1907 ÜNİFEB

Yitirilmesin Canlar

Sabah tam hatırlamıyorum açıkçası kaç gibi uyandım da evden çıktım. Galatasaray maçı diye erkenden girmiştik stada. Amigo Patrick Cox da o maç için gelmişti İstanbul’a o hafta, o da erken girenlerdendi. Meşhur bestesini söyledik hep beraber maç başlamadan, “Şinanay yavrum hopa şinanay” diye başladık, o getirdi devamını. İlk hareketlilik de orada başladı, azami hırsla gitmiştik o gün Kadıköy’e zaten malum sebeplerden ötürü. Sebeplere çok girip detaylarda boğulmaya gerek yok, söylediğim gibi, 12 Mayıs 2013 günü hepimizin içinde olan nefret herkesin malumu kanımca. Neyse aradan dakikalar saatler geçti, stat dolmaya başladı. Doldukça besteler söylenmeye başladı, ama bu kez farklı olan şey, coşkunun yerinde öfke vardı. “Futbol şiddettir, futbol holiganlıktır” düsturu bir kabuldü bizim için o gün, sorgulamıyorduk bile ne anlam ifade ettiğini. Bağırdık çağırdık, futbolcular çıktı sahaya, diplerinde ses bombaları patlattık, sindirdik rakibi, güzel bir başlangıç yaptık maç öncesi. Bizim futbolcuların da maşallahı vardı, onlar da dolmuştu iyice hırslanmışlardı. Olağanüstü hal vardı resmen o gün stadın her köşesinde, bambaşka bir boyut, seyirciden oyuncusuna herkes tam konsantreydi maça. Maç başladı, geri düştük sonra hemen öne geçtik, kazandık. Deyim yerindeyse döve döve aldık maçı, mest olmuştu herkes. Belki şöyle 2-3 tane daha atsaydık daha iyiydi de, neyse artık. Maç bitmek üzereyken saha da karıştı, bizim oyuncular haddini de bildirmişti rakibe, oradan da yak bi keyif sigarası. Maç sonu koridor eğlencesi yine had safhada, sezonun içerdeki son maçıydı ayrıca da. İstediğimiz gibi atlattık maçı, içimiz bir nebze olsun rahatlamıştı. Öfkemizi tatmin etmiştik ya aslında, neyse. Ben de eve geldim açtım bilgisayarı, biraz da oradan goygoya devam edeyim derken… Bir durum güncellemesi gördüm GFB’nin Facebook sayfasından; Burak Yıldırım öldürüldü diyor. İlk 2 dakika tam idrak edemedim, sonradan dank etmeye başladı olay. Benim yaşımdaki çocuk, maçtan sonra eve dönerken ölüyor, öldürülüyor. Göğüste bir sıkkınlık, bir baskı oluşmaya başladı, akıl almıyordu zira. Bu haber yayılınca; bütün gün nefret saçan, intikam ateşiyle tutuşan, “futbol adam bıçaklamaktır” diye bağıran bizler süt dökmüş kediye döndük. Herkes her şeyi unuttu, herkes kendisiyle yüzleşmeye çalıştı. Bu olayın üzerine günlerce yazılar yazıldı, tartışmalar yapıldı, yeminler edildi unutulmayacağına dair. Lakin insan evladıyız işte, unuttuk gitti. Ha her maç bağırıyoruz “Burak ölmedi, kalbimizde yaşıyor” diye, ama yine nefret tohumları ekmeye de devam ediyoruz bir yandan. Bunları yazıyorum, çünkü unutuyoruz. Bunları yazıyorum çünkü biz unutsak da her gün her saniye bu acı gerçekle yaşamak zorunda olan bir aile var. Mesele sadece Burak Yıldırım’ın anısını yaşatmak değil, başka insanların ölmesini önlemek. Bu kadar net, bu kadar basit. Daha önce belki de çok daha hararetli geçen karşılaşmalar oldu ama böyle bir faciayla sonuçlanmadı çoğunluğu. O yüzden üzerinde durmadık. Belki de Burak Yıldırım’ın başına bu olay gelmeseydi, yine umrumuzda olmayacaktı. Fakat öyle ya da böyle önümüzde bir yaşanmışlık, somut bir gerçeklik var. Ve bir ölümcül hatayı daha kaldıramayız.

Şimdi önümüzde bir gün sonra oynanacak bir derbi var yine, bu kez roller değişmiş durumda. Resmen garantilemiş olmasak da şampiyonluk için büyük avantajla gidiyoruz Arena’ya ve Galatasaray taraftarı da kazanarak şampiyonluk yarışına devam etmekten ziyade, bizi yenip kötü gidişatın üzerine yüreğini soğutma isteğinde. Bunun getirmesi muhtemel öfke birikimi buradaki kritik nokta, çünkü ne kadar anlatırsak anlatalım toplum psikolojisi çok farklı bir şey, bireylerin asla yapamayacağı şeyleri yapar hale geldikleri bir ortam. Ali Sami Yen ve Şükrü Saracoğlu’ndaki tecrübelere de dayanarak bu maçta da istenmeyen olaylar olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurmak mümkün. Tabi ki maçın gidişatı vs. de etkileyecektir ama artık bunları aşıp bir kez daha ve bir kez daha bir insanın geçen sene maç çıkışı hayatını kaybettiğini hatırlamamız gerekiyor. Böylesine bir maça bu kadar az süre kalmışken ve bütün camia olarak havaya girmişken bunlardan bahsetmem herhangi birine abes gelebilir, fuzuli de bulunabilir. Olsun varsın, söz konusu olan insan hayatı. Ben bizzat içinde bulunduğum için 12 Mayıs 2013’teki Galatasaray maçını anlattım, bizzat tribünde bulunan bir Galatasaraylı da 19 Mayıs 2007’de bundan daha fazlasını görmüştür eminim.

Aklım yettiğince anlatmaya çalıştım bu konuda düşündüklerimi, daha çok konuşulacak şey de var tabi üzerine. Bu sorunun temelden çözümü için müsait ortamın pek olmadığını da düşünüyorum, o yüzden böyle kısa vadede bu tarz olayların önüne geçmek için unutmayacağız, unutanlara da hatırlatacağız. Çünkü 12 Mayıs 2013’te 19 yaşında bir çocuk öldü.

Uğurcan Tunç
1907 ÜNİFEB – Üniversiteli Fenerbahçeliler Birliği

Bizi Takip Edin

Aşağıdaki simgelere tıklayarak sosyal medya hesaplarımıza ulaşabilir, bizi takip edebilirsiniz.