PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İnsanlarımız yakılmasın...


Onur Aloğlu
01-07-2005, 13:28
* * * * * * *Yumrukluyorum duvarları
Yumrukluyorum kara gecenin bedenini ellerim kan içinde
Nehirler taşmış yanaklarımdan
Otuz yedi can
Otuz yedi gül çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi
Döne döne semaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler
Sonra şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına

Sivas... Sivas..
Yiğitlik midir emanet cana kıymak
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla koparıp karanlığa kurban etmek

Söyle hangi kitapta vardır elleri kollları bağlı yakmak
Var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi ateşe tutmak lo...
Böyle garip düştüğüme bakma
Böyle mahsun durduğuma
Varsın ateşin suskunlukla beslensin
Benim de yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
Senin de dağların var Sivas, senin de dağların
Dağlarında şahanların

* * * * * Türkiye nin aydınlık geleceğine vurulan bu kara lekeyi
* * *unutma, unutturma... İnsanlarımız yakılmasın...
* * * * * * * * * * *
* * * * * * * 2 temmuz 1993...





Konu başlığı forum kurallarına uygun hale getirilmiştir.

1907UNIFEB - Forum Yönetimi

Reşat Özdemir
01-07-2005, 13:38
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in dediği gibi:
"Oteli saran vatandaşlarımıza birşey olmamıştır"

Asıl yanması gerekenler asla yanmayacak, asıl olması gerekenler asla olmayacak.. Bu leke asla kaybolmayacak..

Haldun Gündüz
02-07-2005, 23:40
Türküler yanmaz..

Murat Karaman
04-07-2005, 16:29
unutulmayacaklar...
çernobil sonrası da biz yanıyoruz!

Erkut Günel
25-07-2005, 22:17
Ateşe türkü söyleyen unutulmaz...Unutmadık,unutmayacağız..

Murat Karaman
25-07-2005, 22:39
İnsanlarımız yakılmıyor ama doğru söyledi diye İswiçre'de tutuklanıyor...

Onur Aloğlu
01-07-2006, 02:54
"Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz"
* * * * * * * * * * * * * * * * *Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel

*"Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir"
*
*"Bir vatandaş,sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmış"
* * * * * * * * * * * * * * * * * *Başbakan Tansu Çiller


* "Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” *
* * * * * * * * * * * * * * * * * *İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu
* *
* *"Asıl öldürülecek herif budur, kurtarmayın bunu" *
* * * * * * * * * * * * * * * * * *Sivas Belediye Başkanı

* *"Cumhuriyet Sivas' ta kuruldu, Sivas' ta yıkılacak"
* * * * * * * * * * * * * * * * * *Katiller...

* *


* *Hangi kitap, hangi din, hangi ideoloji vardır ki insanlar diri diri yakılsın? Hangi vicdan vardır ki canlı varlığa kıyabilsin? *

* *Ausschwitz, Sivas... Donna Donna, semah döne döne... Değiştirilemeyecek gerçek; *
* *
* *"Bir ulusun türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan daha güçlüdür." * * *
* * * * * *William Shakespeare

* * * * * * *
* * 2 Temmuz 1993, Cumhuriyet Devrimi' ne karşı yapılan en büyük saldırılardan biridir. Unutmayalım, unutturmayalım... *

Barış Kaleoğlu
01-07-2006, 13:06
türküler yakılmasın...2 Temmuz 1993 unutmayalım unutturmayalım...

Beste Şat
01-07-2006, 14:31
SİVAS
Bilinen bir katliamın adı

--------------------------------------------------------------------------------



2 Temmuz 1993 tarihe kara bir leke olarak geçti... Gerici yobazlar 37 insanımızı, 37 canımızı aldılar bizden... Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi'de hep acı çekenler biz olduk...

7 yıl sonra 35 sanık idama mahkum edildi. Cezaya çarptırılanların sadece birer piyon olduklarını biliyoruz. Otelin önüne bir gün önce koyulan kamyon taşı, yangından 20 dakika önce gelen oteldekileri korumakla sorumlu olan askerlerin uzaklaşmaları, olay yerine geç gelinmesi... Tüm bunlar gerçek katillerin ve sorumuluların cezalandırılmadığını ve olayın planlı olduğunu ortaya koyan delillerden sadece birkaçı. Analarımızın, çocuklarımızın gözyaşları dinmedi...

Beste Şat
01-07-2006, 14:33
Sivas katliamı öncesinde "Müslümanlar" imzalı camilerde
dağıtılan bildiri;

"Müslüman Kamuoyu ...Salman Rüştü müslümanların çok az olduğu kafir bir ülkede sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber şehrimiz valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir... Kafirler şunu iyi bilmeli ki: ıslamın peygamberini ve kitabın izzetini korumak için bu uğurda verilecek canlarımız vardır. Gün müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. ‘İman edenler Allah yoluna savaşırlar, kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa suresi, 76) Galip gelecek olanlar şüphesiz ki, Allah tarafından olacaktır.

MÜSLÜMANLAR

Beste Şat
01-07-2006, 14:35
Katledilen Canlar :

Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
Gülender Aka - 25 yaşında
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
Ahmet Alan - 22 yaşında
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır- 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı
Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 26 yaşında şair, sanatçı
Murat Güneş
Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa - yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 17 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Öztürk - 21 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında
Kenan Yılmaz - 21 yaşında

Onur Aloğlu
01-07-2006, 14:43
"...Ben diyorum ki ona,
Kül olayım Kerem gibi yana yana...
Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"

Barış Kaleoğlu
01-07-2006, 16:02
onlar zaten Aziz Nesin'in edebiyatçılığıyla inançlarını birbirine karıştırdıkları için gericiler...ama keşke ülkemizdeki gerici nüfusu bu kadar çok ve bu kadar etkin olmasaydı...buna izin verenler utansın asıl yanması gereken onlar...

Beste Şat
01-07-2006, 16:13
sivas olaylarına kdr bir sürü şey Yaşadı bi ülke maraş çorum.... eğer devlet dediğimz unutmasaydı o olanları cidiyie alsaydı yaması gerekeni yapsaydı 37 aydnımz hala yaşıyor olacaktı.. bir çoğu bisim yaşlarımızda weya daha genç diri diri yanarak weya yan binaya geçmeye çalışırken güvendiği polis!! tarafndan vurulrak öldü. Kimse bu olanları üstlenmedi insanlar öldüğüyle sivasta o kara günü yaşadııyla kaldı. 2 temmz 1993 hem sivas hem türkiye hemde tüm insanlık adına karanlık kara bir gündr. İNSAN OLAN Bİ PARÇA VİCDANI İNANCI OLAN KİMSE BUNU YAPMAZ YAPANI SAVUNAMAZ....

Barış Kaleoğlu
01-07-2006, 16:20
sivas olaylarına kdr bir sürü şey Yaşadı bi ülke maraş çorum.... eğer devlet dediimz unutmasaydı o olanları cidiie alsaydı yaması gerekeni yapsaydı 37 aydnımz hala yaşıyor olcaktı.. bir çoğu bisim yaşlarımızda weya daha genç diri diri yanarak weya yan binaya geçmeye çalışırken "güvendiği polis!!" tarafndan vurulrak öldü. Kimse bu olanları üstlenmediinsanlar öldüğüyle sivasta cumhuriyetin kurulduu bu güsel! memlekette o kara günü yaşadııyla kaldı. 2 temmz 1993 hem sivas hem türkiye hemde tüm insanlık adına karanlık kara bir gündr. *İNSAN OLAN Bİ PARÇA VİCDANI İNANCI OLAN KİMSE BUNU YAPMAZ YAPANI SAVUNAMAZ....
belki de işin en azı tarafı koyu renkle yazmış olduğum kısmıdır en azından ordaki piyonlara hiçbiri güvenmezdi ama polisin bunu yapması olacak iş değil...

Erdinç Zaman
01-07-2006, 19:33
Yandık avazlarda, kavrulduk halkım.....

Varıp Pir Sultan’ı, analım dedik
Aşkın dolusuna, kanalım dedik
Meydanda bir semah, dönelim dedikm
Kahpe tuzaklarda, vurulduk halkım..

Zeynep Gürbüz
01-07-2006, 19:52
Unutulmaz,UNUTTURULMAZ!!

Amir Özkul
01-07-2006, 21:09
bu vahşet unutulmaz,aziz nesin ve diğer 36 değerli aydınımız;sizi unutmadık,unutmayacağız ve unutturmayacağız...

Şabettin Doğan
02-07-2006, 10:10
kendilerine müslüman diyerek ve dini kurtarma kisvesi altında savunmasız insanları acımasızca katleden bu kişilerin ne insanlıktan ne de müslümanlıktan nasibini almamış oldukları açık.

ölenleri bir kez daha rahmetle anıyoruz...

Fatih.Celik
02-07-2006, 10:20
İlimi sorarsan köyümdür Banaz
Yakılsın yıkılsın ol KANLI SİVAS
Bir ben ölmeyinen cihan yıkılmaz
Açılın zındanlar Pir’e gidelim!

rahmetle anıyoruz...

Serhat Gül
02-07-2006, 11:57
* Madımak katliamının üzerinden 13 yıl geçmesine karşın sorumluluları hala yakalanamadı. "Cumhuriyet bu kentte doğdu burada yıkılacak" naraları atan kalabalığın yaptığı katliamı bir alevi meselesi olarak değil demokrasiye ve özgürlüğe vurulan bir darbe olarak anlamamız gerekiyor. Herşey unutuluyor, katliam yerinde şimdi ocak başı kebap yapıyorlar, insanlar huzurlu, utanç yok.

* *

Esir iken mümkün müdür ibadet?
* *Yatıp kalkıp Atatürk'e dua et.
* *Senin gibi yobazlar yüzünden,
* *Dininden de soğuyacak bu millet.

Zeynep Gürbüz
02-07-2006, 12:50
Oraya kebap salonu açtıran zihniyetin ayıbı bu.Cumhuriyet ve demokrasi şehitlerimizi hep hatırlayacağız.

Erkan Keremoğlu
02-07-2006, 16:04
Bir düş gördüm geçenlerde
Görmez olaydım, ah olsaydım
İçime şeytan girdi sandım
Keşke hiç uyumasaydım
Keşke hiç uyumasaydım

Birden bire
Ateş ve duman
Feryad-ı figan
Sanki el ele
Geliyor habire
Üstümüze, üstümüze

Canlar sazlar
Kan oldular
Kesildi teller
Durdu nefesler
Ama hala
Dimdik ayakta
Ayaktalar

Çığlık kalleş
Sessizlik mi dost
Ateş ve duman
Hain düşman

Issızlığın ortasında
Issızlığın ortasında...

-------------------------------

Bu ülke, bu katiller ve bunlar gibi niceleri sokaklarda ellerini kollarını sağlayarak dolaştıkça adam olmaz, olmayacak. Bu vahşi katliamların laneti ülkenin yakasını bırakmaz, bırakmayacak.

Pınar Yıldırım
02-07-2006, 16:49
nasıl bir zihniyettir bu insaları diri diri yakmak ve buna hiç kimsein dur dememesi akıl alır gibi değil ...

Amir Özkul
02-07-2006, 19:29
http://www.milliyet.com.tr/2006/07/02/guncel/agun.html
en acısı da bu olmalı.

Erdinç Zaman
02-07-2006, 20:36
şairler yakılıyor ülkemde, masumlar ve masum olmayanlar belki de.. insanlar yakılıyor ülkemde.. acımadan, belki de zevkle. insan bile olmayanlar ateşe veriyor; çığlıklar içinde bedenleri. gözleri kör ama açık, kulakları çoktan paslanmış. ölüme gidiyor insanlar; ayrımlar, duvarlar, çiviler, betonlar.. insanlar yakılıyor ülkemde; acımadan belki de zevkle.. inadına is, duman.. hiç kesilmeden tütmeye devam ediyor toprak; kokusu silinmiyor yeryüzünden. insanlar yakılıyor...

.....
" şairler yakılıyorsa ülkende
daha çok şiir oku çocuk

şairler yakılıyorsa ülkende sende
sen de şiir yaz çocuk "
.....

Kenan Şen
02-07-2006, 21:11
RADICAL NOISE- ÇIĞLIK

Sıcak kavuruyor alev alev
Sivas aklımda ve o nefret
2 temmuz 93 anlamıyorum hâlâ
Bu kadar kolay mı kıymak cana?
Kimin için aktı bunca kan?
Kimin için attı o kalpler

Bakma gözlerim kin dolu
Duyma sözlerim sitem dolu

Ah yandı anadolu'nun bağrı,
Öte denizden bir kahkaha sardı her yanı
Kimin içindi bunca göz yaşı
Kimi yüceltti kan dökmenin telaşı?

Yok yook yok artık
Kardeş eli uzatana kan verene bakacak yüzümüz yok artık!!!

Okan Uzunkaya
02-07-2006, 23:39
Yumrukluyorum duvarları
Yumrukluyorum kara gecenin bedenini ellerim kan içinde
Nehirler taşmış yanaklarımdan
Otuz yedi can
Otuz yedi gül çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi
Döne döne semaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler
Sonra şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına

Sivas... Sivas..
Yiğitlik midir emanet cana kıymak
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla koparıp karanlığa kurban etmek

Söyle hangi kitapta vardır elleri kollları bağlı yakmak
Var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi ateşe tutmak lo...
Böyle garip düştüğüme bakma
Böyle mahsun durduğuma
Varsın ateşin suskunlukla beslensin
Benim de yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
Senin de dağların var Sivas, senin de dağların
Dağlarında şahanların



gün tutuşur canım gece tutuşur
yangınlarda tutsak canlar tutuşur
külüm toprak olur yele karışır
yürür gelir canlar yollar tutuşur

Sivas ellerinde sazım tutuşur
söz tutuşur canım türkü tutuşur
teller bizi söyler diller yarışır
özgürlüğü yazan kalem tutuşur

canlar can olur da eller tutuşur
dost evinde canım sevda tutuşur
Pir sultan’lar ölmez binler yetişir
akar gelir canlar tarih tutuşur

Seçkin Özmen
03-07-2006, 22:13
"Madımak, dünyanın 35 yıldızlı tek otelidir!..."

Amir Özkul
03-07-2006, 22:32
"Madımak, dünyanın 35 yıldızlı tek otelidir!..."

+1907
tebrik ediyorum seni renkdaşım,gerçekten çok güzel bir benzetme...

Murat Karaman
06-07-2006, 19:08
"Madımak, dünyanın 35 yıldızlı tek otelidir!..."

fazla söze gerek yok,herşeyi özetlemiş bu laf..

Can Gebetaş
08-07-2006, 00:10
O gun bir sonraki gun çok önemli sınavım olmasına rağmen gittim anma törenlerine. Sivas'ta valilik önünde başlayan anma töreni Madımak otelinin önüne kadar TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK sesleri ile devam etti.Peki sadece 2 temmuzlar da mı hatırlanacak değerlerini bilemediğimiz aydınlar. Ülkemizin ve rejimizin sindirilmeye çalısıldığı yıllarda bizler daha ne kadar daha seyirci kalacağız bunlara.Aydın olmanın korku yarattığı bir ülkedeyiz.Çünkü ya yakılır ya da faili meçhul bir cinayete kurban gideriz.Tüm bunlara seyirci kaamamak için ve aydınların sadece ölüm yıldönümlerinde hatırlanmaması için MADIMAK OTELİ MÜZE OLMALIDIR..

Can Gebetaş
08-07-2006, 00:13
Aydınlığa karanlıklar yağdırdı
Ruhsatiyi hanesinden kovdurdu
Pir Sultanı hınzırlara boğdurdu
Kızılırmak boylarında bir şehir

Can alıcı kuşlar oraya doldu
Güneş utancından sararıp soldu
Otuz yedi gülü dalından yoldu
Kızılırmak boylarında bir şehir

Güvercinler gide baykuşlar öte
Ne kışın azala ne çilen bite
Hafikten bu yana Banazdan öte
Kızılırmak boylarında bir şehir

Onur Aloğlu
01-07-2007, 15:01
Bizi affedebilecek misin Carina
Hollandalı Carina Thuijs’ın yanmış cesedi, Türkiye’den doğduğu kasaba Doetinchem’e götürüldü ve orada defnedildi. Annesi, toprağa verilmesine rağmen biricik kızının öldüğüne inanmadı. "Kızım söylediği tarihte mutlaka gelecek" diyordu herkese.

Carina’nın dönüş bileti tarihinde havaalanına gitti. Uçak havaalanına indi. Ama Carina yoktu. Anne Thuijs, kızının öldüğünü o an anladı ve olduğu yere yığılıp kaldı. 22 yaşındaki Carina Thuijs’ın Sivas Madımak Oteli’ndeki son saatleri...

TARİH: 2 Temmuz 1993. Yer: Sivas/Madımak Oteli. Saat 13.30. Madımak Oteli’nin lobisi kalabalık. Lobidekiler, yarım saat sonra Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında Kültür Merkezi’nde başlayacak Arif Sağ’ın konserine gitmek için son hazırlıklarını yapıyor.

Carina Thuijs, aynı odada kaldığı Yasemin ve Asuman Sivri kardeşleri bekliyor. Bu arada lobidekileri izliyor.
http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/3646862.jpg
Arif Sağ, sazının akordunu yapıyor.

Bir köşede Türk edebiyatının "ulu çınarı" 65 yaşındaki Yazar Asım Bezirci, iki büyük halk ozanı Muhlis Akarsu ve Nesimi Çimen ile muhabbet ediyor.

Bir başka grupta ise şairler bulunuyor: Metin Altıok, Dr. Behçet Aysan, Uğur Kaynar. Ekibin espri kaynağı, karikatürist Asaf Koçak da orada.

Semah ekibi bir köşede hocaları Kamber Çakır ile sohbet edip gülüyorlar. Carina, tek tük bildiği Türkçe sözcüklerle bu neşeli grubu anlamaya çalışıyor.

Herkesin kendisine gülümseyerek bakması çok hoşuna gidiyor. Hollanda’daki çekingenliği üzerinden atmasına, insanlarla rahat diyalog kurmasına kendisi de şaşırıyor.

Oda arkadaşları Yasemin ve Asuman’ın merdivenlerden inişini görüyor; el sallıyor onlara.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ İDİ

Carina, Türkiye’ye 11 gün önce 21 Haziran’da gelmişti.

Leiden Üniversitesi Kültürel Antropoloji Bölümü son sınıf öğrencisiydi. Bitirme tezini, sınıf arkadaşı Maryze Schoneveld ile birlikte hazırlayacaklardı. Tezlerinin konusu: Türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerin nasıl yapılandığı; nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rolleriydi.

Maryze, Hollanda’da yaşayan Türk kadınlarını; Carina ise Türkiye’deki kadınları araştıracak, sonra karşılaştırma yapacaklardı. Bu konuda kendilerine yardım edecek kişi ise aynı şehirde, Doetinchem’de yaşayan bir Türk, Rahmi Sivri idi.

Rahmi Sivri, Carina’yı Ankara Dikmen’de yaşayan akrabaları Sivri Ailesi’nin yanına gönderdi. Oteldeki Yasemin ve Asuman, bu ailenin kızlarıydı.

Yasemin Sivri, 18 yaşındaydı ve Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okuyordu.

Asuman Sivri ise 16 yaşındaydı; lise ikinci sınıfta öğrenciydi. İkisi de Pir Sultan Abdal Derneği’nde görevliydi. Yasemin, derneğin kütüphane sorumlusu, Asuman ise semah ekibindendi.

Carina, bir ay konuk olacağı Sivri Ailesi’ni çok sevmişti. Bu arada, Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Merkezi’nde bir ay sürecek Türkçe kursuna başlamıştı. Ardından Çorum’un Mollahasan Köyü’nde çalışmalar yapacaktı.

Bir yandan dil kursuna giden Carina, arta kalan zamanlarında Yasemin ve Asuman Sivri ile birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’ne gidiyordu. Sivas’taki şenliğe gitmeyi çok istiyordu.

Yasemin ve Asuman, "Sivas’ta su bulamazsın, aç kalırsın, yatacak, kalacak yer bulamazsın" diyorlardı.

Carina, "Siz ne yerseniz ben de onu yerim, siz nerede kalırsanız ben de orada kalırım" diyordu sürekli.

30 Haziran günü otobüs Ankara’dan hareket ettiğinde, yolcular arasında en mutlu kişilerden biriydi Carina...

SAAT 14.00

Carina’nın el salladığını gören Yasemin ve Asuman ona doğru yürüyor. Asuman telaşlı; Carina’ya "Telefon geldi mi" diye soruyor. Hayır. Halbuki ağabeyi Yalçın Sivri saat tam 14.00’te arayacağını söylemişti. Yoksa haber tatsız mıydı; ondan mı aramıyordu? Yasemin kardeşini sakinleştiriyor: "Arar merak etme."

O sırada lobiye Aziz Nesin geliyor.

Herkes hazır; konsere gidilmek üzere otelin kapısına yöneliyorlar.

Dışarıdan slogan sesleri gelmeye başlıyor: "Müslüman Türkiye"... "Kahrolsun Laikler"...

Ne oluyordu?

Öğreniyorlar:

Cuma namazından çıkan 500 kişilik grup, taşlar ve sopalarla konserin yapılacağı Kültür Merkezi’ne saldırmaya başlamıştı.

Konseri izlemek için gelenler karşılık verince, çatışma çıkmış; polis grupları zor dağıtmıştı. Ancak, konsere gelenler dağıtılırken, saldırganların hedefinde Madımak Oteli vardı.

Oteldekiler dışarı çıkmıyor. Ortalığın sakinleşmesini bekliyor.

Konserin iptal edilmesi canlarını sıkıyor. Basın bildirisi hazırlayarak yasaklamayı kınamak istiyorlar. O sırada polis, otelin önünü kuşatmaya alıyor. Azgın kalabalık otelin önüne kadar geliyor.

SAAT 15.30

Carina ilk kez tedirgin oluyor. Çünkü sürekli gülen insanların yüzü ilk kez asılmaya başlıyor. Salonda gerginlik var.

Sorduğunda, "Türkiye’de olur böyle şeyler, aldırma" diyor arkadaşları. "Birazdan biter."

Biteceğe pek benzemiyor. Saldırganlar otele girmeye çalışıyor. Yönetmen Erdal Ayrancı, Ozan Hasret Gültekin, Şehir Planlamacısı Muammer Çiçek, üniversite öğrencileri Serkan Doğan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt otelin giriş kapısına masa ve sandalyelerden barikat kurmaya başlıyor.

"Yaşlılar, çocuklar yukarıya çıksın!" deniliyor.

Carina, Yasemin ve Asuman’la birlikte odasına çıkıyor. O sırada otele ilk taş atılıyor. Arkasından yüzlercesi mermi gibi yağıyor. Odadan kaçıyorlar. Otelin tüm camları birkaç saniye içinde kırılıyor. Carina herkes gibi koridorda taşların durmasını bekliyor, sessizce.

SAAT 16.30

400 yıl önce Pir Sultan’ı taşlayanlar, o gün dirilmişti sanki...

Kalabalığa katılımlar artıyor. Bağırıyorlar: "Kanımız aksa da zafer İslam’ın..."

Arif Sağ sürekli telefonla Ankara’yı arıyor; yetkilileri haberdar ediyor. Yanıt hep aynı: Korkmayın, askerler geliyor!

Bir avuç polis, kalabalığı otele sokmamak için var gücüyle çabalıyor.

Otelde bulunanlar çaresiz.

Barikatların arkasında bekleyenler, saldırırlarsa ne yapacaklarını konuşuyor. Herkesin elinde fırça sapı, süpürge sapı, sandalye ayağı var. Kimsenin aklından yangın geçmiyor...

SAAT 17.30

Carina, ekipteki kızlarla birlikte koridorda oturmayı sürdürüyor.

16 yaşındaki lise öğrencisi Özlem ve 17 yaşındaki üniversite öğrencisi Nurcan Şahin kardeşlerle sohbet ediyor.

Aynı anda Özlem, çantasından çıkardığı rengárenk iplerle üniversite öğrencisi 19 yaşındaki arkadaşı Handan Metin’in saçını örmeye başlıyor.

12 yaşındaki Koray Kaya, başını ablası 17 yaşındaki Menekşe Kaya’nın dizine koymuş, hiç sesini çıkarmadan yatıyor. O sırada yanlarına karikatürist Asaf Koçak geliyor; mızıka çalıyor.

SAAT 18.30

Kalabalık yedi saattir otelinde önünde. Gitmiyorlar. Bir anlık öfke olamaz bu. Kime, neden bu kin?

Kültür Merkezi önündeki Ozanlar Anıtı yıkılarak otel önüne getiriliyor; parçalara ayrılıp otele fırlatılıyor.

Mustafa Kemal’in "Cumhuriyeti biz burada kurduk" dediği kongre binasının önündeki büstü tahrip ediliyor.

SAAT 19.30

Kalabalık, içeridekilerin kellesini istiyor! Eşit olmayan bir savaş bu. Otelin lobisindeki telefon susmuyor. Olayların çıktığını öğrenen bazı aileler çocuklarını merak ediyor, çırpınıyor yavruları için.

Yalçın Sivri, saatlerdir aradığı otelin telefonunu nihayet düşürebiliyor. Kız kardeşi Asuman’la konuşmak istediğini söylüyor. Asuman’ın telefona gelmesi zor. "Biz aradığınızı söyleriz" diyor oteldekiler. Ağabey Yalçın, "Söyleyin kardeşime karnesini aldım; takdir almış" diyor.

Asuman’ın bütün gün beklediği haber nihayet gelmişti işte; sınıfını takdirle geçmişti.

Sevinçli haberi aldı mı, bilinmiyor.

Çünkü...

Saat tam 19.50’de otelin elektrikleri kesiliyor...

Sonra... Duman kokusu...

Ardından... Kavurucu bir sıcaklık...

Ve alevler...

Gençlerin, çocukların çığlıkları yeri göğü inletiyor. Karanlığın içinde herkes bir yana savruluyor.

Carina, terasa ulaşmak isteyen semah grubunun arasında. Ulaşamıyorlar.

Carina ile birlikte o koridorda oturan semah grubunun gencecik kızları; Yasemin, Asuman, Belkıs, Handan, Gülsüm, Gülender, Huriye, İnci, Menekşe, Nurcan, Özlem, Sehergül, Serpil, Yeşim... Hiçbiri kurtulamıyor.

Eminim; Carina ve o dünyalar güzeli kızlarımız, ozanlarımız, yazarlarımız, aydınlarımız bizi çoktan affettiler.

Peki, biz kendimizi affedebilecek miyiz?

Okuma yazmayı unutan yazar!

Madımak Oteli’nin 109 ve 110 numaralı odaların pencerelerinden karşı binaya geçiş vardı. Buradan kaçan 31 kişi kurtuldu. Kendini eşiyle birlikte otelin boşluğuna atan Yazar Lütfiye Aydın’ın trajik hikáyesi bugün hálá sürüyor...

ALEVLER giderek yükseliyor.

Herkes çığlık çığlığa can derdinde.

Lütfiye Aydın yangından kurtulmak için, eşi Avukat Cafer Can Aydın’la birlikte kendini otelin apartman boşluğuna bırakıyor.

Dumandan göz gözü görmüyor. Bağırıyorlar. Bağırıyorlar.

Güçleri bitiyor. Dumandan zehirlenip bayılıyorlar...

İtfaiye araçları otele ulaşmak istiyor. Göstericiler, araçların tekerleklerinin önüne yatarak engellemek istiyor.

Polis havaya ateş açıyor.

Yangın söndürme çalışmaları nihayet başlayabiliyor.

İtfaiye yangını söndürürken, otel boşluğunun üzerindeki camlar patlıyor; kızgın camlar, yerde baygın yatan Lütfiye Aydın’ın üzerine yağmur gibi yağıyor...

Gece 01.00. Yangın tamamen söndürülüyor.

Otelden 35 ölü çıkarılıyor.

Duvar dibinde olduğu için camların pek değmediği Cafer Can Aydın kendine gelir gibi oluyor. Güçlükle dışarı çıkıyor. Bir polis onu görüyor, şaşırıyor, "Başka yaşayanlar var mı" diyor.

Eşi Lütfiye Aydın’ın adını söylüyor, bayılıyor.

Otel hálá tütüyor.

Ve otelden en son Lütfiye Aydın çıkarılıyor...

LÜTFİYE AYDIN MORGDA

Polis, Lütfiye Aydın’ın öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup hastane morguna kaldırıyor.

Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor. Sabaha karşı morga gidiyor güç bela.

Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor "Sivri bir şey var mı" diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydın’ın ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor...

Aradan birkaç saniye geçiyor, Lütfiye Aydın sayıklıyor: "Ce... ce"

Eşi tamamlıyor: "Ceren... Ceren..."

Ceren kızlarının adı.

Cafer Can hem kızının adını "Ceren, Ceren" diye tekrarlıyor, hem de haykıra haykıra ağlıyor.

Lütfiye Aydın kurtulmuştu. Ama bu kurtuluş hiç de kolay olmayacaktı...

GATA YANIK MERKEZİ

Lütfiye Aydın’ın vücudu ağır derecede yanıktı.

Önce Sivas’ta tedavi görüyor; daha sonra Ankara’da GATA Yanık Merkezi’nde.

Olaydan üç gün sonra 5 Temmuz günü gözünü GATA Yanık Merkezi’nde açıyor.

Ne güzel tesadüf; 5 Temmuz kızları Ceren’in doğum günüydü; 17’yi dolduruyordu.

O gün, 35 gün sürecek zorlu tedavi sürecine başlıyor doktorlar. Ölü derileri tek tek soyuluyor. Yatağı bir küvet oluyor.

Konuşmakta zorlanıyor. En yakınlarını dahi tanıyamıyor.

Cumhuriyet Pazar Bulmacası çözme alışkanlığı vardı. Hastanedeyken sürekli "Bana bulmacamı getirin" diyor. Nedense bir türlü getirilmiyor bulmaca. Sonunda bir gün getiriyorlar. Dünyalar onun oluyor. Kalemi eline alıyor ve öylece kalakalıyor. O da ne; harfler birbirine giriyor. Zorluyor zorluyor olmuyor. Okuyamıyor.

Gazeteyi neden getirmediklerini anlıyor...

ODADAN ÇIKMIYOR

Aylar sonra hastaneden taburcu oluyor.

Evine gelir gelmez, odasının perdelerini kapattırıyor. Günlerce çıkmadan o karanlık odada tek başına yaşıyor.

Eşi ve kızının büyük çabasıyla, günlerce verdikleri mücadele sonunda hayata dönüyor.

Edebiyat öğretmeni, Yazar Lütfiye Aydın, okuma yazmayı yeniden öğreniyor.

Zamanla, odasından, evinden çıkmaya başlıyor. Sokakta, haline bakıp soranlara, "Trafik kazası geçirdim" diyor. Yalan söylemiyor aslında; çünkü öyle biliyor. Ne Sivas’ı, ne Madımak Oteli’ni, ne de yangını hatırlıyor.

Bir gün odasından katıla katıla ağlama sesi geliyor.

Anımsıyor, tüm olup biteni...

Hemen bir daktilo istiyor; yazmak istiyor. Yazarsa belki arkadaşlarını, gencecik çocukları geri getireceğini düşünüyor. Oturup yazmaya başlıyor. Sekiz saat sürüyor yazması; yarım sayfa ancak yazabiliyor.

Pes etmiyor. Yazmayı bırakmıyor.

Lütfiye Aydın, bugün zor yazıyor ve güçlükle konuşuyor

Onun için Madımak yangını hálá sürüyor.

Ya sizin için...

Alıntı: Soner Yalçın.


"Ben diyorum ki ona,
Kül olayım Kerem gibi yana yana
Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"

Bir kez daha lanet olsun yobazlığa, karanlığa. Türkiye' nin bu kara gününe bir kez daha lanet olsun.

Önder Önderoğlu
01-07-2007, 15:03
patronum haklısın hele son sözzz...

Murat Karaman
01-07-2007, 15:14
KOVA KALECİ

Yedi kova su yeterliydi
Sivas'taki ateşi söndürmek için
Oysa her biri
Devlet dairesindeki kovaların
Üstüne yazılı
Altı harfli bir sözcüktü yangın

Yedinci kova
Taşar engellenemez biçimde
Çünkü emekçilerin
Alın teriyle doludur
İşte bu yüzden
Sinek ölüleri yüzemez üstünde

Futbol takımında mahallenin
Kova kaleciydi lakabım
İlk kez sevinecektim buna
Ama yalnızca
Avuçlarıma alabildiğim suyu
Bir kova gibi sıvas'a taşıyamadım

G harfi boştur yangın kovalarının
Ki ortaya çıkar
Dolu olanları okununca
Madımak Oteli'nin merdivenlerinde
Kurtulmayı bekleyenler için
Verilen karar: Yan ın

Ve başında anladım ki bir kuyunun
İpin ucunda
Derinlerdeki suya uzanan
Birer kova gibidirler
Yangınları söndürmek isteyen
Darağacına asılı devrimciler..

Sunay Akın


Madımak'ta insanları yakan yobazları kınıyor,ölenleri saygıyla anıyorum..

Serkan Şahin
01-07-2007, 15:16
cahillik ve yobazlık çok kötü şey...

Mert Salgın
02-07-2007, 04:54
Yangın Yeri - Zülfü Livaneli
Yasamak bu yangin yerinde
Her gün yeniden ölerek
Zalimin elinde tutsak
Cahile kurban olarak
Yalanla kirlenmis havada
Güçlükle soluk alarak

Savunmak gerçegi çogu kez
Yalnizligini bilerek
Korkagi dönegi suskunu
Görüp de öfkeyle dolarak
Toplanir ölü arkadaslar
Her biri bir yerden gelerek
Kiminin boynunda ilmegi
Kimi kanini silerek
Kucakliyor beni Metin Altiok
Aldirma diyor gülerek
Yasamak görevdir yangin yerinde
Yasamak insan kalarak

Kucakliyor beni Metin Altiok
Aldirma diyor gülerek
Yasamak görevdir yangin yerinde
Yasamak insan kalarak

Yasamak bu yangin yerinde
Her gün yeniden ölerek



"Ben diyorum ki ona,
Kül olayım Kerem gibi yana yana
Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"

Bir kez daha lanet olsun yobazlığa, karanlığa. Türkiye' nin bu kara gününe bir kez daha lanet olsun.

Oğuz Çapar
02-07-2007, 05:02
ayrıca yan bina da resmen ozanlarımızı,sanatçılarımızı hele içlerinde aziz nesin in de bulunup son anda kurtulduğu o yangında o kadar kişinin ölmesine sebeplerden biri de yan binada çıkmalarına izin vermeyen faşistlerdir..bunların kim olduğğunu bilio herkes zaten..isim vermeye gerek yok..

Erdinç Zaman
02-07-2007, 18:20
Madımak otelini iyi biliyorum‚ otelin girişini Müze yerine Kebapçı yapmışlar. Nekadar acı bir durum :kizgin:
http://www.milliyet.com.tr/2007/07/02/yazar/temel kuran.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/07/02/yazar/temelkuran.html)

Erdinç Zaman
02-07-2007, 18:21
http://forum.antu.com/images/bos.gif
Madımak sönmedi‚hala yanıyor

Allah hepsine rahmet eylesin‚bir daha böyle bir vahşetin yaşanmaması dileğiyle

Türkiye Cumhuriyeti‚şeyhler‚dervişler‚müritler‚mezcuplar memleketi olamaz

Mustafa Kemal Atatürk

Oğuz Çapar
03-07-2007, 02:46
kahrolsun şeriat,devletin dini olmaz,insanların dini olur..devlet işine dini bulaştırmayalım her türlü inanca saygı duyalım..YAŞASIN LAİKLİK.Atatürk ün ilkelerine sahip çıkalım.

Serhan Siyahhan
07-07-2007, 17:08
çok geç gelen, ama yüreğimin derinliklerinden gelen bir anma yazısıdır bu:

hiç gitmediğim sivasta kalbimi gömdüğüm bir yer var.

(mezarların üzerine işer gibi açılan kebapçılar bir de)

neyse...

Muhammet Budak
07-07-2007, 18:00
Sen güneşin ozanlarını
Durdurabilir misin sandın
Rüzgarın şarkısını
Susturabilir misin sandın

Korkmuyorum şiddetinden
Ateş tutan ellerinden
Ürkmüyorum nefretinden
Ve karanlık nefesinden

Boyun eğmem asla sana
Yaksan bile bedenimi
Ben doğarım küllerimden
Gücün varsa durdur beni

Kayaların ruhundanım ben
Yıldızların öyküsü bende
Otuzyedi güneşim var
Işıldar durur yüreğimde

Boyun eğmem asla sana
Yaksan bile bedenimi
Ben doğarım küllerimden
Gücün varsa durdur beni

Almoradan Güneşin Ozanları şarkının adı.

Lanet olsun o yobazlara.İnşallah böyle bir vahşet yaşanmaz demek istiyorum ama biliyorum ki o yobazları ve yobazlığı ne yazık ki temizleyemeyeceğiz toplumumuzdan.

Servet Güldeş
07-07-2007, 18:12
Yıllarca Alevi Sünni komşuluk , arkadaşlık , akrabalık etti bu memlekette...

Aramıza kanı sokanlara lanet olsun...

1993 dönen esrarengiz olayları organize edenlere lanet olsun...

Sivasa Sivaslıya bu olayı ihale eden derin kişilere lanet olsun...

Şahin Bilir
08-07-2007, 19:55
Bu ülkede yaşayan herkes kardeştir, dosttur.Yediği çanağa pisleyen kim olursa olsun haindir, orda yanan 37 can hala kalbimizdedir.37 kişiyi katlettiler ama amaçlarına ulaşamadılar.Değerlerimizden bizi uzaklaştırmak isteyen zihniyet başarısız olacaktır.Milleti uyutmaya çalışanlar amaçlarına ulaşamayacaklardır.BU VATAN KOLAY KAZANILMADI, ATATÜRK GENÇLİĞİ DİMDİK AYAKTA!!!

Onur Aloğlu
28-06-2008, 16:05
http://www.alevi.dk/images/madimak_sivas.jpg



http://www.madimak.de/assets/images/autogen/a_IMG_3909.jpg







...

Cem Demirtaş
28-06-2008, 16:40
bir sivaslı olarak daha çocuktum o günler gözümün önüne gelir tabi sivas ta doğup büyümedim ama televizyon başındaki o bekleyiş,büyüklerinin evdeki kötü halleri daha sonra kitaplardan okuyup öğrendiğmiz şeyler karşısındaki şaşkınlık daha uzar gider....
insanlarımız yakılmasın...düşünceleri,dili,dini,mezhebi,ırkı yüzünden insanlar ölmesin...türküler yanmasın!!! yanmaz ya zaten...


MADIMAK
Eylemleri sözdü,
silahları sazdı,
ozan olmaktı kiminin de
ozanlar ilinde günahı.

Suçları Pir Sultan'ı anmak,
cezaları yanmaktı,
toplu mezar oldu onlara
alev alev Madımak.

Orman gibi yanan
otuz yedi can,
can verirken o gün
Pir Sultan uğruna.

Büzülüverdi devlet,
devlet beşiği Sivas'da
uykunun kovuğuna,
korkudan..

Uyanır elbette bir sabah
Ashab-ı kehf uykudan,
ölür ölür dirilir yine
yüreklerde Pir Sultan...

Bülent Ecevit

Ali Yıldırım
28-06-2008, 17:34
Eyleme geçen cehalet...

Necmettin Tekeli
28-06-2008, 18:35
işte biz hergün o otelin önünden geçiorz belki sizler yılda 1 hatırlıosnz bu dramatik olayı ama biz ...

Çağlar Derin
28-06-2008, 19:46
hayatın bu kadar ucuz oldugu bı ulkede cehaletın bu kadar prim yaptıgı bır zıhnıyetle yetişmiş örümcek beyinli insanların yaptıgı insanlık ayıbı
bence hiçbir zaman unutulmaması gereken 37
can ve unutulmaması gereken bir olay

Sedat Aydın
28-06-2008, 21:25
* Madımak katliamının üzerinden 13 yıl geçmesine karşın sorumluluları hala yakalanamadı. "Cumhuriyet bu kentte doğdu burada yıkılacak" naraları atan kalabalığın yaptığı katliamı bir alevi meselesi olarak değil demokrasiye ve özgürlüğe vurulan bir darbe olarak anlamamız gerekiyor. Herşey unutuluyor, katliam yerinde şimdi ocak başı kebap yapıyorlar, insanlar huzurlu, utanç yok.

* *

.

"Devlet sana yar oldukça ayıbın gizli kalır"
Hz.Ali

"Kolaylastiriniz, güçlestirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz."Hz.Muhammed - Buhârî, Ilm, 12; Müslim, Cihâd, 6.

Erdem Özdamar
28-06-2008, 21:47
unutmadık unutmayacağız unutturmayacağız.

olayların olacağı o kadar aşikarken dönemim başbakan yardımcısı inönü istanbulda herşeyden habersizdi.asker polis ve jandarma topu birbirine atıoyrdu.bir gün önce dağıtılan bildirilerle tehlike galiyorum derken kimse dönüp bamıyordu bile.vali gereği yapılacak derken kendi canını kurtarmanın derdine düşüyoru.belediye başkanı halkı yatıştırmak için yalandan nutuklar atarken içten içe vurun diyordu.otelin önündeki kalabalık binlerde beşbinlere derken onbeşbinlere kadar çıkarken sadece beşyüz polis vardı kalabalığı zapteden(!).itfaiye kalavalığı yaramıyordu ki gelsin.asker sadece izliyordu.

otel yandı.içerdekiler ölümü beklemeye başladılar.cumhuriyetin temellerinin atıldığı atatürkün kongreler yaptığı sivas cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından birine ev sahipliği yapıyordu madımak otelinde içerde onlarca masum insanıyla,dışarıda "kahrolsun laiklik" nidalarıyla onları linç etmek isteyen yobazlarıyla.

37 insanımız diri diri can verirken o gece evlerine gidiğ derin ohhh çekenler şimdi kimbilir neler yapıyor.sanırım okuyup okuyup ne güzel yapmışız diyorlardı.

ileri gelenler mi?başbakan istifa etmek istedi ama etmedi sonraki seçimde bi daha meclise girememek üzere silindi gitti.vali görevinden alındı.polisin ve askeriyenin olayda ihmali olup olmadığına dair açılan soruçturmada aklandılar.tansu çiller başbakan malum.cumhurbaşkanı demirel sadece yazık olmuştur demekle yetindi.dönemin belediye başkanı bir sonraki seçimde refah partisinden milletvekili olarak parlementoya girdi.

türküler susmaz halaylar sürer...

Erdem Özdamar
28-06-2008, 21:53
"Eğer bizi asarak ... tahakküm altındaki milyonların, sefalet içinde çalışan ve kurtuluşu arzulayan; bekleyen milyonların bu hareketini ezebileceğinizi umuyorsanız -eğer düşünceniz buysa, o zaman asın bizi! Burada bir kıvılcımı ezeceksiniz, ama şurda, burda veya orada, arkanızda, -ve önünüzde, ve her yerde alevler yukseliyor. Bu gizli bir ateş. Bunu asla söndüremezsiniz".

Albert Spies, Anarşist Emekçi

Sercan Tuna
28-06-2008, 23:14
Lanet olsun bu ülkede din,dil,ırk,mehzep ayrımı yapanlara... Lanet olsun canlara kıyanlara... Lanet olsun... Lanet olsun hepinize...

Cem Demirtaş
29-06-2008, 11:17
İki evladını yitirmiş bir annenin hazin öyküsü


Menekşe Kaya: Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldüğünde 14 yaşındaydı. Lise öğrencisiydi. Koray Kaya: Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldüğünde 12 yaşındaydı. Ortaokula gidiyordu.

Kardeştiler. Cesetleri birbirine sarılmış halde bulundu. Baba ve anneleri; İsmail-Hüsne Kaya iki yıl sonra bebek yaptılar: Adını Menekşecan koydular. Ancak evdeki yangını, Menekşecan’ın doğumu da söndüremedi. Sivas-Madımak vahşetinin, ailesini nasıl paramparça ettiğini Hüsne Kaya anlatıyor.

"HANİ hikáyelerde vardır ya; deseler ki bana ’Hayatta ne istersin?’ diye. İki şey isterim; biri kızım Menekşecan’ın mutlu olmasını; diğeri ise...(yutkunuyor), Menekşe’m ile Koray’ımı rüyamda görmek isterim. Menekşecan, yavrularımı kaybettiğimde daha doğmamıştı, ama o rüyasında görüyor. Bir ben göremiyorum. Görsem de çok uzaktan görüyorum; bağırıyorum, ’Gitmeyin, ben sizin yanınıza geliyorum’ diyorum. Suyun, gölün bir yakasında yavrularım, bir yakasında ben. http://www.hurriyet.com.tr/_np/3083/5893083.jpgYüzlerini seçemiyorum. Sesimi duyuramıyorum. ’Çok üzülüyorsun, ondan rüyanda göremiyorsun’ diyorlar. Bilmiyorum ondan mı? Keşke rüyama girseler; onları görmeyi o kadar çok istiyorum ki...

Gözümün önüne hep aynı görüntüleri geliyor. Bu şimdi oturduğumuz gecekonduyu yaptığımız yıl, 1988 Eylül ayıydı. Gecekondu yapmak zordu; daha önce yapılan birkaç ev olaylı bir yıkımla yerle bir edilmişti; hatta yıkım sırasında evin içinde kalan iki kız çocuğu da ölmüştü. Biz bu gecekonduyu akrabalarla bir gecede korka korka yaptık. O gece Menekşe ve Koray minik elleriyle kerpiç taşıdılar. Seyyar lambanın aydınlattığı el arabasının içinde birbirleriyle şakalaşarak uyumaları gözümün önünden hiç gitmiyor. Bir tek bunu hatırlıyorum ben.

Birbirlerine sarılıp gittiler

Her evde vardır; çocuklar birbirini kıskanır; çocukça nedenlerle didişirler. Menekşe ile Koray da öyleydi. En çok aynı odada yatmamak için kavga ederlerdi. Menekşe, ’Koray erkek çocuk, başka odada yatsın’ derdi. İki göz odamız vardı, nerede yatacak ise... Menekşem kızardı, ama soğuk kış gecelerinde Koray’ı yatağına alıp, sarıp sarmalayıp, ısıtarak uyuturdu. Anne derdi, ’Koray ile yattığımda ben de hiç üşümüyorum.’ Ölüme de, üşümemek için birbirlerine sarılıp gittiler.

Odada iki ayrı kanepede yatarlardı. Her gece kalkıp üzerleri açıkta kalmış mı diye kontrol ederdim. Yavrularımı kaybettikten sonra da her gece kalktım; odaya girip baktım ama kanepeler boştu. Çok acı çektim. Sonra cennette birbirlerine destek oluyorlardır diye teselli buldum. O kanepelerde şimdi Menekşecan uyuyor; Menekşecan için kalkıyorum geceleri...
http://www.hurriyet.com.tr/_np/3085/5893085.jpg
Sivas katliamından aylar sonra tekrar çocuk sahibi olmak istedik. Anıları yaşatmak istedik. Tek çaremiz oydu. Başka çaremiz yoktu. En azından bize can olur; güneş gibi doğar evimize dedik. Az da olsa yavrularımızın acısını kapatır diye düşündük. Katliamdan 16 ay sonra, 3 Ekim 1994’te dünyaya geldi, Menekşecan. Menekşe kızımın adıydı. Can’ı da ölen canlar için koyduk...

Menekşecan bana hayat verdi

Kızım Menekşecan doğdu, dünyalar benim oldu. Ancak doğum hiç de kolay olmadı. Benim stresim yüzümden sorunlar çıktı; minicik kızım doğar doğmaz iki kez ameliyat olmak zorunda kaldı. Yaşayıp yaşamayacağı günlerce belli olmadı. Ama tüm sıkıntıları attı; şimdi çok güzel bir genç kız oldu. Eğer Menekşecan’ı kaybetseydim bugün hayatta olur muydum bilmiyorum...

İki odalı bu gecekonduda kızım Menekşecan’la birlikte yaşıyorum. (Eşim) İsmail gitti, bir kadınla evlendi. Gittiğinde Menekşecan üç yaşındaydı. Kimseye kızmıyorum. Yaşadıklarımız pek kolay şeyler değil. Herkes kendi yoluna gitti; kendine yeni bir hayat kurmak zorunda kaldı. Ben bugün kendi hayatımı kızım Menekşecan için yaşıyorum. Kızımı okutmak için var gücümle ayakta durmaya gayret ediyorum. Bilkent Üniversitesi’nde sözleşmeli temizlik görevlisi olarak çalışıyordum; sendika istedik diye attılar. Evlere temizliğe gidiyorum; el işleri, iğne-oya yapıp satıyorum, kimseye muhtaç olmamaya çalışıyorum. Bir de babadan nafaka geliyor. Tek korkum 20 yıllık gecekondumuzun bir gün yıkılması...

Adını değiştirecekti

Bir-iki yıl öncesine kadar Menekşecan adını dert ederdi; ’Can, erkek ismi, büyüyünce Can’ı adımdan sildireceğim’ derdi. Herhalde okulda arkadaşları filan alay ediyordu, bilmiyorum. Kızardım, yapma kızım senin adının manevi değeri çok büyük, bir gün anlarsın diye anlatırdım. Artık son iki yıldır bu konuyu pek açmıyor, 2 Temmuz’u anma toplantılarına gidiyor; alıkoymaya çalışıyorum dinlemiyor. Bana rüyasını anlatıyor. ’Tanımadığın ablanı, ağabeyini rüyanda nasıl görürsün’ diyorum. ’Anne’ diyor, ’Bir yere varıyorum herkes orada, bana ne duruyorsun, sen de gel diyorlar. Gidip ablamın yanına oturuyorum. Yanında Asuman Abla, Yasemin Abla, Yeşim Abla var, hepsini tanıyorum. Hepsi allı yeşilli giymişler, saz çalıp semah oynuyorlar. Hepsinin yüzünde gülümseme var.’ O böyle anlattıkça susuyorum, bir şey diyemiyorum. Koray’ım küçücüktü ama çok iyi saz çalardı. O çalardı ben de türkü söylerdim. Menekşem ise semah oynardı. O kadar çok özledim ki kokularını, seslerini, sımsıcak bakan gözlerini. Bir gün benim de rüyama girecekler diye avutuyorum kendimi. Ama 15 yıldır yoklar işte..."

Radyoda Koray adını duyunca...
http://www.hurriyet.com.tr/_np/3087/5893087.jpg
"BİZ ailece bir yıl önce; 1992’de de şenliklere gitmiştik. O yıl Banaz’daki şenliği Menekşe ve Koray çok sevmişti. Menekşe ve babası semah grubundaydı. Bir yıl sonra yine gülüp eğleneceğiz diye ailece Sivas’a gittik. Ankara’dan hareket eden iki otobüstük; çocuklar Menekşe ve Koray diğer otobüsteydi. Sivas’a geldiğimizde Koray’ı yanımıza alarak akrabamızın evine geçtik. Menekşe, arkadaşlarıyla DSİ misafirhanesinde kaldı...

Şenliklerin ilk günü her şey iyiydi. Buruciye Medresesi’nde sergiler, imza günleri, söyleşiler yapıldı. Herkes pırıl pırıldı. Akşam eşim İsmail’in de saz çaldığı Halk Gecesi yapıldı. O gece babasının kaza sonucu sazının kırılması Koray’ı çok üzdü; konserleri dinlemeden salondan ayrıldık. Oğlumla sarılıp uyuduk. Nereden bilirdim son gecemiz olduğunu...

Yobazlar saldırdı

Sabah Koray, babasıyla kırılan sazı yaptırmaya gitti. O sabah içimde anlam veremediğim bir yangın vardı; midem ağrıyor; canım sıkkındı. Amcamın kızı Emine’ye rahatsız olduğumu söyledim, ’Yoldan geldin, uykusuzsun ondandır’ dedi. Çocuklarla Kültür Merkezi’nde buluşup Banaz’a geçecektik; şenlikler orada devam edecekti. Valizleri yanıma alıp Kültür Merkezi’ne gittim. Koray da benden az önce babasıyla Kültür Merkezi’ne gelmiş, Aziz Nesin’le fotoğraf çektirmiş, sonra ablası Menekşe ile semah grubunun öğle yemeğini yediği Cumhuriyet Lokantası’na gitmiş. Biz babalarıyla Kültür Merkezi’ndeydik.

Kültür Merkezi’ne nereden geldiğini anlamadığım, sakallı, terlikli, cüppeli koca koca adamlar bağırıp çağırarak bizi taş yağmuruna tuttular. Bahçeden binanın içine doğru kaçtık. Kalabalık ne bulursa parçalıyordu; kitaplar, resimler, çelenkler, ne bulurlarsa...

Kamber Çakır, İsmail’e yardım çağırmasını söyledi, İsmail gitti, onunla da koptuk. Yobazlar merkezin içine doğru geliyordu artık. Yediğim taş sonucu bayılmışım. Zaten bu taşları yiyip bayıldıktan sonra neler olduğunun pek farkında değilim. Ama yine de o yobazları bugün görsem tanırım, gözlerimin önünden hiç gitmiyorlar. Biliyorum, yavrularımızı onlar öldürdü...

Öldüklerini söylemediler

Kültür Merkezi’ndeki olaylardan sonra amcamın torunu, beni evlerine götürmüş. Kendime geldiğimde çocukları sordum; ’Madımak Oteli’nde güvendeler’ dediler. Lokantadan sonra Madımak Oteli’ne gitmişler. Babaları Ali Baba Mahallesi’ndeymiş, o da iyiymiş. İçimde hálá bir ateş var. Beni zorla yatırıp uyuttular. Geceyi nasıl geçirdim bilmiyorum.

Sabah erkenden kalktım, balkona çıktım. Amcamgillerin evi Türk-İş Blokları’ndaydı, Sivas’ı yukarıdan görüyordu. Şehrin ortasında bir duman yükseliyordu göğe doğru. Ne olduğunu sordum, ’Bilmiyoruz, bir yangın çıktı herhalde’ dediler. Evdekiler gece olayları öğrenmişler aslında; Menekşe’min, Koray’ımın öldüğünü biliyorlarmış...

Ben her şeyden habersizim; çocuklarıma kavuşmak istiyorum bir an önce. Sonra beni hastaneye götürdüler, iğne vurdurdular. Ben hálá anlamış değilim neler oluyor, sersem gibiyim. Eve geldik, olaylar hakkında biraz bilgi vermeye başladılar. Koray ve Menekşe’nin babalarının yanında olduğunu söylüyorlar...

Evin bir köşesinde yatıyorum, iğne beni iyice sersemletti. Evde yeğenlerim, kuzenlerim, akrabalar radyodan haberleri dinliyor. Birden kadın spikerin ’Koray’ dediğini duydum; bağırdığımı hatırlıyorum...

Koray’ım için çabalamışlar

Çocuklarımı aniden kaybettim ben. Morga gittim mi, yavrularımı gösterdiler mi hatırlamıyorum. Söylediklerine göre sadece bağırıyormuşum. Ne ağlıyor ne de başka bir şey yapıyormuşum; sadece bağırıyormuşum. Cenazelerin kalktığını filan hiç hatırlamıyorum. Robot gibiydim herhalde. Tek hatırladığım; Ankara’da Pir Sultan Abdal Derneği önünde bir grup genç kız mum yakarken, onlardan birini Menekşe sanıp, koşup sarıldım...

Bir ay sonra aklım başıma geldi. Ona da akıl denilirse? Zorla yemek yediriyorlardı. Ben sürekli sesleri duyuyordum ama ne dediklerini pek anlamıyordum. Sürekli yatıştırıcı iğne yapıyorlardı. Deliririm diye çok korkmuşlar...

O günlerde nasıl ölmediğime bugün hálá şaşırıyorum. Koray’ımın sinüziti vardı; ’başım’ deyip yüzünü ekşittiğinde benim kalbim yerinde duramayacak kadar atardı. Paniklerdim bir şey olacak diye. Menekşe’m sarılık geçirdiğinde neler yaşadığımı ben biliyorum. Ama nasıl oluyor da, iki canımın kaybına rağmen ölmedim; işte buna şaşırıyorum. Şimdi beni hayata Menekşecan’ın bağladığını biliyorum; peki ya o yokken ben nasıl ölmedim...

Psikolog vardı, yanımda ilk dönemler. Aylar sonra Sivas’taki meslektaşlarının söylediklerini anlattı; Koray’ımı yaşı daha küçük diye kurtarmak için çok uğraşmışlar, ’Bu çok küçük, bari bunu kurtaralım’ demişler, olmamış işte. Yavrularım, abla-kardeş birbirlerine sarılıp gittiler.

Hiç öyle sakinleştirici sözler söylemeyeceğim kimseye; o gün Madımak Oteli önünde, maksadı ne olursa olsun bulunan herkes, 14 yaşındaki Menekşe’m ile 12 yaşındaki Koray’ımın ölümünden sorumludurlar. Benim yüreğim yanıyor, umarım onların da vicdanı sızlıyordur. Ama hiçbirinin evlatlarını kaybetmesini istemem yine de; evlat acısı başka
Soner Yalçın

Erdem Özdamar
29-06-2008, 17:03
bunları okudukça keşke zamanı geri alabilseydim diyorum:(

Can Demir
02-07-2008, 23:07
Bir 2 temmuz daha bitiyor...

Lanet olsun bizleri 2 temmuzlarda ağlatan insan bozmalarına,yazıklar olsun beyinleriyle oyuncak gibi oynanmasına izin veren tüm koyunlara...
Cuma namazı sırasında 1 dünya gaz veriyorlar,altınada imzalarını atıyorlar "Müslümanlar"

Yazıklar olsun sizi doğuran ana babaya,yazıklar olsun sizlerde 1 damla bulunmayan İnsanlığa
Yazıklar olsun o oteli hala otel yapanlara
Yazıklar olsun olmayan koyun beyinlerini alev edip canlara kıyanlara
Yazklar olsun biz burda bir kap su vermeyi tartışırken hayvanlara,diri diri canları yakanlara
Yazıklar olsun o canlar cayır cayır yanarken haince alkış tutanlara
Yazıklar olsun bizleri 15 yıl sonra bile bu hüzne boğanlara....

Yazık sizi yakalamayıp adam yerine koyanlara yazık.

15 yıl geçse de üstünden bugünmüş gibi hissettiğimiz bir gündü bugün.Bu iğrenç olayın tekrardan yaşanmamasını,asla unutulmamasını diliyorum fakat birde dönüyorum şimdiki koyunlara bakıyorum.

Yazık...

Didem Ayten
05-07-2008, 19:13
O kadar cok soz var ki bu ınsanlık dısı hareketı yapanlar ıcın 7 yasındaydım televızyonda canlı canlı son dakıka haberı olarak gosterdıklerınde annem sessızce ısyan edıyordu sessızlıgı bozan tek sey ınsanların seslerı ve annemın yemyeşil gozlerınden suzulen gozyaslarıydı o anda sakallı bır ınsanlık dısı yaratık bagırıyordu yuzunden hırs nefret şer kin daha ne denebilirse hepsi okunuyordu o yuze bakmak mıde bulandırmanın dısında hıc bır fıkrı olmayan kucucuk bır cocugu bıle aglatmaya yeterdı ve basladım aglamaya belkı neye agladıgımı bıle bılmıyordum gunlerce agladım her gozumu kapattıgımda o beyaz saclı beyaz sakallı sereften yoksun ınsan gelıyordu gozumun onune sımdı bu yazıyı yazarken yıne aglıyorum yıne gozumun onunde o yuz ama bu sefer korkudan degıl bılerek ısyan ederek kahrederek aglıyorum...O korkunc yuzu basımıza refah partısınde bakan olarak getırdıgımızı elıne yetkıler verıp dokunulmazlık sartlarından yararlandıgını bılerek aglıyorum...Aglıyorum cahıllıgımıze körlüğümüze umursamayısımıza CANLARIMIZA yani kısacası BİZE AĞLIYORUM...

Murat Karaman
13-07-2008, 11:46
"Ben diyorum ki ona,
Kül olayım Kerem gibi yana yana
Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?"

Lanet olsun yobazlığa..

Beste Şat
29-07-2008, 15:33
Meraba uzun süredir yazmıyordum aslında uzun süredir unifeb ile çok ilgilenmiyorumda ama foruma girdim ve buraya 1-2 cümle bir şey yazmak istedim. Hatta bir kaç şey sormak istedim. Umarım beni anlayışla karşılarsınız.
Burdan sivasa dair bir sürü şey söyleyip yazmışsınız çok sevindim. Ama merak ediyorum kaçınız olanları protesto etmek adına sokağa çıktınız?
Sivas yaşanmasaydı keşke hiç olmasaydı diyoruz peki kaçınız bundan sonra başka katliamlar yaşanmasın diye mücadele ediyorsunuz?
Katliamlar sadece gerici-faşist güçlerin sivasta yaptığı gibi olmaz tuzlada katliamdır. Topluma duyarlı ülkenin ilerici gençleri olarak ne dediniz?
Katliam bu ülkede her gün insanların uygulanan neoliberal politikalar karşısında dilencileşmesi giderek yoksullaşmasıdır. Sivil toplumcu (yardım alan-yardım veren) zihniyet dışında bu politikalara karşı ne yaptınız.
Katliam, her gün " kentsel dönüşüm" projesi adı altında "dikmende,sulukulede ve daha bi sürü yerde onlarca insanın evsiz kalması toplumdan dışlanması demek ne kadarını gördünüz ne yaptınız.
Katliam, suyun satılması, elektiriğin özelleşmesi, eğitimin paralılaşması, sağlık hakkının elinde alınması vb. demek buna dair ne yapacaksınız...

Yanlış anlamayın bu bir suçlama değil. Deplasmanlarada " kadın " olmama rağmen gitmeye çalışan biriydim. Takım sevgisi nasıl birşey biliyorum. Unifebide sanırım az çok biliyorum. Sadece yazmak istedim. Umarım bi tartışmaya dönüşmez. Hepinize kolay gelsin..

Onur Aloğlu
29-07-2008, 16:06
Meraba uzun süredir yazmıyordum aslında uzun süredir unifeb ile çok ilgilenmiyorumda ama foruma girdim ve buraya 1-2 cümle bir şey yazmak istedim. Hatta bir kaç şey sormak istedim. Umarım beni anlayışla karşılarsınız.
Burdan sivasa dair bir sürü şey söyleyip yazmışsınız çok sevindim. Ama merak ediyorum kaçınız olanları protesto etmek adına sokağa çıktınız?
Sivas yaşanmasaydı keşke hiç olmasaydı diyoruz peki kaçınız bundan sonra başka katliamlar yaşanmasın diye mücadele ediyorsunuz?
Katliamlar sadece gerici-faşist güçlerin sivasta yaptığı gibi olmaz tuzlada katliamdır. Topluma duyarlı ülkenin ilerici gençleri olarak ne dediniz?
Katliam bu ülkede her gün insanların uygulanan neoliberal politikalar karşısında dilencileşmesi giderek yoksullaşmasıdır. Sivil toplumcu (yardım alan-yardım veren) zihniyet dışında bu politikalara karşı ne yaptınız.
Katliam, her gün " kentsel dönüşüm" projesi adı altında "dikmende,sulukulede ve daha bi sürü yerde onlarca insanın evsiz kalması toplumdan dışlanması demek ne kadarını gördünüz ne yaptınız.
Katliam, suyun satılması, elektiriğin özelleşmesi, eğitimin paralılaşması, sağlık hakkının elinde alınması vb. demek buna dair ne yapacaksınız...

Yanlış anlamayın bu bir suçlama değil. Deplasmanlarada " kadın " olmama rağmen gitmeye çalışan biriydim. Takım sevgisi nasıl birşey biliyorum. Unifebide sanırım az çok biliyorum. Sadece yazmak istedim. Umarım bi tartışmaya dönüşmez. Hepinize kolay gelsin..

Beste, tartışmaya dönüşecek bir durum yok. Bu başlığı açarken, 1907 ÜNİFEB içerisinde açılması gerektiği gibi açtım. Yani olayların siyasi-sosyal-ekonomik açısından derinlemesine irdelemedim, irdelemedik. İnsani bir durum vardı ortada, bir kıyım vardı. Bunu dillendirdik.

Burada yazan insanların kişisel tercihleri olayları sokağa taşımak, seslerini yükseltmek veya sadece bir iki kelime yazmak. İşin bu kısmı 1907 ÜNİFEB' i ilgilendiren bir konu değil. 3 yıl olmuş başlık açılalı, kimse de kimseyi sorgulamamış zaten gördüğün üzere.

Dolayısıyla 1907 ÜNİFEB ile Fenerbahçe peşinde koşmak, takımı sevmekle kıyaslanacak bir durum değil bu. İstemeden de olsa böyle bir kıyasa girmişsin. Bir insan hem maça gidebilir, hem de toplumsal vakalarda sesini yükseltebilir. Yükseltmeyebilir de... İnsanları seslerini yükseltmedikleri için başka platformlarda veya kendi vicdanımızda bir yere koyabiliriz. Ama bunu 1907 ÜNİFEB içerisinde yapmak, olayları başka boyuta taşır.

Bu başlığa yazılarıyla daha önce katkı yapmış birisin. Kimse sana, peki bugüne dek yazmaktan başka ne yaptın diye sordu mu? Sormadı. Sorsaydı vereceğin tepkileri de satır satır yazarım buraya.

O yüzden hiç gerek konuyu tartışma ortamına dönüştürmeye.

İstemeden de olsa...

Ali Yıldırım
01-07-2009, 14:17
Unutmayacağız, unutturmayacağız!

****

yaşamak bu yangın yerinde
hergün yeniden ölerek
zalimin elinde tutsak
cahile kurban olarak
yalanla kirlenmiş havada
güçlükle soluk alarak
savunmak gerçeği çoğu kez
yalnızlığını bilerek
korkağı, döneği, suskunu
görüp de öfkeyle dolarak
toplanır ölü arkadaşlar
her biri bir yerden gelerek
kiminin boynunda ilmeği
kimi kanını silerek
kucaklıyor beni metin altıok
aldırma diyor gülerek
yaşamak görevdir yangın yerinde
yaşamak insan kalarak

Nuri Doğan
01-07-2009, 14:50
seneler geçiyor ama biz bu olayı unutmayız unutturmayız. insanlardaki cehaletin en açık kanıtlarından biri bu olay. bizim yapacağımız da onları anmak . umarım böyle olaylar bir daha yaşanmaz.

Hasan Acılar
02-07-2009, 13:58
Yıllardır katilleri,provaköterleri bulamayan devletin yetkillilerine yazıklar olsun!!!
İnsanın en doğal hakkı olan "yaşama hakkını" elinden alan zalimler şimdi içimizde gezerken, Madımak'ta köfteci dükkanları açılırken insanın isyan edesi geliyor...
Söylenip,diyecek çok ama...

Unutmadık olanları,unutmayacağız da ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar...

Mine Keçeli
02-07-2009, 22:31
Madımak yangını sönmez..
37 can yaşıyor yüreklerimizde..

Oğuzhan Yılmaz
03-07-2009, 00:14
BiLmezsiniz ki TürküLer Yanmaz... :(

Can Vodina
03-07-2009, 00:40
bilenler bilir Walt Whitman isimli amerikalı şairin "o captain ! my captain !" isimli bir şiiri vardır. görsel olarak hatırlatmak gerekirse ölü ozanlar derneğinin filminde jon keating sınıfı terk ederken bütün öğrencilerin ayağa kalkıp söylediği şiirdir bu. işte bu şiirin harika bir çevirisini de Can Yücel yapmıştır.

bir gün yalnız ve güzel ülkemiz gerçek anlamıyla laik,demoktratik,sosyal bir hukuk devleti olsa dahi, sivas katliamı ve onun yarattığı utanç duygusu sebebiyle(ve onun benzeri bir çok katliam) benim içimde bir şeyler eksik kalacaktır.

işte bahsettiğim şiir de bu eksiklik duygusunu çok iyi anlatmaktadır :

oy reis! koca reis! alnımızın akıyla döndük seferden;
savuşturup onca bela onca fırtınayı, sonunda murada erdin.
işte liman, bak, çanlar çalıyor, bayram ediyor ahali;
gördüler pupa yelken geliyor gözü pek, gözü yeşil yelkenli.
neyleyim, neyleyim ki ama...
bu kan damlalarını nideyim?
gayrı uzanmış güverteye reis,
soğumuş ellerini mi öpeyim?

oy reis! koca reis! kalk da şu çanları dinle bari!
baksana! senin bayrağın çekilen, senin şarkın söyledikleri;
senin için bu çiçekler, senin için toplaştılar sahillerde;
seni çağırıyorlar, bak, senin adın geziyor dillerde.
gel, reis ağacığım benim!
kolumun üstüne yatırayım seni.
çoktan öldüğünü unuttum ama,
bu kan damlalarını nideyim?

reis cevap vermiyor sözüme, dudakları söylemez olmuş;
ağam kolumu duymuyor bile, ne yüreği ne kalbi kalmış.
sağ salim demir attı gemi, bitti artık sona erdi sefer;
savuşturup onca belayı, kazanılan bu güzelim sefer;
bayram etsin sahil, çalsın davullar!
yalnız bırakın beni gideyim
reisin yattığı güvertenin üstünde
böyle dolaşmayıp da nideyim?

Murat Karaman
02-07-2010, 13:32
Madımak yandı, biz yandık ..

Ayşenur Altun
02-07-2010, 14:09
Ateşi bulanlar utandı, ateş utandı, yakanlar utanmadı insanlıklarından...

Nuri Doğan
02-07-2010, 16:17
''Bak aydın!...Firavunlar tabletleri kütüphanede kırdı. Hitler orduları Avrupa’da bütün kütüphaneleri yaktı. Dünya tarihinde ilk kez aydınları bir binaya koyup yaktılar."

Serkan Şahin
02-07-2010, 18:10
Her 2 Temmuz'da olduğu gibi , yine içimizde birşeyler yanıyor...

Doğukan Mutlu
02-07-2010, 22:31
http://bit.ly/cnvx6K