Orijinalini görmek için tıklayınız : Çanakkale Zaferi'nin 91. Yılı
Berat Elinç
14-03-2006, 18:47
http://www.canakkalesehitleri.org/brosur/1%20brosur/20.JPG
Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havantopu ile dövdüler.
Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.
İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan*mayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.
Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.
18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.
İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.
Berat Elinç
14-03-2006, 18:48
İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:
«İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun*ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»
Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.
«Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla*mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»
Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.
İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı*yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.
Berat Elinç
14-03-2006, 18:53
Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:
— Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;
— «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.
Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.
Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu
Burhan Günarslan
14-03-2006, 23:05
teşekkürler Berat
Burak Tuzlu
14-03-2006, 23:26
"Eğer bugün bu İslâm topluluğunu helak edersen, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse bulunmayacaktır"
bedr savaşı Hz.muhammedin s.a.v efendimizin duası.
Çanakkale savası islam aleminin 2. bedr savaşıdır. Eyer turk milleti bu şanlı savaştan galibiyetle çıkamasaydı. İslamiyet Arap yarım adasına sıkışıp kalıcaktı.
bütün şehitşerimizin ruhları şahd olsun.
http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/canakkale/fotolar/small/012_seyitonbasi.jpg
Ahmet Şenkardeşler
15-03-2006, 04:57
aklımızdan çıkarmamamız gereken tarihlerden biri de 18 Mart..
öyle bi hal aldı ki artık,bi vesile ile hatırladığımızda bile sevinir olduk..
18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’nda Kahramanca Savaşıp,Hayatları Pahasına Düşmana Geçit Vermeyen Şehit ve Gazilerimizi Saygıyla Anıyoruz.
NEUFEB
Yakın Doğu Üniversitesi Fenerbahçeliler Birliği
Nadir Arslan
15-03-2006, 11:45
bu konuyu açtığın için ne kadar teşekkür etsek azdır berat
Berat Elinç
15-03-2006, 15:40
bu arada zaferin yıl dönemi nedeniyle balıkesir üni olarak çanakkale gezisi organize etmeyi düşünüyoruz ama tüm türkiyede ki 1907unifeb üyesi üniversitelerden ortak bir organizasyon yapsak çok daha güzel olur
Burak Tuzlu
15-03-2006, 18:54
bu arada zaferin yıl dönemi nedeniyle balıkesir üni olarak çanakkale gezisi organize etmeyi düşünüyoruz ama tüm türkiyede ki 1907unifeb üyesi üniversitelerden ortak bir organizasyon yapsak çok daha güzel olur
18 Mart Çanakkale Şehitlerini Anma Günü'nde 1907UNIFEB TRAKYA Üniversitesi olarak Trakya Üniversitesi Toplum Gönüllüleri Topluluğu ile ortaklaşa gerçekleştireceğimiz organizasyonda günübirlik Edirne'den Çanakkale'ye gidiş-dönüş organizasyon düzenliyoruz.
Forumdan takip ettiğim kadarıyla Marmara Üniversitesi ve 18 Mart Üniversitesi ki zaten bu okul Çanakkale'de, başka organizasyon düzenleyen yok galiba...
Benim fikrim eğer böyle bir organizasyona 1907unifeb yönetimi el atarsa daha derli toplu,daha organize bir gezi yapılabilir.henüz geç kalınmış değil yarından itibaren 10 günlük bir süre var.Ben Edirne'den 2 otobüs tuttum ve dolmak üzere kişi başı 20 YTL gidiş+dönüş+kumanya dahil tabi...İstanbul'dan maksimum 35-40 YTL olur tahminim.Bunun haricinden Çanakkale'ye çevre illerden yani Bursa,Balıkesir,İzmir vb. gelecek olanlar olabilir.Hepimiz aynı saatte Çanakkale'de toplanırsak organizasyon daha yüksek katılımlı ve Birliğimiz adına yakışır bir gezi olacaktır.
Bu önemli günle ilgili bir gezi için 1907UNIFEB organizasyon komitesi İstanbul'dan organizasyon düzenlemese dahi çevre illerden cuma günü oraya gelecekleri buluşturmak adına birşeyler yapacaktır umarım.
bununla ilgili bir çalışma var. bizde katılabiliriz ne dersin berat
Berat Elinç
15-03-2006, 23:11
Önce vatan savunması sonra Fener müdaafası
Trak… Trak… Trak… Harb-i Umumi’den silah sesleri geliyordu… Mülazım-ı evvel Arif; biraz geç kalmış insanların aceleciliği içinde, atının eğerini son kez gözden geçiriyordu. Yolu uzundu…
Bir ara, cepheden gelen top seslerini kulak verdi, sonra çevresindekilere “Selametle kalın” diyerek atına mahzun vurdu. Mülazım-ı evvel Arif; Çanakkale’de vatanını, İstanbul’da ise Fenerbahçe’yi müdafaa ediyordu. Sarı-lacivertli kulübün sağ bekiydi…
Fenerbahçe olmadan Arif, Arif olmadan Fenerbahçe olmazdı.
Savaş çıkıp cepheye gönderilince; takımdan ayrı kalmaya gönlü razı olmamıştı.
Cepheye koşan tim askerler için parola “Önce Vatan”dı ama, Arif için sonra Fenerbahçe vardı… Takımını yalnız bırakmak istemiyordu. Bu yüzden de kendisi ya da kulüp yöneticileri, kumandanından izin alıyor cepheden Cuma ligine koşuyordu. Burada, Çanakkale geçilmez… Orada, yine Arif hiç geçilmez.
Fenerbahçe, 1919-20 sezonunun ilk maçı olan idman yurdu mücadelesi için, Papazın bağında Arif’i bekliyordu. O gelmeliydi, gelecektir, gelir. Fakat onun yerine kara haber geldi. “Arif, tam kalbine yediği kurşunla şehit, oldu.” Olmaz… Olamaz… Olmamalı…
Fenerbahçeliler bir anda mateme boğuldu. Herkes birbirine sarılıp ağlıyor,
Türk futbolu yetiştirdiği gerçek kahramanının kaybına kahroluyordu…
Hüzün, dalga dalga İstanbul’a yayılmıştı. Ancak maç oynanmalıydı…
Fenerbahçeli yöneticiler, santra çizgisinin başladığı yerdeki sahanın kenarına bir sandalye koydular ve üzerine Arif’in 2 numaralı formasını astılar. Takım sahaya on kişi çıkmıştı…
Ama, Fenerbahçe eksik değildi. Saha kenarında sandalye de asılı duran forma, Arif’i sahaya sürmüş gibiydi. Sanki, rakibin ataklarını hala o durduruyordu.
Fenerbahçe, kahramanının huzur içinde toprakta yatması için, o denli coşkulu oynadı ki, rakip idman yurdu’nu tarihin en farklı skoru ile yendi : 11-1
O günden, bu yana o rekor hala kırılamadı. Fenerbahçelitüm futbolcular, bu galibiyetin sonrasında hep birlikte 2 numaralı formanın önünde tanzim duruşuna geçerek, “Ruhun şad olsun Arif” dediler.
Berat Elinç
15-03-2006, 23:15
http://www.turkfutbolu.net/yayinlar/sehit/images/fenerbahce2.jpg
Şehitler Çoğalınca Fenerbahçe Çocuklaştı. Uzun, yorucu ve acımasız savaş yılları ülkeyi olduğu kadar futbol takımlarını da yıpratıyordu. Cepheye giden futbolcular bir bir şehit olunca, ligler çocuk yaştaki futbolcularla oynanmaya başladı. Fotoğraftaki Fenerbahçe kadrosu 14-16 yaşlarından oluşuyor. Ayakta ellerini göğsüne dayamış olan şehit Arif, sol yanındakiler ise kaptan Galip ve Sabri'ydi... Onlar cepheden gelip Fenerbahçe'yi iyice çocuk olmaktan kurtarıyordu.
Mert Çubukçu
17-03-2006, 14:33
http://rapidshare.de/files/7970971/Untitled.avi.html
mutlaka izlemenizi oneririm boyle bir sey yok...
gercek goruntuler savas anından... * :'(:'(:'(:'(:'(
Burak Tuzlu
17-03-2006, 20:27
Yarbay Hasan Bey ve CANBERK!!!
Çanakkale’de 17. Alay Komutanı Yarbay Hasan Bey, askerleriyle birlikte ilerliyordu.. Ve bu vaziyette Kilitbahir köyünün ortasındaki meydan çeşmesine kadar geldiler.. Çeşmenin önündeki Hasan Beyin dikkatini birşey çekmişti.. Üzeri yara bere içerisinde ve tüyleri dökülmüş bir köpek su içmek için çeşmeye yanaşmaya çalışıyor, onun bu perişan halini görenler taş atarak köpeği çeşmeden kovuyorlardı.. Hasan Bey bu duruma çok üzüldü, atından indi köpeğin üzerindeki yaralara aldırmadan onu kucağına aldı ve çeşmenin yanına götürdü.. Hayvana su içirdi, yaralarını temizledi. Ardından karnını doyurdu ve köpeği alarak yoluna devam etti. O günden sonra köpeği yanından ayırmadı Hasan Bey! Adını da Canberk koymuştu. Canberk kısa zamanda tüm Mehmetçiklerin dostu olmuştu. Türk askerleriyle siperden sipere atlıyor!.. Tüyleri yeniden çıkmış, yaraları ise tamamen iyileşmişti. Askerler soruyorlardı Hasan Bey’e; “Komutanım, bu köpeğe neden bu kadar alaka gösteriyorsunuz?” El cevap; “Yüce Allah’ın Kıyamette bu köpeğe neden merhamet etmedin, demesinden korkuyorum!” İşte Hasan Bey böylesine imami kamil biriydi.
Bölgedeki savaş olanca şiddetiyle sürüyordu. Yine siper savaşlarının birinde tarih 11 Temmuz’u gösteriyordu ve bizim Mehmetler, Fransızları püskürtmüşlerdi! Savaş alanı Fransız askerlerinin cesetleriyle doluydu.. Ama biz de zayiat vermiştik.. Mehmetçiklerimiz bir yandan ölen arkadaşlarının defin işleriyle uğraşıyor, diğer yandan ise yaralılara yardım ediyorlardı. Hasan Yarbay’da olayın tam ortasında askerledine direktifler veriyordu. O sırada bir Fransız askerinin yerde kıpırdadığını gördü! Askerin yaralı olduğunu düşündü. Yardım etmek için Fransız askerin üzerine eğildi ki, ölü taklidi yapan asker, sakladığı hançeri Hasan Bey’in göğsüne sapladı. Hasan Bey bir anda sarsıldı ve yere yığıldı. Yarasından oluk gibi kan akıyordu. Herşey aniden olup bitmişti. Yanına koşup gelen askerlerine fısıltı halinde şu sözleri söyledi; “Allah şahidimdir ki, bu Fransız’a iyilik etmek için yaklaştım!”
O an uzaklardan acı bir havlama sesi duyuldu. Canberk olanca hızıyla koşup koşup geldi ve velinimetinin yanına çöktü. Sahibinin ellerini yalıyor, adeta kalkması için yalvarıyordu... Derken, Kur’an okumak için “alay imamı” da geldi Hasan Beyi’in yanına! Hasan Bey; “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azim” duasını 33 kere okumasını söyledi alay imamına!... İmam duayı okurken Hasan Bey de tekrar ediyordu. Artık Yarbay Hasan Bey’in gözleri buğulanmış, çehresi solmaya başlamıştı.. Birden, silkinir gibi oldu ve yanındakilere; “beni ayağa kaldırınız” dedi. Askerleri onu yavaşça ayağa kaldırdılar. Üstü başı kan içinde olan ve son anlarını yaşayan Yarbay Hasan Bey; “Lâ ilâhe İllallah Muhammedün Rasulallah” dedi. Yüzünde derin bir tebessüm oluşmuştu... Ve ardından saygılı bir biçimde sözlerine devam etti. “NİYE ZAHMET BUYURDUNUZ YA RESULALLAH!.”
Etrafındaki askerler Yarbay HAsan Bey'in mezarını kazmaya başladılar. YArbay Hasan Bey'in bedenin üzerine türk bayrağını serdiler, Canberkte bayrağın altında Yarbay Hasan Bey'in ayak ucunda bekliyordu. Mezar kazılmış. ve Yarbay Hasan Bey gömülmek için bayrak kaldırıldığında Canberkinde canını verdiğini gördüler. YArbay HAsan Beyin bedeni toprağa gömüldükten sonra Canberkte ayak ucuna gömdüler...
Ömer Birdal
17-03-2006, 23:47
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Bu destan bundan daha güzel şiirleştirilemezdi heralde..
Furkan Demir
18-03-2006, 00:17
bu topraklar şehitlerimizin kanıyla sulandı şu an özgür bi şekilde yaşayabiliosak onların sayesinde ne kadar minnet duysa azdır Ruhunuz şad olsun
Ülkü Selvi
18-03-2006, 15:49
Bilemediniz.Biz Çanakkale'ye ölmeye geldik.
Hasan Muradoğlu
18-03-2006, 16:07
makaleleri ve anıları bizimle paylaşan tüm kardeşlerimize teşekkürler...
Şabettin Doğan
18-03-2006, 17:04
şanlı Türk milletinin asırlar boyunca boyunduruk altında yaşamamış olan Türk ulusunun ''ya istiklal ya ölüm'' parolasını bir kez daha tüm cihana gösterdiği kurtuluş savaşının ilk ateşi olan çanakkale zaferi Türküm diyen herkesin bilmesi öğrenmesi gereken bir savaştır.
tüm zorluklara tüm yokluklara rağmen Türk insanının neler yapabileceğini bir kez daha kanıtlanmıştır.
bizim rahat yaşamamız hainlerin zalimlerin altında ezilmememiz için kanının son damlasına kadar savaşan kadın yaşlı çocuk olduğunu unutarak vatanını savunan yiğitlerin ruhları şadolsun.
bayrağımız gökten sonsuza kadar inmesin işallah..
Ayşe Tekin
18-03-2006, 18:04
Düşman da kahraman
Birgün çanakkale'ye giden bakanlardan birine atatürk şöyle dedi :
- orada mehmetçik anıtının başında şehitleri anacaksınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere karşı siper etmeseydiniz, boğaz elden gider, istanbul elden giderdi diyeceksin.
- evet efendim.
- çanakkale'de yalnız bizim şehitlerimiz yok. Bu topraklar üzerinde kanlarını döken insanları da o kahraman düşman savaşçılarını da saygıyla anacaksın.
Bakanın ricası üzerine bu son söylenecekleri atatürk'ün kendisi hazırlamıştır. Nutuk şudur
"bu memlekette kanlarını döken kahraman, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur içinde uyuyunuz. Sizler mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz; evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evladımız olmuşlardır. "
Bu nutku yabancı gazeteler haber aldıktan sonra, haftalarca, aylarca avusturalya'dan, yeni zelanda'dan sevgi minnet mektupları yağmıştı.
F. Rıfkı atay, hatıralar
Burak Tuzlu
20-03-2006, 18:04
Bu güzel duyguları birkeere daha siz kardeşlerimle yaşamak dileği ve ümidiyle...
yakında kardeşim. biraz bekle ;)
Burak Tuzlu
20-03-2006, 18:10
Okuma bilenler ellerinde Kuran'ı Kerimle
bilmeyenler dillerinde kelime-i sahadetle
cennete giriyorlar
Mustafa Kemal
Burak Tuzlu
22-03-2006, 17:36
"Siz vatanı için, milleti için,
namusu için canını ortaya koyan
böyle insanları bukadar mı tanıyorsunuz?
Eğer siz onları tanımazsanız;
geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi
bilemezsiniz "
Mustafa KEmal
Murat Karaman
25-03-2006, 17:20
Japonlar,küçük çocuklara "dostu-düşmanı" tanısın diye Hiroşima ve Nagazaki'yi gezdirirlermiş..
Bizim de en büyük övünç kaynağımız "dostu-düşmanı" tanıyacağımız yerdir bence Çanakkale..
Geç oldu ama bunları yazmak istedim..
Çanakkale Destanını yazanlara,saygıyla..
Burak Tuzlu
08-04-2006, 18:52
bu topic bu kadar kısa sürede 3sayfa gerilememliydi :'( :'( :'(
bir ibret tablosu
maneviyatın maddeye galebesi
43alay 1.piyade taburu 1.bölük
1917yılı yemek listesi
15haziran
SABAH üzüm hoşafı ÖĞLE yok AKŞAM yağlı buğday çorbası EKMEKtam
26 haziran
SABAH yok ÖĞLE yok AKŞAM üzüm hoşafı EKMEKtam
18temmuz
SABAH yarım ekmek ÖĞLE yok AKŞAM yok EKMEKyarım
8ağustos
SABAH yarım ekmek ÖĞLE yok AKŞAM şekersiz üzüm hoşafı EKMEKyarım
21temmuz 1917den itibaren Ordu emriyle ekmek istihkakı 500gr'a indirilmiştir. Çünkü un ve ekmek kalmamıştır.
vBulletin v3.6.8, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.