KÖŞE YAZISI

Keşke…

Çocuklar, küçük yaşta takım seçer. Genelde babalarının takımı olur o. Ya da sevdikleri bir büyüğün takımı. Bir ihtimal, bu çocuk kendini bilmeye başladığı yıllarda takımını kendisi seçer. Bunun sebebi de bir oyuncu olur. Çok severler o oyuncuyu, ilk formanın arkasına onun ismini yazdırmak isterler. Futbolcu kartlarını biriktirirler, yapıştırmalarını sürekli baktıkları bir yerlere yapıştırırlar, hep görmek için. Posterlerini alıp başucuna asarlar, onunla uyumak için. Uyandığında ilk onu görmek için. Efsanesi olur o futbolcu o çocuğun, onun sayesinde Fenerbahçeli olur o çocuk.

Bir sürü küçük çocuğu Fenerbahçeli yaptı Alex. Öncelerde 20, daha sonralarda 10 numaralı “Alex” yazan formayı aldı çocuklar. Gücü yetenler lisanslı, gücü yetmeyenler son harçlıklarıyla pazardan aldı formalarını. Kimisinde arma bile yoktu belki, ama giydiler fırsat buldukça. Alex’in formasıydı çünkü o, kıymetliydi. Odalarına astıkları posterin yanına asıp sakladılar, gözleri gibi baktılar. Belki her pazar günü babalarının başının etini yediler “baba maça gidelim, Alex’i izlemek istiyorum…”

Yeni maça gitmeye başlayan bir çocuktaki maç öncesi heyecanı başkadır. Oyuncuları tek tek tribüne çağırmak, maç öncesi kadrolarda oyuncunun adını haykırmak. Hep ilk önce Alex’i çağırdık biz mesela, “I love you Alex” diye bağırmak rutin bir eylem haline geldi. Önce “Fenerbahçe buraya” sonra “I love you Alex”…

Daha ilk maçına gitmişsin, posterini astığın, formasına gözün gibi baktığın adamın, efsanenin sana doğru koşması nasıl bir histir bilir misiniz? Sen bağırdın diye sana doğru gelir, oley çeker, alkışlar. Sonra gider. Aptal bir sırıtış olur suratında, ne oldu? Alex sana geldi. Kadrolar sayılır, rakip takım ıslıklanır. Sıra kendi takımına gelir. Bir numara, iki numara.. Anons yapan kişinin lafını tamamlarsın, oyuncunun ismini söyleyerek. Ama içten içe beklersin, sıra “10”a gelsin diye. Hepsini sevsen de, içinden bir ses der ki sana “En çok Alex diye bağıracaksın, biliyorsun…” Öyle de olur, “Aleeeeeex” sesi başka yükselir Kadıköy’den. Sevgiyle, saygıyla, kollarını gökyüzüne doğru açarak.

Maç biter, sonucu ne olursa olsun takımı yanına çağırırsın. Önce hepsi soyunma odasına doğru hareketlenir. Maç bitmiştir; yorgunlardır, bir an önce duşlarını almak istiyorlardır çünkü. Sen daha yüksek sesle bağırırsın “Fenerbahçe buraya” diye. Sonunda duyup geri dönerler. Ama bir şeyi fark edersin, o oyuncuların bir tanesini koridora doğru hiç hareketlenmemiştir. Çağıracağını bilir çünkü, taraftarıyla son kez selamlaşmak için atletiyle bekler orta sahada. Evet, atletiyle bekler, çünkü formasını bir rakip oyuncu almıştır kesin, diğerlerinden önce almak için hemen onun yanına koşmuştur son düdükle birlikte. Takım arkadaşlarının gelmesini bekler, sonra sana doğru gelir. O oyuncu, Alex de Souza’dır…

Şimdi o gidiyor işte. Alex gidiyor. Biz 8 yıldır o stada girer girmez ilk seni çağırdık be Kaptan. “I love you Alex” diye bağırdık ilk. İlk sen koştun bize doğru, sana yaptık o “tapma” hareketini biz. Kadrolar okunurken en güçlü senin adını haykırdık biz. Maç sonu ne olursa olsun takımı yanımıza getireceğini biliyorduk, sen hep beklerdin çünkü orta sahada. Bizim çağırmamızı beklerdin, eğer çağırmazsak da bakardın şöyle yan gözle “haydi artık” der gibi. Biz çağırmasak da sen gelmek isterdin.

Artık çağıramayacağız seni tribüne. Senin adın okunmayacak artık kadrolarda, hep bir eksik olacak. “10 numara, De Souzaaaaa” sesini duymayacağız. Belki içimizden diyeceğiz onu, sonra kendi kendimize tamamlayacağız kısık bir sesle, “Aleeex” diye. Golden sonra kamera o locayı çekemeyecek, Daiane’nin kucağında yumruk sallayan Felipe’yi göremeyeceğiz. Yanlarında gülerek zıplayan iki güzel kızı göremeyeceğiz. Maç sonu korkacağız “ya takım gelmezse” diye. Kaptan yok çünkü. Hep bizi bekleyen kaptanımız yok orta sahada artık.

Keşke gitmesen Kaptan… Sen yaz, sen oyna bütün perdeleri. Bıraktım, senin olsun bütün alkışlar! Senin için patlattığımız boğazlarımız, döktüğümüz gözyaşları helal olsun sana! Biz yine maça giderken heykelini alkışlarız, sen merak etme.

Ama keşke gitmesen be Kaptan… Keşke…

Alper KAYABAŞI – Sakarya Üniversitesi
1907 ÜNİFEB – Üniversiteli Fenerbahçeliler Birliği

İLGİLİ YAZILAR

  • Sezon başında sponsor bulunmaması sebebiyle hem erkek hem de bayan takımlarımız rakiplerine göre düşük bütçeli takımlar kurdu. Matematiksel olarak şampiyon... ... [...]

    24 Ocak 2017 //

  • Öncelikle maçı 2-1 kazanarak Fransa’ya, rövanşa avantajlı olarak giden taraf olan takımımızı tebrik etmek gerekir. Fenerbahçe beklenenden iyi, Monaco ise... ... [...]

    1 Ağustos 2016 //

  • Sabırlı olmamız gereken uzunca bir transfer dönemini geride bıraktık sayılır. Geçen sene Euroleague’de Final Four’a kalıp , finalde kaybetmiş olsak... ... [...]

    30 Temmuz 2016 //

  • Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme turunda Fransız ekibi Monaco ile eşleşti. Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme turlarında Arsenal ve S.Doneskt’in... ... [...]

    21 Temmuz 2016 //

  • 16.01.2015, Fenerbahçe, TOP 16 F Grubu 2. Maçında evinde Olympiakos’a 68-74 mağlup olarak evinde oynadığı ilk 2 maçtan da hüsranla... ... [...]

    10 Haziran 2016 //