PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şiirler



Sayfa : 1 [2] 3 4 5 6

Gizem İnanç
18.Aralık.2005, 00:47
az mı sohbetini yaptık ya ;) hatırlarsın!
teşekkürler Gizem
hatırlamam mı? ;) Bir de Ümit Yaşar Oğuzcan ustaya kulak verelim... En çok bu şiirini seviyorum...

Ben Seni Sevdim Mi?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta içime oturttum seni
Aldım, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini
Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu
Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikçe tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan; gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim
Ben seni sevdim mi? Sevdim, en büyük
En solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde
Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?

Murat Karaman
18.Aralık.2005, 17:39
Beyoğlu'ndan Dolmabahçe'ye Taşınan Bir Aralık Akşamı


Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
Dolmabahçe da çay tadında....
Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
yüreği takvim yokuşlarında...

Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
seyrediyorum...

Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
büyük geliyor artık hayat!

Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...


Yılmaz Erdoğan

Murat Karaman
18.Aralık.2005, 17:50
Mevsimlik Şarkı
* *

Kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
güvertesinde adresini şaşırmış
kayıp bir nisan yağmuru

ömrümün sol anahtarısın
hazan makamının kapısını açan
ne nisanlar gördüm ben
ilkbahardan kaçarken
bir mızrapa tutunan

ne bileyim ben
böyle bir şeydir herhalde
bir mevsimin şarkısı
ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...

ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
ağlamayı bir de,
şarkıya söz yürür,
yeşile aldanır suyun kudreti
ve sen hiçbir zaman
sol anahtarı yaptıracak bir çilingir
bulamazsın
bana kalırsa sen,
ömrümün sonuna kadar,
o şarkının kapısında kalacaksın!
*
Yılmaz Erdoğan

Murat Karaman
18.Aralık.2005, 17:53
Yağdıkça
* *

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul
Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saatte gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım... *

Yılmaz Erdoğan

Murat Karaman
18.Aralık.2005, 17:56
Öyle Bakma Çünkü...
* *
Güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
dünyaya,
hayreti hasret ve biraz da
bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
aklı canbaz,yanağı al,
sesi çilek aroması
bir çocuk oturuyor
gözlerinde...
*

Yılmaz Erdoğan

Merve Onkök
19.Aralık.2005, 20:39
DAVET

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim!

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen bu toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!

Kapansın el kapıları bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim!

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim!
NAZIM HİKMET

Merve Onkök
19.Aralık.2005, 20:58
21.YAPRAK
"Toprağın ismiyle başlarız söze.
Sen ki topraksın
Seni sevmeği bilmeli
Sendedir ekinimizin tohumu
ve yapılarımızın temeli
Demirimiz ve kömürümüz sendedir
Sendedir rüzgarlar gibi geçen ömrümüz
sendedir...
Sen ki topraksın,
durup dinlenmeden değişirsin.
Sen su damlalarında halkeyledin bizi.
Biz seni değiştirip
değiştirmekteyiz kendimizi..."
Bu;21. yapraktır.
Selim kapattı kitabı.
Hürriyetin ilk şarkısı anlamaktır.
Ve Selim,
ve Şaban oğlu Selim şarkı söylüyor..

( Nazım Hikmet'in ŞABAN OĞLU SELİM İLE KİTABI şiirinden bir bölümdür. Şiirin yoruma ihtiyacı yok.Bir avuç vatan toprağını işleyemeyip, satan PAZARLAMACILARIN kulakları çınlasın!!!

Murat Karaman
20.Aralık.2005, 00:40
Heykel
* *
Yalnızca ben bilirim
diktatör heykellerine
pislemek için
göç ettiğini
dünyadaki bütün
kuşların
*
Sunay Akın

Murat Karaman
20.Aralık.2005, 00:43
Bir Kız Vardı Japonya'da
* *
Bir kız vardı Japonyada
ufacık, tefecik bir kız,
Bir bulut vardı dünyada
işi: öldürmekti yalnız.

Bu bulut bu kızcağızın
öldürdü nineciğini,



Nazım Hikmet

Murat Karaman
20.Aralık.2005, 00:45
Güneşi İçenlerin Türküsü...
* *


Bu bir türkü: -
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü: -
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik! .
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!

Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
..........
..........


*
Nazım Hikmet Ran

Gizem İnanç
20.Aralık.2005, 18:46
Heykel
* *
Yalnızca ben bilirim
diktatör heykellerine
pislemek için
göç ettiğini
dünyadaki bütün
kuşların
*
Sunay Akın





Benden de bir Sunay Akın daha öyleyse...

Alacak

Yol kenarlarındaki
yağmur mazgallarını
kumbara sanıp
harçlığımı atardım
bu yüzden en çok
denizden alacaklıyım

Kaynak: Antik Acılar
Sunay Akın

Murat Karaman
21.Aralık.2005, 00:26
Elişi

Savaş haberleriyle dolu
Renkli gazete sayfasını
Katlayıp bir çocuk üstüste
Kesiyor özene bezene
Elindeki makas ile
Ve insanlar oluşuyor kağıttan
Tutuşmuşlar elele


Sunay Akın

Pınar Yıldırım
21.Aralık.2005, 02:19
Gülerken yakaladığımda kendimi….
Kaçıyorum hemen…
Ayıp sayıyorum…
İhanet belliyorum…
Susuyorum…
Artık türküleri hissetmiyorum…
Söylemiyorum…
Cılız bir ıslık sadece ,ki onu ben bile duymuyorum…
Kimsenin de duyması gerekmiyor zaten…
Biri beni anlasın istemiyorum…
Biri halimi hissetse tedirgin oluyorum…
Hep kaçıyorum…
Öfkeleniyorum… aptallaşıyorum…susuyorum…
Öfkemle,aptallığımla,susarak kaçıyorum…
Bir şey anlatmıyorum…
Hiç kimse, kimsenin acısıyla ilgilenmiyor aslında…
İlgilenirmiş gibi yapıyor bunu anladım…
Karşıdakinin anlatacakları bir an evvel bitsinde…
Sıra bana gelsin diye “hee hee” diyor…
Sıkça başını sallıyor…
Dinlemiyoruz,duyuyoruz…
Otobüs sesi,yağmur sesi,çamaşır makinesinin sesi gibi…
Kulağımızı dolduruyoruz…
Hissetmiyoruz…
Bitiyor…
Biz anlatıyoruz,sahtekarlık devam ediyor…
“he he “diyen , başını sallayan yer değiştiriyor…
Kime ne anlatmalı ?
Susmalı…
Acıyı örtmeli…
Kimsenin üstüne salmıyorum acımı…
Kim benden daha çok acır ki?
Sana anlatamadıktan sonra…
Sana diyemedikten sonra sevdamı…
Neye yarar?
Neye yara şuna buna anlatmak

Merve Onkök
22.Aralık.2005, 23:56
BEYAZ ADAM

Beyaz adam
küçücüktü ilk geldiğinde
ve oturmaktan
bütün kemikleri sızlıyordu
büyük teknesinde

Beyaz adam
kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip
topraklarına uzandığında büyüdü
bulutlar arasında
barış içinde yaşayan
manitu yerine
tapmamızı istediği de
işkence görüp
çarmıha gerilen
bir ölüydü

Beyaz adam
özgürlük adına
dev bir kadın heykeli dikti
doğu denizinin kıyısına
ve her gece
altında dans ettiğimiz yıldızları
bayrak diye tutsak etti
bir bez parçasına

Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi...

Sunay Akın

Gizem İnanç
23.Aralık.2005, 23:32
Daha önce de yazmıştım sanırım ama bu şiiri okumaya doyamıyorum...

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..

Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...


CAN YÜCEL

Murat Erkurt
27.Aralık.2005, 19:10
Bilmeyen varsa,okusun arkadaşlar.Doyamayacaksınız...

CEBBER OĞLU MEHEMMED

kaman civarına bahar gelince yıkılır ovadan apdal çadırları
yücesinde pare pare duman tutmuş
düdüldağ'ın yaylasında mekan kurulur
hoş gelmişsin evvel bahar
nisan ayı içinde donanır dağlar
donanır yeşilinden alından
istasyon deresi kabarmıştır
hacıdağ'ın selinden
dağlar sıra sıradır eylim eylim
dağlar uzanır bir uçtan bir uca
dağlar birbirinden yüce
yamaçlarında kireç yakılır
bir ömür boyunca kahrı çekilir
kimse anlamamış sırrını hikmetini
bu bereket nereden gelir
başınızdan duman eksilmesin gavurdağları
siz hikayet eylediniz bana
bahçe kazasının kaman köyünden
cebbar oğlu mehemmed'in hikayesini

yılların yücesinden şöyle bir seyran edelim
bir avuç toprağıma çöreklenmek için
yürümüş selamsız sabahsız
destursuz girmiş memleketime
yedi çeşit frenk askeri
uğursuz bir hava çökmüş
üstüne memleketimin
uğursuz ve karanlık
çocuklar gülmemiş artık
sessiz sessiz ağlamış analar
oduna giderken vurulmuş
ve yahut harman yerinde
avuçları buğday kokan delikanlılar

ve nice gavurdağı kızlarının
birer birer ırzına geçilmiş
yalvarmış ihtiyarlar allah'a
- rivayet şöyledir kim -
dumanlı bir güz akşamı
şu mor dağlar efendim
destur demiş de yürümüş
silkinip kalkmış ayağa

gel haberi öteden verelim
çıkmış dağlara kendiliğinden
cebbar oğlu mehemmed
fransız'a silah çekmiş
hür yaşamak uğruna
ırz uğruna namus uğruna
ana için baba ve kardeş için

şu mübarek topraklar
şu mübarek vatan için
derken efendim
bir gün kaman'dan öte
uğrun uğrun haber ulaşmış
urfa'nın antep'in köylerine
gözü kanlı maraş beylerine

cebbar oğlu mehemmed
burcu burcu çam kokan bir yaz akşamı
omuz vermiş bir ağaç gölgesine
usul usul türkü söylüyor
- hasret kuşun kanadında
deli kuşlar uçun gayrı
yazımız böyle yazılmış
bu diyardan göçün gayrı -
kirveleri durdu ve süleyman
on sekiz adım gerisinde
şahin gibi tünemişler kayaların üstüne
avuçları sıcak bakışları ok gibi
deliyor her dokunduğu yeri
biri doğuya bakıyor diğeri batıya

iptida durdu görüyor geleni
yel midir toz mudur anlamıyor
lakin bıyıkları terlemeden
çeteci olan garip ökkeş
çok geçmeden getiriyor haberi
tabur tabur üstümüze varıyor
düşman yola çıktı savranlı'dan

hemen mevzie sokuldu mehemmed
yanıbaşında durdu ve gerisinde süleyman
çeteler yer tutup pusu kurdular
kanlı geçit boyuna
düşman yanaşırken kaman köyüne
bekletmeden yaylım ateşi açıldı
mermi kurşun yağmur gibi saçıldı
ilk seferinde on beş kişi vurdular
ve bir hayli düşman kırdılar
yamaçlarda koptu kızılca kıyamet
cesaretlerine söz yoktu ama
neyleyip nitsinler düşman daha çoktu
düştü birer birer bütün yiğitler
gürültüler boğazda sustu nihayet

demek diz üstü düşmüş mehemmed
kirvesi durdu'nun yanıbaşına
kanlar akar yarasından
al al olmuş çevresinden

köpük köpük gözlerini doldurur
bir başına mehemmed yedi düşman öldürür
mavzerinin namlusu hala sıcak
tutulmaz
ölümün derdi büyük yiğenim
çare bulunmaz

aynı akşam doğurmuş karısı döne
mavi gözlü bir çocuk sarışın
bir avuç toprak sarmışlar altına
ve kemal koymuşlar adını

ATTİLA İLHAN

Murat Erkurt
27.Aralık.2005, 19:20
Biraz da yaşayanları analım:

AKDENİZ ŞİİRLERİ

Sen Deniz Gök,
Bir an dursanız uykuda
Büyür bir yosun geceye karşı.

Tedirgin olur ölüler
Bir an yaslansanız karanlığa,
Sen Deniz Gök.
---------------------
Dalarım engine
Ki yaşadığım
Anladığımdır.

Roma'yla Kartaca'nın arasında
Yüzer, sevgi sevgi
İstanbul.

Böler bir kuş düşüncemi ikiye
Maviden
Yarıda kalır içki.
---------------------
Dersin ki
Ellerimize değecek
Yıldızlar
Büyüyecek büyüyecek de.

Dersin ki
Bir aydınlığı var
Sevgililer için,
Karanlık sessiz de.

Dersin ki
Uyuyamıyorum
Yalnızız
Gece, mavi de.
---------------------
Sessizdi yeryüzü
Yeryüzünde biricik Akdeniz vardı
Akdenizde
Yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,
Yumdu gözlerini uzaklığa,
Tam sorulacak an, diye gülümsedi,
Tam sorulacak yer.
---------------------
Bir kocaman yeşil bir kocaman boz
Yellerde
Çarpar birbirine çarpar enginlere dek.

Dalgaların ucunda yıldızların ucu
Her köpük bir fırtına
Her köpük bir evren.

Su deniz su gök gizlenebilir
Seni sevdiğim
Gizlenemez.
---------------------
Havaya da yalıma da ağaca da benzer ama
En çok suya benzer
Sevgimiz.

Morluğun acısı var sonu yok
Karışır yaşamımıza
Kendiliğinden.

Herkes ölünce toprak olurmuş
Hayır hayır
Bizim su olacağımız besbelli.
---------------------
Akdeniz enginlerde kararmaktadır
Ama
Ben
Öyle maviyim ki.

Akdeniz bir gitmişlikle eski, uzak,
Ama
Ben
Sahibi gibiyim yıldızların.

Akdeniz seni bir daha yaratamaz
Ama
Ben
Seni bir daha sevebilirim.
---------------------
Deli gibi bir gürültu, ansızın,
Yırtılırcasına yarılır sessizlik,
Düşünür Akdeniz.

İşte uçaklar geçer havalarından
Kalır mavilik üstünde apak izleri,
Akdeniz anlar ve sever.
---------------------
Denizdir,
Her akşam üstü
Bütün düşüncelerde
Gelip gider.

Seninle
Acısı
Uzunluğu
Aksi.

Ve gece yarısıdır bu masmavi şey,
Senin
Uzaklarda
Unuttuğun sessizlik.
---------------------
Duymuştun
Bu türküyü
Çok eskiden de.

Bu türküyle anlarsın yelden
Yeşilden
Kadırgaların dibindeki sessiz yosunları.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen
Varsın ışıl ışıl
Ve yoksun biraz.
---------------------
İyice düşün bu bütün yaşamamızdır.

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

Murat Erkurt
27.Aralık.2005, 19:24
Bugün, bana lise yıllarımda sevdirilen Nahit Ulvi Akgün'le kapatıyorum:

BİRİSİ

Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
Gülüşerek başlıyoruz söze.

Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda.

Nahit Ulvi Akgün

Saygılar.

Merve Onkök
27.Aralık.2005, 22:53
TAHİR İLE ZÜHRE MESELESİ

Tahir olmak da ayıp değil,Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil
Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
Yani yürekte

Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
Ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil

Seversin dünyayı dolu dizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin dünyadan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i sevmeseydi Zühre artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil!

NAZIM HİKMET

Sinan Bıçak
30.Aralık.2005, 01:22
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Gürleyen top sesleri Mehmetçiğin sesidir.
Çanakkale ulusun bütünleştiği yerdir.
Denizde Nusrat'ımız,karada bataryalar,
Hamidiye atışta,birde Mesudiye var.

Düşmana yok verecek bir karış toprağımız,
Anadolu bizimdir dalgalan bayrağımız.

Conkbayırı,Kilitbahir,hele Anafartalar,
Tarih sayfalarına yeni bir destan yazar.
Korkumuz yok,birleşsin gelsin yeni ordular,
Atatürk'ün izinde yenilmez Mehmetçik var...

Düşmana yok verecek bir karış toprağımız,
Anadolu bizimdir dalgalan bayrağımız.

Çanakkale köpürür düşmana geçit vermez.
Bu toprağın üstüne başka bayrak dikilmez.
Öyle bir zafer ki bu asırlarca silinmez.
Haykırır tüm ulusum ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Sinan Bıçak
31.Aralık.2005, 05:00
istanbul virajlarında merkezkaça yenilmiş
o bariyer senin bu bariyer benim
dolaşmaktayım.
mesnetim olursan ; yolumu bulacağım,
malzemeden çalmadan…
bir de evet dersen
yaparım yarmasını,dolgusunu
dikerim kirişini,kolonunu
dayanıklı,maliyeti minimum,
estetik inşa ederim bu aşkı
düşünürüm dersen de kabul
geçse de milyonlarca yıl
beklerim priz sürenin sonunu
fakat hayır dersen ki;
her koşulda yargı senindir
çember olmam belki ama
mohr’aracağım kesindir
kimse tutamaz beni
girerim 150 km hızla
çapı bilmem kaç m olan kurba.
hiçbir makinist kurtaramaz seni….

kararlıyım,
zamanla değişmeyeceğim anlayacağın
viskozitem sıfıra kaçmış
ama her şekilde etkiliyor beni sıcaklığın
kayarsın,akarsın bende
dolayısıyla idealim
her şeyin olurum sığınacağın…
uğraşırım,
yok olur aramızda ki kot farkı,
sen bir istersen
atılganlığa dönüştürürüm bu atıllığı
değil dağları delmek,denizleri geçmek
çöllere düşmek peh
tedavülümden kaldırırım işlem hatasını..
bilesin ki şekle dik derinliğim yok
bende dibe vuramazsın
istediğin katsayıyla çarp
beni bulacaksın
ortamı da sürtünmesiz kabul edersen
dünyanın en mutlu insanı olacaksın…

aşığınım,
ondan bu
basit mukavemet hallerim
gerilmişim,büzülmüşüm ne çare
oysa ben seninle
kaynağı bir çeliğin
yani ben seninle
donatısı etriyenin
ne bir sinema ne bir kafe,
b blok anfide
bir tepegözün altında
yan yana olmak bile yeter çiçeğim....

başvurayım,
bilgisayar bence
if you love me “y” or “n” =”n”
than go to grave
biraz ingilizce
nothing is more important than you
just be brave
yok uzun süreli tecrübem
hiçbir çevrintisiz kişide
yinede razıyım amelen olmaya
süresiz gönül şantiyende….

Ayşe Tekin
31.Aralık.2005, 18:39
......
kan var bütün kelimelerin altında
bir gül al eline söz gelimi
kan var bütün kelimelerin altında
beş dakka tut bir aynanın önünde
sonra kes o aynadan bir tutam
beyaz bir tülbent içinde
koy iç cebine
bütün bir ömür kokar o ayna
kan var bütün kelimelerin altında
işte o kandır senin gülüşün-
sızmıştır hayatın derinlerine
siyahtır orda kırmızıdır
daldan dala atlar
sever çocuklara anlatılan masalları
ama iş savunmaya gelince
yalnız alevi savunur
ve güneşin solmaz çekirdeğini
yalnız doruklarda

umulmadık bir gün olabilir bugün
kan var bütün kelimelerin altında
(Papirüs,sayı 36,haziran 1969)
CEMAL SÜREYYA

Merve Onkök
01.Ocak.2006, 14:35
TARANTA-BABU’YA BEŞİNCİ MEKTUP

Görmek
işitmek
duymak
düşünmek
ve konuşmak
koşmak alabildiğine
başı dolu
başı boş
koş-
-mak...
Hehehey TARANTA-BABU
hehehey,
yaşamak ne güzel şey
anasını sattığımın
yaşamak ne güzel şey...
Düşün beni
kollarım, senin üç çocuk doğurmuş
geniş kalçalarındayken…
Düşün sıcak…
Düşün kara bir taşa damlayan
çırılçıplak
bir su sesini...
İstediğin yemişin
rengini, etini, adını düşün...
Gözdeki tadını düşün
kıpkırmızı güneşin
yemyeşil otun
ve koskocaman
masmavi bir çiçek gibi açan
ay ışığının…

Düşün TARANTA-BABU!
İnsanoğlunun yüreği
kafası
kolu
yedi kat yerin altından
çekip çıkarıp
öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki
kara toprağı bir yumrukta serebilir,
yılda bir veren nar
bin verebilir.
Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
yan yana uzanıp yaldızlı kumlara
yıldızlı suların
türküsünü dinleyebiliriz...

Yaşamak ne güzel şey
TARANTA-BABU
yaşamak ne güzel şey…
Anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK...
Yaşamak:
birer birer
ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
sevinçli bir destan
okur gibi
YAŞAMAK...
. . . . .
. . . . . . . . .

YAŞAMAK...
Ne acayip iştir ki
bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU,
bugün bu
"bu inanılmayacak kadar güzel"
bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey:
böyle zor
bu kadar
dar
böyle kanlı
bu denli kepaze...

NAZIM HİKMET

Berat Elinç
03.Ocak.2006, 21:39
Gülce

Ucurumun kenarındayım Hızır
Bir dilber kal’asının burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Kaldım parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni ha itecek

Uçurumun kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır

Uçurumun kenarındayım Hızır
Güzelliğin zülme çaldığı sınır
Başım döner, beynim bulanır
El etmez
Gel etmez
Gülce’m uzaktan dolanır

Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir davet
Mecaz degil
Maraz degil
Gülce bir afet
Peri degil
Huri degil.
Gülce bir beyaz zehir
Gülce en vahim haz
Buram buram zehir
Yâr gözünde infaz
Bir gamzelik rüzgar yetecek
Ha itti beni ha itecek
Güzelliğin zülme çaldığı sınır

Uçurumun kenarındayım Hızır
Ben fakir
En hakir
Bin taksir
Ateşten
Kalleşten
Mızrakla gürzden
Dabbet-ül arz dan
Deccalden
Yedi düvelden
Korku nedir bilmeyen ben
Tir tir titriyorum Gülce’den
Ödüm patlıyor Gülce’ye bakmaktan
Nutkum tutuluyor
Ürperiyorum
Saniyeler gözlerinde birer can
Her saniyede bir can veriyorum…

Ömer Lütfi Mete

Murat Erkurt
06.Ocak.2006, 15:43
Asya-Afrika Yazarlarına

Kardeşlerim
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben Asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben Afrikalıyım
ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda
sizin ordakiler gibi tıpkı
benim orda arslanın ağzındadır ekmek
ejderler yatar başında çeşmelerin
ve ölünür benim orda ellisine basılmadan
sizin ordaki gibi tıpkı
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben Asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben Afrikalıyım
okuyup yazma bilmez yüzde sekseni benimkilerin
şiirler gezer ağızdan ağıza türküleşerek
şiirler bayraklaşabilir benim orda
sizin ordaki gibi
kardeşlerim
sıska öküzün yanına koşulup şiirlerimiz
toprağı sürebilmeli
pirinç tarlalarında bataklığa girebilmeli
dizlerine kadar
bütün soruları sorabilmeli
bütün ışıkları derebilmeli
yol başlarında durabilmeli
kilometre taşları gibi şiirlerimiz
yaklaşan düşmanı herkesten önce görebilmeli
cengelde tamtamlara vurabilmeli
ve yeryüzünde tek esir yurt tek esir insan
gökyüzünde atomlu tek bulut kalmayıncaya kadar
malı mülkü aklı fikri canı neyi varsa verebilmeli
büyük hürriyete şiirlerimiz

Moskova - 22.01.1962

Nazım Hikmet Ran *| * * *

Murat Erkurt
06.Ocak.2006, 15:56
*İstanbul'u Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.


Orhan Veli Kanık *| * * *

Ömer Birdal
07.Ocak.2006, 00:18
Canım İstanbul



Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canim;
Vatanim da vatanim...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul’da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir katibi mi...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sümbül kokan
Türkçe’si bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

Necip Fazıl Kısakürek



İstanbul a yazılmış diğer bir şiir..

Murat Erkurt
10.Ocak.2006, 23:43
O zaman ben de İstanbul'a doğru gideyim Ömerciğim canım kardeşim;ama benim buraya geçireceğim İstanbul'la ilgili değil.Bayağı bi' eskiye uzanıyoruz şimdi.divan edebiyatına:

* *BENİ CANDAN USANDIRDI

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

Fuzuli

En sevdiğim bu divan şiirini sizinle paylaşmadan edemezdim ;)
Saygılar...

Buğra Efkarlıoğlu
14.Ocak.2006, 00:47
İTİRAF II
Taze fidanları ateşe verdim
Bir elimde sapan, sapan taşları
Uçmak hakkını tek güneşe verdim
Ben öldürdüm ben öldürdüm kuşları

Gelecekten söktüm sonra yarını
Silahsız bıraktım silahtarını
Geçilmez dostluğun anahtarını
Mertlerden aldım da kalleşe verdim

Ölümdüm, öldürdüm tam bir düzine
Hukuk tanımadım bundan size ne
Her mezar kazışta buldum hazine
Çöpe attım hatta beleşe verdim

Çok olan ne varsa hemen birledim
Göle düşman oldum dur nehir dedim
Bütün balıkları ben zehirledim
Kuruttum gölleri ve leşe verdim

Kenedy’i öldürdüm daha demin
Hitler değil bendim o şaşkın, yemin!
Doksan dokuzda ki büyük depremin
Sebebi ben oldum bilişe verdim

Ben azdırdım enflasyonu ülkede
Ben türettim AİDS’i bir gölgede
Gözlerimin olduğu her bölgede
Kız aldım kızları fahişe verdim

Çernobil’i ta kökünden patlattım
Japonya’ya atom bombası attım
Körfez savaşında suçlu Bağdat’tım
Saddam’ı elense güreşe verdim

Beni örnek aldı Stalin sanki
Neron’la Roma’yı yaktım inan ki
Vietnam’ı yağmalayan o yanki
Ben oldum dünyayı telaşa verdim

Varsa benim eserimdir katliam
Titanik’i batırmıştım bir akşam
İkiz kuleleri yıkan o adam
Ben oldum, Afgan’a bir neşe verdim

Bin Ladin’i ben evimde sakladım
Bu dünyada aşkı ben yasakladım
Bütün kara paraları akladım
Hortumu, vurgunu peşkeşe verdim

Ben yakmıştım Sivas’ta ki oteli
Adem’e elmayı yediren deli
Kabil değil ben öldürdüm Habil’i
Açlığı sırtlayıp Habeş’e verdim

Boş ettim TEMA’nın tüm çabasını
Sattım “Züğürt ağ’nın” marabasını
Patlattım Mumcu’nun arabasını
Cengiz han yanında yetişeverdim

Anlatabildim mi? Yazsam mı daha?
Sözlerim yeter mi beni izaha?
İsa’yı üç yerinden çarmıha
Çaktım da çivisini on beşe verdim

Asın beni çünkü ben bir kasabım
Parçalarım bozuldu mu asabım
Hesap isteyenlere işte hesabım
Yazılmış ne varsa ateşe verdim
Suçluyum suçluyum suçluyum derdim


Ahmet Afşın EFKARLIOĞLU

Onur Aloğlu
16.Ocak.2006, 00:31
Sen!
Sen, esirliğim ve hürriyetimsin,
Çıplak bir yaz gecesi gibi
Yanan etimsin,
Sen, memleketimsin.
Sen, ela gözlerinde yeşil hareler,
Sen, büyük, güzel ve muzaffer
Ve
Ulaşıldıkça ulaşılmaz olan Hasretimsin...

Nazım HİKMET

"Bir kırmızı gül dalı eğilmiş üstüne,
Bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta,
Okşar yanan alnını Nazım ustanın..."

Bir dünya şairi, TÜRKİYE sevdalısı Nazım Usta, kutlu olsun 104. yaşın...

Murat Karaman
16.Ocak.2006, 00:53
SALKIMSÖĞÜT

Akıyordu su
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkımsöğütler yıkıyordu sularda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
koşuyordu kızıl atlılar güneşin bittiği yere!
Birden
bire kuş gibi
* * * * * * * * * *vurulmuş gibi
* * * * * * * * * * * * * * * * * *kanadından
Yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
Bağırmadı,
gidenleri geri çağırmadı,
baktı yalnız dolu gözlerle
* *uzaklaşan atların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık!
* * * * * * * Ne yazık ki ona
dört nala giden atların köpüklü boynuna bir daha yatamayacak,
beyaz orduların ardında kılıç oynatamayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,
Atlılar kayboluyor güneşin batığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,
atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr.
Atları...
At...
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi.
Gölgeler gölgelendi
* * * * * * * * * renkler silindi
Siyah örtüler indi
* * * * * * * * mavi gözlerine
sarktı salkımsöğütler
* * * * * * * * * * * * * * sarı saçlarının
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * üzerine!
Ağlama salkımsöğüt
* * * * * * * * * * * * * *ağlama,
Kara suyun aynasında el bağlama!
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *el bağlama!
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *ağlama!

Büyük üstadın yeni yaşı kutlu olsun..Teşekkürler Onur,hatırlattığın için ;)

Merve Onkök
16.Ocak.2006, 01:02
24 EYLÜL 1945

En güzel deniz :
henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk :
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz :
henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana benim söylemek istediğim en güzel söz :
henüz söylemememiş olduğum sözdür...

NAZIM HİKMET

( Yeni bir güne uyanmak için iyi birer neden değil mi bu dizeler )

Buğra Efkarlıoğlu
17.Ocak.2006, 19:29
Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum
Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar
Zühre bir aşkı tutturmuş Bâbil' de kalan
Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır
Bir Hârût'la Marut bir de ben dinliyorum
Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi
Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın karnına
Senin namına yıldızları kıskanıyorum.
Kim bilir kaç ışık yılı uzakta
Öfkeyle kollarını çeviriyor yalancı fecir
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir
Ve taksim gazinolarında trahomlu şairler
Mısra arıyorlar masaların altında
Kanını içiyorlar bilmeden “Cennet atları” nın
Ben yurdumun en sert tütününden bir sigara sarıyorum
Dumanı ciğerlerime değil iliklerime çekiyorum
Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde
Domaniç yaylasında ne kadar dizginsiz at
Başlıyorlar koşmaya kılcal damarlarımda
Sıcak solukları yalarken alnımı
Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda.

Sana bu mektubu evimin balkonunda yazıyorum
Sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne
Çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum
Ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerinde
Bir yerinde demirden dağlar eriyor
Atlas yelkenli gemileri unutmuş birkaç levent
Viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyor
İstediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum
Üstünde Kabe resmi ve anamın duaları var
Ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum.
Yine biliyorsun ki , Sevmedim ülküden başkasını
Başı dumanlı dağları, dolunayı, ufukları
Bir de Çankaya yokuşunda rüzgara tutulmuş saçlarını
Önce Allah, sonra genlerim şahit.
Sevgimi üçbin yıl sonra doğacak torunuma yolluyorum
Trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından
Elleri fahişelerin karanlık saçlarında
Benim kalemimden kan değil süt damlıyor
Geceler boyu böyle geleceği emziriyorum
Kahrolayım sevmedim ülküden başkasını
Bir de...
Bir de seni çok seviyorum...

Dilaver Cebeci

Can Güleç
17.Ocak.2006, 19:57
ey İstanbul!

ne kaldı alacağın benden…neye yarar tüm sokakların boş şimdi o yokken…

onu benden aldın!...sana yenildim bir günahkar yüzünden…verme istemem!..bırak!...üstü kalsın!...alacağım yok senden!

Murat Karaman
17.Ocak.2006, 23:58
Yüreğimi ekiyorum
Apansız tarlalarına
Koşuyorum
Yürümek arsız bir istek bende..
Hasat var
Yedi cihanda
Umuda hasat,
Sevdana hasat!
Her yeni tomurcuğa inat
Ölüyorum!
Adım sana emanet..

Ömer Birdal
18.Ocak.2006, 03:13
O zaman ben de İstanbul'a doğru gideyim Ömerciğim canım kardeşim;ama benim buraya geçireceğim İstanbul'la ilgili değil.Bayağı bi' eskiye uzanıyoruz şimdi.divan edebiyatına:

* *
En sevdiğim bu divan şiirini sizinle paylaşmadan edemezdim ;)
Saygılar...

bir de " bir sengine yekpare acem mülkü fedadır" dizesine sahip bi şiir vardı..İstanbul a atfen.. Fuzulinin miydi o Murat?.. tamamını biliyo musun:?

Safa Arıkan
18.Ocak.2006, 20:19
BULUSMAK UZERE

Diyelim yagmura tutuldun bir gun
Bardaktan bosanircasina yagiyor mubarek
Obur yanda gunes kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yagmuru
Piril piril dusuyor damlalar
Eteklerin uca uca bir kosudur kopardin
Dar attin kendini karsi evin sundurmasina
Iste o evin kapisinda bulacaksin beni

Diyelim icin cekti bir sabah vakti
Erkenden denize gireyim dedin
Kulac attikca sen
Patia carsaflar gibi yirtiliyor su ortadan
Ege Denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayim diyorsun
Icine cil cil kosusan baliklar
Lapinalar gumusler var ya
Eylim eylim salinan yosunlar
Onlarin arasinda bulacaksin beni

Diyelim sapina kadar sair bir herif cikmis ortaya
Cakmak cakmak gozleri
Meydan ta Tsim ya Beyazit meydani
Herkes orda sen de ordasin
Harif bizden soz ediyor bu ulkenin cocuklarindan
Yuruyelim arkadaslar diyor yuruyelim
Ozgurluge mutluluga dogru
Her isin basinda sevgi diyor
Gozlerin yagmurdan sonra yapraklarin yesili
Bi de basini ceviriyorsun ki
Yaninda ben varim.

CAN YUCEL


öle işte buda... yaaa bekleyen beklenenen we umutla aşkın geleceğine inanlar fln...
yaaa...

Çok güzel bir şiir bizimle paylaştığın için saol Beste.

Safa Arıkan
18.Ocak.2006, 20:28
Atilla İlhan'dan güzel bir şiir.

Ben Sana Mecburum

Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaclar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski Istanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşamüstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziran'da mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şileb sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yesilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki korsun kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.

Murat Karaman
02.Şubat.2006, 19:37
KARAGÜMRÜK YANIYOR-Uğur Aslan

Aslında işin aslı şöyle hakim bey
Aslıyı ilk gördüğümde başlıyor işin aslı
Aslı birgün benim acizane kaptan şöförlüğünü yaptığım 56
Şavrole taksiye biniyor
Ve ; karagümrüğe diyor bana
Karagümrük o dakika gönlümün başkenti başımın tacı ruhumun
İlacı oluyor
Delikanlıya yakışmaz
Yolculuk esnasında en ufak bi rahatsızlık yada edepsizlik
Etmiyorum
Yalnız indiği evi, yolu, sokağı, kapıyı mıh gibi aklıma
Çakıyorum
Oğlum diyorum bizim şavroleye
Bu kapıyı unutma
Birgün ilk bu kapıda gelin arabası olacaksın
Sorup soruşturup, bulup buluşturup en nihayetinde aslıyı
İstetiyorum
Ama gel gelelim kızın üvey anası kızı bir türlü vermeye
Yanaşmıyor
İkinci kez istetiyorum
Bu kez üvey abi bizde taksici esnafına kız yok diyor
Allah'ın hakkı üçtür
Anam senide yorduk ama hadi bir kez daha iste diyorum
Kapı bir kez daha anamın yüzüne kapanıyor
Oğlum bu işin aslı yok diyor
Bakkalın çırağı osman'ın eline bir mektup sıkıştırıp
Aslıya gönderiyorum
Kaçarmısın benimle diyorum "kaçarım" diye cevap yazıyor
Mübarek cuma gününe anlaşıyoruz
Hani yalnız gitmiyim bizim rıdvanıda çağırıyım diyorum
Rıdvan beline babadan kalma altıpakları takmış gelmiş
Oğlum rıdvan bu ne diyorum."ne olur ne olmaz abi sen sür"
Diyor
Sürüyorum
Açıl ey karagümrük ben geliyorum

Karagümrük yanıyor polis beni arıyor
Karagümrük yanıyor herkes benden biliyor
Ben suçsuzum diyorum kimse beni duymuyor
Bunu bir tek sevdiğim birde allah biliyor

Aslı diyorum aslı ne oluyor
Ne oluyor demeye kalmadan polis kapıyı çalıyor
Polis kapıyı çalıyor
Polis içeri giriyor
Memur bey diyorum kız reşit kendi isteğiyle geldi
Memur bey "tamam" diyor "kıza bişey dediğimiz yok
Ama karagümrük yanıyor
Kızı kaçırmasına kaçırıyorsunda
Karagümrüğü niye yakıyorsun be evladım"
Aslı bu ne diyor diyorum
Aslı hiç bişey demiyor
Meğer bizim aslı kaçarken yemeği telaşla ocakta unutmuş
Yemek yanmış tutuşmuş
Sonra perdeler tutuşmuş
Sonra ev tutuşmuş
Sonra karagümrük tutuşmuş
Veryansın etmiş bizim üvey kaynana sokaklarda
Taksici ramazan kızı kaçırdı mahalleyide ateşe verdi diye
Nihayetinde attılar beni nezarete
Tez vakit sonra mahkeme günü geldi
Hakim aslıya sordu
"Kızım seni bu adamı kaçırdı"
Evet hakim bey
"Mahalleyide bu adamı yaktı"
Ee evet hakim bey
Ne eveti aslı ne eveti
Nikah kıymıyoruz aslı
Ne eveti
Meğer üvey anayla üvey abi baskı yapmışlar evde kıza
Evide mahalleyide ramazan yaktı diyeceksin diye
7 Yıl bayrampaşada geçer geçmesinede
Yalandan 7 yıl yatmak 70 yıl gibi delir kanı deliye
Bir kaçgüne kalmadı
Koptu kafamın belkayışı
Dedimki kendi kendime
Ben buradan kaçarım
Gider bu kez harbiden karagümrüğü yakarım
Şimdi hepiniz merak ediyorsunuz dimi hakim bey
Yaptımı yapmadımı diye
Yaptım
Bayrampaşadan kaçtım
Önce gidip üvey abisinin balattaki kahvesini
Daha sonrada üvey annesinin yeni aldığı evi benzin döküp
Yaktım
Şimdi hakim bey cezam neyse çekerim
İçerdede iyi hali bozmam sizi temin ederim
7 Yıl değil 70 yıl bile olsa
Paşa paşa yatarım
Karagümrüğü yakarım
Sonra girer paşa paşa yatarım hakimbey
Paşa paşa yatarım

Karagümrük yanıyor polis beni arıyor
Karagümrük yanıyor herkes benden biliyor
Ben suçsuzum diyorum kimse beni duymuyor
Bunu bir tek sevdiğim birde allah biliyor

Murat Erkurt
02.Şubat.2006, 19:51
bir de " bir sengine yekpare acem mülkü fedadır" dizesine sahip bi şiir vardı..İstanbul a atfen.. Fuzulinin miydi o Murat?.. tamamını biliyo musun:?
Kardeşim kusura bakma biraz geç okusum mesajını.Ben de öyle biliyorum ama bi' arayacağım.
Saygılar.

İlker Kökdemir
25.Şubat.2006, 13:19
Hayırdır Merve Damardan Gidiyoruz

Onur Vural
25.Şubat.2006, 13:55
Yagmur ciseliyor,
korkarak
yavas sesle
bir ihanet konusmasi gibi.

Yagmur ciseliyor,
beyaz ve ciplak murted ayaklarinin
islak ve karanlik topragin ustunde kosmasi gibi.

Yagmur ciseliyor.
Serezin esnaf carsisinda,
bir bakirci dukkaninin karsisinda
Bedreddinim bir agaca asili.

Yagmur ciseliyor.
Gecenin gec ve yildizsiz bir saatidir.
Ve yagmurda islanan
yapraksiz bir dalda sallanan seyhimin
cirilciplak etidir.

Yagmur ciseliyor.
Serez carsisi dilsiz,
Serez carsisi kor.
Havada konusmamanin, gormemenin kahrolasi huznu
Ve Serez carsisi kapatmis elleriyle yuzunu.

Yagmur ciseliyor.

N.HİKMET RAN

Buğra Efkarlıoğlu
02.Mart.2006, 23:45
Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü
Kimsesiz gönlüm kadar hiçbir gönül duymadı...
Unutacaksın bu şehrin garip gecelerini,
Yıldızlarına uzanmayacak ellerin...
Hani bir resmim kalmıştı sende
Onu olsun yalnız bırakma emi.
İnsanlar anlaşıldı cihanında sırrı yok
Kalsaydı terkeşimde bugün tek bir altın ok.
Anne, zannetmeki günler geçtide değişti evvelki hislerim gitgide
Yatmak için yerimden azıcık kımıldasam
Gölgem bir hırsız gibi tırmanır duvarlara...

(yeğenimin ünite dergisinden)

Murat Karaman
03.Mart.2006, 00:43
Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü
Kimsesiz gönlüm kadar hiçbir gönül duymadı...
Unutacaksın bu şehrin garip gecelerini,
Yıldızlarına uzanmayacak ellerin...
Hani bir resmim kalmıştı sende
Onu olsun yalnız bırakma emi.
İnsanlar anlaşıldı cihanında sırrı yok
Kalsaydı terkeşimde bugün tek bir altın ok.
Anne, zannetmeki günler geçtide değişti evvelki hislerim gitgide
Yatmak için yerimden azıcık kımıldasam
Gölgem bir hırsız gibi tırmanır duvarlara...

(yeğenimin ünite dergisinden)
dergilerde zamana ayak uydurdu desene.. ;)
gözünü sewim o eski ünite dergilerinin..
1.Ünite Dergisi;Okulumuz :D
2.Ünite Dergisi;Aile ve Çevre..
vs..
Eskiden bu şiirleri bulamazdık dergilerde..İ.Hakkı TALAS'ın şiirleri vardı paso.. :D

Tuna Atçi
05.Mart.2006, 15:57
MERHABA NALAN


Merhaba nalân... bu sen misin
Yoksa sen mi sandım;
Biri çimdiklesin beni
Şöyle ışığa gel de göreyim
Beni dümdüz eden
O yalandan da yalan gözlerini

Merhaba nalân
Amortiden mi çıktın güzelim
Bak yine şapşal ettin bizi
Oysa ne güzel unutmuştuk
Ve ne güzel sona ermişti
O gerzek pembe dizi

Hani, son bölümde sen yamuk yapıp
Fabrikatör nubar bey'in
Tarabya köşküne gitmiştin
Hani, arkadaşım halit akçatepe'nin yanında
Beni acayip refüze etmiştin
Ve işte o an gözümde
Eskicinin bile almadığı
Bir eski eşya gibi, bitmiştin

Merhaba nâlan
Pişmanlıklar denizinin biletsiz yolcusu
Merhaba, artist olma hayallerinin
İkinci sınıf karakter oyuncusu

Vay anasını sayın seyirciler
Vay anasını be... vay anasını
Bak, şimdi ağlarım ha
Tez kapatsın biri
Gözlerimin bozuk vanasını

Oysa, o zehir kusan fabrika yolunda
Beraber ıslanmıştık biz, nice yağmurda
Ve o gün, nubar bey'in çarpıp kaçtığı
Bir hayvancağızdı inleyen
Yol kenarı çamurunda

Ve hep kendine ayırdığın
O bencil yüreğin
Bir de o gariban köpeğe sızlamıştı
Ve ben, ilk defa seni böyle bilmiştim
Ve damarlarım ilk defa böyle cızlamıştı

Merhaba nâlan... merhaba
Yoksul mahallemizin en havalı kızı
Merhaba, yanlış ağlara takılmış
Muhteşem deniz yıldızı

Ben sana bakınca, dolardım bulut gibi
Dolardım da bir türlü yağamazdım
Sen bana bakınca
Bir ağlamak düğümlenir boğazımda
Gurur yapar, ağlamazdım

Ne düşkündüm sana be
Hani hayvanlar yavrusunu yalarmış
Aynen öyle
Ne tutkuydu bizimkisi be
Hani ferhat dağları nasıl delermiş
Aynen öyle
Ve o nasıl gidişti be
Hani bir tren gelir de üzerinden geçermiş
Aynen öyle

Of nâlan of
Sen benim neler çektiğimi bilsen
Bunu bilmekten ölürdün
Şu kadarını söyleyeyim:
Hani taş olsan
Yani taş olsan;
Ortadan ikiye bölünürdün

Gitme nâlan, dur
Tekrar gitme ne olur
Aldırış etme saçma sapan sözlerime
Yoo... hayır, ağlamıyorum
Galiba cıgaranın dumanı kaçtı gözlerime

Belki de sen haklıydın
Bu mahallede ne bahtın açılır
Ne de boyun uzardı
Üstelik annen ölmüştü
Ve sokağınız
Acını kaldıramayacak kadar dardı

Terso gidiyordu herşey
Milllet işi-gücü bırakmış
Aklını bize takıyordu
Altımızda çul yoktu
Üstümüzde dam akıyordu
Arap kızı camdan bakıyordu

Sen gittikten sonra ben
Hiç sorma
El attığım her işi, çok geçmedi batırdım
Çünkü seni unutmanın tek yoluydu;
Bütün kazancımı şaraba yatırdım

Ama gelinliğin duruyor
Baba yadigarı cumbalı evi de satmadım
Yalanım varsa kalkmayayım şuradan:
Ben seni bir tek gün
Bir tek gün bile unutmadım

Merhaba nâlan
Merhaba üzgün melek
Merhaba kadersizim, talihsizim
Merhaba titreyen elim, sancıyan belim
Ağrıyan dizim, vazgeçilmezim

Ama necdet tosun öldü nâlan
Artık yemekleri sen
Salatayı da ben yapacağım
Sami hazinses kadar olmasa da
Bahçeyi sevdiğin çiçeklerle donatacağım

Kemal sunal da öldü nâlan
İyi kalpli amcaları birer-birer uğurladık
Ve dünya kirlendi
Filmler bozuldu
O masum sevdalar yaşanmıyor artık

Sen varsın, ben varım
Bir de, acımasız bir dünya var dışarıda
Esas film şimdi başlıyor
Ve bütün koltuklar bomboş bu sinemada

Merhaba nâlan, merhaba
Sen ortada sıçan, ben şaşkın körebe
Ulan seviyorum seni be
Ulan, nereden inceldiyse
Oradan kopsun be


yusuf hayaloğlu

Fatih Göztok
09.Mart.2006, 22:02
Yürek Ağlar

Belki de sonsuzluk düştü yüreğime
Belki de yalnızlığın acısı
Bilmiyorum içimde nefretin izi var
İnanmak istemiyorum kendime bedenime
Ve de beni bu hale koyan yüreğime
İçimde bi ses bana çık uç diyor
Kaybol bu sevgisiz dünyadan
Gene de düşünüyorum beni bu dünyada
Tutabilecek bi şey olmalı
Gözyaşı kadar gerçek, yağmur kadar
Güzel olmalı
Şöyle küçük olmalı yüreğimin içine
Sığacak kadar
İçimde nefretle sevginin savaştığı bi
Arena var
Sorun içimde var olan bi şey hiç duyulmamış
Bi şey bakıp da göremediğim ama hissettiğim bi şey
Gece olur yine gözlerim ıslanır
Ve yine yüreğime iner beni yıkan o damla
Gözyaşı bir damla kan gibi işler içime
Ve bir kere daha ölürüm

02.04.2001


:'(

Murat Erkurt
10.Mart.2006, 16:25
*Kardeşim Ömer'e: * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * *
Bu şehri Stanbul ki bi mislü bahadır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

Bir gevheri yekpare iki bahr arasında
Hurşidi cihantap ile tartılsa sezadır.

(Nedim)
Nedim'inmiş kardeşim ;)
Saygılar...

İlker Kökdemir
10.Mart.2006, 20:47
*Kardeşim Ömer'e: * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * *
Bu şehri Stanbul ki bi mislü bahadır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

Bir gevheri yekpare iki bahr arasında
Hurşidi cihantap ile tartılsa sezadır.

* * * * * * * * * * * * * * * * * *(Nedim)
Nedim'inmiş kardeşim ;)
Saygılar...

Bu ÖMER"Kİ Tek bildiği İftiradır
Bir Kez Olsun Rahat Durmaz Fenadır

Kaderi Ankara Samsun Arasında
Bir Biletle 3 Kez Girmek Hep Onun Safhasında

(SATICIDAN DELİKANLIYA)

Gizem İnanç
10.Mart.2006, 21:01
İNSANLAR

İnsanlar da ülkelere benziyor
Sınırları var, yüzölçümleri
Yasaları var
Bayrakları, ilkeleri
Kimi dağlık bir arazidir.
Kimi kıraç
Kimi bereketli
Kimi dardır
Kimi engin gözalabildiğince
Kiminin sınırlarından sıkı pasaport denetimiyle girilebilir.
Elini kolunu sallayarak girersin kiminden içeri
Sonuçta ne küçümse insanları kızım
Ne de önemse gereğinden çok
Ama anlamaya çalış
Nedir ve ne kadar genişleyebilir yüzölçümleri

ATAOL BEHRAMOĞLU

Fatih Göztok
10.Mart.2006, 21:17
İNSANLAR

İnsanlar da ülkelere benziyor
Sınırları var, yüzölçümleri
Yasaları var
Bayrakları, ilkeleri
Kimi dağlık bir arazidir.
Kimi kıraç
Kimi bereketli
Kimi dardır
Kimi engin gözalabildiğince
Kiminin sınırlarından sıkı pasaport denetimiyle girilebilir.
Elini kolunu sallayarak girersin kiminden içeri
Sonuçta ne küçümse insanları kızım
Ne de önemse gereğinden çok
Ama anlamaya çalış
Nedir ve ne kadar genişleyebilir yüzölçümleri

ATAOL BEHRAMOĞLU

olağanüstü sevdiğim biridir kendisi

Ömer Yağanoğlu
12.Mart.2006, 01:03
Kardeşim Ömer'e:

Bu şehri Stanbul ki bi mislü bahadır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

Bir gevheri yekpare iki bahr arasında
Hurşidi cihantap ile tartılsa sezadır.

(Nedim)
Nedim'inmiş kardeşim ;)
Saygılar...





Bu ÖMER"Kİ *Tek bildiği İftiradır
Bir Kez Olsun Rahat Durmaz Fenadır

Kaderi Ankara Samsun Arasında
Bir Biletle 3 Kez Girmek Hep Onun Safhasında

* * * * * * * * * * * * * * * * * *(SATICIDAN DELİKANLIYA)

Hmmm..

Şiiri bari alet etmeyin yav.. 8)


Dur uygun bir şey bulayım..satmayan dostlarla ilgili.!

Ömer Birdal
12.Mart.2006, 01:52
*Kardeşim Ömer'e: * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * *
Bu şehri Stanbul ki bi mislü bahadır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.

Bir gevheri yekpare iki bahr arasında
Hurşidi cihantap ile tartılsa sezadır.

* * * * * * * * * * * * * * * * * *(Nedim)
Nedim'inmiş kardeşim ;)
Saygılar...

teşekkür ederim kardeşim.. ne güzel söylemiş şair di mi ..

ps. gerçi bazıları arasında bişeyler depreştirdi ama neyse :)

Murat Erkurt
12.Mart.2006, 19:00
Bu ÖMER"Kİ *Tek bildiği İftiradır
Bir Kez Olsun Rahat Durmaz Fenadır

Kaderi Ankara Samsun Arasında
Bir Biletle 3 Kez Girmek Hep Onun Safhasında

* * * * * * * * * * * * * * * * * *(SATICIDAN DELİKANLIYA)

Ya kızmayın adama ,"Tahmis" yapıyor...

Murat Erkurt
12.Mart.2006, 19:09
Nasıl bir imge kullanışı bu,nasıl bir üslup...

Bir Aşka Vuran Güneş

Öyle sevdalar vardır, biter biter başlar;
Buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz akşamı buhurdan gibi tüten
Hanımellerinin morumsu buğusunda,
Bekliyor bahçemize dönük balkonunda,
Sarmaşık gülleri kokladıkça kırmızı,
Hüzünler, japonfenerleri arasında.
Öyle günler var, öyle anlar, hiç bitmeyen!
Nasıl bir ışık emmişler ki sevginizden,
Ansızın başka bir yüzle güzel, kopmuşlar
Büyük Irmak'tan, ayrı düşmüşler desteden,
Yağmışlar ilkyaz yağmurlarınca ve özlem
Açmış yaban çiçeklerini tarlanızda.
Ölümsüz günler onlar, bir hiçle beslenen;
Zaman dişi güvercinler, uçma bilmeyen;
Uzay ötesi ovalar, ayak değmemiş;
Başka bir mevsim, başka bir dal, başka yemiş.
Erir kim bassa o toprağa ve kim tatsa
O yemişten. Balla dolar testi, açılır
Açılmayan kilit, çiçeğe durur badem,
Dolanır bilgelikle mutluluk yüreğe.
Ak bir bulut bekler üstünüzde havada,
Kuşlar iner, devinme birden bitiverir,
Çıt çıkmaz evrenden. İşte ortadasınız,
Havuz, ağaç, deniz, ne varsa size göre.
İşte aydınlıklarda, çekilmiştir bir resim
Gibi kalır aklınızda, gölgesiz, duru,
Küçük bir bahçede susar gibi yaparak
Karşılıklı gizemlere daldığınız gün.

Oktay Rıfat Horozcu

Ömer Kalburcu
13.Mart.2006, 14:03
Akgün Akova'dan 2-3 tane.. ;)

C

Günlerim karbon kağıdı
ve en keleği
bir böcek olmak
kıyısında aç leyleklerin beklediği
bir orman yangınında..

*****

KARINCALARA MERHABA DERKEN DİZ ÇÖKERİZ

Başımızın beladan bir türlü kurtulmayışı sevgilim
Bu tarelelliliklerle
Usta işi sevişmelerle günde üç dört beş
Kanla canla
İnsan olmanın hakkını vere vere yaşamamızdan

Uğradıkları onca bozguna rağmen
Bebek yüzlü düşmanların
Üstümüze gelmeleri komiğime gidiyor

Bizim
Ancak karıncalara merhaba derken diz çökeceğimizi
Orangutanlar bile anlardı vallahi

***



BİR KIYI KAHVESİNDE UYANDIK [çok güsel bu :) ]

bir kıyı kahvesinde uyandık
üç aşağı beş yukarı her şey denizdi
sesimiz iki çay biri şekersiz
çıkınımız çadır bezinden ilmeği eksik
masamız ters dönmüş gümüş kalyon

bir kıyı kahvesinde uyandık
sizi sabah yıldızı sordu dediler
elele tutuştuk yukarı çıktık
avuçlarımız göğe kapanırken
elimiz bile denizdi karman çorman

(okura yıldırım telgraf:

bu şiir bitmeye varınca sezinledim
STOP
deniz de sevda gibi
STOP
tüm şiirlerde sözü edilse bile eskimiyor
STOP)



*ÇİN SEDDİ'nden

(...)ayrılık taş duvar
ayrılık Çin Seddi aramızda
Çin Seddi ne kadar uzun, Allah kahretsin...

Ömer Kalburcu
13.Mart.2006, 14:24
Forum kuralları yenilenmiş bilmemkaç ceza puanı yanısıra üç ay hapis vesaire..ben Can Yücel'in iki abada mugayyir satırının da dahil olduğu çok güzel bir şiirini yazıcam şimdi.. bilmiyorum ceza puanlarını bana mı yazcaksınız üstada mı.. yanlış mı yapıyorum onu da bilmiyorum ama yazıcam.. saygılar

ama önce yine Akgün Akova'dan bir açıklama yapmam belki suçumu hafifletir:
"Dil aşınmaz, değiştirilemez, dilin anayasası aynı kalır diye bir kural yok ki.. Ki şairin raconunda biraz bu da vardır.. "Lan" diyosak lan da vardır.. "di mi" diyosak di mi de vardır.. "zart" diyosak zart da vardır; vardır ve şiirlere sokulmayacak hiçbir sözcük yoktur.. Di mi lan?!"

ve Can YüceL:

Dinar Yolunda Devrilen Bir Fordun Şöför Ahmet İçin Yaktığı Ağıt

Ah Ahmet ah sana söylediler de
Yollar bozuk Dinar üstünden gitme diye
Hani köprülerde yavaşlayacaktın
Deli bozuk bir uçurtmaydın Ahmet
Takıldın tellere sonunda
İttin ursuzdun orospu çocuğuydun
Esrar boyalı ispirto eroin
Çirkefliğin daniskası sende
Bir gün tatlı bir sözünü mü işittim
Bari kırk yılın başında bir
Bu da senin diye bir çift lastik alsan
Biliyorum tapondum Forttum 45 modeliydim
Lakin ellerine yangındım Ahmet
Ah domuz ah nasıl da karıştırırdın ötemi berimi
Sevgi derdim de sana dinletemezdim
Aklın hep yollu karılarda
Sevgi bir uğraştır derdim sana
Taksicilik parçacılık gibi
Her şeye razıydım sırf anlayasın diye
Nemene şeydir sevgi
Gözüme bir kız da kestirmiştim
Müftülerin Nazmiye
Handiyse yapacaktım aramızı
Sizi çamlıklara götürecektim
Yeşil halılarımı serecektim altınıza
Bilirim ne allahın gazebi olduğunu
Tam kızla hır çıkaracağın zaman
Göğün mavisini göstertecektim sana

Her şeye razıydım sırf anlayasın diye
Nemene şeydir sevgi
Böyle bok yoluna gidecektin madem
Bari ben çiğneyeydim seni



(neyse zaten direkt sansürlüyolarmış)

Ömer Birdal
18.Mart.2006, 01:02
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.


Mehmet Akif Ersoy

altına bişe yazacak haddimiz yok..

Merve Onkök
18.Mart.2006, 19:51
ŞEHİTLER

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
Uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir.


NAZIM HİKMET

Murat Erkurt
18.Mart.2006, 21:18
Destan gibi bir şair:Ahmed Arif.
Çanakkale Zaferimiz kutlu olsun;şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Saygılar.


YURDUM BENİM ŞAHDAMARIM

Engereğin dişlerine işledim,
Ağu dişlerine
Oluklu, çentik...
Ve vurgun,
Gözleri bir çift cehennem
Burnuna kan tütmüş
Pars bıyığına...

Dağın pulat yüreğine işledim,
Şimşeğin masmavi usturasına
Sevdanı usul-usul
Sevdanı mısra-mısra
Lo ben seni hapislerde sevmişim,
Ben seni sürgünlerde.
Yurdum benim şahdamarım...

Yücende buzul
Ve kar,
Maviş dağ tavşanları
Gün vuranda alaran
Zemheri yılanları
Ve yahut bir hışımla
Öyle çakılan
Sonsuzluğun yakışığı kartallar.
...........
Başım gözüm üstünesin
Suskum, avazım üstüne...
Adından başka silah
Yazgından başka günah
Daha yazmamış
Hiçbir gizli dosyada
Hiçbir açık kitapta.

AHMED ARİF

Tuna Atçi
23.Mart.2006, 16:13
Yar Yar Ben senden ayrılamam Yar
Yar,inan seni unutamam Yar
Gelsen gözüm yaşım silsen Yar
Zamanı, Zamanı tam Zamanı sevsen Yar
Dönsen, Yaralı sevdana Dönsen Yar

O Senin sevdan yalanmış,
Yola gelmezmiş, halim görmezmiş
Bu Benim Sevdam Yamanmış
Dile Gelmezmiş, beni bilmezmiş

Emekler Boşa Döndü Yar,
Yaz Bahar kışa döndü yar
O Gidenler hiç dönmedi yavrum,
Gelmedi Yavrum
Ömrüm Boran Kar

Tuna Atçi
23.Mart.2006, 16:17
İstemem sevgili yüzüme gülme
Eğer ki sonunda ağlatacaksan
İstemem sevgilim ümitler verme
Sonunda dünyamı karartacaksan




Ben aşkı ölümsüz bilenlerdenim
Bir ömür boyunca sevenlerdenim
Ellerin ellerime değmesin derim
Eğer ki sonunda bırakacaksan



Gönüle vurulmaz asla bir kilit
Seveni öldürür kırılan ümit
Sevgilim yanıma yaklaşmadan git
Eğer ki sonunda ayrılacaksan

Tuna Atçi
23.Mart.2006, 16:19
su daglarda kar olsaydim olsaydim
bir asi ruzgar olsaydim olsaydim
arar bulurmuydun beni beni
sahipsiz bir mezar olsaydim olsaydim
su yanginda har olsaydim olsaydim
aglayip bizar olsaydim olsaydim
belki yaslanirdin bana bana
mahpusta duvar olsaydim olsaydim
su bozkirda han olsaydim olsaydim
yikik perisan olsaydim olsaydim
yine severmiydin beni beni
simsiyahduman olsaydim olsaydim
su yarada kan olsaydim olsaydim
dokulup ziyan olsaydim olsaydim
bu dunyada yerim yokmus yokmus
keske bir yalan olsaydim olsaydim

İlker Kökdemir
25.Mart.2006, 23:22
İç Benim İçin




Kapını çalarsa mazinin eli
Ne olur bir şişe aç benim için
Ben hiç ayıkmadım gittin gideli
Sende bir kaç kadeh iç benim için

Bir gece veda et tatlı uykuna
Girdiğim günahı sarhoşken kına
Yarıda bırakma Allah aşkına
Bu gece kendinden geç benim için

Nasıl bir yanlışa ben adım attım
Nasıl bu günahın zehrini tattım
Sana nasıl kıydım, nasıl aldattım
Anlatmak o kadar güç benim için

Hoş görme af etme yaptıklarımı
Kaldır yeryüzünden artıklarımı
Tutuştur resmimi mektuplarrımı
Savur küllerini saç benim için

Tek ondan söz etme canımı dile
Sorsan hatırlamam adını bile
Değişmek olurmu dikeni güle
O senin yanında hiç benim için

Maziden eserse hasretin yeli
Ne olur bir şişe aç benim için
Ben hiç ayıkmadım gittin gideli
Sende bir kaç kadeh iç benim için

Cemal Safi

Ömer Kalburcu
01.Mayıs.2006, 12:52
Deniz uzaklaşıyor gitgide
Ufuk çekiliyor
Kumsal genişliyor
Kısalıyor adımlarımızsa

Kumlar mı?
Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla
Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri
Bilimsiz karmaşa
Yaz oysa
En güzel orda yazlardı

Kabuklaşabilir akrep kendi hızında
Yılanların derileri demirden
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak o deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka..
Deniz uzaklaşıyor...

Gülten Akın

Gökhan Kalyoncu
02.Mayıs.2006, 11:54
YAĞDIKÇA...

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü
yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay
bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...

YILMAZ ERDOĞAN

Onur Aloğlu
03.Haziran.2006, 14:15
http://img89.imageshack.us/img89/8568/nazimhikmet36rb.th.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=nazimhikmet36rb.jpg)
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...”

Ne memleketine olan hasretini giderebildi, ne de Anadolu' da bir köy mezarlığına gömülebildi.

3 Haziran 2006 Türk şair, dünya vatandaşı Nazım Hikmet' i sonsuzluğa uğurlayışımızın 43. yıldönümü, saygıyla anıyoruz.

"Yatıyor oralarda,
Bir eski gömütlükte, yatıyor usta..."

Bahriye Tekin
03.Haziran.2006, 14:28
HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENIN

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına
inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya
hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı
neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile
karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu
işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla
yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici
sebepler yoktur. Iyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu
yapmadın" diye cevap verecektir.
Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla
karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması
gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın,
güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur
aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine
engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik
yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak
için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü
sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen."Acılara tutunarak"
yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap
okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara
tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını
balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma
özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan
yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de
duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o
yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda
duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman
kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin
çiçekleri dolduracak yüreğini...

NAZIM HIKMET

Huzur içinde yat büyük usta...

Tuğfan Aslan
03.Haziran.2006, 15:05
Geleceğim Ol

Denize dökülen bir ırmak gibi
Öyle ak içime öylesine dol
Yarına açılan bir yaprak gibi
Unuttur mazimi geleceğim ol

Hasretin yerini müjdeler alsın
Bırak da mutluluk kapımı çalsın
Bütün acılarım dünlerde kalsın
Unuttur mazimi geleceğim ol

Yorgunum yıllardır hep beklemekten
Yorgunum gönlüme sabır ekmekten
Kurtar artık beni hasret çekmekten
Unuttur mazimi geleceğim ol
Bir ömür boyunca seveceğim ol.


Ahmet Selçuk İlkan

Murat Erkurt
03.Haziran.2006, 15:15
http://img89.imageshack.us/img89/8568/nazimhikmet36rb.th.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=nazimhikmet36rb.jpg)
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...”

Ne memleketine olan hasretini giderebildi, ne de Anadolu' da bir köy mezarlığına gömülebildi.

3 Haziran 2006 Türk şair, dünya vatandaşı Nazım Hikmet' i sonsuzluğa uğurlayışımızın 43. yıldönümü, saygıyla anıyoruz.

"Yatıyor oralarda,
Bir eski gömütlükte, yatıyor usta..."

"Yaşamak
Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine..."

Bir ozan daha ne ister ki dünyadan...
Huzurla yatsın;yüreğimiz,toprağıdır.
Saygılar.

Murat Karaman
03.Haziran.2006, 16:57
http://img89.imageshack.us/img89/8568/nazimhikmet36rb.th.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=nazimhikmet36rb.jpg)
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...”

Ne memleketine olan hasretini giderebildi, ne de Anadolu' da bir köy mezarlığına gömülebildi.

3 Haziran 2006 Türk şair, dünya vatandaşı Nazım Hikmet' i sonsuzluğa uğurlayışımızın 43. yıldönümü, saygıyla anıyoruz.

"Yatıyor oralarda,
Bir eski gömütlükte, yatıyor usta..."

Onur herşeyi özetlemiş,

Saygıyla..

Aycan Yılmaz
03.Haziran.2006, 21:36
EĞER
Eğer, bütün etrafındakiler panik içine düştüğü
ve bunun sebebini senden bildikleri zaman
sen başını dik tutabilir ve sağduyunu kaybetmezsen;

Eğer sana kimse güvenmezken sen kendine güvenir
ve onların güvenmemesini de haklı görebilirsen;

Eğer beklemesini bilir ve beklemekten de yorulmazsan
veya hakkında yalan söylenir de sen yalanla iş görmezsen,
ya da senden nefret edilir de kendini nefrete kaptırmazsan,
bütün bunlarla beraber ne çok iyi ne de çok akıllı görünmezsen;

Eğer hayal edebilir de hayallerine esir olmazsan,

Eğer düşünebilip de düşüncelerini amaç edinebilirsen,

Eğer zafer ve yenilgi ile karşılaşır
ve bu iki hokkabaza aynı şekilde davranabilirsen;

Eğer ağzından çıkan bir gerçeğin bazı alçaklar tarafından
ahmaklara tuzak kurmak için eğilip bükülmesine katlanabilirsen,
ya da ömrünü verdiğin şeylerin bir gün başına yıkıldığını görür
ve eğilip yıpranmış aletlerle onları yeniden yapabilirsen;

Eğer bütün kazancını bir yığın yapabilir
ve yazı-tura oyununda hepsini tehlikeye atabilirsen;
ve kaybedip yeniden başlayabilir
ve kaybın hakkında bir kerecik olsun bir şey söylemezsen;

Eğer kalp, sinir ve kasların eskidikten çok sonra bile
işine yaramaya zorlayabilirsen
ve kendinde 'dayan' diyen bir iradeden
başka bir güç kalmadığı zaman dayanabilirsen;

Eğer kalabalıklarda konuşup onurunu koruyabilirsen,
ya da krallarla gezip karakterini kaybetmezsen;

Eğer ne düşmanların ne de sevgili dostların seni incitmezse;

Eğer aşırıya kaçmadan tüm insanları sevebilirsen;

Eğer bir daha dönmeyecek olan dakikayı,
altmış saniyede koşarak doldurabilirsen;

Yeryüzü ve üstündekiler senindir

Ve dahası

sen bir İNSAN olursun oğlum...

Rudyard Kipling

Tuğfan Aslan
03.Haziran.2006, 23:57
Bana Ne


Çok yalvardım gitme diye ben ona
Yıllar sonra dönüyormuş bana ne
Seviyordum gülüp geçti aşkıma
Şimdi beni seviyormuş bana ne...

Neyleyim ben dökse bile yaşını
Ben unuttum çoktan onun aşkını
Vursun artık o taşlara başını
Çok pişmanmış yanıyormuş bana ne...

Gönlümde aşk saati bak durdu
Seven kalbim beklemekten yoruldu
Yıllar var ki ne aradı ne sordu
Şimdi beni soruyormuş bana ne...

Ahmet Selçuk İlkan

Tuğfan Aslan
05.Haziran.2006, 01:31
ÜSTÜ KALSIN

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...

Cemal Süreyya

Murat Karaman
05.Haziran.2006, 21:10
http://www.hopam.com/habergoster.asp?haberid=2280


Memleketim adına çok sevinsemde,bu güzel gecede Hopa'da olamayacağım için üzgünüm.. :(

Merve Onkök
08.Haziran.2006, 18:35
18 EKİM 1945

Kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzere,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz:
“-Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
çalıştık gücümüzün yettiği kadar
seni bahtiyar
kılalım diye.
Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
devam ediyor hayat.
İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
işte geldik gidiyoruz
şen olasın Halep şehri…”

NAZIM HİKMET

Pınar Yıldırım
14.Haziran.2006, 11:13
ben :

Cok akilli olmadim hic.
Yanlis atlara cok oyunlar oyndaim.
Kulagimdan kar sulari eksik olmadi.
Suruden ayrilan koyunlari sevdim hep..
Bir de kendi bacagindan asilmayanlari..
Kendimle yasadim en buyuk kavgalarimi
Icimdeki ikzler tahterevelli oynadi hayatla ; ben syrettim.
Disaridan bakanlar kah boyle bildiler kah oyle..
Gun oldu yanlis zamanlarda , yanlis kapilardan dondum
Yasak elmalar tattim kuytularda
Bicaklar kesmedi de tenimi, bir kotu sozle oldum.
Kusaklar,kentler, sevdalar arasinda yoruldum.
Gun geldi.. duruldum…
Zaman sardi yaralarimi, kinlerimi hafizama gomdum.
Hamdim, oldum.
Sevdayi en umulmadik yerde buldum.

CAN DUNDAR

Bahtiyar Güdürü
14.Haziran.2006, 13:20
18 EKİM 1945

Kale kapısından çıkarken ölümle buluşmak üzere,
son defa dönüp baktığımızda şehre,
sevgilim, şu sözleri söyleyebileceğiz:
“-Pek de öyle güldürmedinse de yüzümüzü,
* çalıştık gücümüzün yettiği kadar
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * seni bahtiyar * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * kılalım diye.
Devam ediyor bahtiyarlığa doğru gidişin,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *devam ediyor hayat.
İçimiz rahat,
gönlümüzde hak edilmiş ekmeğine doymuşluk,
gözümüzde ışığından ayrılmanın kederi,
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * işte geldik gidiyoruz
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *şen olasın Halep şehri…”
*
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *NAZIM HİKMET

ilginç bi tarih benim doğum günüm benim ismim geçiyor :)

Pınar Yıldırım
01.Temmuz.2006, 15:02
daha önce de eklemiş olabilirim belki ama çok sevdiğim bir şiir
Gülerken yakaladığımda kendimi….
Kaçıyorum hemen…
Ayıp sayıyorum…
İhanet belliyorum…
Susuyorum…
Artık türküleri hissetmiyorum…
Söylemiyorum…
Cılız bir ıslık sadece ,ki onu ben bile duymuyorum…
Kimsenin de duyması gerekmiyor zaten…
Biri beni anlasın istemiyorum…
Biri halimi hissetse tedirgin oluyorum…
Hep kaçıyorum…
Öfkeleniyorum… aptallaşıyorum…susuyorum…
Öfkemle,aptallığımla,susarak kaçıyorum…
Bir şey anlatmıyorum…
Hiç kimse, kimsenin acısıyla ilgilenmiyor aslında…
İlgilenirmiş gibi yapıyor bunu anladım…
Karşıdakinin anlatacakları bir an evvel bitsinde…
Sıra bana gelsin diye “hee hee” diyor…
Sıkça başını sallıyor…
Dinlemiyoruz,duyuyoruz…
Otobüs sesi,yağmur sesi,çamaşır makinesinin sesi gibi…
Kulağımızı dolduruyoruz…
Hissetmiyoruz…
Bitiyor…
Biz anlatıyoruz,sahtekarlık devam ediyor…
“he he “diyen , başını sallayan yer değiştiriyor…
Kime ne anlatmalı ?
Susmalı…
Acıyı örtmeli…
Kimsenin üstüne salmıyorum acımı…
Kim benden daha çok acır ki?
Sana anlatamadıktan sonra…
Sana diyemedikten sonra sevdamı…
Neye yarar?
Neye yara şuna buna anlatmak?

Barış Kaleoğlu
01.Temmuz.2006, 16:18
daha önce eklenmiştir belki ama ben bir daha yazayım :)

Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim...

hayatta ben en çok babamı sevdim.
karaçalılar gibi yerdenbitme bir çocuk
çarpı bacaklarıyla- ha düştü, ha düşecek...
nasıl koşarsa ardından bir devin,
o çapkın babamı ben öyle sevdim.

bilmezdi ki oturduğumuz semti,
geldi mi de gidici hep, hep acele işi!..
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi,
atlastan bakardım nereye gitti,
öyle öyle ezber ettim gurbeti.

sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40'ı geçerse ateş, çağırırlar istanbul'a.
bir helallaşmak ister elbet, di'mi, oğluyla!
tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

en son teştifine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin.
daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
açıldı nefesim, fikrim, canevim.
hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL

Merve Onkök
03.Temmuz.2006, 22:59
BU GECE EN HÜZÜNLÜ ŞİİRİ YAZABİLİRİM

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona

PABLO NERUDA

Pınar Yıldırım
06.Temmuz.2006, 00:40
Bazen...

Yıldızları süpürürsün farkında olmadan...

Güneş kucağındadır... Bilemezsin...

Bir çocuk gözlerine bakar... Arkan dönüktür...

Yüreğinde kuruludur orkestra... Duymazsın...

Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun... Anlamazsın...

Uçar gider... Koşsan da tutamazsın !...

W.Shakespare

Ömer Kalburcu
21.Temmuz.2006, 11:24
Turgut Uyar - Bir Çay Bahçesinde
adlı şiiri bilen duyan gören varsa lütfen yazabilir mi? Bulamıyorum..




BİR EFLATUN AŞK
I.
Benim o hep fırtınalarla boğuşan ruhum
Yorulmuyor yaşamaktan.

Midyat?lı bir gümüş ustasıdır, süryani
Ve yüzündeki çıban gibi
Yüreğinde yaralar
Taşımaktan.

Yorulmuyor yorulmuyor
Ağır işçi
Kedere ve aşka çalışmaktan

Kiminde peçeli bir gülüş çağırıyor
Kiminde kovuluyor kapılardan.

2.
Bak sabah yaklaşıyor birazdan ufuk
Moraracak
Sevgilim çıplak sokaklarında
Ayak seslerim dolaşsın
Yasak
Irmaklarında yıkanayım
Avuçlarına karlı öpüşler
Bırakayım

Rüzgar
Unutulmuş
Bir dağ çeşmesine
Götürsün bizi.

Zamanın saatleri unuttuğu
Şavkıyan bir dağ çeşmesine.

3.
Ey eflatun aşk
Bana eflatun yağmurlar
Yağdırabilir misin

Getirebilir misin geçen günleri geri
Tutup yıldızları yanıma oturtabilir misin

Sana neyi anlatayım
Her sarnıç küflü bir yağmuru
Her sevda bir ayrılığı yaşar



Behçet Aysan

Mert Çubukçu
08.Eylül.2006, 16:04
bilge bak mustafa kardesimde adam olacak kapasite mevcut sakın uzeyim deme kardesimi ;D

Mert Çubukçu
08.Eylül.2006, 16:32
tamam bozmuyom duzeni alah mesut etsin
bende bi siir yazim ozman sizin icin ;D

bilge ve mustafa
birer kumru adeta
mustafa uzmeyin birbirinizi
yoksa uzerim ikinizi ;D

hade akış bozulmasın herkesten ozur dilerim :)

Zeynep Gürbüz
24.Eylül.2006, 00:03
Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek.
Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak.
Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana...
Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte.
Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek...
Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak...
Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz
duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek.
Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.
Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde.
Kanadıkça tuz yerine göz yaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki.
Olsaydın avuçlarım terlemezdi...
Isırmazdım dilimin ucunu...
Özlemezdim seni yanımdayken...
Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten.
Islanmazdım yağmurlarda...
Yıldızlara aya dert yanmaz,
böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten
ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize...
Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
CAN YÜCEL

Zeynep Gürbüz
24.Eylül.2006, 00:05
Yalnızlığa dayanırım da,
Bir başınalığa asla
Yaşanmak hoş değil, duvarlara baka baka
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla... Korkmam..!
Geçinip gideriz biz mutluluğa,

Ama;
"Günün aydın,
akşamın iyi olsun"
Diyen biri olmalı,
Bir telefon sesi çalmalı,
Ara sıra da olsa kulağımda...
Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta...
Karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama:
"Çaya kaç şeker atarsın?"
Diye soran bir ses olmalı ya
Ara sıra..!

CAN YÜCEL

Zeynep Gürbüz
24.Eylül.2006, 00:06
William Shakespeare'den

vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
o kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen' e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

Erdem Özdamar
26.Eylül.2006, 16:39
Yine Sana Dair

Sende, ben, kutba giden bir geminin sergüzeştini,
sende, ben, kumarbaz macerasını keşiflerin,
sende uzaklığı,
sende, ben, imkansızlığı seviyorum.

Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde, aç ve öfkeli,
ve bir avcı istihasıyla etini dişlemek senin.

Sende, ben, imkansızlığı seviyorum,
fakat asla ümitsizliği değil...

nazım hikmet
1948

Erdem Özdamar
26.Eylül.2006, 16:47
Mendilimde Kan Sesleri

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı ıssızlıktır
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye’ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben -
Cigara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenleri
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da şimdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.

Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.


Edip Cansever

Pınar Yıldırım
27.Eylül.2006, 01:09
Basit yaşayacaksın...

Meselâ; susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük.
Ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kâğıdın;
hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak, sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.

Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.

Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.

Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
“fa diyez”in mutluluğunu.

Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.

“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.

Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.

Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

Yalçın ERGİR

Zeynep Gürbüz
30.Eylül.2006, 13:11
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
Dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi
bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil,
şarkı söylemek istiyorum.
Nazım Hikmet

Şafak Dülger
14.Ekim.2006, 13:06
ANLATILMAZKİ YAŞAMAN LAZIM

Bu sevdadan bir şey anlamayı bekleme,
Hoyrat salınışlarla davetkar bakışlarla karşılaşırsın.
Uğraşma anlayamazsın ellerin boş kalırsın?

Yanıtsız bir aşka yazıldı bu şiir
Hep sarı hep lacivert
Beklentisiz yazıldı.................. .........

Varsın yalan olsun tüm beklentiler
Lakin sana olan ihtiyacımı anla,
Her yol
Her sokak
Her CADDE'de SEN

Bütün aşklarımın yolu açık olsun
Sen varken hepsine son,
Olmadık zamanlarda çekip gittiler
Acı kokan sokaklarında Kadıköyün

Ama sen hep benimleydin.............. .......

Rıhtımdayım...
Lacivert karanlığa Sarı izler çizen gemiler geziyor düşlerimde,
Yüreğim telaşsız akıyor Mabede

Sarı kumsalında Lacivert otuz milyon iz
Veeee
Sevgini yüreğime taşıyan o anlatılmaz giz.

Bilirim, sitemi olmaz bu işin.
Ölüm nasıl alıp gidiyorsa
Öyle alıp gitmeli sevdan seni benden
Budur tek seçeneğimiz çaresiz...

Mutlak sevdalar yaşandı
1907 öncesinden, sonsuza uzanan
Yıllar öncesinden okunmuş kitaplar arasında

Cihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikler'ler vardı
Belleğimizde yer etmiş.
Ve bu aşkın bereketindendi ayakta duruşlar,

Biliyormusun?
Sana yazdığım şiirlerde sen yoktun aslında.

Zaten sendin onlar
Sarı Lacivert rüyalarımda gezinen...

Yazarım yine sana dair deli divane şiiler bu son değil,
Söylerim en duygusal şarkıları sesimi duyuramasamda
Ağlarım sevinç gözyaşlarıyla
Akarım olur olmadık zamanlarda
Teşekkürler yaşattığın sevinç gözyaşlarına


Keşkesiz geçti ömrüm seninle,
Anlamsız şiirlere, seni yazıp anlamlandırdım.
Nerede bulacağımı bilerek çıktım yola
En seyirlik sözlerde bakınmadım çaresizce diğerleri (ezikler) gibi
Hep ben söyledim dinlediğin o sevda şarkılarını haykırarak
Sensiz yaptığım olmadı
Sensiz olmayı göze alamadığımdan....
Kime ne armağan ettiysem aşka dair
Senin o Sarı Lacivert sevdan vardı....

Hanife Özdoğan
20.Ekim.2006, 16:41
Buketin Şiiri.. Bana Uydu, Size Uyarmı?

Yoruldum mükemmeli oynamaktan.
Olağanüstü biri değil, sıradışı biri değil, ulaşılmaz biri değil;
herhangi biriyim ben.
Ağlamak; yaşlarımı akıta, akıta ağlamak; gülmek; delice, kahkahalarla
gülmek istiyorum.
Maskelere, çok yüzlülere, yalanlara kanmadığımın varın ayırdına.
Sevmeyenlerimi, ardımdan denenleri anlayan biriyim.
Herkesi sevmek, saymak zorunda değilim; sizlerin gösteri yapmak
zorunda olmadığınız gibi.
Korkmayın siz de, haydi şimdi haykırın yüzüme, sevmediğinizi beni..

Sadece kışta değil; güneşin bağrında da üşüdüğümü;
tutkularımı, hatalarımı, güçsüzlüğümü göstermek istiyorum sizlere..
Ben ne cam, ne can ressamıyım; ne de bir kum heykeltıraşı.
Kıskancım, hırslıyım, çaresiz, hatta acizim çoğu kere..
Ayıramam mavi bozulunca renkleri. Karda, karayı gördüğümü biliniz artık.
Evet ben renk köründen de kötüyüm. Kızdığımda bağırmak, ne varsa atmak, kırmak;
gerektiğinde vedayı, terketmeyi yaşatmak istiyorum sizlere..
.
Bağışlayınız.
Bildiğiniz beni değil, sıradan biri bulacaksınız karşınızda şimdi.
Yoruldum mükemmeli oynamaktan, ulaşılmaz görünmekten yoruldum ben...

'Ben nasıl biriyim' diye sormuyorum sana...
Hayır; duymuyorum seni çünkü çok yorgunum...
Sen de sus, sus lütfen, birşey söyleme, sen söyleme....

Bir şiir yazın bana içinde şefkat olsun damla damla.

Bir yerlere götürün beni güneş hiç batmasın orda.

Bir şeyler söyleyin bana, ayrılıklar hüzünler olmasın içinde.

Bir söz verin bana, bir damla yaş düşmesin gözlerine.

Bir hayal kurun benim için bütün yollar ona çıksın.

Bir hasret verin bana, kavrulayım ateşiyle, için için yanayım.

Bir masal anlatın eskilerden, yağmurlar yağsın, ıslansın yüreğim.

Bir rüzgar estirin uzaklardan savrulsun güzelin saçları.

Bir yalan söyleyin bana, umut dolu çocuksu bir yalan.

Bir şarkı söyleyin gözü kör sevdalardan bahseden

Bana bir hediye verin ufak tefek ama içten.



-
B u K e T

İbrahim Akar
22.Ekim.2006, 14:52
Ağlamasam
Bir sabah hıçkırıkla uyansan
Pencerelere koşup güneşi arasan
Umudun kenarını kemire kemire
Akşamı alsan odana
Beni ne kadar seversin kim bilir...
Sonbahar olsan, bütün kış sana ısınsam
Yağmur düştüğünde pencereme
Geldiğini anlayıp koşa koşa
Kısa kollu yüreğimle yollara koşsam
Döktüğün yaprakların kuruluğuna aldırmadan
Avuçlarıma alıp yüzüme sürsem
Gözyaşlarımla yaprakların ıslansa
Bu sonbahar gelsen
Gelsen de artık ağlamasam...

Ceyhun Yılmaz

İbrahim Akar
22.Ekim.2006, 14:54
Ben Sana Yanarken
Gözlerine bakarken umurumda değil mevsimler
Gülüşün hep deniz kenarı bana
Sen bir adım attığında göreceksin
Elinde balonlarla bekleyen o adam benim
Aldığım en derin nefessin sen
Dudaklarının dudaklarımdaki işgali hala yüreğimde
Nefes alıyorum ama hala bulamadım seni
'ben sana yanarken şimdi...sen kim bilir nerede
üşüyorsun'

Ceyhun Yılmaz

İbrahim Akar
22.Ekim.2006, 14:56
İLACI YOK Kİ YOKLUĞUNUN HÜKMÜ OLSUN

Karanlık yolların hep ışıksız olduğunu söylemediler bana
Bir gün biter sandım gönül yaşları, BİTMEDİ..
Yokluğunun bulutları içimde, GİTMEDİ!
Her sabaha karşı ben durdum ben
Beceremedim..tutamadım güneşleri
Hep doğdu üstüme
Dert kurdu derdime
Titredi ellerim..
Üşüdüm..ısıtan yok
İLACI YOK Kİ YOKLUĞUNUN HÜKMÜ OLSUN
Boynumda asılı utancım, başımı kaldıramıyorum
Söylemediler bana gülmenin ayıp olduğunu ben küçükken
Söyleselerdi gülemezdim zaten
Acıyla anladım, acıyla kurdum en sevdiğim cümleyi
Silsen de kurumuyor bu göz yaşları
YÜREĞİMİ KURUTMADIKÇA! ! !

Ceyhun Yılmaz

İbrahim Akar
22.Ekim.2006, 14:59
Mutluluğu daha dün koymuştum baş ucuma
Nerde şimdi o sihirli son kullanma tarihi geçmiş duygu
Dün kalbimi deştiler
içinden kocaman bir sen çıktın
Acıyıp güldüler o saf halime
Bi sana yer wardı kalbimde
Sende yoksun artık o hengamede
Bu sefer bana masal anlatma
Şarkılarda hatırlamak istemiyorum ben seni
Elimi tutmanı,bana çiçek almanı istemiyorum
Her rüyamda seni görmek,
Senin hayalinle yaşamak istemiyorum.
Sessizdi seni sewişlerim
Kalabalıkta sessizce sewdim ben seni.
Son anda çıktı bu şiir ağzımdan
Düşsen kaybolurun belliki kafamdan.
Gökyüzünde tek bi yıldız yok
Ben senin sadece adını fısıldıyorum boşluğa
Hayır hayır bağırmıyorum
Dedim ya sessiz sewdim ben seni
Her bağırışımda yanımda beliren iylik perilerim olmıyacak bu sefer
Nerden bilceksin sen bunu tabi
Ama giderken ışıkları söndür,merhemi kalbime sürde GİT!.

İbrahim Akar
22.Ekim.2006, 15:02
BEDENİM RUHUMA SÖZ GEÇİREMEDİ YİNE!
Göğüs kafesim almıştı parmaklıklar arasına kalbimi.İstemiyordu yine sızlamasını.
Geceden kalma bedenim;hareketsiz wücudm,kapalı olmasına rağmen düşünceli olduğu belli olan gözlerim,kalbimin üstünde kenetlenmiş ellerim,yüzümü sarmış saçlarımı
uyandırabilmek için uğraşıyor ruhum.
Sarsılıyor yine tüm bedenim,kendine gelmeye başlıyor aklım.
Bedenim kalkıp yürümeyi isterken,ruhum bedenime akıl weriyor.
Yüzlerce' NEDEN' le başlayan sorular soruyor hiç cewap alamasada.Nasıl bir ruh taşıdığını anlayıncada durgunlaşıyor haliyle.
Bendeki sen sona ermeden,anlat bana....
Ben hala insanın oyunu sewen.Gözlerimdeki ateşli hırslar bürüsede,yaşlar hiç dinmesede,sorular hiç eksilmesede SEW BENİ.Bu güneş hiç batmayacak...
Sonu gözükmeyen bir akşam yine.İçimde geceye,karanlığa haykıran sesler,ruhları kaybolmuş insanlar,gizemli düşler,aklımda ise sadece yüreğimi kanatan bakışların...
Sonu gözükmeyen gece her zamnki gibi güneşle sona eriyor.
Sona eren bu kadar çok şey warken şu dünyada,benim sana olan sewgimin bitmesini bekleme!.

Abdullah Alkır
13.Kasım.2006, 20:50
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...

Hanife Özdoğan
21.Kasım.2006, 02:23
Bana seni anlatmamı isteselerdi,
Bir yürek anlatırdım içinde koskocaman bir dünya, dünyada kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.
Deselerdi yaz onu;
yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarnıçlarında yuvarlanan aşkları. yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım. yüreğim yorulup duruluncaya kadar.
Deselerdi çiz onu;
çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri. yedi renk açan en mevsimsiz çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya. Ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya, korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.
Deselerdi SENİ YAKAN kim?
O derdim o işte yüreğinde deryaları taşıyıp ta tek bir dünyalıya konuşamayan, O sınırsız sevgi deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi.
Ve O derdim;
Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan insafsız biri O konuşsa yüreğindeki allı tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek...................
Ve O derdim
Yaşayıp ta yitirdiğim değil yaşamayıp ta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık günlerimi aradığım
'' O DERDİM ''''''

Özlem Bıkmaz
21.Kasım.2006, 02:48
ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince

Felaketim olurdu, ağlardım

Beni sevmiyordun, bilirdim

Bir sevdiğin vardı, duyardım

Çöp gibi bir oğlan, ipince

Hayırsızın biriydi fikrimce

Ne vakit karşımda görsem

Öldüreceğimden korkardım

Felaketim olurdu, ağlardım

Ne vakit Maçka'dan geçsem

Limanda hep gemiler olurdu

Ağaçlar kuş gibi gülerdi

Sessizce bir cigara yakardın

Parmaklarımın ucunu yakardın

Kirpiklerini eğerdin, bakardın

Üşürdüm, içim ürperirdi

Felaketim olurdu, ağlardım

Akşamlar bir roman gibi biterdi

Jezabel kan içinde yatardı

Limandan bir gemi giderdi

Sen kalkıp ona giderdin

Benzin mum gibi giderdin

Sabaha kadar kalırdın

Hayırsızın biriydi fikrimce

Güldü mü cenazeye benzerdi

Hele seni kollarına aldı mı

Felaketim olurdu, ağlardım

Pınar Yıldırım
21.Kasım.2006, 13:24
özlem çok güzelmiş yüreğine sağlık :)

bu da bir türkü ama sözelri çok güzel :)
ACIYA GÜLMEK
öpüyorsam ayrılığı gözünden
söküyorsam yüreğimi göğsümden
geçiyorsam gözlerinin içinden
sana olan sevdamdandır bilesin
geçiyorsam bir çiçeğin özünden
sana olan sevdamdandır bilesin

meğer ne yalnızız insan olmuşsak
yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin
yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin

biliyorum sen yine
parmak uçlarında üşüyorsun.
aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk
geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda
delice bir yangın parmaklarının buzulunda
ah şahrud,
her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli!

karşılıksız sevebilmekse sevda
gerçek seven küle dönmüş her çağda
elim kolum bağlanmışsa kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin
seydunayım gebermişsem kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin

HAKAN YEŞİLYURT
dinlemenizi tavsiye ederim ....

Özlem Bıkmaz
21.Kasım.2006, 22:59
[quote=Pınar Yıldırım;303223]özlem çok güzelmiş yüreğine sağlık :)
sagol cnm esaında Atilla İLHANın yüregine saglık benm ellerime senn yazdıgında cok güzelmiş;)

Özlem Bıkmaz
23.Kasım.2006, 01:40
bu gece yıldızlara bak ve düsün
"Acaba sevdim mi?"
eger cevabın evet ise
adımı haykır gökyüzüne
bil ki duyacagım seni
cook uzakta olsam bile

Hanife Özdoğan
25.Kasım.2006, 00:56
SEVGİLİ ÖĞRETMENİME (Öğretmenler günü, tüm öğretmenlerimize kutlu olsun)

Artık yerli malı kullanmıyorum öğretmenim,
Tütüne de alıştım,
Çocuk şerkılarının çoktan unuttum,
Kişi başına düşen bomba miktarıyla anlıyorum hayatı..



Yirminnci yüzyıl bu,
Kali Yuga yani,
Jenosit..



Everest Tepesi ne kadar yüksekti öğretmenim,
İspanyol köylüleri ne yerdi öğretmenim,
Misisipi gerçekten çok mu uzundu?



Bağışla beni öğretmenim,
Sana layık olamadım,
Artık sövüp saymayı ayıp saymıyorum,
Teşekkür etmiyorum hiç kimseye,
Bütün insanları sevmiyorum artık,
Boş kağıtlara kurşun resimleri çiziyorum,
Silah resimleri..



Dondurma çok mu besleyici öğretmenim?
Ya simit?
İnsanlar neden otobüs bekliyorlar,
Neden pikniğe gidiyor bazıları?
Ağaçlar da soluk,
Suda iki hidrojen, bir oksijen var mı halâ?
Bu bardak neden klor kokuyor?



Müzik ruhun gıdası mı öğretmenim,
Elvis neden intihar etti?



Yirminci yüzyıl bu,
Şizofreni yani,
Yalnızlık..



Üç kıta bizimdi, değil mi öğretmenim?
Haçlıları da biz püskürttük,
Birinci Kılıçarslan,
Pierre Cardin sonra,
Vitali Hakko,
Blue jean..



Biri yer, biri bakar
Köşeyi döner birileri,
Makyaj tazeler,
Zekat sevap,
Faiz haram,
Kul hakkı,
Komşu hakkı,
Türküm, doğruyum, çalışkanım...


Bülent SÖNMEZ

Çağlar Derin
25.Kasım.2006, 15:47
seni görmek için gelmiştim sen gideli çok olmuş


buraya seni görmek için gelmiştim
birkez gülüşün dünyalara bedeldir
yüzündeki gülümseme giderek azaldı ve yok oldu
polis sirenleri sessizliği bozdu, sevda sonucu yaralananlar oldu
açıktı pencerem rüzgarın fısıltısına
sevdamın avucunu bastırıyordum geceye
nereden niçin mi geldim
gelmeyeceğimi iki gün önceden bildirdim
buraya seni görmek için geldim
bir tek sözün dünyalara bedeldir
sustum konuştuklarımı
ben bunları belirtmekten çekiniyordum
akşamüstü kentin ara sokaklarında kaybolmuştum
ıslak ve yapışkan hava insanı bunaltacak biçimde gittikçe koyulaşıyordu
dudaklarım susuzluktan olacak iyice çatlamıştı
olumsuz bir cümleydim sokaklara
şehre gelen turistler gibi bütün bu binaları yeni görmüşcesine süzüyordum etrafımı
seni arıyordum ıslak kaldırım taşlarında
buraya seni görmek için gelmiştim
kayboldum
kentin güneyine bakıyordum, evler sisten olacak görünmüyordu
gürültüler artıyor kimse kimseyi duymuyordu
gözlerim yollarda geçmişti kaç bahar
sen gelmemiştin
buraya seni görmek için geldim
yittim
içimdeki yangın çok geçmeden söndürülmüştü
şiddetli sıcaktan sonra tahtalarımın boyaları dökülmüştü
hepsi dağılmış bir yere kaçmıştı
yağmur hızlı hızlı atıştırıyordu
ben bu yüzden serinliğine hasrettim
ıssız sokak numara yok
buraya seni görmek için geldim
sen ben gelmeden
haber vermeden
gitmiştin....

deniz tekin

harika bi şiir eline sağlık

Sercan Tuna
26.Kasım.2006, 19:17
http://www.siirparki.com/minisiir.jpg

Zeynep Gürbüz
02.Aralık.2006, 15:18
Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...

Zeynep Gürbüz
02.Aralık.2006, 15:54
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

..........
..........



Can Yücel

Mustafa Ünal
03.Aralık.2006, 01:18
Devamı

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım
Yalnız kalmaktan korkmuyorumda
Ya canım ellerini tutmak isterse.

Hanife Özdoğan
06.Aralık.2006, 00:51
GELİRSEN SADECE KENDİNİ GETİR BANA


Gelirsen pırıl pırıl bakışlarınla gelmelisin ve mutluluğu aşmalısın sol
omzuna. Bakışlarına kan dökmemelisin, kinden, nefretten, her tür tuzaktan
arınarak çıkmalısın yola. Hayati taşıyacak kadar yürekli olmalı küçük
parmakların, avuçlarının içiyse her dem ıslak olmalı.

Gelirsen gözlerini getirmelisin, içlerinde bakmaya doyamayacağım umut dolu
gözbebeklerini de almalısın yanına. Bir ceylanı bile kıskandıracak o nefis
yürüyüşünle gelmelisin bana. Yürek titreten gülüşlerini de almalısın yanına
ve akmalısın yüreğime daha ilk merhaba demek için hazırlık yaptığım anda.

Ardında bıraktığın sözcüklerin tümünü silerek hafızandan, o öpmeye
kıyamadığım dudaklarınla gelmelisin. Güneşi getirmelisin gelirken,
karanlıkların üzerine çullanmalıyız seninle ve içimize gömmeliyiz karanlığı.
Hayatla basa çıkabilecek kadar sert, en küçük kırılmada parçalanacak kadar
yumuşak bir yürekle gelmelisin bana gelirsen.

Minicik öykülerinle gelmelisin, bir kedi kadar sessiz, bir kaplan kadar
yırtıcı olmalısın yola çıktığın andan itibaren. Seni dinleme zevkini de
getirmelisin bana, dudaklarından dökülen her sözcüğü içmeliyim kana kana.

Fesleğen kokulu saçlarınla gel gelirsen ve içinden topladığın çiçeklerini
ver bana. Yüreğinden sessizce süzülen nehirlerini getir bana,
utangaçlıklarını, sokulganlıklarını, çılgınlıklarını da yanına yoldaş
yaparak.

Ama neyse sen bana aldırma. Unut yukarıda istediklerimin tümünü.

'Gelirsen Sadece Kendini Getir Bana.'

Zeynep Gürbüz
07.Aralık.2006, 12:34
Serenad
Senden başka kimse bilmesin istiyorum
Gözlerimin nasıl aşka çağırdığını
Bakışlarımın nasıl gel diye haykırdığını
Gözlerimden, belli oluyor seni sevdiğim

Ellerimin aradığı ellerindir geceler boyu
Mümkün değil, bu sevgiyi bıçaklayamam ki
Ne yapsam, dolmuşum artık, saklıyamam ki
Ellerimden belli oluyor seni sevdiğim

Nasıl bekliyorum özlemle, görüyor musun?
El ayak çekilsin, sonsuz bir gece gel
Tarama saçlarını, öylece gel
Dudaklarımdan belli oluyor seni sevdiğim

Başka yangınlara benzemez bu yangın, sönmez
Bir şey var her yerimi tutuşturan yakan
Bu sensizlikte sebil çeşmeler misali akan
Gözyaşlarımdan belli oluyor seni sevdiğim

Sevgilerin en ölmezini sana sakladım, gel
Şimdi denizler en mavi, ormanlar en yeşil
Seninle olayım da dünya umurumda değil
Dinle; kalbimin vuruşundan belli oluyor seni sevdiğim

Ümit Yaşar Oğuzcan

Zeynep Gürbüz
07.Aralık.2006, 12:37
Sen
sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.

Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin...

Nazım Hikmet

Mustafa Ünal
07.Aralık.2006, 21:45
Bu Sana

Kimse bilmeyecek yürekte yarayı
Kimse görmeyecek gözdeki elayı
Çünkü bu sana!
Bilmeyecek kimse aydınlığın karanlığını
Ve yalanların doğrularını
Bu sana yürek yangınım
Bu sana ince sızım
Aşk sana, hasret sana!
Sana bu hak etmediğin sevda
Sana bu gözdeki iki damla
Sana yar;
Ölümde sana, yaşamda….


Özgür Akdoğan

Pınar Yıldırım
10.Aralık.2006, 21:25
Mesaj #

http://www.paulu.net/forum/style_images/1/spacer.gif
O kadar da önemli degildir,
Birakip gitmeler,
Arkalarinda doldurulmasi mümkün olmayan bosluklar,
Birakilmasaydi eger!

Dayanilmasi o kadar da zor degildir,
büyük ayriliklar bile, en güzel yerde baslatilsaydi eger!

Utanilacak bir sey degildir aglamak,
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyasi eger!

Yüz kizartici bir suc degildir hirsizlik,
Calinan birinin Kalbiyse eger!

Korkulacak bir yani yoktur asklarin,
Insan bütün derilerden soyunabilseydi eger!

O kadar da yürek burkmazdi alisilmis bir ses,
Hicbir zaman duyulmasaydi eger!

Daha cabuk unuturdu belki su sizdirmayan sarilmalar,
Kara sevdayla sarip sarmalanmasalardi eger!

Belirsizlige yelken acardi iri ela gözler zamanla,
ÖYlesine delice bakmasalardi eger!

Cabuk unutulurdu islak bir öpücügün yakici tadi belki de,
Kalp, gögüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eger!

Yerine baska seyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
Son sigara yudum yudum paylasilmasaydi eger!

Düslere bile kar yagmazdi hicbir zaman,
Meydan savaslarinda korkular, aski agir yaralamasaydi eger!

Su gibi akip gecerdi hic gecmeyecekmis gibi duran zaman,
Beklemeye degecek olan gelecekse sonunda eger!

Rengi bile solardi düslerdeki saclarin zamanla,
Tanimsiz kokular yastiklara yapisip kalmasaydi eger!

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamini yitirirdi,
Yasanilasi hersey yasanmis olsaydi eger!

O kadar da cekilmez olmazdi yalnizliklar,
Son umut isigi da sönmemis olsaydi eger!

Bu kadar da isitmazdi belki de bahar günesleri,
Her kaybedisin ardinda hayat yeniden baslamasaydi eger!

Kahvaltidan da önce sigaraya sarilmak sart olmazdi belki de,
Dev bir özlem dalgasi meydan okumasaydi eger!

Anilarda kalirdi belki de zamanla ince bel,
Namussuz cay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eger!

Uykusuzluklar yikip gecmezdi, kisacik kestirmelerin ardindan,
Dokunulasi ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydi eger!

Issiz bir yuva bile cennete dönüsebilirdi belki de,
Sicak bir gülüsle isitilsaydi eger!

Yoksul düsmezdi yillanmis sarap tadindaki siirler böylesine,
Kulagina okunacak biri olsaydi eger!

Inanmak mümkün olmazdi her askin bagrinda bir ayrilik gizlendigine belki de,
Kartvizitinde "Onca ayriligin birinci dereceden failidir" denmeseydi eger!

Gercekten boynunu bükmezdi papatyalar,
Ihanetinden onlar da payini almasaydi eger!

Issizliga teslim olmazdi sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amacsiz gezintilerle avunmaya kalkmamis olsaydin eger!

Sen gittikten sonra yalniz kalacagim.
Yalniz kalmaktan korkmuyorum da, ya canim ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuc iclerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarina,
Mazilerinde görkemli bir yasanmisliga taniklik etmis olmasalardi eger!!!


Can Yücel

Hanife Özdoğan
12.Aralık.2006, 13:23
Üşüyorum

Düşlerin doruklarına kar yağıyor şimdi,
Üşüyorum,
Hasret sancısı bu gelip geçici değil,
Tüm kalbimle seni bekliyorum demek istiyorum,
Söyleyemiyorum,
Bir hayalin gölgesinde,
Seni sensizlikte yaşıyorum,
Ne güzel başlamıştık oysa,
Sen vardın hayatımda,

Düşlerime kar yağıyor,
Sensiz üşüyorum buralarda,
Seni düşünüyorum gecelerin vefasız ayazında...
Ayrılık ateşten bir ok bağrımda,
Geleceğin günün düşleri hep aklımda,
Uzaklarda beni unutmuş olsanda,
Umutlarım hep yanı başımda,
Bir ruya gördüm ben,
Düştüm aşkın kapılarına...

Hanife Özdoğan
19.Aralık.2006, 21:15
Acimak sevgi degildir,ustunlugun kabuludur.

Hosgoru sevgi degildir,istemedigine katlanmaktir.

Bagimlilik sevgi degildir,gereksimlerinin karsilanmasidir.

Sevgi deger vermesini bilmektir.

Sevgi var olmaktan kivanc duymaktir.

Sevgi birlikte olmaktan sevinc duymaktir.

Sevgi esitligin duyumsanmasidir.

Sevgi, butun yapay ayirimlarin hayattan cikarilmasidir.

Sevgi bilinctir.

Sevgi insan olmaktir.



Sevgiyi hayatimizdan kovduk ve yerine parayi koyduk. Para icin yasiyoruz,para
icin egitim goruyoruz,para icin meslek ediniyoruz,para icin calisiyoruz,para
icin birbirimizi cigniyoruz,para icin birbirimizi aldatiyoruz,para icin
savasiyoruz.

Sevgiyi hayatimizdan kovduk ve nefreti icimize cagirdik.Birbirmizden nefret
ediyoruz,nefretle yasiyoruz,nefretle calisiyoruz,nefretle
dovusuyoruz,nefretle olduruyoruz.Para,ustun olmak ve nefret etmek hayatimizi
dolduruyor.Hayatimizda savaslarla,dunyayi yagmalamakla,birbirimizi
bogazlamakla geciyor.

Sevginiz olmadiktan sonra daha cok paraniz olsa daha ustun olsaniz,daha cok
topraginiz,eviniz,arabaniz,maliniz olsa ne olur?

Sevginiz yok ve hicbirseyiniz yok.

BELKiDE YENiDEN OGRENMEMiZ GEREKEN BUDUR.

Emine Pınarlar
19.Aralık.2006, 23:20
Seninle Olmanın En Güzel Yanı-Can Yücel

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?


Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.


Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.


Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...


Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.


Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.


Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.


Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.


Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

Nereden bileceksin?

Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.


Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda sarhoş olmazdım.


Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

Pınar Yıldırım
27.Aralık.2006, 16:01
DÖN BAK DÜNYAYA
yalnız kaldıysan , kalkıp pencerenden bir bak
güneş açmış mı, yağmur düşmüş mü
dön bak dünyaya
herkes gitmişse , sakince arkana dön bir bak
dostun kalmış mı , aşkın solmuş mu
dön bak dünyaya , dön bak dünyaya
bir sonbahar kadar yalnız , bir kış kadar savunmasız
ya da ilkbaharsan , yolun başındaysan
asla vazgeçme , kalkıp da pencerenden bir bak
güneş açmış mı , yağmur düşmüş mü
dön bak dünyaya

Onur Aloğlu
08.Ocak.2007, 00:09
GİZLİ SEVDA

Hani bir sevgilin vardı
Yedi-sekiz sene önce
Dün yolda rasladım
Sevindi beni görünce

Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan-burdan
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan

Seni sordu
Hiç değişmedi dedim.
Bildiğin gibi
Anlıyordu

Mesutmuş, kocasını seviyormuş.
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi ezik
Sana selam söyledi.

Behçet Necatigil

Onur Aloğlu
16.Ocak.2007, 15:05
Türk şairi Nazım Hikmet, kutlu olsun 105. yaşın...

Murat Karaman
16.Ocak.2007, 16:08
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...


"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve gür
Ve bir orman gibi kardeşcesine.."

Mustafa Topal
16.Ocak.2007, 21:19
bu ne yaws..ilk defa görüyorum bu sayfayı.
ya arkadaslar bişey diicem ne diye uğraşıyosunuzki bu kadar burda google'den şiirler yazın onunuze 45734784 sayfa çıkar ordan koyalayın yapıştırın:D:D -ki öyle yapanlar vardır:D

Sercan Tuna
17.Ocak.2007, 19:06
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ


Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Simdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun
Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı yandım olmadı taptım olmadı
Artık benden aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git..ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını daya sırtıma
Titrersem namerdim...
Sen vurdun da ben ölmedim mi?

Hanife Özdoğan
20.Ocak.2007, 22:32
Yüreğim sana sırılsıklam saplıyken değil,
Çiviler gevşeyipte yerlere düşünce gel...
Hasretim alev ateş beni yakarken değil,
Alev hasretin soğuk bir küle dönünce gel...

Yokluğun her gece içimi delerken değil,
Gecelerim hasretini kabullenince gel...
Yalızlıktan duvarları dövdüğümde değil,
Kavurucu yalızlıklara alışınca gel...

Anılar her gün beni ziyaret ederken değil,
Hayalin kapıları çekipte gidince gel...
Yüzüne gülüşler hala yakışırken değil,
Yüzümün mutluluk güneşleri batınca gel...

Aşkım hala sana çiçekler açarken değil,
Yapraklar büzülüp, dallar kuruyunca gel...
Nefesim hala içimde dolaşırken değil,
Ciğerlerim tüm kapıları kapatınca gel...

Ben yollarını beklerken değil, cayınca gel...
Tahammüller bitip isyanlar başlayınca gel...
Ben başımı alıp bu şehirden gidince gel...

Murat Karaman
24.Ocak.2007, 22:14
Son kavgamı da ettim annemle
Nefret etmeksizin dövüştük
Alamadım ayağının altına serilen o mükafatı
Alamazdım da..
Fanila koymuş bolca valizime
Ve eliyle ördüğü iki kazak
Biri siyah,biri beyaz..
Gideceğim yerde lazım olacak herşeyi öğrendim
Volta atmayı,
Cigara içmeyi..
Türkülerini ezberledim mapusanenin
'Odam kireçtir benim,
Yüzüm güleçtir benim.
Soyunda gir koynuma,
Terim ilaçtır benim..'
Ve takılmadan söyleyebiliyorum artık,
Bitliste beş minareyi..
Bir tek Mihriban kaldı,
Aşk;
Kağıda yazılamadı Mihriban..

Murat Karaman
24.Ocak.2007, 22:15
En arabesk günlerime denk geldin,
Koşsamda hep ramak kalıyordum
Tüm dillerde türküler besteledim sana
Ve o iki kelimeye inandım hep..
Cinayetim ol,
Katilim sonra..
Ama asla suçlama kendini,
En yakın karakola teslim ol,
Yargılan..
Görüşlerim ol,mapusane türkülerim!
Vur beni..
O inandığımız iki kelime ile vur.!
Seni seviyorum de,vur..

Kayra Nar
27.Ocak.2007, 18:57
________
Bazen bir uçurum kalır.
Bazende martıların ardından velvele koparan bir leş kalır; bir intihar gibi puşt olunca sevdalar...

Mesrur Yersel
28.Ocak.2007, 03:08
daha önce verildi mi bilmiyorum ama semih sergen'in AB'ye karşı yazdığı şiir...
ERENLER SOFRASI

Size ne ikram edeyim insan kardeşim?
Biraz gökyüzü alır mıydınız?
Biraz Boğaziçi serinliği dingin, duru
Biraz Karadeniz esintisi
Biraz Marmara
Biraz Arşipel...
Siz uzaktan geldiniz
Belli yorgunsunuz
Biraz uzanmak ister miydiniz ?
Bir Yörük çadırında yıldızlara karşı?
Bu dağlar
Pek sever boy ölçüşmeyi
Bulutlarla
Biraz Ağrı grubu alır mıydınız?
Biraz Toros şafağı
Biraz Erciyes...
Siz çok baca gördünüz biliyorum
Ev bacası,
Vapur bacası,
Fabrika bacası,
Hiç peri bacası gördünüz mü?
Suya kar düştüğünü bilirsiniz de
Sudan pamuk topladınız mı hiç Pamukkale’ de.
Saklıkent’te alabalık yediniz mi?
Kadeh kaldırdınız mı Olimpos’ta Zeus’un şerefine?
Fısıltınızı on binler duydu mu
Gümbür gümbür ?
Biraz Aspendos alır mıydınız?
Biraz Bergama
Biraz Efes...
Siz hiç Selimiye gördünüz mü?
Haliç’e vuran görkemini Süleymaniye’nin
Siz hiç araba sefası bildiniz mi?
Beşiktaş’ta okunan ezanı
Üsküdar’da dinlediniz mi Hafız Sami’nin sesinden?
Mehtaba çıktınız mı hiç Heybeli’de?
Adalardan bir yar geldi mi sizlere hiç?
"Adalardan bir yar gelir bizlere
Aman Allah, gözlere bak gözlere"
Biraz çapkın şarkılar alır mıydınız?
Biraz bıçkın türküler...
Siz hiç Meryem Ana’yla gezdiniz mi Bülbül Dağını?
Yüreğinde Tanrı sevdası kucağında gül.
Hırkayı Şerif’te Kur-an dinlediniz mi
Ayasofya’da, Saint Antuan’da incil?
Biraz Selçuklu tevazusu alır mıydınız?
Biraz Osmanlı hoşgörüsü...
Yürekleri o kadar kocamandı ki
Hep sevdiler karşılıksız
Hep başkaları için istediler bu güzelim dünyayı.
Biraz Mevlânâ yaşar mıydınız?
Biraz Hacı Bektaş, biraz Yunus koca.
Siz hiç yetmiş iki millete bir göz ile baktınız mı?
Bütün dinler sırrını sizden dinledi mi hiç?
Biraz Yunus Divânı alır mıydınız?
Biraz Mesneviyi Şerif...
Siz hiç adaletini duydunuz mu
Galata Kadısı Hızır Bey’in?
Hiç kolunuzu kestirdi mi Fatih Sultan?
Gül sularıyla yıkattınız mı vaftiz kazanlarını?
"Bakara Suresi"ni bilir misiniz?
Bakara güllerini.
"Dinde zorlama yoktur" ayetini?
Valide sultan annenize
Kilise yaptırdınız mı hiç?
Birlikte gittiniz mi sabah ayinine?
Size ne sunayım insan kardeşim?
Biraz bizi tanımak ister miydiniz?
Biraz özür dilemek...

Zeynep Gürbüz
30.Ocak.2007, 02:05
SEVİYORDUM SİZİ

Seviyordum sizi ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle.
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.

Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin!
Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Fatih Taşkınsoy
30.Ocak.2007, 06:29
arkadaslar hepiniz süpersiniz :)

Gülizar Kurtuluş
30.Ocak.2007, 06:44
OLMAZ MI?

Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam;
Geçip de aynaya,soran olmaz mı?

Bir parçacığım ben,bütüne hasret;
Zaman döne dursun,o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir an... Olmaz mı?

NECİP FAZIL KISAKÜREK (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=70)


ZİNDANDAN MEHMEDE MEKTUP

Zindanda iki hece.Mehmed'im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam,boynunda yafta...

Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mi?..Belki ..Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...

Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak!

Bir alem ki, gökler boru içinde.
Akıl almazların zoru içinde
Üstüste sorular soru içinde.

Düşün mü,konuş mu, sus mu ,unut mu?
Buradan insan mı çıkar,tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı,asıldı
Kaydını düştüler,mühür basıldı.
Geçti gitti,birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan,boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler,bugün"maruzat"!
Çatık kaş...Hükumet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim eder azat?

Anlamaz;yazısız,pulsuz,dilekçem...
Anlamaz!ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi,bir yırtıcı zil
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekun içinde yazıl ve çizil!

Insanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik,mintanlarla et.

Somurtuş gibi bıçak,nara gibi tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz madem
Öp beni alnımdan,sen öp seccadem!

Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim,senelik paydan!
Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin
Kopuk kopuk,duman duman erisin!

Peykeler,duvara mihli peykeler
Duvarda,başlardan yağlı lekeler
Gömülmüş duvara,bas bas gölgeler...

Duvar,katil duvar yolumu biçtin
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

Sukut...Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
Tek nokta seçemez dünyada nazar
Yerinde mi acep,ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
Güneşe göç varda ,kalan biz miyiz?

Ses demir,su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir.
Ne gelir ki elden,kader bu,emir...

Garip pencerecik,küçük daracık;
Dünyaya kapalı,Allah'a açık

Dua,dua eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
Gözyaşı bir tarla,hep yoncalanmış

Bir soluk,bir tütsü,bir uçan buğu
İplik ki incecik,örer boşluğu

Ana rahmi zahir ,şu bizim koğuş
Karanlığında nur,yeniden doğuş....
Sesler duymaktayım;Davran ve boğuş!

Sen bir devsin,yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa,dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed'im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin,eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim,elbet bizimdir!
Gün doğmuş ,gün batmış ,ebed bizimdir
NECİP FAZIL KISAKÜREK (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=70)

Gülizar Kurtuluş
30.Ocak.2007, 21:13
Muhasebe
Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!
Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide.
Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası!
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık;
Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık.
Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem.
Üstün çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos! ! !
Sen, cüce sanatkârlık, sana büsbütün paydos!
Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle;
Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle...
Çok var ki, bu hınç bende fikirdir, fikirse hınç!
Genç adam, al silâhı; iman tılsımlı kılınç!
İşte bütün meselem, her meselenin başı,
Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprübaşı!
Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,
Daha keskin eliyle, başını ensesinden,
Ayırıp o genç adam, uzansa yatağına;
Yerleştirse başını, iki diz kapağına;
Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?
Yetiş, yetiş, hey sonsuz varlık muhasebesi?
Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,
İçimde homurtular, inanma diye gülen...
İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe!
Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
Mukaddes emanetin dönmez dâvacısıyım!
Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
Yükseldik sanıyorlar, alçaldıkça tabana.


(1947)
Necip Fazıl Kısakürek

Zeynep Gürbüz
02.Şubat.2007, 01:27
Söylesem Söyleyebilsem Ah Derdimi

söylesem ah söyleyebilsem derdimi
mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
göreceksin seninle dolu
desem, diyebilsem ki seviyorum seni
çılgınca aşığım sana
ama demem, diyemem
çünkü aramızda dağlar, denizler
ve benim o kahrolası gururum var
bu böyle sürüp gidecek
sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
sana asla...
çünkü aramızda dağlar denizler
ve benim o kahrolası gururum var!

Victor Hugo

Zeynep Gürbüz
02.Şubat.2007, 01:30
SUSARAK

Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde .....

Aziz Nesin

Ozan Ateş
03.Şubat.2007, 00:46
dört yanım puşt zulası

AHMED ARİF

Zeynep Gürbüz
18.Şubat.2007, 00:21
DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Senden tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım, Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!

Desem ki..
İnan bana sevgilim inan,
Evimde senliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yasıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşlarin sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Kemal Çelik
18.Şubat.2007, 01:03
Desem ki..
İnan bana sevgilim inan,
Evimde senliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yasıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşlarin sesinden,
Bil ki ölmüşüm.


Burası müthiş...
Çok güzel şiir Zeynep,çok teşekkürler:agla:

Zeynep Gürbüz
19.Şubat.2007, 23:57
SEN BİR ÇİÇEK OLSAN BEN BİR YAZ OLSAM

Her sabah her sabah suya giderken
Yar yolunda toprak olsam toz olsam
Bakıp dört köşeyi seyran ederken
Kara kaş altında ela göz olsam

Uğrunu uğrunu giderken yola
Nice dilsizleri getirir dile
Gövel ördek gibi inerken göle
Ya bir şahin olsam ya bir baz olsam

Veysel ördek olsun sen de göl yarim
Yeter artık kerem eyle gel yarim
Lale sümbül mor menekşe gül yarim
Sen bir çiçek olsan ben bir yaz olsam

Zeynep Gürbüz
20.Şubat.2007, 00:02
Ela Gözlüm
Ela gözlüm ben bu ilden gidersem
Zülfü perişanım ka, melil melil
Kerem et aklından çıkarma beni
Ağla, göz yaşını sil, melil melil
Elvan çiçekleri takma başına
Kudret kalemini çekme kaşına
Beni ağlatırsan doyma yaşına
Gez benim aşkımla yar melül melül

Yeter ey sevdiğim sen seni düzet
Karaları bağla, beyazı çöz at
O nazik ellerin bir daha uzat
Ayrılık şerbetin ver melül melül

Karacağolan der ki ölüp ölünce
Ben de güzel sevdim kendi halimce
Varıp gurbet ele vasıl olunca
Dostlardan haberim al melül melül.

Zeynep Gürbüz
20.Şubat.2007, 00:47
Sone 88

Gün gelip artık bana değer vermez olduğunda,
Senin yanında yer alıp kendime karşı çıkacağım,
Hor görüp yüz çevirdiğini gördüğüm zaman bana;
Haksızlık etsen de, senin hakkını savunacağım.
En zayıf yanlarımı en iyi ben bildiğime göre,
Çekinmeden açığa vurup arka çıkabilirim sana,
Kusurlarımdan hangisi benim için en büyük lekeyse
Beni kaybederken büyük şan kazanırsın aynı anda.
Üstelik bu işte benim için de kazanç var;
Çünkü seven düşüncelerim sana yöneldikçe daima,
İster istemez kendime vereceğim zararlar,
Sana yarar sağlarken, kat kat yarar getirecek bana.
Öyle bağlıyım ki ben sana, öyle ki benim sevgim,
Sen haklı olasın diye, her haksızlığı üstlenirim...
William Shakespeare


AH, BEN UYKUDAYKEN SEN BAŞUCUMA GELSEN

Ah, ben uykudayken sen başucuma gelsen,
Petrarca'yı ziyaret ettiği gibi Laura'nın,
Değse bana nefesin tam yanımdan geçerken,
İşte o zaman birden
Aralanır dudağım!

Kaç zamandır tutsağı karanlık bir hayalin,
Bitmeli mi bu rüya? Şu kederli yüzüme,
Bir yıldız gibi doğsun senin o gözlerin,
İşte o an düşlerim
Aydınlanacak yine!


Bir kıvılcımın uçuştuğu dudaklarıma
Tanrı'nın arıttığı o aşk parıltılarına,
Bir öpücük kondur, melekten kadına dön,
Ah o zaman ruhum
Uyanır uykusundan!
Victor Hugo

Ömer Şahin
20.Şubat.2007, 18:57
Şiir "Bosna-Hersek vahşet ve dünya kamuoyu" adlı kitaptan alıntıdır...

Yazarı ise Afrkalı şair "Banubhay"dır..."Mevlüt Ceylan" tarafından çevrilmiştir...



Ah Saraybosna...!

Bir tepeden baktım sana...

Bir vadide yalnız ölüler yaşar korkusuzca...

Uzak uzak yoldan geldim,

Seninle olayım diye bu kış...

Ama bu tepede kıstırıldım...

Ve beyazlar içinde sen,

Ölümün rengi mahpustun aşağılarda...

Saraybosna sen Batı'nın Kudüs'üsün...

Şunu anlatacağız çocuklarımıza büyüdüğünde;

Aynı ellerin aynı bıçağı kullanmasına,

Bıçağın bir kez daha kalbine gömülmesine,

Müsaade ettiğimizi...

İncitmemek için kendimizi,

Savaşmak zorunda kalmamak için,

Uyku numarasına yattığımızı anlatacağız...

Saraybosna ey...

Sen başımızdan çalınan,

Osmanlı sarığındaki son mücevhersin...

Çocuklarımıza büyüyünce şunu söyleyeceğiz;

Bir albümde fotoğrafını sakladığımızı,

Ama hırsızın mücevherleri çalmasına göz yumduğumuzu...

Biliyorum,karşılaştığın tüm zulümleri her gün,

Basit seçimleri acılar içinde yapmak zorundasın...

Günlük lokmanı yemek ya da saklamak gibi,

Soğuktan ölmeyi göze almak ya da

Birkaç odun parçası için ölümü göze almak gibi,

Biraz ısınmak için en sevdiğin kitabı yakmak ya da

Bardağındaki suyun son damlasını vermek gibi...

Dün kalleş bir kurşunun vurduğu çacuğa ya da

Bugünkü saldırıda ölen birisine,

Son anesteziyi ayağı kesilen kızına vermek gibi

Ya da bağrı darmadağın edilen oğluna...

Nefret haçi taşıyanlar için,

Günlük seçim basit bir iştir...

Bugün hastaneye bomba yağdıracak mısın

Dün yaptığın gibi...?

Camiye ya da her ikisine birden...?

Esir tüm kadınların,bir defada ırzına geçecek misin

Dü yaptığın gibi...?

Ya da bugün hepiniz aynı kadının mı ırzına geçeceksiniz...?

Bir kova su taşıyan ihtiyar adamı vurur musun?

Ya da topu caddeye kaçan çocuğun,

Beynini dağıtır mısın,yoksa yalnız bacaklarını mı...?

Komşuna işkence etmeden kiliseye gider misin...?

Gözlerini oyduktan sonra mı,

Yoksa hayalarını kestikten sonra mı gidersin...?

Dağılmış beyinlerinden akan kendi kanlarını

İçmeye zorlar mısın...?

Ancak belki müslüman ülkelerin liderleri,

Yapılacak seçimin en kolayını yaparlar...

De ki "Vaziyet kötü,birşey yapma..."

Ya da durumun çok kötü olduğunu söyle...

"Birşey yapma" de...

"İkiyüzlülüğünüzden dolayı Birleşmiş Milletleri suçlayın" de...

"amerika birleşik devletlerini ya da her ikisini suçlayın" de...

Çok kaybettin Saraybosna...

Ama düşmanlarının kaybı,

Tahminlerinin ötesinde...

Sevdiklerini yitirdin,onlar aşkı yitirdi....

Sen dış güzelliğini yitirdin,onlar iç güzelliğini....

Onlar herşeye sahip oldular ama...

Senin ruhuna...

Olmadılar...

Merve Onkök
06.Mart.2007, 20:45
DIŞİÇ

kurtulmuşum bir kere kafesimden
bordro almışım aşk devletinden
numaram yok aşıklar kanununa tabiyim artık
Pİr’e rastladığımdan beri dolanırım önde başım
kambur sanarlar beni
oysa ki tecellisinden utanırım
bir göz yaşı bir damla su biraz tuzlu
yine ağlıyor yediler yedisi de güzeller
onlara gökkuşağı derler
Hay’dan gelir Hu’ya giderler

ömür bir parça tekamül sorunca onlar dersin birkaç gündür
İsrafil üflemeden duy bunlar sura sözdür
dün gitti gelecek hep gelecek gün bu gündür
bu gül bahçesinde ne zaman var ne mekan
bir ana sığar yaşanmış ve yaşanacaklar
arının balını tadasın sevmek için
balmumuna dönesin görüp bilmek için
durmadan inkar edesin bir tek O’nu ikrar için
varlığımın derdi yokluktur “ol”mamım özlemi iki nokta
ya Rab ayrılıktır cehennem “öl”memin yükü iki nokta
ol demişsin O’lmuşum mana harcıma çamur katmışsın adem olmuşum
kusuru dahi olmayan kusursuz olmaz kusur ile kusursuzmuşum
nasılsa leyladır çöle çileye atan hem de mecnuna Mevla’yı bulduran
“ol”umluda “ol”umsuz var bana beni anlatan
hey okuyan ha ben ha sen
suretsiz sureti değil mi ki hem sen hem ben
işte vecd halidir bu dem
her şey zıttıyla bilinir zıtlığı yansıtan olurum
la ilahe illallah ben Hak olurum
nasılsa derya tuzludur damla iken de tuzluyum
kafesimden kurtulunca O’na kavuşur derya olurum

çözüldü bir kere dillerim duyacak kulak nerde
gönlün ilmidir bu hani okunacak kitap nerde
duyunuz bilene yoktur vebal
ilmimiz bilmez ne haram ne helal
kuladır ırmaklardan cennet
ikilik tefferruat ben kendim dilerim
kurtulmuşum bir kere kafesimden
bordro almışım aşk devletinden
numaram yok aşıklar kanununa tabiyim artık
Pır’e rastladığımdan beri dolanırım önde başım
kambur sanarlar beni
oysa ki tecellisinden utanırım
bir göz yaşı bir damla su biraz tuzlu
yine ağlıyor yediler yedisi de güzeller
onlara gökkuşağı derler
Hay’dan gelir Hu’ya giderler
yol kenarı aynalarına kazınmış bir suret benimkisi
ama düşmüş gönül aynama manası bir kere
zerreyi deryaya katmak lazım O’na aşkmak
O bize dost yüzün sürdü dost yüzü görmeye geldim
elif bismide gizli bir nokta boyuta sığmayan ama sevişmelerde
ben sevişinde secdeye yükseldim
VAHDET İŞSEVENLER

Emre Tanrıseven
08.Mart.2007, 21:43
arkadaşlar inanın kendimi tutamayıp yazıyorum bu şiiri buraya,yani eğer kurallara aykırysa silerim hemen biraz argo barındırmakta da içinde:???:
bu şiiri bir CHP miletvekili, Atatürk'le bir fıkra yoluyla dalga geçen MİMAR SİNAN BELEDİYE BAŞKANINA (akpliymiş)yazmış...hoş ztn bildiğim kadarıyla birçok gazetede dün ve bgün yayınladı. buyrun:
Be Hey *****
Ne ararsın TANRI ile aramda!...
Sen kimsin ki orucumu sorarsın?
Hakikaten gözün yoksa haramda
Başı açığa niye türban sorarsın?

Rakı, şarap içiyorsam sana ne.
Yoksa sana bir zararım, içerim.
İkimiz de gelsek kıldan köprüye,
Ben dürüstsem sarhoşken de geçerim

Esir iken mümkün müdür ibadet?
Yatıp kalkıp ATATÜRK'e dua et.
Senin gibi *****lerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet

İsgaldeki hali sakin unutma.
ATATÜRK'e dil uzatma sebepsiz.
Sen anandan yine çıkardın amma
Baban kimdi bilemezdin *******.


Gercekten cok iyi bi cevap.. paylastigin icin tesekkur ederim

Orhun Can
09.Mart.2007, 02:16
Benim bildiğim kadarıyla bu şiir bu olaydan epey eski. Ama tam cevap niteliğinde ;)

Murat Karaman
09.Mart.2007, 16:13
Benim bildiğim kadarıyla bu şiir bu olaydan epey eski. Ama tam cevap niteliğinde ;)
Şiir, Neyzen Tevfik'e aittir..Haklısın ;)

Onur Aloğlu
09.Mart.2007, 19:44
Şiir, Neyzen Tevfik'e aittir..Haklısın ;)

Bu şiir Neyzen Tevfik' e ait diye bilinir. Fakat öyle değildir. Sanıyorum kendi haline bir vatandaştı, ismini hatırlayamıyorum, ona ait olduğu ortaya çıkmıştı. İki-üç ay evel bir programda sohbeti geçmişti. İsmini anımsarsam yazarım.

Sadece Neyzen Tefik' e ait olmadığını biliyorum.

Muhtevasına diyecek bir şey yok tabii.

Sertaç Banko
09.Mart.2007, 21:06
YEŞİL RÜYA
Yine hovarda çıktım kapıdan
Gömleğim pantolonun dışında
Bağcıklarım ise bağlanmamış
Düşlerim yarın kadar uzakmış
Yola çıkıyorum umarsızca
İlgimi çekmiyor insanlar
Sıradan geliyor boyalı dudaklar
Vardığım yerde bir şeyler var
Birden rüyaya dalıyorum.
Yemyeşil bir yerdeyim
Ağaçlar ve kırlar tek tip
Rüyanın her karesinde aynı yeşil
O gün akşama kadar ,
Rüyanın içinde yeşeriyorum
Gece geç saatte rüya bitiyor
Uyandığımda uyuyan bir güzel
Saçları yatakta yayılmış bir peri
Onu izliyorum uyanana dek
Sabah yedide gözler açılıyor
Ve ben yine aynı rüyadayım
Bu sefer yeşillerin içinde güller var
Aşk kokuyor her nefeste kalpten kalbe
Yeşilin en güzel olduğu yerde
Sevdası benim kalbimde
Güzelliği senin gözlerinde

Sertaç Banko
09.Mart.2007, 21:09
Küçük Bir Kız Çocuğu

Küçük bir kız çocuğuydum ben
Yarınlardan habersiz
Etrafa gülücükler saçan
Tatlı bir kız çocuğuydum ben

Sonra büyüdüm

Hanım hanımcık bir kız oldum ben
İlk kez aşık oldum
Onu görünce gülücükler saçan
Aşık bir kız çocuğuydum ben

Sonra büyüdüm

Gencecik bir kız oldum ben
Çok acılar çektim
Ama hep gülücükler saçan
Kahrolan bir kız çocuğuydum ben

Sonra büyüdüm
Daha da büyüdüm
Ama bir şey fark ettim
İlk aşkımı ne zaman görsem
Hep küçük bir kız çocuğuydum ben

Murat Karaman
09.Mart.2007, 21:55
Bu şiir Neyzen Tevfik' e ait diye bilinir. Fakat öyle değildir. Sanıyorum kendi haline bir vatandaştı, ismini hatırlayamıyorum, ona ait olduğu ortaya çıkmıştı. İki-üç ay evel bir programda sohbeti geçmişti. İsmini anımsarsam yazarım.

Sadece Neyzen Tefik' e ait olmadığını biliyorum.

Muhtevasına diyecek bir şey yok tabii.
Onur bilgilendirdiğin için teşekkürler ;)

Birkaç yıl önce bir arkadaşımın evinde okumuştum ve şiirin altına Neyzen Tevfik'in adı düşülmüştü.Oradan aklımda kalmış.Bilgilendirmen güzel oldu..

Zeynep Gürbüz
10.Mart.2007, 00:38
Şiir,Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü olan Mutlu Çelik'e ait.Çelik,bu şiiri 1994 yılında yayınladığı 'Yalnızlık Pusuda Bekler' isimli kitabına da koymuş,ayrıca şiirin kendisine ait olduğunu da mahkeme kararıyla tescil ettirmiş.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=268848

Burada 2003 yılının haberi var,sonlarına doğru bahsediliyor,ama konuyu iki gün önce Mecliste çıkan tartışmalar üzerine Hürriyet yine gündeme taşımış,okuyunca hatırladım.:)

Bu link de yorumsuz.!

http://www.youtube.com/watch?v=nm_M6sS7M5A&eurl

Celal Tunalıoğlu
10.Mart.2007, 02:42
Onur bilgilendirdiğin için teşekkürler ;)

Birkaç yıl önce bir arkadaşımın evinde okumuştum ve şiirin altına Neyzen Tevfik'in adı düşülmüştü.Oradan aklımda kalmış.Bilgilendirmen güzel oldu..

Neyzen Tevfik'in sivri dili sebebiyle o dönemde kendisi söylemeye cesaret edemeyenler Neyzen imzası atarmıs siirin altına.Bir dönem Ömer Hayyam'da olduğu gibi.

Bu da ek bilgi olsun :)

Murat Karaman
10.Mart.2007, 15:00
Herkese teşekkürler arkadaşlar ;)

Ömer Şahin
12.Mart.2007, 20:00
Burada ne çok şairlerimiz warmış... :)

Hadi bakalım arkadaşlar yeni şiirlerinizi merakla bekliyorum... :)

Murat Karaman
13.Mart.2007, 16:03
İzin Verirsen Artık Bize Taşınmak İstiyor

alev almış yıldız sesiyle çalınca herhangi bir telefon
sanadır
durma aç
alooo'na karşılık bir tanıdık koku duyarsan,
gönül borcu var gibi
hani mummutluymuş, sevinçten dili tutulmuş gibi
anla sevdiğim
o'dur
telefon kulübesine ektiğimiz karanfil
büyümüş de, evlendik mi onu soruyor..

Akgün Akova

Murat Karaman
13.Mart.2007, 17:11
JAPON BALIKÇISI

Denizde bir bulutun öldürdüğü
Japon balıkçısı genç bir adamdı.
Dostlarından dinledim bu türküyü
Pasifik'te sapsarı bir akşamdı.

Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.

Balık tuttuk yiyen ölür,
birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Balık tuttuk yiyen ölür.

Elimize değen ölür.
Tuzla, güneşle yıkanan
bu vefalı, bu çalışkan
elimize değen ölür.
Birden değil, ağır ağır,
etleri çürür, dağılır.
Elimize değen ölür...

Badem gözlüm beni unut.
Bu gemi bir kara tabut,
lumbarından giren ölür.
Üstümüzden geçti bulut.

Badem gözlüm beni unut.
Boynuma sarılma, gülüm,
benden sana geçer ölüm.
Badem gözlüm beni unut.

Bu gemi bir kara tabut.
Badem gözlüm beni unut.
Çürük yumurtadan çürük,
benden yapacağın çocuk.
Bu gemi bir kara tabut.
Bu deniz bir ölü deniz.
İnsanlar ey, nerdesiniz?
Nerdesiniz?


Nazım Hikmet,1956

Erkut Yeğen
15.Mart.2007, 01:11
Firardayım;
Bugün kendime yabancı,yarına yalancı…
Kördüğümlerdeyim;
Kendinden habersiz,çözülmeye niyetsiz…
İsyanlardayım;
Yanardağlar bıraktın yüreğimde çaresiz…
Günahlardayım;
Geceleri kavuşturamadım,sabahlara sensiz
Izdıraplardayım;
Geri dönmeye ümitsiz,yaşama sebepsiz…
Firardayım;
Hayalleri satamadım başka bir bahara
Kördüğümlerdeyim;
Göç ettim kendimden,nefeslerim nedensiz…
İsyanlardayım;
O bahçenin kokusundayım ben hala
Günahlardayım;
Bir yanım deli yangınlarda, bir yanım sana sevdalı isyanlarda
Izdıraplardayım;
Çürük düşlerin,küflü kuru yapraklarında






E.Y

Ceren Yar
16.Mart.2007, 16:59
FIRSATLAR & ZAMANLAR
Biri beyaz biri kara kedi
Birbirlerine şevkatle sararak,
Birbirlerine dayanarak,
Yola çıkmışlar.
Gölgeler akşam üstünü söylüyor.
Yorgun bir günün sonunda
Eve dönüyorlarmış gibi.
Yüzlerini görmüyoruz,
Ama eminim
Mırıl mırıl konuşuyorlardır.
Belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
Uzun yılları da göze alabilen bir dostluk...
Ya biz...
Binde bir karşımıza çıkan dostluk,
Arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
Akşamüstünün bir saatinde,
Yorgun gövdemizi yaslayıp,
Mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
Omzumuza dolanan bir kolun,
Başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
Belimizi kavrayan bir elin,
Uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi,
Karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
Değerini biliyor,
Biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?...
Yoksa hayat sonsuz,
Fırsatları sayısız sanıp,
Kendimizi hep ileride,
Bir gün karşılaşacağımız bir başkasına,
Bir yenisine ertelerken,
Hayat yanımızdan gelip gidiyor mu?
Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken,
Bir gün geri dönüp,
Onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize,
Tersine çoğu kez zalimdir,
Her zaman aynı fırsatları sunmaz,
Toyluk zamanlarını ödetir.
Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,
Eskitmeden yıprattığımız dostlukların,
Savurganca harcadığımız aşkların,
Hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
Ya da olanlar olması gerekenler değildir.
Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
Gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel anını yakalamak gibi,
Kendi hayatımızdaki
Olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
Bazılarının gelecekte sandıkları,
Bir gün geçmişte kalmıştır.
Oysa; hani şu karşıdan karşıya geçerken,
Trafik ışıklarında rastladığınız,
Omzunuzun üzerinden şöyle bir baktığınız,
Sonra da boş verip,
Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşımıza çıkar dediğimizdir.
Oysa tam da o gün,
Bu zalim şehri terk etmiştir o
Boş yere bu sokaklarda aranırsınız....
Murathan Mungan

Murat Karaman
16.Mart.2007, 20:26
Hoşgeldin Eskiyen Yüzümün Yeni Gülümseyişi..

Çizebilseydim,
Bahar olacaktı yüzün...
Yazabilsem,
En uzunu şiirlerin...
Olmadı, beceremedim...
Adını duvarlara yazacak çağım da
Çoktan geçti benim.
Yasak sevdamın
Gözaltı tarafı...
Çaresiz,
Seni yüreğimde erittim.
Ama yine de HOŞGELDİN ESKİYEN YÜZÜMÜN YENİ GÜLÜMSEYİŞİ
Hoşgeldin...
'Ağır ağır çıkılan bir merdiven' yok...
Eskittiğin yıllardan değil,
Sızlayınca yüreğin, anlıyorsun: yine gecikmişsin...
Sen, yeni yeni öğreniyorsun sevmeyi,
Bense çoktan düşürmüşüm aklıma ölümü...
Gönlün bedene baş kaldırdığı yerdeyim...
Ama yine de hoş geldin
eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin
Ben bir bu dağları eskitemedim,
Bir de sana düşmüş yüreğimi...
Gittiğim yolları hiç hesaba katma!
Düşünü görmediğim uykular zaten haram
Gökyüzünü boyayacak zaman da kalmadı...
Haydi sar kollarını...
'Ayrılık' diyeceğim,
Dilim varmıyor...
Daha yeni söylemiştim;
Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin.
Deniz tuzunu saklıyor
çizdiğim beyazlarda
Karlar çürüdü
suyumuz ekşi,
gönlümüz kırık.
Sevip de kaçanların hiç biri, yüzyıllardır yakalanamadı.
firarinin umudu tükenmiyor,
yaşamadan bitmiyor kör olası...
ama yine de hoş geldin eskimeyen yüzümün yeni gülümseyişi
hoş geldin
Bir tarafımızı Eylül'de budamışlardı
Kalanı, sevdana kurban...
İçtiğim içkiye seni düşürdüm,
Bu akşam gözlerimi
Küllükte söndürdüm.
Hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin
Korkunun bittiği yere yazdım adını,
Dağların en kuytu yerine...
Sonsuzluk değildi beklediğimiz,
Bir parça 'mutluluk' diye diretmiştik.
Çok mu geldi bilmem ki
Tanrının gözüne
Ama yine de hoş geldin eskiyen yüzümün yeni gülümseyişi
Eskidi saatler,
Zamanı geldi,
Yeniden düşmeliyim yollara...
Geceler sırtımda
Cebimde sevdalarım
Yardan öte söyleyecek sözüm vardı benim.
Düşlere saklamalı şimdi yari, uyanmamacasına!
Yükselmeli ateşim
Kanamalı sıkmaktan avuç içlerim
Terleyip atmalıyım içimden seni
Kimseler bilmemişti, görmemişti gelişini,
Benden gidişindeki gibi... Ama yine de hoş geldin. Eskiyen
yüzümün yeni gülümseyişi, hoş geldin...

Tayfun Talipoğlu

Zeynep Gürbüz
17.Mart.2007, 02:41
BEN SENİ SEVDİM Mİ?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta icime oturttum seni
Aldim, okşadım saçlarını, öptüm
İçtim yudum yudum güzelliğini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi özlemlerin en korkuncu
Çıldırırdım sen ne kadar uzaksan,
Aşk değil, hiç doymayan bir şeydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim doğrusu
Sevdikce tamamlandım, bütünlendim
Biri vardı ağlayan; gecelerce
Biri vardı sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim,
En büyük en solmayan güller açtı içimde
Ömrümü değerli kılan bir şeydin
Sen benim bozbulanık gençliğimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, öyle ya
Bir çizgiye vardım seninle beraber
Ve bir gün orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim,
Ya sen beni?

Ümit Yaşar Oğuzcan

Hanife Özdoğan
18.Mart.2007, 20:36
Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,

Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;

Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme' dedi.

Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.

'Bu, taşındır' diyerek Ka'be'yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor son Peygamber.

Mehmed Akif Ersoy

Emre Tanrıseven
19.Mart.2007, 14:17
TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ


Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden
ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey
kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Nazım HİKMET

Murat Karaman
20.Mart.2007, 22:37
FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye abla!


Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın,
Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hâtırada kalan şey değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!


Ahmet Muhip DRANAS
(http://www.siirgen.org/siir/a/ahmet_muhip_dranas/index.html)

Pınar Yıldırım
21.Mart.2007, 04:21
saat dört yoksun
saat beş, yok
altı, yedi, ertesi gün
daha ertesi
ve belki kimbilir...
(...)
kitap okurum
içinde sen varsın
şarkı dinlerim
içinde sen
oturdum ekmeğimi yerim
karşımda sen oturursun
çalışırım,
karşımda sen
(...)
en güzel deniz,
henüz gidilmemiş olandır
en güzel çocuk
henüz büyümedi
en güzel günlerimiz
henüz yaşamadıklarımız
ve sana söylemek istediğim
en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür
o şimdi ne yapıyor?
şu anda şimdi, şimdi, şimdi
evde mi, sokakta mı?
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm
beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi, şimdi
belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor
(...)
belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir
her kara günümde onu bana
tıpış tıpış getiren sevgili
canımın içi ayaklar
ve ne düşünüyor, beni mi?
yoksa ne bileyim
fasulyenin neden
bir türlü pişmediğini mi?
yahut insanların çoğunun neden böyle
bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor
şu anda şimdi, şimdi
(...)
saat dört yoksun
saat beş, yok
altı, yedi, ertesi gün
daha ertesi
ve belki kimbilir...
N.H.

Merve Oktay
21.Mart.2007, 18:38
Karıma Mektup

Bir tanem!
Son mektubunda:
"Başım sızlıyor
yüreğim sersem!"
diyorsun.
"Seni asarlarsa
seni kaybedersem,"
diyorsun,
"yaşayamam!"

Yaşarsın, karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;
yaşarsın, KALBİMİN KIZIL SAÇLI BACISI,
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki, sevgili,
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nazım'a!

Ben,
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarım kalmış bir şarkının acısını
toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
istendiğini idamımın,
daha dava ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal!
Paran varsa eğer
bana fanila bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
bir mahpusun karısı.

Nazım Hikmet Ran

Murat Erkurt
22.Mart.2007, 16:17
"Sanırım Mavi Gözlü Dev" filmiyle birlikte forumumuzun "şiirler" bölümünde de Nazım'ın şiirleri etkisini artırmış.
Ben de izninizle en az Nazım denli toplumcu, bilgi düzeyi her ozanın ulaşması gereken bir düzeyde olan Özdemir İnce'nin iki şiirini eklemek istiyorum.Onu, herkesin iyice anlayıp bilmesi gerektiğine inanıyorum.
Saygılarımla.
Şiiriler:


DURUM


Pazar günü geçmek bilmiyor
Birden bir kavak fışkırıyor pencereden
Hızla kapıyı örtüyor bir sokak
Bir kız saatine bakıyor alanda
Gençliğim, güneşim, rüzgârım benim!
Bu çıraklık sabah akşam sürüyor.

Pazar günü geçmek bilmiyor
Toprağın alnında eriyor güneş
Sevdiğim uzakta, bir an kadar yakın
Aramızda sessizliğin amansız yasası
Aklımda denizle donatılmış kentim
Alışıyor sevgilim yaprak dökümüne.

Pazar günü geçmek bilmiyor
Nerede o ölüme yürümek öyküsü
Ölüme yürümek, bir tarla açarmış gibi,
Yürümek, genç ve mutlu, yürümek, sessizce.

Pazar günü geçmek bilmiyor
Gecenin güne değdiği yerde
Saatler geçiyor parmaklarımın arasından
Paslanmış demir renkli saatler
Taze kan kokusu yoğunlaşıyor aklımda
Bir pazar, yanmış küllenmiş bir gövde,
Bütün pazarlar gibi geçiyor
Bütün aylar, bütün yıllar gibi geçiyor.

Kentim biraz uzakta, donatılmış bir gemi.

Özdemir İNCE (http://www.siirgen.org/siir/o/ozdemir_ince/index.html)

Murat Erkurt
22.Mart.2007, 16:20
BİR KENTİ YAŞAMAK

Bir kenti yaşamak
ona boyun eğmektir-
sözleşmesiz, anlaşmasız-,
ne derse tek tek yapacaksın,
düşünmeden, direnmeden.

Yabancıysan
ve gezgin değilsen
"bir kent yeter" diyeceksin,
"tek bir ölüm";
boğazına oturmuş olan
bir bardak su isteyen.

Boyun eğeceksin yolcu!
bir köle gibi tıpkı,
anlamak için belki,
nedir mutluluğu bir tutsağın?

Özdemir İNCE (http://www.siirgen.org/siir/o/ozdemir_ince/index.html)

Murat Karaman
22.Mart.2007, 16:39
MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz :
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

Nazım Hikmet



' Belki şehre bir film gelir ' umuduyla bekliyorum Mavi Gözlü Dev'i..Malesef yaşadığım kentte sinema yok,en yakını ise 10 km.yakınımda.Filmi dört gözle bekliyorum.Filme adını veren şiiri paylaşmak istedim.

Murat Karaman
24.Mart.2007, 18:30
BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Can Yücel..

Sertaç Banko
24.Mart.2007, 21:36
Son Nefes
Son kez yak sigaranı
Çek o dumanı ciğerlerine
Kanser mi dediler?
Boşver be dedem
Ne kaldı şurda ölüme
Ağrı mı yapıyor hastalık?
Bir iğne yanında bir de sigara
Unutursun herşeyi
İkisi her derde deva
Vakit yaklaştı be dedem
Galiba özlemişler seni
Sende özlemedin mi sanki?
Anneni , babanı ve kardeşlerini
Dur ama gitme biraz bekle
Gelin gelecek el öpmeye
Vakit mi yok beklemeye?
Dur ama gitme biraz bekle
Bir sigaran kalmış içmeye
Ciğer mi yok duman çekmeye
Dur ama gitme biraz bekle
Gittin mi dur nereye?
Gözyaşı bıraktın dedem geriye

Yalçın Ateş
26.Mart.2007, 12:59
Ömür denilen bu yaşamda
Hep seni sevdim Kanarya
Kayseri uzak olsada
Bekle beni geliyorum Kanarya
Eskişehir süper lige çıkamasada
Kanaryam uzaklarda olsada
Sensiz olamıyor bu beden Kanarya
Bir Tanrıyı birde beni sakın unutma!

Sertaç Günel
26.Mart.2007, 23:15
kim o, deme boşuna..
benim, ben.
öyle bir ben ki gelen kapına;
baştan başa sen.

Özdemir Asaf

Meral Kaya
29.Mart.2007, 01:59
Anisi Biz Olalim Bu Sokaklarin

Anisi biz olalim bu sokaklarin
opusmedigimiz tek sacak alti
hicbir otobus duragi kalmasin
Biz yuruyelim kent guzellessin
gurultusuz sozcukler bulalim
yeni sevinclere benzeyen

Biz gelince bir yagmur baslar
yuzun cizilir bugulanan camlara
bir uzun karartma biter
akasyalar kopurur birdenbire
ve her avluda adinla anilan
cicekler sulanir aksamustleri

Bir arkadas evine ugrariz yolustu
bir fincan kahve iceriz,isitir bizi
basini sessizce omzuma koyarsin
gulureyhan olur solugun
Biz kaliriz kuslar donup gelir
her balkonda bir menekse sesi

Belki yeniden guzellestiririz
adlari degistirilen parklari
perdeleri hic acilmayan evlerde
isiklar yanar cocuk sesleri duyulur
tanidik sevinclerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

Anisi biz olalim bu sokaklarin
ve hic durmadan yagmur yagsin
biz gurultusuz sozcukler bulalim
sarmasik fisildassin yine
Gidersek birlikte gideriz
yeni sevincler bulur huzne benzeyen

AHMET TELLİ

Murat Karaman
29.Mart.2007, 16:25
SENİ DÜŞÜNMEK

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

Nazım Hikmet

Fatma Arslan
29.Mart.2007, 18:48
GÖRÜ
ne iyi olurdu herkesin
...ben yalan söyleyebilirim,
ama sana değil..
bir seni olsaydı..
ne iyi.
şimdi herkesin bi seni var
yalan söylediği.

ÖZDEMİR ASAF

Murat Karaman
30.Mart.2007, 15:27
Gidersen Yıkılır Bu Kent


Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında


Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken


Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca


Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma


Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz doslar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam


Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar


Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık


Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine


Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

.





Ahmet Telli

Dora Doğruyol
02.Nisan.2007, 13:24
Giderken (Çukur)
Bilerek mi yanina
almadin giderken
basinin yastikta
biraktigi
cukuru

Guveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin dogrulugu kadar

Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki gobegimde durur
onun yoklugundan
bana kalan
cukur

Mustafa Çam
11.Nisan.2007, 09:56
AYNALAR YOLUMU KESTİ



Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karşıma,
Başımın tokmağı indi başıma.
Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!
Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.
Günah, günah, hasad yerinde demet;
Merhamet, suçumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.





Necip Fazıl Kısakürek

Murat Karaman
18.Nisan.2007, 14:45
HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

Deniz Tekin
01.Mayıs.2007, 02:48
MARE NOSTRUM
En uzun kosuysa elbet
Turkiye'de de Devrim
O, onun en guzel yuz metresini kostu
En sekmez luverin namlusundan firlayarak ...
En hizlisiydi hepimizin,
En once gogusledi ipi...
Aciyorsam sana anam avradim olsun
Ama ask olsun sana cocuk, Ask olsun

Can Yücel

Murat Karaman
01.Mayıs.2007, 21:53
Bir Ayrılış Hikayesi...

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz..

Nazım Hikmet

Emine Danışman
03.Mayıs.2007, 09:28
Bir Ayrılış Hikayesi...

Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz..

Nazım Hikmet

çok güzEL bir şiir...:agla: :agla:

Murat Karaman
05.Mayıs.2007, 17:52
Ne mutlu bana…


Gel seninle koşmaca oynayalım gülüm;
Beni tutma, koşturayım dört nala kızıl atımı.
Bu akşam ağır bir kitap kadar dolu ve sessizim
Bırak beni, bırak da ağlayayım.
Ben koşmacayı doğduğumda örgendim.
Bir de ağlamayı,
Köy ise bayram etmeyi öğrendi, ben doğduğumda.
Yol kenarında bir ot oldum,
Neşe verdim gelen-geçen bahara - yaza,
Yaylada çam olamasamda karaağaç oldum,
Güneş olamasamda yıldız oldum gecelere, sise - dumana
Örste çekiç yesem de nal olmadım,
Keskin bıçak olmak varken ite, ete, halden bilmez namussuza
Ruhum ise asla pes etmedi,
Ya yol buldum, ya da yol açtım arkamı kocaman kalabalığa dönerek kocaman gözlerin kadar kocamanlardı.
Mumun - mumu tutuşturması gibi, sayemizde avuç içi insanlık, kalabalıklaştı.
Sonra annem beni bırakıp gitti ,
Patika yolda, 38 numara kara lastik izi çamura saplayarak
Ben yine kocaman gözlerini buldum lapaza yaprağında.
Kapattım annemin yokluk izini yumuşak ve usulca.
Özlem yağmurlarında yaprağı kaldırıp,
O kutsal ayak iziyle sohbet ederdim..


Volkan Konak..

Emine Danışman
06.Mayıs.2007, 01:39
kız nerdesin sen?
ßuraLardayım ße canım ugrasıyorum işte...:(

Yalçın Ateş
06.Mayıs.2007, 15:23
hislerimi kaybettim artık yazamıyorum:(

Murat Karaman
06.Mayıs.2007, 22:46
BULUŞMAK ÜZERE

Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım

Can Yücel..

Murat Karaman
10.Mayıs.2007, 14:57
ISSIZLIĞIN ÇIĞLIĞI

cam ipliğinden sıkı dokunmuştur
kristal vitrindeki bu loş kadın
soğuk tenhalığında kaşları alnının
ince bir hayretle sanki donmuştur
yansımaları sokağa vurmuştur
kafasındaki müstehcen dazlaklığın
sedef boşluğunda aralık ağzının
sevişmelere çağrısı korkunçtur

taşralı bir 'köpek' buna tutulmuştur
simsiyah bir ünlem önünde camların
her gece jiletle kazıyamadığın
kaç kere kaçırmayı filan kurmuştur
çünkü kadınlar gözünü korkutmuştur
kraliçesi budur yalnızlığın
ürettiği nilüfer iç bataklığının
cansız olmasından neler ummuştur

ıssızlık çığlığını şehirde unutmuştur

Attila İlhan

Anıl Buldak
10.Mayıs.2007, 15:39
1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için...

1948

Nazım Hikmet RAN

Umutcan Binici
13.Mayıs.2007, 20:53
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman ya Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun...

Ümit Yaşar Oğuzcan

Pınar Yıldırım
02.Haziran.2007, 19:04
SEN

En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
1933
Nazım Hikmet Ran

Onur Aloğlu
02.Haziran.2007, 21:38
http://img89.imageshack.us/img89/8568/nazimhikmet36rb.th.jpg (http://img89.imageshack.us/my.php?image=nazimhikmet36rb.jpg)
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...”

Ne memleketine olan hasretini giderebildi, ne de Anadolu' da bir köy mezarlığına gömülebildi.

3 Haziran 2006 Türk şair, dünya vatandaşı Nazım Hikmet' i sonsuzluğa uğurlayışımızın 43. yıldönümü, saygıyla anıyoruz.

Yatıyor oralarda,
Bir eski gömütlükte, yatıyor usta...


Bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 63' ü...

Ustasız 44. yıl.

Anıl Buldak
02.Haziran.2007, 21:49
Bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 63' ü...

Ustasız 44. yıl.

benden önce yazmışsın ben bekliyordum geceyi

haziranda ölmek zor :(

Serhan Siyahhan
03.Haziran.2007, 02:10
ee ben de gecesinde yazan ilk kişi olayım bari:

"...bıraktım acının alkışlarına
3 haziran 63' ü..."

ayrıca da :

HOŞ GELDİN

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....

1932

Bilun Erkanlı
03.Haziran.2007, 02:44
Arkadaşlar ne diim harikasınız,ellerinize sağlık!!!aranızda rıfat ılgaz hayranı olan var mı?
Kaldır başını kan uykulardan,
Böyle yürek böyle atardamar,atmaz olsun...
Ses ol,ışık ol,yumruk ol,
Karayeller başına indirmeden çatını,
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm,
Alıp götürmeden büyük denizlere çabuk ol.....

Serhan Siyahhan
03.Haziran.2007, 13:40
"içelim" diye bir şiiri vardır kendisinin :

İçelim!

İşte bir aradayız!
Sağlığından haber beklediklerimiz yanımızda;
Ve aramızda uzun zamandır
Yüzünü görmediklerimiz!
Kimimiz mahpustan dönmüşüz
Kimimiz sürgünden!
Bu akşam keyfimiz yerinde,
Günlük dertlerimizden sıyrılmışız,
Nasıl kazanıldığını unutmuşuz paranın
Elimiz o kadar açık;
Harcayalım neşemiz için!
İyisi gelsin şarabın,
Yüklü olsun mezeler!
Nöbetçisiz geçiyor akşamımız demek,
Kilitsiz, demir parmaklıksız;
İstersek burda keser konuşmamızı,
Çıkarız kol kola, kelepçesiz.
Dolaşırız canımızın çektiği sokakta.
Özlemini çekmişiz uzun zaman
Dostların ve aydınlığın.
Duymuşuz her çeşit yalnızlığı
Tek başımıza.
İki çift laf etmenin karşılıklı,
Ne demek olduğunu öğrenmişiz.
Konuşalım,
Bir suç olduğunu bilerek her sözümüzün
Güzel günlerin yaklaştığını söyleyelim,
Dört yanımızı kollayarak.
Ne olacak, bilir miyiz birazdan?
Belki hesabı sorulacak neşemizin.
Kaldıralım son kadehleri,
Ayrılalım arkadaşlar,
Ayrılırken öpüşelim!

RIFAT ILGAZ

Levent Özgeç
03.Haziran.2007, 14:17
Bu şiir….;
ÖZGEÇ’mişindeki başarıları tarih kitaplarına sığmayan
SARSILMAZ Ordumuzda görev yapan Mehmetçiklerimize
ve toprakları üzerinde yaşamaktan gurur duyduğum Aziz
Vatan’ımıza yazılmıştır…
Saygılarımla


VATAN

Gönlümdeki mısrayı kalemime bağladım
Kalbimin her atışı Vatan diye seslendi.
Kanayınca yüreğim yüz yerinden dağladım
Kanımın her akışı Vatan diye seslendi!

Asker oldum Vatana büyük bir ihtişamla
Taşıdım sancağımı şerefimle şanımla
Gelinliğe çizdirdim bayrağımı kanımla
Yavrumun her bakışı Vatan diye seslendi!

Bir sergiyi gezerken hayallere dalmıştım
El örmesi kilime hayretlere kalmıştım
Ay yıldızlı deseni yüreğimdir sanmıştım
Gördüğüm her nakışı Vatan diye seslendi!

Nisan yağmuru vardı gökyüzünü karartan
Gözlerde sığınacak mekanları aratan
Bir haykırış duydum ki rahmete rahmet katan
Her yıldırım çakışı Vatan diye seslendi!

Elime albüm aldım dile geldi konuştu
Kurtuluş savaşıydı gönlüm o yöne koştu
Sandım ki yüreğime alevden bir kor düştü
Gönlümü her yakışı Vatan diye seslendi!

Albümdeki her sayfa yüreğime akıyor
Bu İstiklal Marşı ki kalemler ağlatıyor
Bütün sayfalarında Atatürk'üm bakıyor
Kaşını her çatışı Vatan diye seslendi...!


M. Levent ÖZGEÇ
Gönül Pınarı isimli kitaptan
2005

Bilun Erkanlı
03.Haziran.2007, 14:17
favori şiirim!!!!!teşekkürler serhan....

Levent Özgeç
03.Haziran.2007, 14:18
İSİMSİZ

Biçilir üstüne beyaz bir kefen
Musallaya yatan beden sır olur!
Derse de gülleri kabrinde eren
Sanma ki güllerden mezar kır olur!

Düşünüp daldın mı şöyle derine
Mum ışık veriyor burda dibine
Bir ah değmiş ise aciz tenine
Gözlerden dökülen akar kir olur!

Bozulan gelenek bozulan töre
Karıştı bu düzen göz göre göre
Bildiğin kul kula olmuşsa köle
Yüreğim dediğin bakar kör olur!

Duymazsan içinde mazlum ahını
O zaman git seni kendinde tanı
Görülmüş mü makamıyla yatanı
Mekanına rahmet yağar kor olur!

Temennidir ancak dualarımız
Hep yarına olur umutlarımız
Mahşeri buldu mu hesaplarımız
Belki de bir ışık doğar nur olur!


M. Levent ÖZGEÇ
Mısralar da ağlar kitabından

Levent Özgeç
03.Haziran.2007, 14:18
- - - UNUTAMADIM - - -

Sevgimiz hatıra kaldı,yaban ellerde
Çözülmedin
Çözemedim ben seni.
Duygularım saklı kaldı,meylerde şişelerde
Kana kana,
İçemedim ben seni!

Sevgiye nankör oldum,tattığım sevgilerde
Çok aradım,
Bulamadım ben seni!
Gururum saklı kaldı,en tenha köşelerde
Kimselere şikayet,
Edemedim ben seni!

Sevgime düşman oldum,karanlık gecelerde
Sevince ne yapsam,
Silemedim ben seni!
Aşkın gizli kaldı,benim kalbimde
Bir türlü mazilere,
Gömemedim ben seni..!


M. Levent ÖZGEÇ
Şarkılara Söz Olur Kitabından

Levent Özgeç
03.Haziran.2007, 16:32
- - - KIRK SENE - - -

Karakoç uykusunu harman edip savurmuş
Rüyasında mübarek düş aramış kırk sene!
Aptala ibret için ne usanmış ne durmuş
Solucanlar da bile diş aramış kırk sene!

Ne var ki;Bu gün hocam yazıyorsam o günü
İnan ki aratmıyor ne yarını,ne dünü
Dünyamız dönse bile değişmiyor ki yönü
Bende her Mart ayında kış aradım kırk sene!

Yutunca pantolonu etekteki desenler
İçindekini bırak pantol etekten inler
Sizleri bilmem ama benim gördüğüm binler
Yiğit olan hanıma eş aradım kırk sene!

Etrafıma bakmıştım gönülde yas gözde yaş
Ne gencinde belliydi ne ihtiyarında yaş
Karışınca sofraya haram lokma haram aş
Bu başımı koyacak döş aradım kırk sene!

Her bahar sabahında dolaşmaya çıkardım
Dilimden gözlerime hep ya sabır çekerdim
Göz yaşlarım düştükçe bu nefsime çökerdim
Kuytularda sığınıp loş aradım kırk sene!

Aksam olsa kararır gördüğüm bu manzara
Diyerek yola düştüm geceler günden kara
Şeytan der insanlığı koy artık bir kenara
Adım adım yollarda leş aradım kırk sene..!


M. Levent ÖZGEÇ



Not : Bu şiire ilham kaynağı olan sevgili hocam Abdurrahim KARAKOÇ'a saygı ve sevgilerimi sunarken işte benim de kırk yaşımda kaleme aldığım,bir kırk yılın hikayesidir..! Siz bu şirin,neresinde kendinizi ne kadar bulursunuz ?

Levent Özgeç
04.Haziran.2007, 14:34
- - - - = BAK HELE = - - - -

Bir günün beyliği beylik diyenler
Beylere sormuştuk bey arattılar!
Türküye can veren sazdır diyenler
Tellere sormuştuk ney arattılar!
* * *
Ahaliye baktık neşe diz boyu
Bir yanda yaşlısı bir yanda toyu
Layık mıydı dersin bunların oyu
Ellere sormuştuk rey arattılar!
* * *
Düşünüp kaldık mı geçen zamanı
Resimlere baktık gel seni tanı
Sarhoş olan mazi yok kalan anı
Sakiye sormuştuk mey arattılar!
* * *
Harap bir şekilde yola çıkmıştık
Dediler; Bu ne hal dünden bıkmıştık
Bey sanılan bey’e gönül açmıştık
Birde utanmadan pay arattılar!
* * *
Dar edenler oldu koca dünyayı
İndirdiler yere gökteki ayı
Gözlerde boyayıp sahte sarayı
Sığınak sormuştuk koy arattılar!
* * *
Kendimize gelsek o an bir ara
Vururduk bu başı çoktan duvara
Boşa değer verdik topu kaç para
Onlara sormuştuk soy arattılar!
Maşallah demeye boy arattılar...!


M.Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
05.Haziran.2007, 12:48
Not : Bu şiir bir yakınıma,ansızın gelen boşanma dilekçesi üzerine
o gece kaleme alınmıştır…Saygılarımla

- - - MEKTUP - - -

Nasıl da yazarsın sen bu mektubu
Okurken gözümde yaş' mı bıraktın!
Boğazımda lokma düğümlenirken
Soframda bir katık aş' mı bıraktın!

Bu mektup bir hüzün,hüsran haberi
Doldurdu gönlüme elem,kederi
Bir nisan akşamı yıktın sen beni
Baharı görmeden kış' mı bıraktın!

Sardı bedenimi garip düşünce
Yıkılırmış insan böyle sevince
Başımı taşlara vursam delice
Sen bende bir akıl baş' mı bıraktın!

Bu mektup kalbime bir hançer oldu
O gülen gözlerim kan ile doldu
Kuşlar bile artık dalına kondu
Tutunacak bir tek dal' mı bıraktın!

Ben senden yoksunum akıl da benden
Gururum elvermez peşinden gelsem
Canıma kıyıp ta ölmek istesem
Tetiği çekecek güç' mü bıraktın!

İşte bu yüzdendir çaresizliğim
Bu yüzden hayata isteksizliğim
Kanıma dokunur bu kalpsizliğin
Artık söyleyecek söz' mü bıraktın!
Sevdanın yerine köz' mü bıraktın..!


M. Levent ÖZGEÇ
Mısralar da Ağlar Kitabından

Fatma Arslan
05.Haziran.2007, 14:05
Yok Karşılığı Yüzünün
senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
beklemek kadar acı, anlamak kadar zor
nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi
yok karşılığı yüzünün

senin sana rağmen bir yüzün var
herkesin ilk aşkına benzeyen
yaklaştıkça imkansız uçurumlar
nedensiz hayatların o büyük acısı gibi
yok karşılığı yüzünün.
CEZMİ ERSÖZ

Murat Karaman
05.Haziran.2007, 17:32
Bıraktım acının alkışlarına 3 Haziran 63' ü...

Ustasız 44. yıl.
Geç kaldım biraz ama Usta'yı saygıyla anıyorum..

Levent Özgeç
06.Haziran.2007, 00:37
DOSTUM

Yıkılıp kalmışım bu genç yaşımda
Ne olur halimi sorma be dostum!
Dermansız derdime derman arama
Kanayan yaramı sarma be dostum!

Beni bana bırak yalnız kalayım
Yıkılan gönlümden hesap sorayım
Gönül yarasını kendim sarayım
Ne olur üstüme varma be dostum!

Sararıp solarken ben günden güne
Hayır mı kaldı ki dünden bu güne
Başım çevirmezdim böyle her yöne
Halimi hiç hayra yorma be dostum..!


M. Levent ÖZGEÇ
Mısralar da Ağlar Kitabından

Levent Özgeç
07.Haziran.2007, 12:06
BIRAKMADILAR

Her akşam yüzlerce hayaller kurup
Dalmak istiyorduk bırakmadılar !
Bir aşk çeşmesinin yanında durup
Dolmak istiyorduk,bırakmadılar !

Şöyle bir düşündük gönüller yaslı,
Boş hayale daldık gözler hep yaşlı,
Bizden farklı mıydı Kerem'le Aslı,
Olmak istiyorduk,bırakmadılar !

Bir düş görsek hemen hayra yorardık,
Ne var ki gönüller artık karanlık.
Sen ben olsam beni,sende arardık,
Bulmak istiyorduk,bırakmadılar !

Şaşırıp kalmıştık,bu çıkmaz yolda
Bir gün arar olduk,koca bir yılda
Kaybolan sevdamız,kim bilir nerde
Bilmek istiyorduk,bırakmadılar !

Nerde kaldı bu aşk,sormayın bana
Ben bir yana düştüm,aşkım bir yana
Bedenler bıkınca,tak eder cana
Ölmek istiyorduk,bırakmadılar..!

M. Levent ÖZGEÇ

Murat Karaman
07.Haziran.2007, 23:40
ASANSÖR

Telefon santralleri
beni sana bağlar sevgilim

nükleer santraller ölüme
gökyüzünün nerede olduğunu soran
bir vapur dumanına
yanıt veremiyor hiç kimse

Çocuğunu asma köprüde sallayan
bir annedir İstanbul
ki onun
içi süt dolu
biberonudur Kız Kulesi
soğusun diye suya tutulan

Ne kalem kılıçtan
ne kılıç kalemden üstün olsun
öğrensinler birlikte yaşamayı
örneğin kalem
aşk şiirleri yazsın
ve köreldikçe kılıç yontsun

Yalnız kaldığımız an da bile
alırız insan kokusunu
ıssız adasında
üstünden atamamıştır Robinson
yaptığı ilk mastürbasyonda
yakalanma korkusunu

Kendi boşluğuna asılı
birer asansörüz aslında
ve ben elimde
taze bir karanfil
sıkışıp kaldım
iki kadın arasında

Sunay Akın

Levent Özgeç
08.Haziran.2007, 03:33
-----BİZ BULAMADIK---

Köpekli sokakta değnekle gezdim
Ne var ki bunlarla baş edilmedi!
Sanki salya sümük içinde yüzdüm
Birine anlamsız kaş edilmedi !

Kudurmuş gibiydi bütün köpekler
Kimi uzun havlar kimisi tekler
Bu çıkmaz sokakta bunlar ne bekler
Git öte deyip te kış edilmedi !

Sonradan anladım olan biteni
Meğer lakap almış sessiz öteni
Ot yermiş zamanla yerden biteni
Bilmem ki ne diye çüş edilmedi !

Toplanıp dostlarla hep bir araya
Düşündük! Sığmadı akıl daraya
Vazgeçip tuz bastık artık yaraya
Bir isim bulmuştuk eş edilmedi..!


M .Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
08.Haziran.2007, 03:34
- KİM SESSİZ ?-

Sessizin sesini kesmek kolayda
Kalemi yazarsa zor olur dostum !
Aldanma sessizin sessiz sesine
Bir harfi sızarsa kor olur dostum!

Sessizce her mısra kalemden iner
Kim bilir kimlerin gönlünde siner
Sanma ki bu yangın bir anda söner
Yürekte kızmışsa nar olur dostum!

Sana da değmişse tek bir satırı
Varsın düşman olsun dostun hatırı
Boş sözün kimsede olmaz hatırı
Gönlünde gezmişse har olur dostum!

Belki de bir anda için ürperir
İçindeki yangın yandıkça erir
Gönül’e düşünce gözden yaş gelir
Mısralar azmışsa kar olur dostum!

Kalemden bedene gözden inerken
Kimi ağlamıştır kimi gülerken
Gözlerin gönlünden hesap sorarken
Nefsini ezmişse ar olur dostum!

Son mısra sessizde sese dökülür
Her satıra sanki bir köz ekilir
Kelamdan kaleme boyun bükülür
Derdini sezmişse yar olur dostum..!


M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
08.Haziran.2007, 03:35
- - - - RÜYA - - - -

Bu akşam rüyamda,ben seni gördüm
Yanıma çağırdım,gelmem diyordun !
Küsmüsün diyerek,bir neden sordum
Apansız bağırdın,bilmem diyordun !

Şaşırıp kalmıştım,ben bu haline
Bir isyan çökmüştü,sanki diline
Hüzünlü nameler,gönül teline
Vurdukça,bir türlü,gülmem diyordun !

Sitemim döküldü,o an sözümden
Göz yaşım,aktıkça,sızdı yüzümden
Hiç bakmadın bana ,gönül gözünden
Damlayan yaşımı,silmem diyordun !

Çevirip gitmiştin,hemen başını
Çıkmaza döndürdün,sabır taşımı
Ben sana neyledim,çatıp kaşını
Sineni yaralar,delmem diyordun !

Uyandım uykudan,sen yanımdaydın
Demek ki,o an sen,her anımdaydın
Ben kabus görürken,baş ucumdaydın
Kıyamam uykuna,bölmem diyordun!
Kıymadım uykuna,bölmem diyordun..!


M.Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
12.Haziran.2007, 12:33
- - - ANLAYANA - - -

Sanmayın bir benim hayatım söndü
Benimle üç garip,bakar ağlarız !
Sanmayın bu günler maziye döndü
Maziden resimler yakar ağlarız !

Daldıkça maziye gözler ıslanır
Islanmış gözlere gönül yaslanır
Yıkılan yürekler nasıl uslanır
Her an içimizi çeker ağlarız !

Bir felaket gelmiş bu başımıza
Zehir olup düşmüş her aşımıza
Acımamış bizim genç yaşımıza
Kadere hep boyun büker ağlarız !

İsyankar halimiz kimler içindir
Yürekler yandıysa sevda içindir
Benim yazdıklarım binler içindir
Her zaman bir hüzün çöker ağlarız !

Gün olur bu devran değişir elbet
Kalıcı değil ya biter bu nöbet
Şimdi gönülleri gel de davet et
O gün bir çift sözü döker ağlarız !
Döker ağlarız ..!


M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
13.Haziran.2007, 21:03
- - - ÇAKALLAR 1 - - -

O günden bu güne boyun eğmedim
Özü de bozukmuş bu çakalların!
Söz ağızda güzel,diyordum amma
Sözü de bozukmuş bu çakalların!

Yüreğe kazılmış derin bir kuyu
Riyakarlık dersen her şey diz boyu
Dört mevsim tanırmış böylesi soyu
Güzü de bozukmuş bu çakalların!

Dostlarla dertleşsek konu açılır
Sanki yudum yudum zehir içilir
Hayr’a yorsak,boşa kefen biçilir
Bezi de bozukmuş bu çakalların!

Sağlam yürek boşa arar dururuz
Her sözün ardında neler buluruz
Ahaliye sorsak yüzsüz oluruz
Yüzü de bozukmuş bu çakalların!

Bilmem ki bu işi biz nasıl etsek
Konuyu kapatıp dönüp te gitsek
Şeytan der bunları nüfustan itsek
Nazı da bozukmuş bu çakalların..!


M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
13.Haziran.2007, 21:03
ÇAKALLAR-2-

Ne zaman elime bir kalem alsam
Dilime dolanır hep bu çakallar !
Sazımı alıp ta çalmaya kalksam
Telime dolanır hep bu çakallar !

Haykırsam kar etmez,sussam kar etmez,
Unutup ben beni,sızsam kar etmez,
İşleyip mısrama,yazsam kar etmez,
Elime dolanır,hep bu çakallar !

Vazgeçip tuz bassam artık yarama
İsimsize isim,sen hiç arama
Riyakar olandan,yanarım amma
Külüme dolanır,hep bu çakallar !

Yandıkça yüreğim,şiire aksam,
Savrulan külümle ben beni yaksam,
Yüzümü bir defa,örtmeye kalksam,
Tülüme dolanır,hep bu çakallar !

Yaşlı gözlerimle gönül bağımda
Dolanıp dururum bu genç çağımda
Elime ne zaman,gül aldığımda
Gülüme dolanır,hep bu çakallar !


M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
13.Haziran.2007, 21:04
ÇAKALLAR -3-

Üçü,beşi,toplansa da başıma,
Bu çakallar toz geliyor,be..Salih !
Zehir olup,karışsa da aşıma,
Lokmaları tuz geliyor be..Salih !

Aldatıp kendini,yüzüme gülse,
Ne zaman sözüyle,sinemi delse,
Hele dört bir yandan,üstüme gelse,
Varlıkları vız geliyor,be..Salih !

Çevremde dolanıp,gelse peşimden,
Viran edip,alıkoysa işimden,
Aralıkta;Kar,boranın içinden,
Zemheride köz geliyor be..Salih !

Anlattım çakalı,bak sen sorunca
İşte böyle yazdım,ben kin duyunca
Kağıtla,kalemi,ele alınca
Lirik olan bu söz gelir be..Salih..!

M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
15.Haziran.2007, 12:20
NE GÖRMEDİK ki ?

Bir kaç gün şöyle bir,etrafa baktık,
Boş hayal içine,dalanı gördük!
Gözleri gülse de,yürek ağlardı
Gönlüne kanlı yaş,dolanı gördük!

İzleyip dururken,eş,dost,ahbabı,
Yıkılmış ömrünün,gönül muradı.
Birde zehr’olmuşsa,yaşamın tadı,
Saçını,başını,yolanı gördük!

Sıkıntı gider mi,saç,baş,yolmayla,
Baksana ne yüzler,tok utanmaya,
Değer mi yüzsüze,an ayırmaya
Gelin diye damat,alanı gördük!

Gönlüne hüsranı,ekmeler neden,
Boşuna boynunu,bükmeler neden,
Uzaklara gidip,bakmalar neden,
İnsanın içinde,yılanı gördük!

İster sola dolan,ister sağına
Dolanırken düşme,yüzsüz ağına
Bilmem ki;Ne denir,bunun adına
Sende bir isim koy, filanı gördük..!


M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
18.Haziran.2007, 20:55
UTANMADILAR ..!

O Adları andıkça mazime düşman oldum
Alfabemden harf sildim yine utanmadılar !
Her geçen gün her saat bin bir isyanla doldum
Çakalları dost bildim yine utanmadılar !

Dolaşmaya çıkmıştım yöneldim bir tarafa
Yaşlı gözlerim ile baka kaldım etrafa
O an gözüm takıldı dalınca o tarafa
Bir an karşımda buldum yine utanmadılar !

Gördüler bu halimi hala gülüyorlardı
Yıllardır bu bağrımı sanki kim deliyordu
Kabul etmezler ama iyi biliyorlardı
Hep biçar kalıp soldum yine utanmadılar !
…………………………….Yine utanmadılar..!


M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
20.Haziran.2007, 13:56
VAY BAŞIMA

Duydun mu ?
Bir çöplükte iki horoz
Öter olmuş vay başıma!
Aşk alevi cana gelip
Tüter olmuş vay başıma!

Aciz kalmış demir bilek
Kula kulluk etmiş yürek
Er bildiğim fistan etek
Öper olmuş vay başıma!

Kader saymış bu yazıyı
Kurt yapmış körpe kuzuyu
Korkutmuş tavşan tazıyı
İter olmuş vay başıma!

Bildiğim güller ayrı renk
Kalmamış güllerde ahenk
Zemheriyle olunca denk
Yeter olmuş vay başıma!

Bulandı bu yürek suyu
Bu huy aslı'nın mı huyu
Hem Mecnun'dan hem Kerem'den
Beter olmuş vay başıma!

Sözüm meclisten dışarı
Bozulmuş gönlün ayarı
Kumarbazı aşk diyarı
Üter olmuş vay başıma.
Yutar olmuş vay başıma...!


M. Levent ÖZGEÇ
25 Şubat 2002
‘Mısralar da Ağlar Kitabından’


Not : Ben sevgimi ve saygımı sadece 14 şubat ve 8 Mart tarihlerine sığdıramam…
Ya siz..?

Levent Özgeç
22.Haziran.2007, 07:04
Şair Abdurrahim KARAKOÇ’un
Mihriban şiirine

YİĞİDİM 1(Nazire)

Sarı saçlarıma deli gönlünü
Bağlasan da çözülüyor yiğidim
Bu sevdada bulamadın yönünü
Yolun sonu seziliyor yiğidim!

Yar deyince kalem geldi aklına
Mısraların şaşa kaldı aşkıma
Lambanda alevin döndü şaşkına
Aşk tarihe yazılıyor yiğidim!

Artık ne naz kaldı ne de bir hile
Bu aşkın diline bak düştük bile
Seneler asırlar değişti diye
Töreler de bozuluyor yiğidim!

Tabiplerde derman olsa yaraya
Aşk deyince derde derman arama
Her sevenin bir sevdiği var amma
Aşka hudut çiziliyor yiğidim!

Bağlandı diyelim bülbül gülüne
Çare var mı ayrılıkla ölüme
Alıştım bu bahtın tahammülüne
Boşa çalsam eziliyor yiğidim!

Tarif ettin işte sevdanı bana
Aşkın ıstırabı bir sende sanma
Sevdaya binlerce düğüm atsan da
Çözüyorlar çözülüyor yiğidim...!


M. Levent ÖZGEÇ
13 Haziran 2001
‘Mısralar da Ağlar Kitabından’

Levent Özgeç
22.Haziran.2007, 07:04
Şair Abdurrahim KARAKOÇun Mihribanım şiirine naziredir.

---YİĞİDİM 2 ---

Unutmak kolay olsaydı unuturdum çoktan seni
Oğlum kızım olsa bile avutur muydum kendimi ?
Ben dalımda kalırım hep bu beden eriyene dek
Unutturmaz hiçbir sebep unutamadım yiğidim !

Yıllar sinemde yaşlandı anılar bir bir canlandı
Deli gönül uslanmadı unutamadım yiğidim !
Düşünürüm gündüz gece aklımı almış üç hece
Hele Karakoç dedikçe unutamadım yiğidim !

Geçen yıllar sevgi seli gönül bu aşkın esiri
Bilmem nasıl sabretmeli unutamadım yiğidim !
Düzen kurulur sevgide filizler açar yenide
İstersen bana deli de unutamadım yiğidim !
Unutamadım...!


M. Levent ÖZGEÇ
13 Haziran 2001
‘Mısralar da Ağlar Kitabından’

Levent Özgeç
25.Haziran.2007, 15:33
ŞİRKET Mİ, ŞİRRET Mİ ?

Ne sözüm kar etti,ne de isyanım
Bu şirket dilime düştü bak yine !
Ne bir günüm oldu,ne de bir anım
Bu şirket dilime,düştü bak yine !

Damat diye alıp,gelin yapmışlar
Doğru deyip,hep yanlışa sapmışlar
Birde buna,ilah gibi tapmışlar
Bu şirket dilime,düştü bak yine !

Sürü sepet,tek bir yola düştüler
Marifet sanarak yollar aştılar
Bilmezler ki insanlıktan şaştılar
Bu şirket dilime,düştü bak yine !

Yollar yakın olsa gönül uzakta
Gidilen yolların hepsi tuzakta
Alınan her nefes sanki azapta
Bu şirket dilime,düştü bak yine !

Toplanıp bir yerde,verip baş başa
Yalandan gülmeler,karıştı aşa
Hiç söz söyledim mi ? Ben kimim,haşa
Bu şirket dilime düştü bak yine!
……………….….Düştü bak yine..!


M. Levent ÖZGEÇ

Erkut Yeğen
27.Haziran.2007, 00:40
Dua diye seni haykırdım
Sonrası acı bir yalana uyanışım…
Konuşamıyorum,dinmiyor zamansız hıçkırıklarım
Ve ciğerlerimden kopup gözlerimden dökemediğim enkaz gözyaşlarım…
Adın bende emek hırsızı,ne varsa aldın götürdün benden ,
Göç ettim,yüreğimden…
Çaresiz bir yabancı düşmüşken;kendime…
tiryaki oldum kedere…
Sahipsiz nefes alışlarım,mahkum olmuşken suskunluğa
Aklım firarda,kördüğüm ettiğin yarınlarda
mirasın titrek ellerimde , isyanım dudaklarımda
Endişe etme ahdım yok düşmez peşine,tutsağım ben kadere…
Ruhsuzca gidişine değil feryadım,sen çekip giden!!!Hakkımı yedin,ama ben yenilmem sana
Boyun eğmem yaşamadan ölmeye




(Kendine iyi bak derler ve giderler…)
Giderler ama öyle bir hüküm giyerler ki
Gün gelir kaybolan yıllar çıkar karşına
Kaçamazsın da verilecek hesaplardan bir adım öteye
An gelir acının lezzetini tadarlar
Sürgüne düşer ellerde, yaşarlar
Önce savrulup sonra kavrulmak var birde
Milim şaşmaz dedikleri kader de bu olsa gerek…

Murat Karaman
27.Haziran.2007, 16:57
RUBAİLER

BİRİNCİ BÖLÜM

5

Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...

6

Öptü beni : "- Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır," - dedi.
"Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır," - dedi.
"İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde :
"körler onları görmese de, yıldızlar vardır," - dedi...

7

Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece
pırıldamakta devâmedecek ben basıp gidince de,
çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan vardı
ve bende bu aslın sureti çıktı sadece...

8

"- Paydos..." - diyecek bize bir gün tabiat anamız, -
"gülmek ağlamak bitti çocuğum..."
Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak :
görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat...

9

Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
güzelim dünya elvedâ,
ve merhaba
k â i n a t . . .

10

Balla dolu petek
yani gözlerin güneşle dolu...
Gözlerin, sevgilim, gözlerin toprak olacak yarın,
bal başka petekleri doldurmaya devâmedecek...


İKİNCİ BÖLÜM

1

"- Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan," - dedi Hayyam.
Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam:
"- Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım," - dedi,
"şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param..."

3

Ömür gelip geçiyor, vakti ganimet bil uyanılmaz uykulara varmadan :
yâkut şarabı billûr kadehe doldur, seher vaktidir ey delikanlı uyan...
Perdesiz, buz gibi odasında uyandı delikanlı,
gecikmeyi affetmeyen fabrikanın canavar düdüğüydü uğuldayan...

4

Geçmiş günün hasretini çekmem
- yalnız bir yaz gecesi bir yana -
ve gözümün son mavi pırıltısı bile
gelecek günün müjdesini verecek sana...


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

1

İnsan
ya hayrandır sana, ya düşman.
Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun
ya bir dakka bile çıkmazsın akıldan...

2

Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın.
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın
bahtiyarlığına benzer seni sevmek...

4

Gün iyiden iyiye ışıdı artık,
tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık.
Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire :
aydınlık, alabildiğine aydınlık...

Engin Yüksel
27.Haziran.2007, 17:17
ÖĞRENDİM Kİ...

Yıllar sonra öğrendim ki...
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Oğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki...
"Bittim" dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini
düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki...
He şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.

Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü
o kadar azalır.

Öğrendim ki...
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak
arasında çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla
ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır. (Tamer
Karaoğlu)

Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun
yıllar sürüyor. (Ruhat Cengiz)

Öğrendim ki...
Bu yazıya bir şiir yakışırmış

Levent Özgeç
04.Temmuz.2007, 13:13
- - - SOKAK BAŞI . . .

Nursuz gelmiş bu sokağın başına,
Birde baktım dönmüş yola göz atar!
Bu akşamda,girdim yeni yaşıma,
Sıkılmadan sağa,sola söz atar!

Hiç utanmaz bu sıkıcı halinden,
Yol ağlıyor,yıl ağlıyor,dilinden
Kimler viran oldu bunun elinden
Oturduğu,beze,çula,söz atar!

İzliyorum zavallının halini,
Bilemedim akıllı mı,delimi
Bak sen şuna bir kesmedi dilini
Yanındaki birkaç kula söz atar!

Hiç rahat etmedi yürek yakmadan,
Kor olup ta gönüllere akmadan
Birde dönüp,hiç ardına bakmadan
İnat için geçen yıla söz atar..!

M. Levent ÖZGEÇ

Levent Özgeç
04.Temmuz.2007, 13:14
- - - OLMADI - - -

Yıllarca düşündüm isim bulmayı
Bir isim bulmuştum,yine olmadı !
Bazen kim O dedim,bazen kim bunlar
Saçları yolmuştum,yine olmadı !

Kağıtla kalemi,alıp elime
Bir an hüsran çöktü,sanki dilime
Gülünce kalemim,deli halime
Şaşırıp kalmıştım,yine olmadı !

Bir ara kalkıp ta,dolabı açtım
Yüreğim yanmıştı,buzlu su içtim
Gözüm takılınca,aynaya geçtim
Genç yaşta solmuştum,yine olmadı !

Sitemim yüzümden,aktı da,aktı
Ben aynaya baktım,göz yaşım baktı
Aynamı acaba,gözümü yaktı
Maziye dalmıştım,yine olmadı !

Bazen çakal dedim,bazen utanmaz
Sanmıştım kimseler,bunlara kanmaz
Dilim o adları,artık hiç anmaz
Çayıra salmıştım,yine olmadı !

Aklımdan çıkmadı,karanlık yollar
Hep heder edildi,bu kadar yıllar
Bana kaldı dedim,yakınca kullar
Yürekler delmiştim,yine olmadı !

Şaşırdım yönümü,bumuydu solum
Kanadım kırılmış,düşmüştü kolum
Yetmez mi yazdığım,siz isim bulun
İlhamla dolmuştum,yine olmadı !
……………………….yine olmadı..!


M. Levent ÖZGEÇ

Murat Karaman
11.Temmuz.2007, 22:16
Takalar geçiyor allı yeşilli
Takalar geçiyor dümenleri nazlı
Takalar geçiyor en nazlı
Yelkenlilerden de güzel
Güvenli sularda işsiz dönenen
Gezi yelkenlilerinden çok duyarak denizi
Takalar geçiyor enginlere
Yamalı göğsünü gere gere
Takalar geçiyor yükle yürekle
Takalar geçiyor emekle dolu
Günlük güneşlik kıyılardan kopmuş
Denizlerde Anadolu
Kıyılar kadın olmuş
Açılır gider erkeği
Takalar takalar
Toprağın denizde çarpan yüreği

Bülent Ecevit

Levent Özgeç
12.Temmuz.2007, 12:24
- - - GÖRDÜN MÜ ?- - -

Yaz gününde kar yağınca başıma
Hava sıcak üşüyorum gördün mü!
Bu düz yolda neler çıktı karşıma
Adım başı düşüyorum gördün mü!

Sarhoş gibi dolanırken ayakta
Gözüm kalır cadde Pazar sokakta
Yüzün varsa dönüp arkana bak ta
Bu halime şaşıyorum gördün mü!

Gönlüm sığmaz geçer mi hiç elekten
Bir mutlu an çalamadım felekten
Mısralarım dökülünce yürekten
Kalemimden taşıyorum gördün mü!

Umudumun hayal olduğu her gün
Mutluluk uzakmış benim gördüğüm
Bütün hayallerim şimdi kör düğüm
Anılarla yaşıyorum gördün mü..!


M. Levent ÖZGEÇ

Yiğit Arın
12.Temmuz.2007, 13:08
Kendi edebi reklamını yapmak için foruma üye olmak da ilginç tabi.

Serhan Siyahhan
19.Temmuz.2007, 02:27
Kendi edebi reklamını yapmak için foruma üye olmak da ilginç tabi.
ya ben yazmadım ama birisi yazsın diye de içim içimi yemedi değil.;)

İpek Özyeşil
21.Temmuz.2007, 14:57
çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer

bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir
ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de önem vermeyebilirsen eğer

söylediğin doğruyu ve gerçeği büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz ve
yeniden koyulabilirsen işe

döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın diline
baştan tutabilirsen yolunu

yüreğine,sinirine'dayan' diyecek
direncinde başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktaya
sen dayanabilirsen tek başına

herkesle düşüp kalkıp yine de erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezsen de
dost da düşman da incitmezse seni
ne küçümser ne de büyültürsün çevreni

her saatin her dakikasına
emeğini katarsan alın terine
hakçasına bölüşürsen vicdanındaki adaleti
her şeyiyle dünya önüne serilir
korktuğun yerde el öpmez
hükümran olduğun yerde ezmezsen
oğlum adam oldun demektir
üstelik ADAM GİBİ BİR ADAM


RUDYARD KIPLING

ÇEVİRİ:BÜLENT ECEVİT
şu seçim arifesinde başta liderler olmak üzere bence herkes bu şiirden ders almalı..çok sevdiğim bir şiirdir..paylaşmak istedim:)

Özlem Tuner
21.Temmuz.2007, 15:49
Kaç gece yatağımda uykusuz,
Bir oyana bir bu yana dönüp durdum.
Görmek için düşümde hayalimde,
Duymak için sesini.
Kaç kere ellerim uzandı telefona.
Aşkı oyun bilirsin sen, aklıma geldi.
Vazgeçtim !
Gezip durdum perişan halde,
Kâh sahillerde, kâh cadde boylarında.
Hayal kurup sen diye,
Ağaçlara dağlara taşlara sarıldım.
Elleri güldürecektim halime,
İhanetin aklıma geldi.
Vazgeçtim !

Kahırdan başka ne vardı sanki verdiğin,
Acılardan zevk alır hale getirmiştin.
Yine de görmek için seni,
Şeytana uyup, bir daha bozacaktım yeminimi.
Vedalaşmadan gidişin aklıma geldi.
Vazgeçtim !

Açıp ellerimi yalvardım tanrıya,
Bir defacık tutmak için ellerini,
Koklamak için saçlarını.
Adaklar adayacaktım evliyalara,
Umursuzluğun aklıma geldi.
Vazgeçtim !

Paylaştığımızı sandığım güzel günler hatırına,
Suçlu benmişim gibi,
Af dileyecektim gözlerine bakıp.
Her türlü cezana razı olacaktım.
Boynumu büküp, bir daha gelecektim kapına.
Başkasını sevdiğin aklıma geldi.
Vazgeçtim !
M.Kerem Öztürk

Onur Aloğlu
23.Temmuz.2007, 21:21
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Hikmet Ran

Neslihan Kemerkaya
23.Temmuz.2007, 23:44
hala sen varmışsın gibi iki yastıkla yatıyorum
kimseye söyleme gidişini,ben söylemedim
elimde senin siparişin olmaya torbalarla geliyorum eve
ağlaya ağlaya öpüyorum yattığın yastığı yorganı
sanki beni az önce öpücükle yolcu etmişsin gibiçıkıyorum sokaklara,
üst komşuya hava atarak.bir fiyaka bir görsen
ne garip bu insanlar!
bütün mahalle hatta alttaki bakkal bile seni geçen kasım öldü sanıyor,
ne garip bu insanlar!
hala her sabah bana selam veriliyor,
sanki yaşıyormuşum gibi...
CEYHUN YILMAZ

Mustafa Ünal
24.Temmuz.2007, 21:21
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Hikmet Ran

Arkalarda kalmasin.:cool:

Onur Vural
10.Ağustos.2007, 10:26
Ankara
Hey gidi ankara hey!
Benide benzettin ya kendine!
Astin suratimi,resmilestirdin beni
Hey gidi ankara hey!
Benide benzettin ya kendine
Yüzümde bürokrat gülümsemesi
Içimde politik çikmazlar
Kaçinci askti tattigim aksamlarinda
Kizilay'da yürüyemeden elele
Bir gecelik duygu esnemesinde
Yalnizligimla kendimi evime attigim
Tadamadan mevsimlerini doya doya.


Kaybettim kendimi;
Herhangi bir sokagin,herhangi bir ayriminda
Geçerken ömrüm giris katlarinda
Üsüdüm,titredim;
Otuz yasima girerken bir yaz aksaminda
Bekar evlerinin soluk aydiliginda
Kötü aliskanliklar edindim
Hiçbir kiza yalan söylemedim ankara
Ama bir ebruli aksamda
Ezan seslerine karisti çigliklarim
Oyaliyormusum meger kendimi geçici heveslerle
Kirçiçekleri açiverdi yüregimde
Sen ask de buna,ben çikmaz sokak
Ankara!


Delik olan cebime koyacaktim tüm hüzünleri
Yine siirler çalip;
Sairlerin soluk nefesli kitaplarindan
Sarkilar,sarkilar düzecektim ona
Ve ankara;
Çelik renkli gecelerine dagittigim asklarimdan
Taç yapacaktim sari saçlarina
Gözlerindeki yesilden sürecektim antik yalnizligima
Ikimizinde paylasak birseyi olacakti hayatta
Anlarsin ya!sen ankara,ben ve o...
Üç kisilik bir dünya kuracaktik
Gözyaslarinin kahkahaya karistigi su dünyada;
Duygu sevinecekti
Telefon edip zeynep'e
"Evleniyormus" diyecekti


Ve çankaya'dan bir rüzgar esti
Kiskandin ya bizi!
Helal olsun sana
Su ölümlü dünyada
Kendin gibi bir dünya görmeden
Bogacaksin öyle mi kalabalik kaldirimlarinda beni?
Hüzne doyacagim öyle mi?
Senin gibi gecekondularinda
Benim gibi bozkir çocugu
Meram aksamlarinda;
Çiçeklerin nasil olgunlastigini bilirim ben
Çözmüsken tamda sifresini hayatin
Korkma ankara,korkma!
Yazilmamis bir siirin okundukça çogalan ilk kelimesinde
Akip giderken kaderimiz iki ayri yöne
Mutlak bulusacak vuslat denizinde
Ankara korkma!
Okudugu dualari anamin ikimizide kurtaracak
Hiç ummadigin birgünde
Söyle günes burcundayken sevinçlerin
Sen bana alisacaksin bende sana...
Ankara


Ali Uluraspa

Her ne kadar bizi susuzluga mahkum etsende seviyoruz seni ANKARA...

Ömer Birdal
10.Ağustos.2007, 15:17
bu nasıl şiir olum ??.. ayrıca ankara nın hala nesini seviyosun allasen söyle ..?

Onur Aloğlu
10.Ağustos.2007, 16:06
bu nasıl şiir olum ??.. ayrıca ankara nın hala nesini seviyosun allasen söyle ..?

Konuşma, ekmeğini yersin, suyunu içersin... Tamam son zamanlarda suyunu bir miktar daha az içiyorsun ama olsun.

Ömer Birdal
10.Ağustos.2007, 16:20
Konuşma, ekmeğini yersin, suyunu içersin... Tamam son zamanlarda suyunu bir miktar daha az içiyorsun ama olsun.

globalleşen dünya da çok banal söylemler bunlar.. :) bizim sular kesilmedi çok şükür ..:cool:

Gülfem Uçar
10.Ağustos.2007, 21:06
SENİ ASLA UNUTMAYACAĞIM
Büyük hayallerim vardı;
Yeni açan bir çiçek gibi,
Hayatı yeni yeni anlayan ufak bir çocuk gibi,
Ve bir de sen vardın; ah sen…
Benim en büyük hayalimdin.
Fakat öyle bir şey yaptın ki,
Daha taptaze gonca iken beni soldurdun,
Ufak çocuğun ilk hayalinde,
Onu büyük hayal kırıklığına uğrattın.
Bilirim bunu istemeden yaptın,
Bilirim, bilseydin böyle bir şey yapmazdın.
Olsun be duman gözlüm, varsın olsun,
Artık bundan sonra ne olursa olsun.
Ne senden vazgeçerim, ne aşkından,
Ne hasretine isyan ederim, ne yalnızlığıma.
Hasretin büyüse de içimde,
Daha da büyür aşkın yüreğimde.
İşte o aşkındır beni yaşatan;
Uçurumlardan alır beni ıssız sahillere bırakır.
Yazarım adını sahillere, dalgalar siler,
Ben yazarım, onlar siler; inatlaşırım.
Sonra o hırçın deniz,
Yenilir bana, sakinleşir ve geri çekilir.
Sonra aşkın alır sahilden beni , vurur yollara…
Ellerim ceplerimde, boynum bükük,
Birkaç damla yaş gözlerimde, yüreğim buruk.
Ve bir de dilimde bir hasret şarkısı;
Hep “seni özledim” ile başlar,
“Seni asla unutmayacağım” ile biter.
Şarkı biter, tekrar tekrar başlar,
Fakat ömür biter hiç yeni baştan başlamaz,
Yaşananlar bir daha yaşanmaz.
Keşke dersin, keşkeler fayda etmez,
Yaralarını saran, gözyaşını silen olmaz.
Belki bir kenara atılır; unutulursun.
İşte belki de değerimi o zaman anlarsın!
Çünkü bir ben unutmayacağım seni,
Tıpkı şimdi unutamadığım gibi... :(

Murat Karaman
14.Ağustos.2007, 18:20
Başka türlü birşey benim istediğim,
Ne ağaca benzer ne de buluta benzer;
Burası gibi değil gideceğim memleket,
Denizi ayrı deniz, havası ayrı hava;
Nerde gördüklerim, nerde o beklediğim kız
Rengi başka, tadı başka.


http://www.siirgen.org/siir/c/can_yucel/can_yucel.jpg




13 Ağustos 1999'da kaybettiğimiz Can Yücel'i saygıyla anıyorum..

Serhan Siyahhan
14.Ağustos.2007, 19:42
güzel şair güzel insan can yücel. teşekkürler...



BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM


Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin



O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti



Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,



En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim

CAN YÜCEL


not:bilmeyenler için belirtmek istedim. can yücelin babası bir başka güzel insan Hasan Ali Yücel' dir.
çok sevdiğim bir arkadaşımın isim babasıdır. burdan seni de anmış oldum yücel.(gereksiz bişey zira fenerli değilsin-okumazsın:))

Murat Karaman
14.Ağustos.2007, 20:57
güzel şair güzel insan can yücel. teşekkürler...



BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM


Ben hayatta en çok babamı sevdim

Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin



O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti

Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi

Atlastan bakardım nereye gitti

Öyle öyle ezber ettim gurbeti



Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a

Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,



En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim

Hayatta ben en çok babamı sevdim

CAN YÜCEL


not:bilmeyenler için belirtmek istedim. can yücelin babası bir başka güzel insan Hasan Ali Yücel' dir.
çok sevdiğim bir arkadaşımın isim babasıdır. burdan seni de anmış oldum yücel.(gereksiz bişey zira fenerli değilsin-okumazsın:))
Birkaç bilgi eklemek istiyorum bu şiir ve Hasan Ali Yücel hakkında.İzninle ;)

Hasan Ali Yücel,aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır.Bu şiir de Edip Akbayram tarafından şarkı olarak okunmuştur.

Yasin Korkut
15.Ağustos.2007, 01:16
Karanlık Gece

Niye geceler bu kadar karanlık?
Güneş neden ısrar ediyor doğmamakta?
Gökyüzünde ay bile yok,
Yıldızlar kayıp gecenin sonsuzluğunda.
Uyusam unuturum belki her şeyi,
Ama rüyalardan da kaçamam ya.

Sen olmayınca anlamsız bu geceler,
Hani derler ya; derdin biri bitmeden diğeri başlar.
Gecelerde benim derdim; biri bitmeden başlıyor öbürü,
Güneş durmak istemiyor üstümüzde,
Hemen geçivereyim diyor kimse görmeden.
Gözlerim güneşi arıyor alacakaranlıkta,
Derken, bir dağın arkasına gizlenirken
Görüyorum güneşi,
Kırmızı bir elbise içinde.
Kayboluyor dağların arasında,
Dermansız bir derdi başlattığından habersiz.

Yine her zamankinde uzun,
Her zamankinden karanlık bir gece...
Gecenin sessizliğini bozan uğultulu bir rüzgar,
Sanki yapraklar ağaçlarda durmaktan rahatsız,
Hepsi yarış ediyor yere düşmeye.
Belki de bu onları bu kadar mutlu eden,
Solarken, kendilerini bir deli rüzgara bırakmışlar,
Rüzgarın onları götürdüğü yere gitmek istercesine,
Acaba ben de bıraksam kendimi rüzgara,
Sana götürür mü rüzgar beni?

Yasin Korkut

Alper Tunka
17.Ağustos.2007, 12:24
Ç ınlar mabed
Ü ful vakti geçmiş gibi.
N ameler sarmalar
K adim tüm sevgileri,
Ü lfetleri...

F enerbahçe...
E bediyete kadar sürecek gibi
N acizane masuk.
E ngin bir deniz gibi...
R otan istesen de degişmez artık
B ir kere dalmışsın,
A şkından tatmışsın.
H arb yorgunu gibidir masuk aman
Ç ehresi solmasın.
E frat çok onu seven...
L aedriye misali
İ nanılamaz,anlatılamaz
Y aşarsın ancak
İ stesen de istemesen de
Z aruridir sana artık FENERBAHÇE

Murat Erkurt
18.Ağustos.2007, 03:06
Birkaç bilgi eklemek istiyorum bu şiir ve Hasan Ali Yücel hakkında.İzninle ;)

Hasan Ali Yücel,aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır.Bu şiir de Edip Akbayram tarafından şarkı olarak okunmuştur.
bu alıntıya küçük bir alıntı da benden izninizle.
Uğursuz bir biçimde kapatılan ve yaşıyor olsaydı bugünkü Anadolu topraklarını ve insanlarını 1. dünya ülkesi düzeyine getirecek olan KÖY ENSTİTÜLERİnin İsmail Hakkı TONGUÇ'la birlikte diğer bir kurucusu da Hasan Ali YÜCEL'dir.
Türkiye Cumhuriyetinin aydınlık gücü olacak "Tercüme Büroları" da ünlü denemeci Sabahattin EYÜBOĞLU ve Hasan Ali YÜCEL'ce açılmıştır.Anadolu, Latin ve Yunan yazınına (edebiyatına) "Tercüme Büroları"yla adım atmıştır.
Son olarak,belki yeri değil ama,
Böyle bir insanla ilgili genel bilgileri verdikten sonra şöyle bir soru sorsak mı: Türkiye nasıl mı kalkınacak?
Yanıt:Bilmem...

Murat Karaman
22.Ağustos.2007, 19:45
AYRILIK ŞİİRİ

Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan

Bütün yolcularını
Boğaz köprüsünün çaldıgı
Araba vapurunun
boş seferleri
gibi yanlızca rüzgâr
gezinir sensiz
yüreğimde

Durgun bir sudur aslında deniz
ki çocukların acemi oltalarını denedikleri
kuytu bir iskelenin
tahtaları altına yazdığım
ayrılık şiirini okudukca
dalgalanır...

Sunay Akın

Gülfem Uçar
23.Ağustos.2007, 16:59
GECE NÖBETİ
Daha az seviyorum seni..
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramızdaki uzaklığın karanlığında..
Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyileştiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..
Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dağ kışlalarında..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmuş yollara..
Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..
Artık daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi..
Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..

Murat Erkurt
24.Ağustos.2007, 02:51
Behramoğlu'unu unutursak ayıp ederiz.Aşağıdaki şiirin ilk üç bölümüne beste de yapılmıştır.Şarkıyı Edip AKBAYRAM okumuştur.
Saygılar.

BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akşam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstücü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birbirine karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde bir gökyüzü
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar
(1972)

Ataol BEHRAMOĞLU (http://www.siirgen.org/siir/a/ataol_behramoglu/index.html)

Ufuk Kesici
24.Ağustos.2007, 15:52
Öyle sermestemki dünya nedir idrak edemem..
Men kimem? Saki kimdir?
Meğer sehpa nedir bilemem!
Saki açtı gür renkli şafak,
Kalk sende o gül renkli şaraptan ver..
Unutmaki bu dünya'nın sonu yoktuuur!

İiiiç iiiçç iiççç...!
Sende keyfine bak..!

Bu dünya bir kadeh rakı üstüne kurulmuş!
Analar süt değil şarap emzirmiş!
Yürek sarhoş,damar sarhoş,kan sarhoş..

Çadırlar toplanmış kaifilee yoldaaa..
can sarrhoş CANAN sarhoş..

FİZULİ

Bilun Erkanlı
25.Ağustos.2007, 00:36
bu alıntıya küçük bir alıntı da benden izninizle.
Uğursuz bir biçimde kapatılan ve yaşıyor olsaydı bugünkü Anadolu topraklarını ve insanlarını 1. dünya ülkesi düzeyine getirecek olan KÖY ENSTİTÜLERİnin İsmail Hakkı TONGUÇ'la birlikte diğer bir kurucusu da Hasan Ali YÜCEL'dir.
Türkiye Cumhuriyetinin aydınlık gücü olacak "Tercüme Büroları" da ünlü denemeci Sabahattin EYÜBOĞLU ve Hasan Ali YÜCEL'ce açılmıştır.Anadolu Latin ve Yunan yazınına (edebiyatına) "Tercüme Büroları"yla adım atmıştır.
Son olarak,belki yeri değil ama,
Böyle bir insanla ilgili genel bilgileri verdikten sonra şöyle bir soru sorsak mı: Türkiye nasıl mı kalkınacak?
Yanıt:Bilmem...

evet bende birşey eklemek istedim!murat çok güzel bir konuya değindi bence türkiyede köy enstitüleri açıldı ve köylü bilinçlenmeye başladı ve kimse inkar edemez ki çok değerli öğretmenler orada yetişti ama nedense bir amerikalı teftişe geldi ve bir anda bütün köy enstitüleri kapandı...ve bence yeri gelmişken bende söyleyeyim evet nasıl kalkınacağız?bunun cevabını yıllar önce aziz nesin verdi değil mi?