Şabettin Doğan
26-06-2006, 13:24
Kültürel Bölünme
Türkiye, herkesin gözü önünde çatır çatır ikiye bölünüyor:
Bir yanda, evrensel, laik ve demokratik kültüre göre yetişen, ona göre yaşayan çağdaş bir kitle.
Öte yanda Ortadoğu'nun Ortaçağ aşamasında duraklatılmış Arap kültürünün yansıttığı biçimdeki İslam anlayışına göre yetiştirilen ve ona göre yaşayan bir kitle.
Bu bölünme, İran 'da kanlı bir hesaplaşmayla bitti.
Şimdi Türkiye'de herkes ''Ne olacak? Acaba toplum olarak 'geri dönüşü olmayan noktayı' geçtik mi'' diye soruyor.
Hiç kuşkunuz olmasın, eğitim sürecimiz ve eğitim üzerindeki..........................dinci etkisi böyle sürerse, ''geri dönüşü olmayan nokta'' çok kısa bir süre sonra aşılacak.
***
Çağdaş kültüre göre yetişen, bu kültüre göre yaşayan kitle ile dinci kültürle yetiştirilen, bu kültüre göre yaşayan kitle arasındaki iletişim ve etkileşim her geçen gün zayıflıyor, artık kopma noktasına geldi.
1946'da tohumları atılan süreçlerle başlayan bu iki ''farklı kaynaktan'' üretim sonunda ortaya çıkan kitlelerin arasındaki iletişim ve etkileşim günümüzde sadece zayıflamakla da kalmadı, kitleler arasındaki fark, politikacılar tarafından ''siyasal kırılma'' ekseni yapılalı beri, neredeyse düşmanca titreşimler kazandı.
Her iki kitle de ''ötekini'' kendi yaşam biçimine karşı bir tehdit olarak görüyor:
Böylece Türkiye, tarihinin (hemen hemen etnik bölünmeyle aynı düzeyde olan) en tehlikeli tehdidini, bir ''kültürel bölünme'' tehlikesini yaşıyor.
***
İnanca dayalı kültür, ürettiği kitlede, ''başı açık kadınların-kızların günahkâr olduğu'' anlayışı üzerine kurulu bir davranış biçimini, ''türban'', ''haşema'', ''tesettür'', ''harem-selamlık'' uygulamaları gibi simgelerle, yeme içme kültürü, giyim kuşam kültürü gibi, günlük yaşamın en belirgin alanlarına taşıyor ve iki kitle arasındaki bir çatışmayı hem görünür, hem de kaçınılmaz hale getiriyor.
***
Her ülke kendi vatandaşını üretir:
Dil, din, tarih, coğrafya, siyaset, hukuk, örgün ve yaygın eğitim yoluyla bireyleri biçimlendirir.
Bütün bu alanlardaki bilgiler, bir ortak davranış biçimini, bir ''ortak yaşam kültürünü'' oluşturur.
***
Türkiye'de tahrip edilen işte bu ''ortak yaşam kültürü'' dür.
Yeme içmeden giyim kuşama, eğlence ve dinlenceden ibadete, yaşamın her alanında birbirini tehdit olarak algılayan bu iki farklı kitle arasındaki çatışmayı, eğitim yoluyla yaratmayı ve siyaset yoluyla güçlendirmeyi başardık.
Şimdi acaba sıra, kan ve gözyaşından başka bir şey üretmeyecek olan bir ''hesaplaşmaya'' mı geldi?
1990'dan sonra öldürülen, çağdaş, laik ve demokratik toplumun sözcülüğünü yapan aydınlar;..................bu ''hesaplaşmanın'' habercileri mi?
***
Herkes, özellikle de politikacılar bir an önce aklını başına toplamalı, bu çılgınca kamplaşmaya ve bölünmeye ''dur'' demeli.
Yoksa yarın çok geç olabilir!
Dış konjonktür tarafından da pompalanan bu kamplaşma ve bölünmeye dayalı bir hesaplaşma Türkiye'ye felaketten başka ne getirebilir.
buraya taşıdığım bu yazının propaganda olarak algılanmaması için yazının bir kısmını noktalı yerlerle geçtim.Emre Kongar'a ait yazının tamamına bir çok haber sitesinden ulaşabilirsiniz.
dikkat etmeliyiz her yönden sağlam olmalıyız ülkemizde ki huzurun bozulmasına izin vermemeliyiz.
Türkiye, herkesin gözü önünde çatır çatır ikiye bölünüyor:
Bir yanda, evrensel, laik ve demokratik kültüre göre yetişen, ona göre yaşayan çağdaş bir kitle.
Öte yanda Ortadoğu'nun Ortaçağ aşamasında duraklatılmış Arap kültürünün yansıttığı biçimdeki İslam anlayışına göre yetiştirilen ve ona göre yaşayan bir kitle.
Bu bölünme, İran 'da kanlı bir hesaplaşmayla bitti.
Şimdi Türkiye'de herkes ''Ne olacak? Acaba toplum olarak 'geri dönüşü olmayan noktayı' geçtik mi'' diye soruyor.
Hiç kuşkunuz olmasın, eğitim sürecimiz ve eğitim üzerindeki..........................dinci etkisi böyle sürerse, ''geri dönüşü olmayan nokta'' çok kısa bir süre sonra aşılacak.
***
Çağdaş kültüre göre yetişen, bu kültüre göre yaşayan kitle ile dinci kültürle yetiştirilen, bu kültüre göre yaşayan kitle arasındaki iletişim ve etkileşim her geçen gün zayıflıyor, artık kopma noktasına geldi.
1946'da tohumları atılan süreçlerle başlayan bu iki ''farklı kaynaktan'' üretim sonunda ortaya çıkan kitlelerin arasındaki iletişim ve etkileşim günümüzde sadece zayıflamakla da kalmadı, kitleler arasındaki fark, politikacılar tarafından ''siyasal kırılma'' ekseni yapılalı beri, neredeyse düşmanca titreşimler kazandı.
Her iki kitle de ''ötekini'' kendi yaşam biçimine karşı bir tehdit olarak görüyor:
Böylece Türkiye, tarihinin (hemen hemen etnik bölünmeyle aynı düzeyde olan) en tehlikeli tehdidini, bir ''kültürel bölünme'' tehlikesini yaşıyor.
***
İnanca dayalı kültür, ürettiği kitlede, ''başı açık kadınların-kızların günahkâr olduğu'' anlayışı üzerine kurulu bir davranış biçimini, ''türban'', ''haşema'', ''tesettür'', ''harem-selamlık'' uygulamaları gibi simgelerle, yeme içme kültürü, giyim kuşam kültürü gibi, günlük yaşamın en belirgin alanlarına taşıyor ve iki kitle arasındaki bir çatışmayı hem görünür, hem de kaçınılmaz hale getiriyor.
***
Her ülke kendi vatandaşını üretir:
Dil, din, tarih, coğrafya, siyaset, hukuk, örgün ve yaygın eğitim yoluyla bireyleri biçimlendirir.
Bütün bu alanlardaki bilgiler, bir ortak davranış biçimini, bir ''ortak yaşam kültürünü'' oluşturur.
***
Türkiye'de tahrip edilen işte bu ''ortak yaşam kültürü'' dür.
Yeme içmeden giyim kuşama, eğlence ve dinlenceden ibadete, yaşamın her alanında birbirini tehdit olarak algılayan bu iki farklı kitle arasındaki çatışmayı, eğitim yoluyla yaratmayı ve siyaset yoluyla güçlendirmeyi başardık.
Şimdi acaba sıra, kan ve gözyaşından başka bir şey üretmeyecek olan bir ''hesaplaşmaya'' mı geldi?
1990'dan sonra öldürülen, çağdaş, laik ve demokratik toplumun sözcülüğünü yapan aydınlar;..................bu ''hesaplaşmanın'' habercileri mi?
***
Herkes, özellikle de politikacılar bir an önce aklını başına toplamalı, bu çılgınca kamplaşmaya ve bölünmeye ''dur'' demeli.
Yoksa yarın çok geç olabilir!
Dış konjonktür tarafından da pompalanan bu kamplaşma ve bölünmeye dayalı bir hesaplaşma Türkiye'ye felaketten başka ne getirebilir.
buraya taşıdığım bu yazının propaganda olarak algılanmaması için yazının bir kısmını noktalı yerlerle geçtim.Emre Kongar'a ait yazının tamamına bir çok haber sitesinden ulaşabilirsiniz.
dikkat etmeliyiz her yönden sağlam olmalıyız ülkemizde ki huzurun bozulmasına izin vermemeliyiz.