı güneş, lacivert okyanus. Bir yürek krallığının altın tacı. Ülkenin her karış toprağına kök salmış, yapraklarını bütün çocuklara açmış, onurlu spor ağacı. İşte Fenerbahçe...
***
(Rahmetli İslam Çupi, iri puntolarla gökyüzüne yazmıştı... "Fenerbahçe'nin büyüklüğü öyle bir büyüklüktür ki, tarif edilemez" diye. Sürç-i lisan ettiysem affola)
Ersin Demirel
05-12-2006, 20:06
Müthiş bir yazı bu.. Gazeteden okudum... Ve çok mutluyum ki bu satırların yazarı ile cuma günü tanışma fırsatı bulacağım...:) Dergimizin ocak sayısı için ropörtaj olacak... Sizin sormak istediğiniz sorular varsa Hakkı Yalçın'a ersin_demirel@mynet.com adresine mail atarak veya msn'e ekleyerek bana ulaşabilirsiniz... Derginin ne dergisi olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım... Fenerbahçe Spor Kulübü Aylık REsmi Dergisi....
Akif Ahmetoğlu
01-01-2007, 09:33
Beni alkışlayın!
Yeni yılın ilk saatlerinde sokaklarda ben haykırdım, "Kahrolsun yeni yıl" diye.
Eski yılın bütün çirkinlikleri benim eserim. Namussuzluk kazanlarında ben kaynattım çocukları. Ben düşürdüm tribünleri birbirine.
Irkçı yazarlığı ben körükledim, ben icat ettim televizyonlardaki "pozisyon karhanelerini!" Ekrandaki kurt adamların yemini ben verdim!
***
Kolumdaki bilmem kaç milyarlık saatle, ben yaptım gariban edebiyatını. Adnan Polat'la, Yıldırım Demirören'i ben buluşturdum, yemek masalarında. Yağmayı ben pay ettim.
Ben sipariş ettim hastanelere kupayı. Denizli'deki konfeti yağmurunu ben organize ettim. Ben ilave ettim Kuddusi Müftüoğlu'nu FIFA listesine.
***
Takımım küme düşerken ben haykırdım delikanlılar gibi, "Sezon sonunda önemli açıklamalar yapacağım" diye.
Sonra ben çark ettim, ganimetten payımı aldığım için...
Bavuluma ben kilitledim avantalarımı! Kulüpler Birliği'nde ben organize ettim, Aziz Yıldırım'a karşı komplo teorilerini...
Ben "nah" çektim tribünlerden, başkanlığın en asil(!) pozunu verirken. Tükürdüklerimi ben yaladım, "Aziz Yıldırım haklı çıktı" diye...
***
Ben ifşa ettim devletin gücünü, "Hesap soracağım" diye...
Haluk Ulusoy için bütün dosyaları ben hasıraltı ettim. Ben saklandım kendi kabuğuma, "Ne şiş yansın ne kebap!" Futbolcular arasındaki tarikat işi pozisyon alışverişini ben görmezlikten geldim, bal gibi şikelere ben gözümü yumdum, çeteler rahatımı kaçırmasın diye. Ülkenin futbolunu ben darmadağın ettim, adaleti bir kaşık suda boğarken...
Kuralları takımlara özel uygularken, ben sövdürdüm analara...
***
İsviçre maçında, havaalanından itibaren hücum emrini ben verdim, ben attım imzalı mektupları maçın bitiminde. Parmak işaretleriyle işaret fişeğini ben ateşledim, ben yaktım ülkeyi.
Şifo Mehmet'i ben harcadım bozuk para gibi, ben çıktım bataklıktan tertemiz! Elimdeki baltayla, çocukların alnındaki sineği kovalar gibi, nasıl savundum kendimi! Ben batırdım Avrupa gemilerini.
Gazeteciliğin soru bankasına en büyük mevduatı ben yatırdım, Fatih Terim hep beni görmek istedi basın toplantılarında. "Siz bir imparator olarak" diye başlayan sorularımla...
***
Makyaj yapılmış bir cesedi ben çıkarttım televizyonlara, "Fenerbahçe şike yaptı" diye.
Namussuzluğun cebine parayı ben koydum.
Soğan ve alkol kokan odalarda ben yargıçlık yaptım, sözde adalete, özde düşmanlığa hizmet ederken.
***
Ben aldım bedava arsaları, yetimin öksüzün hakkını ben yedim arsızca... Gözüm doymadı, ben ucuza kapattım bütün ihaleleri. "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" diye ben haykırdım.
Beş vakit Fenerbahçe'ye sövenleri ben aldım himayeme, ben organize ettim nefret seanslarını, yüksek katlı otel odalarında. Şike yapan futbolcuları ben affettim...
Ben kapattım dürüstlüğün kepenklerini... Ben yatıya kaldım ihanetle...
***
Her haltı ben yedim. Beni alkışlayın.
Omuzlarınıza alın! Gurur duyun benimle...
Hatta "Bilmem ne başkanlığına" aday gösterin!
------------------------
Hakkı YALÇIN
01.01.2007
Akif Ahmetoğlu
08-04-2007, 17:50
Cebren ve Hileyle
Kayserili Tayfun Cora, Kezman'a tekmeyi atıyor, kart yok. İkinci kez formayı çekiyor da bir zahmet sarı kart.
Gökhan Ünal, her türlü itiraz hakkına sahip, ama Kezman dilini dişlerinin arasından çıkartıyor sarı kart.
Tümer'e yapılan penaltı da caba!
Sezon başından beri penaltı pozisyonlarında hakemler "vınnn!"
"Fenerbahçe'yi harcamanın filmi çevriliyor beyler, dağılın!"
***
Dün gece cebren ve hileyle Fenerbahçe'nin iki puanı çalındıysa, sebebi hakem Vedat Yüksel'dir.
Kötü futbol, hakem katline sebep olamaz.
İlk dakikalarda pozitif bir Fenerbahçe vardı. Rakip alana yıkılan oyunda, gol de erken geldi. Ne olduysa golden sonra oldu. Korkuyu seven bir Fenerbahçe çıktı ortaya. Uğur Boral, garip bir pozisyonda gole davetiye bastırdı.
***
İkinci yarıda, yine mahkum oynayan bir Fenerbahçe izledik. Appiah, zorla ezberletilen role soyunmuş oyuncuydu da, tam 64 dakika sahada iğreti durdu.
Ama sahadaki en berbat duruş hakem Vedat Yüksel'e ait. Ligi dengeledi.
Bazı yöneticilerin, garantili şampiyonluk mesajlarının boşa verilmediğini, şimdi daha iyi anlıyor insan.
Hakkı YALÇIN
İbrahim Öztürk
13-04-2007, 11:14
yaz hakki abi yaz hep destekcilere inat yaz ki görsünler gercekleri
vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.