HABERLER

Paşalı Birol Röportajı

Fenerbahçe tribünlerinin tanıdık ve renkli simasi Paşalı Birol ile bir röportaj gerçekleştirdik. Kendine has pankartları ve güçlü vefa anlayışı ile Paşalı Birol röportajımızı keyifle okumanızı diliyoruz.

1907 ÜNİFEB: Bu renklere gönül verdiğiniz aşikar, tribünü takip eden herkes tarafından da biliniyor bu ilginiz, fakat sizdeki bu Fenerbahçe sevgisi nasıl başladı bize anlatır mısınız?

Paşalı Birol: 9 yaşıma kadar hiçbir kulüple alakam yoktu. İstanbul doğumluyum. Babam Tekel’de çalışıyordu, ayağımdaki ayakkabılar delik. Alamıyordu ayakkabı. Yalnız da ben değilim ama, benim gibi çok insan vardı o dönemde. Bir gün Bülent diye bir sınıf arkadaşım babasıyla beraber Fenerbahçe – Galatasaray maçına gidiyordu. 56 Chevrolet, çok güzel bir arabayla. Onlar giderken biz de gazeteyi top yapmışız, oynuyoruz öyle. O zamanlar biraz kiloluymuşum, “Gürbüz” diyorlardı bana. Babası kornaya basınca “baba Gürbüz’ü de maça götürelim mi” dedi Bülent. Ben de bir yandan arabaya bakıyorum, çok güzel araba, “binebilsem keşke” diye iç geçiriyorum bunu söylemeden hemen önce. Babası da beni tanımıyor, “Gürbüz kim oğlum” diye sorunca “evde anlatıyorum ya hani sıra arkadaşım diye” diyor Bülent. “Tamam oğlum gelsin” diyor babası. Bülent hep benim defterime, kağıdıma bakar, ben ne yazarsam aynısını yazardı ama bana da hep bir simit ile bir gazoz alırdı. Paraları vardı onların, benim yoktu. Neyse bindik, maça gidiyoruz. Babası “delikanlı sen çalışkanmışsın baya okulda galiba” dedi. “Yok, Bülent de benim kadar çalışkan” dedim ama güldü babası, “yok yok, biliyorum ben” dedi. Stada gelince Şeref Tribünü’nün önünde Süleyman Seba’yla görüştü Bülent’in babası. Ben tanımıyorum bile o zamanlar Süleyman Seba’yı. Aslında Galatasaray – Fenerbahçe maçı ama Süleyman Seba da izlemeye gelmiş maçı. İçeri girerken Bülent’in babasına bütün görevliler saygı gösteriyor, meğer Demokrat Parti Fatih İlçe Başkanı’ymış adam. Hemen birini çağırdı, Bülent’le beni Şeref Tribünü’nün 5-6 merdiven aşağısına gönderdi, “maçtan sonra da getirin yanıma” diye tembihledi. Maç başladı, Allah nur içinde yatırsın rahmetli Metin Oktay bir gol attı, bütün stat çöktü. 1-0 bitti o gün maç. Stada baktığımda yarı yarıyaydı tribünler ama Fenerbahçe biraz daha kalabalıktı. Döndüm bir Şeref Tribünü’ne baktım, Bülent’in babası üstünü başını paralıyor, fanatik Fenerbahçeliymiş. Ben içimden “eyvah” dedim, “bunlarla maça gelinmez, döver falan adamı”. Neyse maç bitince aldı bizi arabaya getirdi, sakinleşmiş biraz daha. Arabaya binerken “bu maçın bir de rövanşı var” dedi ama ben daha rövanşın ne demek olduğunu bilmiyorum. Meğer bir maç daha varmış, şampiyon öyle belli olacakmış. 59 senesi fikstürüne bakarsanız görürsünüz, ikisi ayrı ayrı gruplarda, iki grupta da 10 takım var. İkisinin galibi Fenerbahçe ile Galatasaray. Aslında Vefa da Galatasaray’la aynı puandaymış ama averajla Galatasaray lider bitirmiş o grubu. Yolda giderken de bize tatlı ısmarladı Bülent’in babası. İkinci maç da 3 gün sonra, babası beni eve bırakırken “Gürbüz efendi, 3 gün sonra da kaybolma bak” dedi.
3 gün sonra aldılar beni yine, maça gidiyoruz. Önce onların evine uğradık ama. Bülent’e “al Gürbüz’ü eve çıkar, senin kıyafetlerinden versin annen” dedi. Bana Lacivert bir takım elbise, açık mavi bir gömlek, sarı da bir kravat verdiler. Geldik maça, aynı yere oturduk yine. Fener bu kez bir patladı; 4-0.
Fenerbahçe şampiyon olmuştu. Biz maçtan sonra gene muhallebiciye gittik. Ama benim aklımda takım elbise var. Fenerbahçe 4-0 yendi eve dönünce almazlar diye düşünüyorum. Eve gelince Bülent’in babası bizi bırakmadı. Bülent’e bütün okul arkadaşlarını çağırmasını söyledi. Hepsini çağırdı. Bahçede büyük masalar kuruldu. Pilav, dondurma, üzüm hoşafı hiç unutmuyorum o üzüm hoşafını. Çocuklar afiyet olsun dedi ama bu yemekleri bedava yemiyorsunuz bir karşılığı var dedi. Bülent’in babası hasta Fenerli şimdi kendisi Amerika’da bulunuyor. Ben böyle bir Fenerli görmedim. Masa temizlendi, masanın üstüne büyük bir Fenerbahçe bayrağı serildi. Bülent’in babası hepiniz sağ elinizi bayrağın üstüne koyun dedi. Kendisi masanın başına geçip, ben ne söylersem tekrarlayacaksınız dedi. Askerde yemin töreni var ya aynı ona benziyor. Bülent babası sözlerini söylemeye başladı ve biz de tekrarladık: “Fenerbahçem seni ölünceye kadar bırakmayacağız, seni hep seveceğiz.” Bülent’in babası bu sözleri 3 4 kere tekrarlattı. Sonra cebinden 1957 yazan 1 liralardan çıkardı ve 19 çocuğa tek tek bu bir liraları dağıttı. Ben parayı aldım uyanığım ya ben bir kere daha yemin ederim dedim. (Gülüşmeler) Sonra elbiseyi de bana verdiler geri almadılar o elbiseyi, bunu hiç unutamıyorum. Böyle başladı Fenerbahçe sevdamız.

1907 ÜNİFEB: Sıra dışı bir Fenerbahçeli olma hikayeniz var. Bu başlangıçtan sonra Fenerbahçe maçlarına gidiyor muydunuz? Maddi durumunuz buna izin veriyor muydu?

Paşalı Birol: 1981 yılına kadar Fener’in hemen hemen her maçına gittim. Param olmadığı zaman Mithat Paşa stadına Ömür ayranı gelirdi. Onun geldiği saati öğrenmiştim, tam ayranın geldiği saatlerde ayranın stada taşınmasına yardım ederdim. O son taşınacak kasada tuvalete kaçardım. Kimse de fark etmezdi beni. Fenerbahçe maçı seyredeceğim diye 6 7 saat stadın içinde beklerdim. Param yoktu o zamanlar, bilet alıp stada girme imkanım yoktu. O ayrancılar sonra beni tanımaya başladılar sonra artık kaçak girmemeye başladım. Onlara devre arasında yardım ederdim onlar da buna karşılık olarak kaşar ekmek ve ayran verirlerdi. Stada giriyordum, karnımı doyurma yöntemini de buldum benden keyiflisi yoktu. Ayran taşımasam da sonradan zile basardım gelirler beni içeri sokarlardı. Orası Beşiktaş stadı olmasına rağmen üstelik görevliler de Beşiktaşlı idi ama bana yardım ederlerdi, severlerdi beni. O zamanlar bütün maçlar Mithat Paşa’da oynanıyordu.

1907 ÜNİFEB: Pankart yapma fikri ilk nasıl başladı?

Paşalı Birol: 1981 yılına kadar kimse Paşalı Birol’u tanımıyordu. Aslında ben 81 yılına kadar çok daha aktiftim. Pankart yapacak param yoktu. Maçlara giderdim görüyordum YA YA YA ŞA ŞA ŞA FENERBAHÇE ÇOK YAŞA yazıyordu pankartlarda. Hiç hoşuma gitmiyordu çünkü bu ağızla söylenecek bir cümle. Bir kafiye falan arıyordum. Türk sanat müziği dinlerdim, o sırada hemen o sözleri Fenerbahçe’ye çevirmeye çalışırdım. Gazetede okuduğum bazı yazılardan etkileniyordum. Şimdi 1000’e yakın slogan var bende.

1907 ÜNİFEB: Peki bu sloganları yazıya, pankartlara dökmeye ne zaman başladınız?

Paşalı Birol: Tam olarak 1981 yılından sonra başladım, Ali Şen döneminde. Pankartları kendim yazıyordum. Eskiden tabelacılar vardı. Elinde çanta ile gezerlerdi, yağlı boya ile dükkanlara tabela yazarlardı. Bir gün bizim mahalleden geçerken birine, benim bir yazım var yazar mısın dedim. Gündüz yazamam, akşam yazarım dedi. Para falan da istemedi, rakı al yeter dedi. Duvara bir metrelik bezi çiviliyordum. Sonra tabelacı tebeşirle belirli bölgeleri işaretliyordu. Sonra yazıyı yazmaya başlıyordu. Ben de onu izleye izleye tabelacıdan bir sürü bir şey öğrendim. Ama ben yazı yazma konusunda iyi değildim. Çok zamanımı alıyordu yazı yazmak. Benim bir yeğenim var onu da Fenerbahçeli yaptım. Ben duvara asıyordum bezi, yeğenim sabahları dükkanı açıyordu. Ben gelene kadar yeğenim benim akşamdan hazırladığım sloganı beze yazmış oluyordu. 4 metrelik bir alanda 50 100 metrelik pankartlar hazırlıyorduk.

1907 ÜNİFEB: İlk pankartınıza ne yazdınız? Hatırlıyor musunuz?

Paşalı Birol: İlk pankartıma “Sana sevgim helal olsun Fenerbahçe” yazdım. Altına da Kocamustafapaşalılar yazdım. Bayrampaşa’daki dostlarım bana çok kırılmışlar. Parayı Bayrampaşa’da kazanıyorsun ama gidip pankartın altına oturduğun yer olan Kocamustafapaşa’yı yazmışsın dediler. Bir şey diyemedim, haklılardı çünkü. Bir sonraki maçta “1907’den beridir seni seviyoruz ve daima seveceğiz” yazdım ve altına Bayrampaşalılar diye ekledim. Çok hoşlarına gitmiş. Şimdi insanlar soruyor nerelisin diye ben de insanlar kırılmasın diye onlara nereli ise oralı oluyorum. Kasımpaşalı oldum Gaziosmanpaşalı oldum hatta Hasanpaşalı bile oldum.

1907 ÜNİFEB: Paşalı lakabınız bu semt isimlerinden mi geliyor? Biraz anlatır mısınız?

Paşalı Birol: Eskiden Fenerbahçe tribününde semt isimleri meşhurdu herkes semt isimlerini yazardı pankartlara. Bir de İstanbul’da “paşa” nin geçtiği semtler çok olduğu için kimse kırılmasın diye pankartların altına yalnızca “paşalı” yazdım.

1907 ÜNİFEB: Sanılanın aksine isminiz Birol değil Vecdi. Sizin isminizi hemen hemen herkes Birol sanıyor. Birol lakabı nereden geliyor?

Paşalı Birol: Ben Kapalıçarşı’da çalışıyordum, tezgahtarlık yapıyordum. Sabah 7.30’ da dükkanın mallarını dışarı çıkarıyordum. Bayanın biri geldi hanın kapısına vurmaya başladı. Ben kendisine hanın kapısını açmayacaklarını 8.30 da kapının açıldığını söyledim. Bayan benim söylediklerimi dinlemedi, kapının önünde Birol diye bağırmaya başladı. Ben de buyurun dedim. Bayan elindeki ayakkabı ile az kalsın bana vuruyordu. Bayanın bana vurma teşebbüsü ve Birol Birol diye bağırması ile oradaki tezgahtar arkadaşlar bayan gittikten sonra bana şaka yollu “Birol naber yaa?” diye seslendiler. İsmim öyle Birol kaldı.

1907 ÜNİFEB: Bu iki lakabı nasıl birleştirdiniz?

Paşalı Birol: 68’den beri Birol diye kaldı ismim. İlk doğduğum yer Fatih Küçükmustafapaşa, evlendim Kocamustafapaşa, dükkan açtım Bayrampaşa. Şimdi hepsinde Paşa var ben de pankartların altına Paşalı Birol yazdım. Bizim bir tane milli amigomuz var ismi Birol, baktım üzülüyor sen benim ismimi kullanıyorsun diyor. Ben de Birol’u kaldırdım Paşalı yazdım. Çünkü milli amigomuz olan Birol, Türk bayrağını her yere götürmüştür. Ona karşı çok büyük saygım var.

1907 ÜNİFEB: Slogan bulurken internetten faydalanıyor musunuz?

Paşalı Birol: Benim internet olayım yok çok da ilgilenmiyorum. Hepsini kendim düşünüyor buluyorum. Benim internetim olsa iddia ediyorum patlama değil patlamanın patlamasını yaparım.

1907 ÜNİFEB: Maddi sıkıntılar yaşadığınızdan bahsettiniz. Son senelerde maçlara geliyor musunuz? Maçları nereden izliyorsunuz?

Paşalı Birol: Aziz Yıldırım zamanında şu 14 senede çok kez dışarda maç izledim son 2 sene hariç neredeyse içerde maç izlememiştim. Karton hazırlıyordum maçtan önce stadın etrafında dolaşıyordum. Taraftar beni görüyor alkışlıyorlar, beğeniyorlar yaptıklarımı. Maç saati geliyordu. Alt yapı derneğinde maç izliyordum. Maçın bitmesine 5 dakika kala oradan ayrılıp, kartonumu göstermediğim tribün tarafına gidiyordum, maç çıkışı insanlara gösteriyordum. Beni de stattan çıktım sanıyorlardı. Böyle bir sürü maçı dışarda izledim ben. Benim gibi hasta Fenerli bir adam maçı dışarda izliyor. Geçen sene Fenerium Alt tribününde kombinem vardı, maçları orada izliyordum. Bu zamana kadar kulüpten bir maç bileti almamıştım. 2 senedir Ali Koç ve 1907 derneği sayesinde kombinem var. Sağ olsunlar bana çok yardımcı oldular.

Ali Koç demişken onunla olan bir anımı anlatmak istiyorum sizlere. Galatasaray ile oynadığımız basketbol final serisinde kartonuma “Şampiyonluk güzel şey be arkadaş” yazmıştım. Elimde o kartonu tribünlere gösteriyordum. Aziz Yıldırım, Ali Koç ve Mehmet Ali Aydınlar’ın bulunduğu bölüme geldim. Ayağa kalktılar; Ali Koç, taraftarlar nasıl alkışlıyorsa öyle alkışlıyordu. Aziz Yıldırım’ın da ayağa kalkıp beni alkışlaması çok hoşuma gitti. Tam onların oraya gidiyorken Ali Bey bana elini uzattı. Beni öpmeye çalışıyor, ben de Ali Bey’e çok terli olduğumu söyledim. Ali Koç da bana cevap olarak “olsun bir şey olmaz biraz Fenerbahçelilik bulaşır bana” dedi. Ne kadar güzel bir cümle bu, benim için dünyalara bedel bir söz.

1907 ÜNİFEB: Fenerbahçe kulübüne üye misiniz?

Paşalı Birol: Benim üyeliğim gönül üyeliğidir. Fakat Ali Koç, benim kulübe üye olmadığımı duyunca çok üzüldü. Çünkü ben yıllardır Fenerbahçe’yi takip ediyorum. Daha sonra Ali Bey sağ olsun gerekli şartları sağlayıp beni kongre üyesi yaptı. 1907 derneği ve Ali Koç bana maddi, manevi çok yardımcı oldular.

1907 ÜNİFEB: Sizden bahsettik peki eski futbolculardan, günümüzdeki futbolculardan en çok kimleri beğeniyorsunuz?

Paşalı Birol: Fenerbahçe formasını giyen, formanın hakkını veren tüm sporcuları seviyorum. En çok beğendiklerim; Fikret Kırcan, Halit Deringör, Ahmet Erol, Lefter, Rıdvan, Emre Belözoğlu, Alex de Souza.

1907 ÜNİFEB: Eski futbolcular demişken, ülkemize emek vermiş insanlara karşı çok vefalı olduğunuzu biliyoruz. Bu kişilerin mezarlarını ziyaret ediyormuşsunuz. Her gün bir ismin mezarına gidiyor musunuz?

Paşalı Birol: Benim her gün yaptığım bir iş var. Bakın burada benim bir listem vardır, bu devamlı önümdedir. Her sabah uyandığımda bu listeye bir bakarım ben “bugün nereye gideceğim” diye. Listede tek tek herkesin ölüm tarihleri yazılıdır. Ayrım yapmıyorum ben Galatasaraylı, Beşiktaşlı diye. Ölmüş bu adam, ne kadar rakibimiz olursa olsun, ne kadar bize yanlış yapmış olsalar da diyorum, ben böyle yapıyorum. Bunu da yanlış anlamayın, ben öyle çok camiye giden bir insan da değilim. Cumadan cumaya gidiyorum.

1907 ÜNİFEB: Burada sadece spor adamları ve futbolcular yok değil mi?

Paşalı Birol: Kemal Sunal’dan Turgut Özal’a kadar bir sürü isim var. Sadece bunlar da değil. Taraftar var, hepsi var. Bak mesela 7. ayda bir taraftarımız var. Sinoplu, 1935’te doğmuş, 1953’te ölmüş. Bunun mezarını ben 7-8 sene önce tesadüfen gördüm. Mezarda bir yazı var Fenerbahçe ile ilgili, o yazıyı en gaddar adam okusa ağlar. Silinmesi de imkansız üstelik o taştan, öyle yazılmış. Ama hiç kimsesi kalmamış, mezar harabe gibi. Biraz imkanım olsa o mezara komple bakım yaptıracağım ama işte… Ali Bey’e iki tane mezar söyledim, artık bunu da söylemek istemiyorum, çok oldu. Sabri Toprak’la Enver İkitelli’nin mezarını ben yaptırdım. Mezarda isimler yoktu isimler. Kurucu bunlar. Bunları ben 1907’ye söyledim, sağ olsun hemen 1907 Derneği Ali Koç’un önderliğinde iki mezarı da yaptılar, muhteşem mezarlık oldu. İşte boş zamanlarımda oralara gidiyorum, yaşlı Fenerbahçelilere gidiyorum. Yani evinden çıkamayanlara. Mesela Allah uzun ömür versin, Fikret Kırcan. Bu adam öyle bir adam ki, 22 yıl boyunca sadece Fenerbahçe forması giymiş, başka forma giymemiş ve 1 lira para almamış.

Lefter Abimi 1990 senelerinden vefatına kadar devamlı ziyaret ederdim. Eski rahmetli Kadri Aytaçlı çok samimiydi. Kadri Abi beni alır adaya onun yanına götürürdü. Ölümünden 20 gün öncesi bu, Lefter’in Ada’daki evine yaş gününe gitmiştim. Bak vefat ettiğinden beri en az 10 defa mezarına gittim. Buradan çıkıyorum 4-5 vesait yapıyorum. Buradan minibüsle Maltepe’ye gidiyorum, Maltepe’den metrobüse binip Söğütlüçeşme’ye gidiyorum, Söğütlüçeşme’den trenle Bostancı’ya geçiyorum, oradan motora binip karşıya geçiyorum. Bir de araba yok orada, dünyanın yolunu çıkıyorum yukarı mezarlığa. Ailesini de rahatsız etmiyorum ki yük olmayayım. Çoğu zaman onlara haber vermeden gidiyorum.

1907 ÜNİFEB: Fenerbahçe tribünlerini nasıl buluyorsunuz?

Paşalı Birol: Çok fazla taraftar topluluğunun ortaya çıkmasını hoş karşılamıyorum ben. Anadolu için değil ama İstanbul için hoş karşılamıyorum. Çok fazla bölünmek farklı gruplara ayrılmak iyi değildir.

1907 ÜNİFEB: Senelerce Fair-Play anlayışınızı korudunuz, bu çizgide devam ettiniz. Yanınızda kavganın olduğu maçlar oldu mu? Neler yaptınız?

Paşalı Birol: Ben kavganın olduğu yerlerde bulunmamaya çalıştım. Pepe Metin var Kasımpaşa grubunda. Maça bilet alacaksan burada sabahlayacaksın derlerdi bana. Ben de o zaman durumum iyiydi. Taksi tutuyordum sabah Bayrampaşa’dan 2 kilo da baklava alıyordum. Onlara ikram falan yapıyordum, 1-2 saat yanlarında duruyordum. Sonra ayrılıyordum yanlarından. Beni idare ediyorlardı sağ olsunlar.
Küfür konusuna gelince, ben küfre çok karşıyım hele ki anneye küfre çok karşıyım. Anneye küfreden kendi annesi olduğunu unutuyordur diyorum ben hep.

1907 ÜNİFEB: Şiddet olaylarını, küfrü bitirmek için bir fikriniz var mı?

Paşalı Birol: Benim bir fikrim var. Federasyon bana yardımcı olsun ben federasyonda gönüllü olarak çalışmaya da hazırım. Hepsini bitiririm dersem yalan olur ama yüzde 30 yüzde 40’lık bölümünü tek başıma çözerim. Deplasmanda milli maçlarımız oynanıyor. 5 tane Fenerbahçe tribününden, 5 tane Galatasaray tribününden, 5 tane Beşiktaş tribününden, Trabzon’dan, Bursa’dan, Karşıyaka’dan, Ankaragücü’nden Anadolu’nun çeşitli kulüplerinden bağıran, tribünü bilen adamları toplarım. Milli takım nereden giyiniyorsa oradan giydiririm. Milli takım ile aynı uçakla deplasmana götürürüm. Milli takım hangi otelde kalırsa oyuncuların olmadığı katlara bu arkadaşları yerleştiririm. Odaları ayarlarken de farklı takımdan olan arkadaşları aynı odalara koyarım. Sırf oda için değil yemek yerken de 5 Fenerli yan yana oturmayacak. Zamanla arkadaşlık ortamı oluşmaya başlayacaktır zaten. Bunları oraya götürmemin sebebi ne? Hepsi bağıran çocuklar milli takım deplasmanlarda yalnız kalmaz. Orayı inletiriz, adeta Türkiye gibi olur. Maça gelen diğer taraftarların arasına bu arkadaşları yerleştiririm. Hepsinin eline de bir telsiz veririm. Birbirleriyle haberleşerek organize bir şekilde tribünde bağırırlar. Arkadaşlık duyguları, yardımlaşma duyguları gelişir. Bu insanları 3 4 kez götürünce ister istemez bir kardeşlik ortamı oluşur. Bu şekilde kendi tribünlerine dönünce oradaki rakip tribündeki arkadaşlarını unutmazlar. Kavga ve küfrü bu şekilde azaltabiliriz diye düşünüyorum ben.

Paşalı Birol’dan inciler:

– Fikret Kırcan 6 gün hastanede yattı Acıbadem Hastanesi’nde, hastanedeyken 6 gün boyunca her gün 3 saat yanında durdum. Bu adam 22 yıl boyunca Fenerbahçe forması giymiş, başka forma bilmemiş. Ben de bir şansımı deneyeyim dedim, Mehmet Ali Aydınlar’ı aradım. O kadar tatlı sesle bir cevap verdi ki bana. Şu 3 Temmuz sürecinde Fenerbahçe’ye belki zararı olmuştur, “olmamıştır” demiyorum ama o kurban oldu bence. Ben onun Fenerbahçeliliğinden şüphelenmiyorum. Fikret Abi’ye yardım etti diye değil sadece. Ben telefon ediyorum “Mehmet Ali Bey bana bir telefon geldi, şu an sizin hastanedeyim. Fikret Kırcan sizin hastanede yatıyor” diyorum. “Ben yanındayım ama aile fertleri de biraz telaşlı burada” dedim, bana “orada bir görevliye ver telefonu” dedi. Verdim oradan bir hanımefendiye telefonu, birkaç dakika sonra kaldığı odaya 6-7 tane profesör geldi. Bunları gözümle görmesem inanmam. 3-4 gün sonra bu adamın kalbi durdu artık, yaşama şansı yok gibi. Bir pil taktılar, geçici pil. Ben anlamıyorum pek ondan. O kötü dediğimiz, ihanet etti dediğimiz adam, Fenerbahçe’nin para almadan oynayan oyuncusuna o pili taktırdı. İnsan ilişkilerini ben her zaman en öne koyuyorum.

– Ben 13-14 tane başkan gördüm. Gördüklerimin içinde en çok emeği olan başkan Aziz Yıldırım’dır. Ama diğer başkanları da silmek olmaz, onlar da belli çiviler çaktılar yani. Mesela Faruk Ilgaz başkanımın Dereağzı Tesislerinin alınmasını ve onarımını İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Yardımcısı iken düzenlemişti. Samandıra Tesislerinde Ali Şen başkanımın çok emekleri vardır. Benim en çok sevdiğim başkanım efsane başkan Faruk Ilgaz’dır. Her hafta evine giderim beni çok güzel karşılar ve ağırlar. Bana hep Fenerbahçe’yi anlatır. Ben onun yanında mutlu oluyorum Allah ona uzun ömür versin.

– Ben mesela Ali Samiyen’in ölüm yıl dönümünde ordaydım. Ali Samiyen kim herkes tanıyor Ali Samiyen’i ama Fenerbahçe’yi kuran kişiyi kimse bilmiyor. Yüz tane Fenerli çağırın 5’i bilirse ben Fenerbahçe’yi bırakırım. Fenerbahçe kulübünün televizyonu var o kadar da etkili bu tarihi kişileri insanların kafasına sokmaları lazım, devamlı hatırlatmaları lazım.

– Emre’nin yaptığı tüm hatalar Fenerbahçe yüzünden, aşırı hırsından, gerçek Fenerliydi, Fenerbahçe’yi çok seviyordu.

– Novi Pazar olayı çok hoşuma gitti. Gördüğüm en güzel etkinlikti. GFB dünyanın her yerinde aktif bu çok güzel bir olay.

– Şimdi Fenerbahçe başka bir takımla maç oynarken Galatasaray’a küfrediyor. Sonra Galatasaray da kendi sahasında başka bir takımla oynarken Fenerbahçe’ye küfrediyor. Bunlar birbirlerini tetikleyen olaylar. Bir de ekran başında izleyenler var çocuklar var anneler var. Sen orda küfrediyorsun, onlar da bak Fenerbahçe bize küfrediyor diyorlar, bir nevi karalama kampanyası oluyor. Ben onlara küfretmediğim için, onlar da benim anneme küfretmiş olmuyor. Taraftarlar annelerini sevseler başkalarının annesine küfretmezler.

– 10 liraya insanlar maç seyredebilmeli, gençler var çocuklar var maça gidemeyenler var tribünün bir kısmı ucuz olsa nolur ki hep de aynı insanlar değil dönüşümlü olarak insanlar 10 liraya maça gitse bence güzel olur. Bir başlangıç olur.

1907 ÜNİFEB – Üniversiteli Fenerbahçeliler Birliği

İLGİLİ YAZILAR